Kürdistan Bölgesi’nin Belirsiz Geleceği; Otoriterliğe Kayış
Basından Seçmeler / 01 Mayıs 2017 Pazartesi Saat 21:26
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
IŞİD’in tam anlamıyla çöküşü yaklaştıkça Kürdistan Bölgesi (KB) için de belirsiz günler yaklaşıyor

IŞİD’in Irak’ta yok edilmesinin ardından, Kürdistan Bölgesi’nin uğraşması gereken çok sayıda iç, bölgesel ve uluslararası sorunları var. İktidardaki iki parti, Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ve Celal Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bu belirsiz durumunu çok iyi anlamış görünüyorlar ki dayanaksız bir ‘bağımsız Kürdistan için referandum’ söylemine sarıldılar. Aslında referandum ve bağımsızlık söylemleri bölgeyi tam otoriterliğe götürmekten başka bir şey ifade etmiyor.

Yolsuzluk

2015 sonunda, parlamentodaki partilerin başkanlarının, parlamentonun Maliye ve Doğal Kaynaklar komitelerinin, Doğal Kaynaklar Bakanı Ashti Hawrami, Maliye Bakanı Rebaz Hamlan ve Başbakan Yardımcısı Qubad Talabani’nin hazır bulunduğu bir Bakanlar Kurulu toplantısında, Başbakan Neçirvan Barzani katılımcılara tarihi bir itirafta bulundu. 9 Ağustos’ta, toplantıda bulunan, Komal olarak da bilinen Kürdistan İslami Grubu’nun bir üyesi olan Soran Öner itirafı açıkladı: “Kendi adıma ve tabii Qubad Talabani adına, diyorum ki biz, KDP ve KYB olarak, KBY’nin 23 yıllık tarihindeki en kötü yönetimdik ve bu artık kabul edilemez. Gelin bunu düzeltelim.”

Kürdistan Bölgesi, toplumsal olarak derin bir şekilde bölünmüş durumda. Birbirini tehdit olarak gören iki sınıf var: Büyük ölçüde KDP ve KYB ile ilişkili milyoner olmuş çok küçük bir elit ve düzgün bir yaşama sahip olamayan alt sınıf.

Selahattin Üniversitesi Ekonomi ve Yönetim Bölümü master öğrencisi Rebar Celal’in, Xelk.org’un 1 Şubat 2016’da bildirdiği araştırmasına göre, “varlığı bir milyar doların üzerinde olan dokuz milyarder ve varlığı 400 milyon doların üzerinde olan beş milyoner var”. Kürdistan Bölgesi İşadamları Derneği başkanı Dara Jalil Khayat, “Araştırmanın sonuçları gerçeğe yakın. Bununla birlikte bizim istatistiklerimize göre Kürdistan Bölgesi’nde varlığı bir milyonun doların üzerinde olan 8.839 işadamı var” diyerek araştırmayı doğruladı.

Bu arada, aynı araştırmaya göre işsizlik oranı yüzde 20’nin üzerinde ve Kürdistan Bölgesi halkının yüzde 30’u yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Özellikle işsizlik oranının daha yüksek olduğunu düşünsem de bu rakamları kabul etsek dahi Kürdistan Bölgesi, varlığını tehdit edecek kadar kötü sosyoekonomik ve siyasi bir durumu yaşıyor.

KDP’li bir milletvekili olan Firsat Sofi, “Yolsuzluk IŞİD’den daha tehlikeli” demişti. Bu açıklamasından sonra NRTV’nin İki Kere Düşünün programında, Kürdistan Bölgesi’nin fiili başkanı Mesut Barzani’nin, kendisine yolsuzluklara karşı mücadelesini desteklediğini söylediği bir mektubunu gösterdi: “Yolsuzluğa bulaşan herkesi adalete teslim etmenizi ve adını ve suçunu basında ilan etmenizi rica ediyorum”.

O zamandan beri Kürdistan Bölgesi Başkanlığı ve Bakanlar Kurulu sayısız reform paketi çıkardı ama hiçbir bir reform hayata geçirilmedi. KB’de, yolsuzlukla mücadeleye merdiven temizleme gibi en tepeden başlanmalı. KB’deki iki büyük parti KDP ve KYB’nin üst düzey yöneticileri mahkemeye çıkartılmadıkça yolsuzlukla mücadele edilemez.

Peşmerge

Peşmerge güçleri, en barbar güç olan IŞİD’le cesurca mücadele etmelerine rağmen, profesyonelleşme, örgütlenme ve ulusallaşma eksiklikleri yüzünden Şengal’deki yenilgi gibi kritik başarısızlıklar yaşadı.

Peşmerge’nin profesyonelleşmesi, örgütlenmesi ve ulusallaşması gerekiyor. Neyse ki sıradan Peşmergelerin çoğu KDP veya KYB’nin değil, Peşmerge Bakanlığı’nın komutasında.

Peşmerge güçlerinin birleşmesinin önündeki gerçek engeller KDP ve KYB. Eğer KDP ve KYB’nin Peşmergeyi birleştirmeye gerçekten niyetleri olsaydı, bunu çok uzun bir zaman önce yapabilirlerdi. Peşmergenin birleşmesi imkânsız bir şey gibi görünüyor. Belki ABD, güçleri birleştirmek için KDP ve KYB’ye baskı yapan etkili bir taraf olabilirdi ama IŞİD’e karşı savaşta hangi partiye veya hükumete bağlı olursa olsun sahada güce ihtiyaç duydukları için ilgilenmediler. KYB ve KDP güçlerinin 70. ve 80. Bölükleriyle birlikte KDP ve KYB’nin özel güçleri Zerevani’nin de Peşmerge Bakanlığına bağlanması gerekiyor. Peşmerge tamamen tarafsız bir güç olmalı ve komutanları ve personeli hiçbir siyasi partiye bağlı olmamalı.

Eski partizanlar birleşmeye asla izin vermeyecekleri için KDP ve KYB’nin Peşmerge komutanlarının çoğu emekli edilmeli ki yeni ve etkin bir ordu kurulabilsin.

KDP ve KYB, her birinin çok büyük ekonomik ve siyasi çıkarları olduğu ve geçmişte yaşadıkları çatışmalar her türlü karşılıklı güveni yok ettiği için Peşmerge’nin birleşmesine engel çıkarmaya devam edeceklerdir.

Aynı senaryo Kürdistan polis gücü Asayiş için de geçerli. KDP ve KYB’nin kendi asayiş ve istihbarat birimleri var ve bunlar da birleştirilmeli. Ancak Asayiş güçlerini birbirlerine ve siyasi muhalefete karşı sık sık kullandıkları için onların birleşmesi çok da zor.

Petrol ve Gaz

Petrol ve gaz, insanlar için lanete döndüler. Petrol ve gaz gelirleri sayesinde KDP ve KYB’nin üst düzey yöneticileri milyarder oldular ve yalnıza KDP ve KYB çıkarlarına hizmet eden ranta dayalı bir iltimas sistemi kurdular.

Petrol ve gaz politikalarında, Kürdistan halkına hizmet edecek radikal bir değişim olmadıkça KB’nin istikrarı tehdit altındadır. Kürdistan’ın doğal kaynaklarını halk için nimete dönüştürmenin anahtarı şeffaflıkta. Petrol ve gaz şimdiye dek KDP ve KYB çevresindeki iki aileye yaradı ve bunun değişmesi gerek. KDP ve KYB’nin petrol ve gaz ticaretini kontrol etmesine mutlaka son verilmeli. “Gelin bunu da düzeltelim”.

KBY, Kasım 2016’da İngiltere merkezli Ernst&Young’la, daha önce Deloitte’yle imzaladığı gibi, bölgenin petrol ve gaz işlerini denetlemesi için bir anlaşma imzaladı. Ancak Başbakan Neçirvan Barzani, Al-Monitor’la yaptığı bir röportajda “Elbette onlara (Deloitte ve Ernst&Young şirketleri) Türkiye’yle yapılan anlaşmayı görme izni vermeyeceğiz.” dedi. KBY, onlara anlaşmayı görme izni verse ve şirket de en iyi denetlemeyi yapsa dahi, KBY, harcamaları kamuya, medyaya ve parlamentoya sunmak üzere ciddi bir strateji geliştirmedikçe bu, yolsuzlukla ilgili hiçbir şeyi değiştirmez. Şu andaki KBY kabinesi, son dört yılda yıllık bütçe hazırlamadı ve Kürdistan Bölgesi’ndeki hiç kimse KBY’nin gelirleri nasıl harcadığını bilmiyor.

En acil yapılması gereken reformlardan birisi de şu: Eğer KBY’nin ulusal bir Asayiş gücü olsaydı Şengal katliamı yaşanmayabilirdi. Küçük bir bölgede iki farklı güvenlik gücünün olması zor: çalışmaları kaçınılmaz olarak birbirinden ayrılıyor ve karşı karşıya geliyor.

KDP ve KYB, çıkarlarını korumak için hala kendi güvenlik güçlerini için kullanıyor.

Asayiş ve Peşmerge birleşmezse demokrasi asla gelişmez çünkü ne zaman demokrasi, KDP ve KYB çıkarlarının karşısına çıksa Peşmerge ve Asayiş demokrasiye karşı kullanılacaktır. Bunu, KDP’nin Başkanlık Yasası değişikliğinin parlamentoya getirilmesini darbe olarak tanımlaması ve KDP’yle siyasal anlaşmaya katılmayanları savaşmakla tehdit etmesi ve nihayetinde Parlamento Sözcüsü Dr. Yusuf Muhammet’in 12 Ekim 2015’ten bu yana Erbil’e girmesini engellemesinde gördük. O zaman beri Parlamento felç olmuş durumda.

Yönetim ve Kurumsallaşma

Neçirvan Barzani’nin söylediği gibi KBY’nin 23 yıllık yönetimi en kötü yönetimlerden biriydi ve bunun nedeni büyük ölçüde kurumsallaşmanın olmamasıydı. Yönetim pozisyonlarının kayırmacılık, partizanlık, aşiretçilik ve aile çıkarlarına göre dağıtılmasının dışında, niteliksiz insanların da istihdam edilmesi KBY organlarının, kurumsallaşmasına engel oldu.

Süleymaniye ilindeki yönetim pozisyonlarının, yerel seçim sonuçlarına göre KYB ve diğer kazananlar arasında aldıkları oya göre paylaşılmış olmasına rağmen aynı şey KDP’nin tüm pozisyonları ve güçleri elinde tuttuğu Duhok ve Erbil’de geçerli değil.

İlk adım olarak KDP ve KYB, hükumet pozisyonlarını işgal etmeye ve tekelleri altına almaya bırakmalı ve taze kana yol vermeli.

İkinci adım, organların, eğitimler, atölyeler, kurslar ve yerel STK’larla mahkemelerin takip etmesi yoluyla kurumsallaştırılması üzerine olmalı.

Akademinin çalışmasına izin verilmeli siyasetle ilişkilendirmemeli. Siyasi partiler, profesörleri, liyakatlerine göre değil kendilerine bağlılıklarına göre üniversitelere rektör ve dekan olarak atıyorlar. Profesörlerin ve üniversite çalışanlarının siyasi partilere üye olmaya zorlanmalarına son verilmeli. Yüksek eğitimde reform yapılmalı ama üniversitelerdeki partizanlık sona ermedikçe fazla ileri gidilemez.

Ne yazık ki bölgedeki en kötü sağlık sistemi KBY’de. İran ve Türkiye hastanelerinden sonra bizim hastanelerimize giderseniz farkı görürsünüz. Kürdistan halkı, çok kötü deneyimler yaşadıkları için buradaki hastanelere ve ilaçlara güvenmiyor. KDP ve KYB, özel hastaneler için herhangi bir düzenleme getirmeden sağlık sektörünü özelleştirmeye çalıştılar. Başbakan Barzani açıkça, Ocak 2017’deki bir konferansta, Irak anayasasının Irak’ta sağlık hizmeti doğal bir haktır ve parasızdır demesine rağmen KBY’nin sağlık sistemini özelleştireceğini söyledi. KB başkan yardımcısı ve uzun süredir parasız sağlık hizmetini savunan sosyal demokrat KYB’nin üyesi olan Kosrat Rasul, fiyatları bir Avrupa ülkesiymiş gibi yüksek olan Erbil’deki en büyük özel hastanenin (PAR Hastanesi) sahibi.

Hastaların yararına olacak şekilde kamu hastanelerinin iyileştirilmesi ve özel hastanelerin düzenlemeye tabi tutulması gerekiyor. Kürdistan Bölgesi’nde parasız sağlık olmasına dair bir niyet varsa bunu yapabiliriz. Sağlık sistemini reforme etmemiz gerekiyor, özelleştirmemiz değil.

Başkan Barzani’nin iki dönemlik görev süresi 2013’te bitti ama stratejik ortağı olan KYB ile birlikte sistemdeki bir boşluğu değerlendirerek şaibeli bir anlaşmayla iki yıl daha kalmayı başardı. Barzani’nin başkanlığı, sadece ailesinin çıkarlarını korumak için “çaresiz bir önlem” olarak devam etti. Ancak 19 Ağustos 2015’te bu sürenin de dolmasına rağmen Mesut Barzani’nin ayrılmayı reddetmesi ve Kürdistan Bölgesi’ndeki siyasi krizi derinleştirmesi yeniden anlaşmazlıkları ateşledi. O zamandan beri Barzani yasadışı bir şekilde iktidarda. Siyasi sistem kurumsallaşmadıkça iktidarın bu şekilde istismarı devam edecektir.

Kürdistan Bölgesi’nde sınırsız güçlere sahip yeni bir makamı olarak Başkanlık, bu yönde çağrılar olmasına rağmen asla kurumsallaştırılmadı. Barzani, özellikle başkanlığın ulusal bir kurum haline gelmesine engel oldu ve Başkanlık Sarayını KDP ofisi olarak kullanmaya devam etti. Başkan Yardımcısının herhangi bir karar alma gücü yok ve kamuoyunun da başkanlığın nasıl çalıştığına, yapısını ne olduğuna ve mikro ve makro düzeyde karar alıcıların kim olduğuna dair hiçbir fikri yok. Örneğin Barzani’nin dış ilişkileri hem belirsiz hem de kuralsız. Yurtdışına yaptığı resmi ziyaretlerde, çoğu defa yanına diplomatları ve basın ekibini almıyor ancak torunları da dâhil olmak üzere mutlaka yakın aile çevresi eşlik ediyor. Dış ilişkiler gündemini KDP’nin dış ilişkiler sorumlusu düzenliyor ve KBY’nin dışişleri bakanları, başkanın tercümanı gibi davranıyor. Barzani, başkanlık gücünü itinalı bir şekilde kendi partisinin çıkarları için kullanıyor.

Kürdistan Artık Büyümüyor

Geçtiğimiz on yılda Kürdistan “büyüyor” KBY oligarşisinin en çok kullandığı slogan oldu. Hiç kuşkusuz gelişmeler oldu: yüzlerce otel ve gökdelen mantar gibi çoğaldı, iç savaş dönemine kıyasla yaşam standartları yükseldi ve belirli ölçülerde kamu hizmetleri iyileşti.

Ancak bu “büyüyen ekonomi” –ya da bizim dediğimiz gibi ‘hormonlu kapitalizm’, oligarşinin keskin zekâlı vizyoner üyelerinin stratejik planları sayesinde olmadı. Irak’ın işgalini takiben büyük ölçüde uluslararası kalkınma programları, büyük ölçekli uluslararası para aklama ve doğal kaynakların (kaçak ya da resmi yollardan) ihracatı yoluyla bölgeye milyarlarca dolar aktı.

Uzun vadeli planlama eksikliği, hatalı yönetim ve oligarşinin ilerlemeyi engellemesi ve projeleri kendi çıkarlarına göre yönlendirmesi sonucu, kalkınmanın çoğundan hükumetin merkezinde küçük bir açgözlü, paragöz çete yararlanırken sıradan yurttaşlar gündelik ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyorlar.

Halkı kontrol altında tutmak ve iktidarlarını devam ettirmek için yarım yamalak popülist politikaları uygulayan oligarşi, ulusal bütçenin %80’ini yardım olarak dağıtarak ve yandaşlarını kamu arazileri, lüks arabalar ve yüksek ücretlerle ödüllendirerek bile bile rehaveti ve düşük üretkenliği destekledi.

Oligarşinin kayırmacı ve yoz pratikleri siyasi, ekonomik, yönetsel alanlarda büyük başarısızlığa ve halkın şikâyetlerinde artışa yol açtı. Oligarşi, baltasını, her tür güç ve ticaret alanını orantısız bir şekilde elinde tutmaya devam etmesini sağlayan kayırmacılık sistemini devam ettirerek ve milyon dolarlık modern propaganda makineleriyle kitlesel yalan kampanyaları başlatarak toplumu parçalamak (böl ve yönet) için kullanıyor. Örneğin, KBY bütçesinden kaç milyon dolar Başbakanın sahibi olduğu Rudaw medya imparatorluğuna aktarıldı?

Sonuç olarak büyüyen ekonomi büyük ölçüde yozlaşmış siyasi seçkinlere (oligarşi) yaradı. Çoğu hızla milyoner veya milyarder olurken yurttaşların çoğu ise artan felaketlerle birlikte büyüyen bir ekonomi görüyor.

Tartışmalı Bölgeler, Belirsiz Gelecek

Irak Anayasası’nın 140. Maddesinde tarif edilen tartışmalı bölgelerin geleceği belirsiz kalmaya devam ediyor. Irak’ın özgürleştirilmesinin üzerinden geçen 10 yıldan sonra KBY, 2007’de uygulanması gereken 140. Maddeyi uygulatmayı başaramadı. Kerkük ve tartışmalı diğer bölgeler hala Kürdistan’ın bir parçası olmadı. Hatta KRG’nin, Kerkük ve çevresi üzerindeki etkisi azalıyor. Terör örgütleri hiç olmadığı kadar kentteki etkinliklerini arttırırken, KBY ve Kerkük valisi istikrarı sağlamakta başarısız oldu ve tartışmalı bölgelerde Irak Ordusu’nun varlığı güçlendi.

IŞİD’in ortaya çıkmasının ardından KDP, başta Kerkük’ün batısındaki petrol kuyuları olmak üzere pek çok alanı KYB ve Irak Hükümeti’nin karşı çıkmasına rağmen kontrolü altına aldı.

IŞİD’den sonra bu alanların durumunun ne olacağı belirsiz. Kerkük petrol kuyularıyla ilgili iki çatışma olacak; biri Irak Hükumeti ve KBY arasında, diğeri KDP ve KYB arasında.

Musul’un kurtuluşuyla ilgili yapılan anlaşmada, KBY ve Irak Hükumeti, Peşmergenin 17 Ekim 2016’dan önceki sınırlarına çekileceği konusunda uzlaşmışlardı. Ancak Peşmergenin 2014’ten beri kontrol ettiği alanların geleceği belirsiz.

2017 Seçimleri

Yürürlükteki yasalara göre Kürdistan Bölgesi’nin Kasım 2017’de seçimlere gitmesi gerekiyor. Seçim kurulu üyesi Jutiar Adil, basına, seçimlerin 6 Kasım 2017’de yapılabileceğini söyledi. 6 Kasım’ın hem parlamenter hem başkanlık seçimi için bir ön tarih olduğunu ekledi ama siyasi taraflar üzerinde anlaşmadıkça bunun ciddiye alınması zor.

Mayıs 2016’da, KYB ve Değişim Hareketi (Gorran) bir anlaşmaya vardılar. KDP, bu anlaşmanın kendi hegemonyasına karşı yapıldığını düşündü. Ancak anlaşma, KYB’nin iç çekişmeleri yüzünden hayata geçmedi. Kosrat Rasul ve Barham Salih yeni bir grup oluşturarak radikal reform çağrısında bulundular. Celal Talabani’nin eşi Hero İbrahim Ahmet’in tarafı yeni grubun çağrısını kabul etmedi. KDP ise KYB’nin iç çelişkilerinin derinleşmesine oynayarak Gorran’la anlaşmanın işe yaramaması için uğraşıyor.

KYB ve KDP yakın zamanda yeni bir anlaşmaya varmaya ve bütün pozisyonları ve varlıkları yine 50 – 50 paylaşmayı denediler ama KYB’nin bazı üyeleri buna karşı çıktılar ve KYB kendi içinde birleşmeyi başaramadı.

Mesut Barzani, partilerin bir anlaşmaya varması için görüşmeleri yeniden başlatmak için bir girişimde bulunacağını duyurdu ama şu anda dek bütün anlaşmalar sonuçsuz kaldı.

Bütün partiler seçimlere hazırlanıyorlar ama seçimlerin yapılıp yapılmayacağı belli değil.

IŞİD sonrası Kürdistan Bölgesi’nin esas sorunu iç çatışmaların nasıl çözüleceği ve radikal bir reform planının nasıl düzenlenip uygulamaya konulacağı olacak. Eğer partiler bu konuları çözmek için bir yol haritası, başta petrol olmak üzere tüm sektörler için bir reform paketi ve siyasi krizi çözmek üzerinde anlaşamazlarsa KBY’nin geleceği, tüm güçlerin kendi milislerinin olmaya devam ettiği ve halkın tamamen yılgınlığa düştüğü karanlık bir döneme girebilir.

IŞİD sonrası dönemde aynı zamanda Şengal konusu da masaya gelecek. KDP ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) uzlaşmazlığı Şengal’de en üst noktaya ulaştı ve 3 Mart itibariyle çatışmalar durmasına rağmen her iki taraf da alarm halinde bekliyor. PKK, Ezidiler için özel bir güç oluşturmayı başardığı ve onları Kürdistan Bölgesi’nin baskısından kurtardığı için KDP’nin Şengal’de onların varlığını kabul etmesi mümkün değil. KDP ise Ezidi toplumu nezdinde meşruluğunu ve güvenilirliğini yitirdi. Bu, KDP’yi iki yönden tehdit ediyor: birincisi, sonraki Irak seçimlerinde PKK yanlısı Ezidilerin ve KYB’nin daha fazla sandalye ihtimali ve ikincisi de PKK’nin Şengal’den KDP için stratejik önemde olan Duhok ve Musul’a yayılma ihtimali.

Bunun dışında, Kürdistan Bölgesi’ndeki tüm siyasi taraflar, özellikle de KYB ve Gorran, PKK’nin Şengal’deki varlığını destekliyor ve bu nedenle KDP, PKK’nin gitmesi konusunda çok bastıramıyor.

Kürdistan Bölgesi’nin Bağımsızlığı

Hiç kuşkusuz, Birinci Dünya Savaşı sonunda Kürdistan’ın bölünmesinden bu yana bağımsızlık kolektif, ulusal söylemin bir konusu oldu. Sevr Anlaşması’nın Kürtlere bağımsızlık vaat etmesine rağmen ardından gelen Lozan Anlaşması, Kürtleri bağımsızlıktan mahrum bıraktı.

Tarihsel olarak Molla Mustafa Barzani’nin liderliğinde KDP, Irak sınırları içerisinde özerklik peşinde oldu. Celal Talabani liderliğindeki KYB ise Irak’ta federalizmden yana oldu.

Irak Kürtleri için bağımsızlık vizyonu farklı bir şey. Zamanında, Irak Anayasası’na Kürtlerin ayrılmak istemesi halinde referanduma gitme hakları vardır maddesini ekletme düşüncelerine rağmen siyasi partiler federalizmi kabul etmiş durumdalar. Ne yazık ki Bağdat’taki Kürt siyasetçiler, anayasanın yazıldığını dönemde Irak’taki grupların hiçbiri Kürtlerin isteklerine karşı çıkmayacak haldeyken bununla ilgili yeterince ısrar etmediler.

Bugün bağımsızlıkla ilgili en çok konuşan kişiyse Mesut Barzani. Ama bu konuya dair konuşmaya sadece birkaç yıl önce başladı. KDP’nin söyleminde bağımsızlık konusu en son 2010’da yaptıkları kongrelerinde geçmişti ve tüzüklerinde kendi kaderini tayin etme hakkına inandıklarını belirtmişlerdi. Aksine, KYB için kendi kaderini tayin hakkı partinin kuruluşundan bu yana ilkeler arasında yer alıyor. Mesut Barzani, bağımsızlık söylemini suiistimal ediyor. Bu, ulusal bir ilke ve kullanımı herkese ait, bir partiye veya lidere değil.

2009’da kurulan ve şu anda ikinci büyük parti olan Gorran’ın, Barzani’ye göre farklı fikirleri var. Gorran lideri Neşirvan Mustafa, Barzani’nin sürekli olarak bağımsızlıkla ilgili konuşmasına karşılık, Kürdistan’ın bağımsızlığa hazırlık olarak devlet organlarını kurumlaştırılması, özgürlüğün, demokrasinin ve yolsuzluğa karşı mücadelenin gerçekleştirilmesi, Peşmergenin güçlendirilmesi ve birleştirilmesi gerektiğini söylüyor. 2014’te KBY iflas ettikten sonra Kürdistan Bölgesi halkı önceliği bağımsızlık yerine ekonomiye ve geçinmeye verdi. Soru şu: Neden Barzani diğerlerinden daha fazla bağımsızlık hakkında konuşuyor?

Aslında Barzani’nin bağımsızlığa yaklaşımı kamuoyu gözünde kendi milliyetçi duruşunu güçlendirmekle ilgili. Gerçekteyse bu ciddi bir çalışma gerektiriyor, Bağdat’la çatışma anlarında hatırlamak yetmiyor. KDP’nin üyelerini etrafında toplayacağı bir ideolojisi yok ve her siyasetinde başarısız oldu. Bu nedenle kitleleri aldatmakta işine yarayacak tek şey Kürdistan Bölgesinin devletleşmesi söylemi.

Asharq al-Awsat’a 23 Ocak 2017’de verdiği bir röportajda, kendisine sorulan Nuri El Maliki’nin yeniden Başbakanlığa atanması durumunda ne yapacağı sorusuna şöyle yanıt verdi: “Umarım Irak halkının iyiliği için bu gerçekleşmez. Öyle bir şey olursa Kürdistan’ın bağımsızlığını ilan ederim”. Kürdistan’ın bağımsızlığının Mesut Barzani’nin karşı çıktığı kişilerin Bağdat’ta iktidar olup olmamasına bağlıymış gibi görünmesi Kürdistan halkı için şoke edici oldu. Pek çok karşılık verildi ama en güzelini haftalık Kürtçe dergi Awene’de Nuri El Maliki verdi: “Mesut Barzani, güç isteyen otoriter biri ve kamuoyuna başvurmadan tüm kararları kendisi vermek istiyor. Kürdistan Parlamentosunu felç etmiş ve Parlamento sözcüsünün Erbil’e girmesini yasaklayarak görevini yapmasını engellemişken Kürdistan’ın bağımsızlığını nasıl ilan edebilirsin? Bu siyaseten mantıksız ve yurtseverce değil. Nasıl bir lider, bir ülkenin bağımsızlığını başka birinin başbakanlığa dönüşüne bağlayabilir? Birine muhalefet olsun diye nasıl bağımsız bir ülke inşa edebilirsiniz?”

KBY, bölgede, Suriye siyasi haritanın değişmesi konusunda önemli bir oyuncu. Ama yaşadığı iç krizle birlikte bu önemli rolüne devam edemez. Bu nedenle KBY, iki yolda ilerlemeli: birinci olarak siyasi, ekonomik ve diğer alanlarda radikal reformlar yapmalı ve ikinci olarak KBY ve Kürdistan’ın diğer parçalarındaki Kürt partilerinin birlikte belirlediği bir bölgesel Kürt politikası oluşturmalı.

Sonuçta, KBY’de gerçek bir liderlik olsaydı, bütün büyük sorunları çözmüş olurduk çünkü Kürdistan Bölgesi’ndeki sorunların çoğu Irak veya Suriye’deki gibi mezhepçilikten değil stratejik düşünenlerin olmayışından kaynaklanıyor. Ne yazık ki liderliğimiz demokratik, adil, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim sağlamakta başarısız olduğu için KBY sivil kargaşaya dönüşebilecek zorlu günler yaşıyor.

Şu andaki siyasetçi nesli, iktidar pozisyonlarına liyakate göre değil de aşiret bağları ve aile kökenlerine göre geldi ve bu nedenle krizler kaçınılmaz. Daha da kötüsü önceki neslin bütün kötü huylarını da almış durumdalar: sorunları halının altına süpürmek, başkalarını suçlamak ve kitlelere aptal muamelesi yapmak.

Kamal Chomani/Kurdish Policy

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Kurdistan  Bolgesi  nin  Belirsiz  Gelecegi  Otoriterlige  Kayis    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.