Timsahın gözyaşları
Makaleler / 26 Mart 2017 Pazar Saat 16:22
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürdistan’da KDP demek Kürtlük adına yaşamın yerlerde sürünmesi veya özgür yaşama ihanetin adıdır. Kürt halkının en küçük demokratik kıpırdanma süreçlerine girdiği dönemlerde hemen Kürt ihanetçiliği olarak devreye konmaktadır

Bilindiği gibi halkların baharının umut olmayı aşıp ete kemiğe büründüğü ve bu uğurda görkemli direnişlerin sergilendiği, dolayısıyla kahramanlık destanlarının yazıldığı bir o kadar da ihanet ve düşkünlüklerin yaşandığı bir dönemden geçmekteyiz. Kobane Direnişi, Rojava Devrimi ve Bakurê Kürdistan’daki Demokratik Özyönetim Direnişleri bir halkın “xwebûn” olmaktaki ısrarını dolayısıyla kendi kendini yönetmekteki ahlaki ve politik tutumunu ve bu anlamda özgür yaşamdaki etik ve estetik değerlerinin yüceliğini ifade etmektedir.

Demokratik Ulus paradigması anlamlı ve özgür yaşamı her şeyin üstünde olduğunu, doğru ve insanca yaşamanın, yaşama ihanet edilerek yanlış yaşanamayacağını doğru yaşamanın da toplumsallaşmadan geçtiğini, bireylerin ancak kendi tarihsel ve toplumsal kültür ve kimlikleriyle varlık kazandıklarını bunun ötesinin biyolojik yaşam düzeyinde seyretmek olduğunu, bunun da insanca bir yaşam olmadığını dolayısıyla yaşamın inkârı demek olduğunu ispatlamıştır. 

Yedi bin yıllık hegemonya tarihinde hiçbir sistem Kapitalizm kadar insanca yaşamaya karşı ihanet içerisinde olmadı. Bunun kadar topluma karşı, soykırımcı, acımasız, zalim, alçak, hırsız, yalancı, ikiyüzlü ve hatta yüzsüz, komplocu ve düşkün vb. kısaca toplum düşmanı olmadı. Bu sistem 7 den 70’e herkesin hayatıyla oynamaktadır. Hiç kuşkusuz bu bir zihniyet durumunu ifade etmektedir. Bu öyle bir zihniyet durumu ki patolojik yani hastalıklıdır. Algılama da yaşanan kargaşa durumu kendisini günlük yaşama karabasan olarak dayatmaktadır. Zihniyette toplumsal yaşamın etik ve estetiğinin yitirilmesinin yanı sıra ahlaki örgünün yırtılması zihniyet keşmekeşliğinin ana kaynağıdır. 

Hayatın her anına ve değerine mekanikleştirip para ile değer biçen, her şeyde kuşku ile yatıp kuşku ile kalkan aynı zamanda kendisini modernlik ve bilimsellik adı altında pazarlayan en kof mitolojik söylemli bir dini, Modernite dinini ifade ediyor. Oldukça katı, dogmatik ve fanatik bir din gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Kaldı ki din, bilimin ana kaynaklarından birisidir. Mitolojik söylemi, katılaştırarak toplumsal ahlakı örmüştür. Ancak dini iktidara bulaştıranların gayesiyle birlikte bu vasfını yitirdiği söylenebilir. Dinler dönemine göre özgür yaşamı salık verirken, Peygamberler toplumsal yozlaşmalara karşı toplumsal hafızanın vicdanı olarak toplumsal ahlakı ve politikayı ördüler. Oysa Modern değerler dizisi toplumsal ahlâk ve politikayı hallaç pamuğu gibi atmaktadır. O ise algı operasyonlarıyla toplum kırımını gizlemeye çalışmaktadır. Kapitalist Modernite gücünü veya güçsüzlüğünü bu özelliğinden almaktadır.

Kapitalizmin dünya sistemi olabilmek için Merkezi Uygarlık Sisteminin doğuş kaynaklarına emperyalist yönelimleri kendisiyle birlikte çelişki ve çatışmaların yoğunluk kazanmasını ve dolayısıyla kaosun derinleştirilmesini getirmiştir. Sistem, dünya hegamonik gücü olabilmek için bölgeye tüm hışmıyla yüklenirken, büyük yalanlarla örülü ulus- devletleri imal etmediği gibi eski devlet geleneğinin yerine oryantalistleri ikame etmiştir.

Modernite ve oryantalizm diyalektiğini efendi ve köle diyalektik bütünlüğü içerisinde çözümlemeden günümüzde yaşadığımız gelişmeleri kavramakta zorlanıyoruz. KİME GÖRE DOĞU? Sorusu bile batının kendisini merkeze koyup, doğuya dönük emperyalist ve sömürgeci emellerini ele vermektedir. Yereldekiler ise Moderniteyi medeniyet adı altında yere göğe sığdırmayan açık ya da gizli, derinden yaşayan köksüzlerdir. Başta bölgemiz Ortadoğu olmak üzere kaos oluşturmak ve derinleştirmek bu Modernitenin yapısal bir özelliği olduğu kadar, buna uygun siyasi ve askeri yapıları geliştirip öne çıkarmak diğer bir özelliği olmaktadır.

Bilindiği gibi 19. yy Kapitalist Modernitenin bir dünya hegemonya sistemi olarak gerçekleşmesinin yüzyılıdır. Bu yüzyıl aynı zamanda Kürtlerin baş aşağı gidişatının başlangıcı olmaktadır. İngilizlerin Ortadoğu’ya sızmaları bölge halkları açısından tam bir felaketle sonuçlanmıştır.  Kürtler askeri, siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel olarak soykırım süreçlerine alınırken sadece biyolojik bir yaşama mahkûm edilmeye çalışılmışlardı. 

Bu süreçte Kürtlerin payına inkâr ve imha düşmüştür. Kürtler adına, coğrafik parçalanmışlık, soykırım uygulamaları ve derin toplumsal parçalanmışlık ilk elden söylenebilecek hususlar olmaktadır. Bu sürecin sonunda kendini inkâr eden Kürtlüğün para ettiği bir dünya gerçekliği örülmüştür. Yakın geçmişteki nesil az ya da çok bu duyguyu derinden hissetmişlerdir.

Kürtler ve Kürdistan dört ulus-devletin arasında paylaşılıp, çarmığına çekilirken Kürdistan’da sistemin esaslı yedek koruyucu, kollayıcı ve kolluk kuvveti işlevini gören temel yapılar tarikatlar, aşiretler ve aileler arasından derlenmiştir. Dolayısıyla Kürdistan’da Nakşilik ve Barzanîcilik bu paradigmadan türetilmiştir. Kendi toplumsal dinamiklerine dayanmayan, burjuva anlamda bile bir değeri olmayan, ilkel milliyetçilik kendini dönemin koşullarına göre uyarlayarak günümüze kadar gelen Kürt görünümlü, Kürt düşmanlığıdır

Barzanî’nin KDP’sinin 2. Dünya savaşının hemen akabinde İsrail gizli servisleri ve o dönem etkisi altındaki İran Şahı’nın Savak’ı tarafından kurulduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Arap dünyasında monarşilere karşı bir tepki olarak gelişen BAAS milliyetçiliği ve dünyada gelişen ulusal kurtuluş mücadeleleri uluslararası gericiliği erkenden böyle bir tedbir almaya doğru itmiştir. Ve nitekim Doğu Kürdistan’da gelişen Kurdistanî hareketlerin ve başlattıkları isyanların bastırılmasında ve katliamlarla sonlandırılmasında en ön saflarda yer almıştır.

KDP ve benzeri oluşumlar aynı yaklaşımları Güney Kürdistan’da daha fazlasıyla sergilemişlerdir. Güney Kürdistan’da aşiret, parti ve şahsiyetlerden teşekkül olan özgür, devrimci demokratik dinamiklerin tüketilmesinde, yine Enfal ve Halepçe başta olmak üzere halkın katliamlardan geçirilmesinde ilkel milliyetçiliğin rolü belirgindir. Kürdistan’da devrimci demokratik bir gelişmenin gerçekleşmemesi görevini amentü olarak benimsemiş olan, savaş ağalarından oluşan bu güruh her zaman mazlum Kürt halkının sırtında ki hançer olmuştur.

Kürdistan’da KDP demek Kürtlük adına yaşamın yerlerde sürünmesi veya özgür yaşama ihanetin adıdır. Kürt halkının en küçük demokratik kıpırdanma süreçlerine girdiği dönemlerde hemen Kürt ihanetçiliği olarak devreye konmaktadır.

Devlet paradigması normlarında bile kabileciliği ve aileciliği aşamayan bir KDP’nin devletleşme dayatması Kürdistan diriliş devriminin tamamlanması ve Kürdistan demokratik devrimine denk gelmektedir. O da efendilerinin dayatmasıyla olmuştur.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan öncülüğünde PKK hareketinin ulusal ve uluslararası sistemi sarsması sonucunda Kürdistan’da yaşanan devrimci demokratik gelişmelere karşı, uluslararası güçler tarafından Kürdistan ulusal demokratik devrimine karşı bir karşı-devrim olarak dayatılmıştır. PKK’nin mücadeleyi yaydığı ve umut olduğu bir dönem de güneyde tek bir peşmergenin dahi barınamadığı, hepsinin İran’da mültecileştiği bir dönem de Kürt Özgürlük hareketine karşı kullanılmak üzere Barzanî ve Talabanî’nin ayaklarında çarıkla Gever’e kadar getirilerek oradan helikopterlerle Silopya’ya taşındıkları ve Ankara da sömürgeci T.C. devletinin kendilerine diplomatik pasaportlar verdiği dün kadar yakın durmaktadır.

Sömürgeciliğin Güney Kürdistan başta olmak üzere tüm Kürdistan’da yaşatılmasının en temel nedenlerinden birisini teşkil eden bu yapı sömürgecilikle olan iç içe geçmiş ilişkileri bir hayli ilerletmiştir. Güney Kürdistan’ı vahşi Türk kapitalizminin talan rejimine sonuna kadar açmışlardır. Sömürgeci Türk devlet yetkililerin beyanlarına göre; her devlet yetkilisinin ziyaretinde bu kader birliğinden dem vurulduğu ve KDP’nin kraldan daha kral MİT demek olduğunu ifade ediyorlar. Dolayısıyla KDP’lilerin peşinden gitmek, sömürgeciliğin ve insanlıkta dibe vuranların peşinden gitmektir.

Kürt halkının en değerli ve yiğit evlatlarının kanları üzerinden palazlanan bir savaş ağalığı başta Hewler ve Avaşîn hastanelerindeki savunmasız yaralılara karşı olmak üzere birçok yerde tarihin en vahşi katliamlarını dayatmaktan geri durmamıştır.

2003 yılında ABD’nin Irak’a müdahalesi yeni bir küresel hamleyi zirveye taşırırken işbirlikçi ve ihanetçi yapının rol ve misyon arayışını gündeme getirecektir. Küreselleşme bölge ayaklarından birisini Hewler merkezli olarak örmektedir. Ancak beyaz Kürt’leşme sağlanmadan geliştirilemeyecek olan sosyal doku, şimdiden Güney Kürdistan’da üretici güçleri, tarım ve köy toplumunu, tüketilip, bitirilerek, halkı Hewler’in varoşlarına mahkûm etmiştir. Kendisi olma ısrarındaki özgür Kürtlük ise her zaman hedef gösterilerek Hewler seremonisine uyarlanmaya çalışılmıştır.  

KDP’nin Kürt ihanetçileri temelli mevcut alt yapısı devlet gibi gelişmeleri karşılamaktan uzak olduğundan dolayı artık uluslararası güçlere ayak bağı teşkil etmektedir. Ancak alternatif oluşturulamaması ve Barzanî ailesinin sürekli muhalifleri tasfiye etmesi ömürlerini uzatmalarına vesile olmuştur.

Ortadoğu’da oryantalizmin sosyal bir yapıya dönüştürülerek kurumlaştırılmasında dinin 2. Önemli ayağı teşkil ettiği su götürmez bir gerçektir. Wehabilik, Selefilik ve Nakşilik bütün anti- Modernite iddialarına rağmen dinci ve milliyetçi ideolojiler olarak bölge de Truva Atı işlevini görmüştür. 

Kürdistan öteden beri sosyal mücadelelerin sahnelendiği bir ülkedir. Bu mücadeleler çoğunlukla kendisini her biri bir sivil toplum kuruluşları olan dini cemaat veya tarikat ve mezhepler kanalıyla yansıtmıştır. Biz buna Demokratik İslam örgütleri de diyebiliriz. Toplumun vicdanı ve kültürel birikimlerinin günümüze kadar sürdürülmesinde adeta tarihsel ve toplumsal hafızası olarak da değerlendirebiliriz.

Kürt oryantalizminin dini şeceresini Nakşîlik ile başlatabiliriz. Osmanlının merkezileşme sürecinde Kürdistan’da Mîr önderlikli isyanların yenilgisinden sonra sivrilen şeyhlik kurumu açığa çıkan idari ve siyasi boşluğa talip olurlar. Hem de herhangi bir teorik, siyasi program veya stratejiden yoksun olarak mazlum Kürt halkının acıları üzerinden kaos önderliğine soyunurlar.

Nakşilik kendisini başından beri bir asker ve siyasi yapı olarak örgütlemiştir. Ancak kime karşı sorusuna verilen cevap her zaman karanlıkta bırakılır. Özellikle bölge de din adına verilen savaşlarda Nakşilik görmezden gelinir ya da Nakşiler sırra kadem basar olur. Kadirilerin Nakşiliği dinden sapma olarak suçlamaları olmadık sudan ucuz bahanelerle hep görmezden geline durmuştur. Elbette bu algıyı oryantalizm inşa etmektedir. Birazcık dini konulara hâkim bir âlimin bile çok rahatlıkla görebileceği oryantalist içeriğe fazlasıyla sahiptir.

Mevlana Xalid’ın Sömürge Hindistan’ında İngiliz valisinden Silemanî merkezli bir Kürt devleti kurma desturunu aldığını bilmeyenimiz hemen hemen yok gibidir. Sapkın görüşler yaydığı gerekçesiyle Şeyhülislamın hakkında fetva verdiği ve halife II. Abdülhamid’in Mevlana Xalid’i idam sehpasına gönderdiği, o dönem Hicaz’da baş gösteren Wehabiliğe karşı kullanılmak üzere devlet tarafından görevlendirildiği bu da işin laf-ı güzafıdır.

Diğer yandan Osmanlı’nın bölgenin kadim halkları olan Ermeni, Rum, Sûryanilere karşı giriştiği soykırım uygulamalarında Nakşilerin rolü incelemeye değer bir konudur.  Ancak Kürdistan’da gelişen yurtsever ve demokratik halk özgürlük mücadelesine karşı geliştirilen hizbi-kontra faaliyetleri, bundan bağımsız değildir. 20 bine yakın yurtsever demokrat Kürt’ün en vahşi yöntemlerle arkalarından sinsice yaklaşılarak enselerine tek kurşun sıkılarak hunharca katledilmeleri hangi din veya hangi vicdana sığar. Ya da Jitem’in basit birer tetikçileri olarak yansıtmak hangi akla sığar.         

Kuzey Afrika’dan Anadolu ve Mezopotamya’ya, Kafkaslardan orta Asya’ya kadar geniş bir saha da Nakşi örgütlülüğü bölgenin komünal demokratik ve kültürel değerlerinin yitirilmesinden başka bir şey ifade etmemektedir.

Ortadoğu’ya en büyük yönelimler ideolojilerin sonunun geldiğinin iddia edildiği bir çağda ideolojik bombardımanlarla yapılmaktadır. Popüler Kültür ve Arabesk kültürü ile inanç ve dini temelli olanlarda dâhil olmak üzere un ufak edilen kültürel kimlikler ahlaki yozlaşmanın girdabından kurtulamamaktadırlar. Teknolojinin el verdiği imkânları da kullanarak sistem bir beyin yıkama makinesinden öteye bireyi kul bile olamayacak derecede hiçleştirmiştir. Bölgedeki uygulamalar çok vahim manevi gediklere yol açmıştır.

Solun halk gerçekliğinden uzak oluşu, İslam sosyalizmini bırakalım söylem düzeyinde dahi tutturamayacak kadar bölge değerlerine yabancı oluşu ironiktir. Dolayısıyla toplumu ve bireyi hiçleştiren Modernite paradigmasının insan zihniyetinde ve vicdanın da açtığı yaralara derman olmamasının tarihi vebali altındadır. Bu paradigmanın yarattığı manevi boşluk en çok anti modernist görünümlü oryantalist İslamcıların işine yaramıştır. Ortadoğu da demokratik ulusal taleplerin başat hale gelmesinden duyulan ürküntü, kaygı batılı güçleri radikal veya siyasi İslamcıların yükselmesine zemin sunmasına yol açmıştır. Koskoca TC devleti bile bir tarikata teslim edildi.

Dolayısıyla geçmişte Bop’un en temel dayanağı siyasi İslam olmuştur. Böylelikle Ortadoğu’da yükselen halklar baharı, Arap baharının üzerine kara bir şal çekilmiş oldu. Bazı Müslüman çevreler İslamofobinin kaynağını batı olarak verirler. Bu tespit doğru olmakla birlikte bağrında birçok eksikliği taşımaktadır. AKP, DAİŞ, Selefî ve Wehabî gibi Oryantalist İslamcıların bölge de Müslümanlara ve gayr-i Müslümlere karşı Muaviye İslam’ını da kat be kat aşan provakasyonları, sözde cihat uygulamaları da İslamofobiye ana kaynaklık teşkil etmektedir.

Barzanî ailesinin tanrılık, Mehdî’lik öyküsü de Nakşilikle başlar. Hatta Yahudi kökenli olduğu bile iddia edilir. Nakşîlerin o kadar ideolojik olmasa da siyasi arena da asgari ortak payda da bir araya geldikleri AKP, DAİŞ, KDP birlikteliğinde rahatlıkla gözlenebilmektedir. Die Welt gazetesi uzun bir süredir bu konuları araştırmaktaydı. Türkiye, Suriye ve Irak trafiğinde, AKP, DAİŞ, KDP arasında dönen sermaye dayanışma ve birlikteliğine vakıf olduklarından dolayı Türkiye de ki gazete temsilcisi içeri alındı. Alman hükümetinin sadece Almanya da ki AKP imamlarının Mit adına çalıştıklarını kamuoyuna açıklaması aysbergin sadece görünen yüzünü teşkil etmektedir. Almanya’nın AKP, DAİŞ ve KDP üçlüsü arasında gerçekleşen kaçak petrol ticareti başta olmak üzere insan kaçakçılığı ve DAİŞ’e KDP tarafından sağlanan lojistik destekten daha fazla pay istediği anlaşılmaktadır.

KDP’nin Kürdistan’da Kürt Özgürlük Hareketine karşı içine girdiği saldırgan tutumların temelinde AKP ve DAİŞ’in bitme noktasına geldikleri dolayısıyla kendisinin de biteceği korkusu yatmaktadır. Bunun için yapmayacağı çılgınlık yoktur. KDP’nin Şengal, Maxmur ve Kerkük’te ki provokasyon girişimleri askeri ve siyasi gerekçeleri geniş bir çerçeve de ele alınıp değerlendirilebilir ancak Ezîdîler başta olmak üzere Güney Kürdistan’da ve Irak’ta halkın bir nebzede olsa soluduğu özgürlük nefesinden duyulan kaygı olduğu da belirtilebilinir. Çünkü artık ilkel milliyetçilik dibe vurmuş bir milliyetçilik olarak inkâr ve imha Kürtlüğüne dönüşmüştür. Son dönemler de Şengal’de, Maxmur’da ve Kerkük’te Kürtleri savunuyorum adı altında girdiği içine girdiği provakatif tertipler timsahın gözyaşlarını dökmekten başka bir şey ifade etmiyor. Adama demezler mi daha önce neden bu halkı savunmadan yüzüstü bırakıp kaçtınız, diye sormazlar mı? Kürdistan’ı faşist güruhlara ve sömürgecilere peşkeş çektiniz. Tıpkı Muhabad, Enfal ve Halebçe’de olduğu gibi halkı yüzüstü bırakıp kaçtınız. Hani savunma gücüydünüz. Yoksa tarihinde ilk defa bu halkın kendi kendini özgür bir temelde yönetmesi mi size dokundu? Artık halktan ağzını açan sizin yüzünüzü dahi görmek bile istemediklerini ifade ediyor.

Kapitalistler bile bir kırtıkte olsa bu halkı anlamaya başladılar. Ancak Kürt ihanetçileri hala timsahın gözyaşlarını dökme sevdasındalar. Amma ve lakin artık ne yiyebilecekleri yavru kaldı. Ne de dökebilecekleri gözyaşı. Bir farkla yaşarlar, artık sürüngenler gibi bataklıkta yalnız yaşayacaklar. Toplumsallığını yaşamayanın sonu bu olur. Tüm dünyaya ibretlik kalacaklar.

Seîd Dayêyamin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Timsahin  gozyaslari  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.