Kadına Yönelik Şiddet Politiktir
Kadın / 22 Nisan 2017 Cumartesi Saat 20:33
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İzmir’in Kiraz ilçesinde bir çocuk amcası tarafından tecavüze uğradı. Devlete şikayet etti. Şikayetini değerlendiren devlet, amcasını tutukladı, çocuğu ise ninesiyle yaşadığı tek gözlü eve geri gönderdi. Eve döndükten bir süre sonra çocuk, şikayetini geri çekti. Amcası serbest bırakıldı

Bir süre sonra çocuk şiddetli karın ağrısı ile hastaneye kaldırıldı ve 8 aylık hamile olduğu ortaya çıktı. Bebeği alınamıyordu çünkü “yasal kürtaj süresi” çoktan aşılmıştı. Çocuk devlet koruması altına alındı.

-Şakran F tipi cezaevinde kalan kadın tutsaklar cezaevlerinin banyo ve tuvaletlerine kamera takıldığını ve cezaevlerinde yaşanan bu insan hakları ihlallerine karşı başta kadınlar olmak üzere tüm insan hakları savunucularını eylem yapmaya ve kadına dönük bu özel şiddet yöntemlerine dur demeye çağırdı.

-Türkiye’deki kadın tutsaklar çıplak üs aramasına karşın eylem başlattı.

-Urfa’da da gözaltına alınan bir grup kadın gözaltında cinsel işkence gördüklerini ve tecavüze uğradıklarını yazdıkları bir mektup ile kamuoyuna duyurdu.

- AKP’li bakan “kadın tecavüze uğruyorsa neden çocuğu ölsün, kendi ölsün, çocuğuna devlet bakar”, dedi.

-  Türk Cumhurbaşkanı Hollanda ile yaşadığı kriz sonrası “Ey Avrupa’da yaşayan Türk kadınları, ben Türkiye’de üç diyorum siz Avrupa’da beş çocuk doğurun”, dedi.

Kadınların köleleştirildiğine, ezildiğine, haklarından yoksun bırakıldığına ve insan olarak görülmediğine, politik olarak baskı ve şiddete uğradığına dair örnekler maalesef bunlarla sınırlı değil. Bu verdiğimiz örnekler durumunun sadece Türkiye boyutu, dünyanın öte yanlarında kadınlar için durumun farklı olduğu düşünülmesin. Dünyadaki hakim ataerkil anlayış bir ideolojisi olan ve bu ideoloji doğrultusunda kendisini kurumsallaştıran, yaşamda, söylemde, pratikte kendisini sistematize eden güçlü bir anlayıştır. Bu sistemin temelinde toplumun hücresi olan aile vardır. Tek tek bireylerin bu sistemde pek de bir anlamı yoktur, bireyler ancak sistemin kurumları ile anlam kazanırlar, her bireyin bu kurumlarda temsil ettiği bir görevi vardır ve görevini başardığı ölçüde anlam kazanır. Sistem içerisinde kadının görevi ise kadın özgürlüğünü savunan pek çok kadının ortaklaştığı görüş olarak “doğurmak, pişirmek ve inanmaktır”. Bu görev batı toplumlarında “mutfak, çocuk ve kilise” olarak sembolize edilse de esasında dünyada yaşayan tüm kadınlar için durum hemen hemen bundan ibarettir. Kadın, erkeğin mülkiyetinde olan ve onun evinde yemek pişirendir, başka bir deyişle egemen öznenin nesnesi konumundadır. Erkeklerin savaş gibi çok önemli görevleri olduğunda ise fabrikaların “ucuz işçisi” olur. Erkekler cephelerden siyaset ve politika yapmak için evlerine döndüğünde, kadınlar ellerini olanca güçleri ile çırparak bu politikacı erkekleri alkışlamalı ve onlara dua etmelidir. Sonrasında ise erkeklerin kurduğu sistemleri koruyacak çocukları doğurmak için hazırlık yapmalıdırlar. Hem de bunu büyük bir inançla ve minnet duyarak yapmalıdırlar, nasıl olsa erkekler onlara barışı ve huzurlu bir yaşamı lütfetmiştir. Ataerkil sistemin aile denilen çekirdek kurumunda kadına uygun gördüğü görevler bunlardır işte ve kadın bu görevlerin dışına asla çıkmamalıdır. Ti-Grace Atkinson bir konuşmasında bu durumu şöyle ifade eder;  “Sizin tanımınız, sizin bir kadın olduğunuz ve görevinizin ya hamile kalmak ya da yatmak olduğudur”, der. Şimdi bir de İzmir’in Kiraz ilçesinde amcası tarafından tecavüze uğrayan ve ardından hamile kaldığı anlaşılan çocuğun yaşadıklarına dönelim. Bu çocuğu nasıl bir yaşam bekliyor? Haberden anlaşıldığı kadarıyla bu çocuk hamile kaldığı anlaşıldıktan sonra devlet korumasına alınmış. Peki, sonrasında bu çocuğa ne olacaktır? Devletin oluşturduğu özel kurumlardan, kamusal alana kadar bir dizi kurum içinde yaşamda bu çocuğu bekleyen tek bir şey vardır. O da sonuna kadar tecavüzdür! Ataerkil sistem, öylesine kurnazca tasarlanmıştır ki bu çocuk yaşayacağı her şeyi “kader” zannedecek kadar da gerçeklerden kopuk olacaktır. Din ve onun en değerli argümanlarından olan kader patriyarkanın kurumsallaşmasının en temel araçlarından biridir, diğerininse hukuk olduğu biliniyor. Kadınların kaderlerine boyun eğişlerinin de bu anlamda tesadüf olmadığı ortaya çıkmaktadır. Çünkü yaşamın anlamını sorgulamak erkeklere verilmiş bir haktır, Platon’dan, Aristo’ya oradan Rossue’ya kadar dünya düşünce tarihine katkıları küçümsenmeyecek pek çok düşünür de böyle düşünmektedir.  Onlara göre de erkek egemen öğe, kadın ise bağımlıdır. Bunun böyle olmadığını savunan, erkek egemen toplum-din-devlet yapılaşmasını sorgulayan ve bu anlayışa karşı çıkan kadının cezalandırılma biçimidir, “kadına dönük şiddet ve tecavüz”. Kadının, erkek dünyasını sorgulaması, bir kadın olarak erkek dünyasında yaşam hakkını savunması yasaktır. Kadınının yaşadığı durum bu anlamda tam bir trajedidir. Kadın, bir cins olarak erkekler tarafından adeta lanetlenmiştir. Özel alandan, genel alana kadar kişilik kazanma ve kişiliğini geliştirme hakkından tamamen yoksundur. Erkek dünyası ile mücadele bir farkındalık aşamasıdır, fakat kadınlar sistem tarafından öylesine körleştirilmiştir ki bu aşamaya ulaşmaları neredeyse imkansızdır. Bu aşamaya ulaşanlar ise çoğu zaman sistem içerisinde kaldığından ya da sistemde değişim yapmayı örneğin,  yasal haklar elde etmeye odaklandığından mücadeleleri sonuçsuz kalmaktadır. Çünkü esasen yıkılması gereken sistemin kendisidir, cins çelişkisi ancak böyle çözülebilir. Anlaşılması gereken, var olan sistemde ne kadar değişiklik yapılırsa yapılsın, kadına “tecavüzle yaşam” dışında bir şans verilmemesidir. Bu bağlamda, Mehrof ve Kearon’un şu belirlemelerine bakmak gerekir; “Tecavüz politik bir suç, kadını ikinci sınıf konumunda tutan bir terörist eylemdir”. Anlaşılacağı üzere tecavüz, kadını baskı altında tutma aracı olarak kullanılıyor bu anlamda tecavüzü bireylerle sınırlandırmak bu fiilin arkasındaki ideolojiyi görmemizi engelleyecektir. Ataerkil sistem bir erkek sistemidir ve kadının bunun alternatifini yaratma istemi onu potansiyel suçlu konumuna iter ki aileye kadar sirayet eden tecavüz kültürünün arkasında bu tehditti ortadan kaldırma anlayışı vardır. Başka bir deyişle ifade edildiği gibi;  “Tecavüz politiktir çünkü güçlü bir sınıfın üyeleri tarafından güçsüz bir sınıfın üyelerine karşı kullanılır”, buradaki güçlü sınıf erkektir ve ezilen sınıf ise kadındır. Güçlü sınıfın gücünü elinde tutmak için zorbalaştığı tarihten bilinmektedir. Yine İzmir’de amcası tarafından tecavüze uğrayan çocuğun yaşadıkları bu çerçeveden değerlendirilirse zorba erkeğin konumu ve ezen anlayışı kendisini ele verecektir. Evdeki durumunu reddeden çocuğun devlet kurumları tarafından tekrar eve gönderilmesini de bu kapsamda çözümlemek gerekiyor. Burada erkek şiddetini kabul etmeyen bir tavır söz konusudur. Fakat devlet bu şiddeti üreten asıl aygıttır. Devlet bu şiddeti organize eden ve en küçük karşı koyuşu dahi kontrol altında tutmaya çalışan otoriter bir mekanizmadır. Bu nedenle o çocuğun devlet tarafından neden korunmadığına dair herhangi bir saptama,  devlet aygıtını tanımamakla ilgilidir. Devletin en üst düzeyde sorumlu olduğu bu şiddet mekaniğinin çözümü ise yeni alternatiflerin doğru temelde örgütlenmesidir. Bu konuda Andienne Rich, “kadınların, onlara ideolojik olarak boyun eğdiren sahtelikleri kırabilmeleri için, kendi haklarında doğruyu söylemeyi öğrenmelerinin zorunlu olduğuna dikkat çeker. Kadınların kendi doğrularının değerlendirileceği karşı bir gelenek yaratmaları gerekmektedir, çünkü “gerçekliğin toplumsal inşası” ortak bir çaba gerektirmektedir”. Bu anlamda kadının işinin kolay olmadığı ama gerçekliğin inşaası için mücadele etmek gerektiği ortadadır ve bu gerçeklik günümüzde kendisini her zamankinden daha fazla zorunlu kılmaktadır.

Zeryan Amara

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Kadina  Yonelik  Siddet  Politiktir  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.