Komplonun Anayasacası…
Gençlik / 11 Nisan 2010 Pazar Saat 15:13
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İlk etapta 12 Eylül cunta anayasasının tartışılıyor olması ve hele somut adımların atılabilmesi kulağa hoş geliyor.

Türkiye gündeminde anayasa değişikliği uzun bir süredir yoğun olarak tartışılmakta ve daha da tartışılacağa benzemektedir. İlk etapta 12 Eylül cunta anayasasının tartışılıyor olması ve hele somut adımların atılabilmesi kulağa hoş geliyor. Ama işin politik hesapları düşünüldüğünde ve perde arkası irdelendiğinde hiçte öyle olmadığı rahatça görülmektedir. Türkiye gündemindeki anayasa değişikliği bana hep davulun sesi ile ilgili söylenen ve sıkça kullanılan atasözünü hatırlatıyor. Yani Sesi uzaktan hoş gelse de bu anayasa değişiklik tartışmalarına yakınlaşıp içine girildiğinde bırakalım hoş olmasını Türkiye’de ki demokratikleşme ve diğer sorunların demokratik yöntemlerle çözümü konusunun aksine bir komplo ve tuzak olduğu net bir biçimde anlaşılıyor.

Türkiye’de, Kürt özgürlük mücadelesi büyük bedel ve emeklerle 30 yılı aşkın bir sürede büyük bir demokratik-sivil anayasayı oluşturma fırsatı doğurmuştur. Toplumun her kesimi yıllardır Türkiye’deki halklara ve özelliklede Kürt halkına kan kusturan 12 Eylül faşist anayasasının değiştirilmesi konusunda hem fikirdir. Aslında bu noktada bir toplumsal mutabakatın olduğu da söylenebilir. Dünya görüşü ne olursa olsun bunun böyle olduğu görülmektedir. Toplum 28 yıldır kendisine giydirilen bu deli gömleğinden kurtulmak istemektedir.

AKP’nin böyle bir atmosferde anayasa değişikliği yapıyorum diyerek ortaya çıkması yukarıda da ifade ettiğimiz nedenlerle tesadüfî değildir. Zaten bu gerçeği çok net bir biçimde gördüğü için etekleri tutuşurcasına yamalama bir anayasa değişiklik paketi ile anayasayı değiştireceğim diyor. Acaba AKP gerçekten toplumu bu militarist darbe anayasasının cenderesinden kurtarmak için mi böylesi bir söyleme soyundu. AKP’nin bugüne kadarki sergilemiş olduğu pratik bunun böyle olmadığını ispatlamaya yetiyor. En bariz örnek anayasa değişiklik paketi noktasında demokratik anayasa ölçütü olarak sayabileceğimiz %10’luk seçim barajı ve parti içi demokrasiye yaklaşımıdır.  Hani derler ya niyet üzüm yemek değil bağcıyı dövmek hatta dövmekle yetinmeyip öldürmeye kalkılıyor…

Anayasa değişikliği söylemi AKP için sadece devlet içerisindeki kadrolaşmasını tamamlama ve iktidarlaşmasını garantiye almak için bir araç olmaktan başka bir anlam ifade etmiyor. Bu aracıda kendisi açısından çok fütursuzca kullanmaktan çekinmiyor. Böylelikle çok tehlikeli oynayarak darbe anayasası ve zihniyetinin ortadan kaldırılmasından ve demokratik-sivil bir anayasanın geliştirilmesi ile ilgili tarihi fırsatı heba ve tasfiye etmek istiyor. Bununla da AKP kendine demokrat bencil anlayışıyla toplumun sorunlarını, demokratik çözüm ve toplumsal barış taleplerine karşı üç maymunları oynuyor.

Toplumun bu muhalefetini temsil etme çabası sergileyen radikal demokrat kesimin örgütlü gücü olan BDP ve demokrasi güçlerine rağmen, AKP öncülüğünde oluşan demokratik-sivil anayasa koşullarını tasfiye etme çabaları başarıya ulaşabilir mi? Kuşkusuz başarıya ulaşması pek mümkün görünmüyor. Çünkü ne AKP’nin zihni yapısı ne de tüccar mantalitesi buna el vermiyor. Şimdiye kadar bu zihin yapısı neden bahsetmişse özünü boşaltmaya, anlamsızlaştırmaya ve sulandırmaya çalışmıştır. Bununla da demokrasi, özgürlük, barış ve eşitlik bağlamındaki talepler ile ilgili mücadelenin boşa çıkarılması amaçlanmıştır. Bu Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye amaçlı başlatmak istediği sözde demokratik açılım süreci içinde Alevi ve Roman açılımı içinde böyle olmuştur. 

12 Eylül faşist darbe anayasasını farklı bir biçimde ve bir takım kozmetik değişikliklerle topluma yedirmeye çalışan AKP için bu komplocu anayasa yaması kendisi açısından bir ömür uzatma niteliği taşıyor. Gelecek 2011 genel seçimleri içinde hazırladığı seçim stratejisini de bunun üzerine kuruyor. Seçim öncesi bu arayış ve çabalar tıpkı ilk iktidara gelmeden önce demokratikleşme, reform ve toplumsal sorunları çözme vaatleriyle iktidar olmuş ve 8 yıldır da yalan ve oyalamalarla bugüne kadar gelmiştir. Şimdi de seçim öncesi bu toplumsal ihtiyaç ve talepler doğrultusunda kendisini demokratik bir anayasadan, reformdan yana gibi göstermeye çalışarak toplumu kandırma ve oyalama işini daha da uzatmaya çalışıyor. Ne yazık ki beyhude çabalardır. Çünkü yalancının mumunun yatsıya kadar yanması misali AKP’nin ampulü de ancak 2011 seçimlerine kadar yanacağa benziyor.

Böyle bir ortamda radikal demokrat güçlerin güçlü bir muhalefet anlayışıyla AKP’nin komplocu anayasa değişikliğine ve toplumu kandırmasına karşı gerçek bir demokratik-sivil anayasa cephesi oluşturulmalıdır. En radikal ve toplumcu muhalefeti bu cephe yaparak AKP’nin gerçek yüzünü deşifre etmelidir. AKP anayasa değişikliği ile ilgili komplocu anayasa ancak böyle boşa çıkarılabilinir. Demokrasi güçlerinin oluşturduğu demokratik-anayasa paketi toplumun her kesimin desteğine erişmeli güçlü ve sarsıcı bir toplumsal muhalefet oluşturulmalıdır.  İstanbul Kadıköy’de düzenlenen Demokratik Anayasa mitingi güçlü bir Demokratik Anayasa muhalefetinin oluşmasında önemli bir başlangıçtır. 

 

Mazlum Yılmaz

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org – www.lekolin.net – www.lekolin.info  

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.