Tarih Şimdidir-Kürdistan Tarihine Özlü Bir Bakış-6
Kürdistan Tarihi ve Dili / 04 Şubat 2017 Cumartesi Saat 12:33
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürt Halk Önderi Öcalan: “Sallahaddin Eyyubi’yi Kürt ama Arapları yöneten bir hanedanlık kurucusu olarak değerlendirmek daha yerinde olacaktır. Küçümsemek için belirtmiyorum, başka türlü yapamazdı. Direnişi aile adına zayıf, İslam adına güçlüdür” Yine Eyyubi’nin hakkını tam verebilmek için Batılıların Haçlı Seferleriyle ne yapmak istediklerini unutmayalım. Devasa bir emperyalizm saldırısının olduğunu daha birkaç yıl önce Bush’un Irak’a dönük başlattığı “Haçlı Seferinde” görebiliriz

Kürdistan’da 9 yy. ve Sonrasındaki Durum

a- Kürtlerin Bu Süreçte Gelişimi

Bundan sonra Kürdistan üzerinde 9. yy’da önemli bir otorite boşluğu yaşanmaktadır. Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu, Bağdat Sünni Halifeliği’nin şemsiyesi altındaki Büyük Selçuklu Türk İmparatorluğu ve Atlantik Okyanusu’ndan Kızıldeniz’e kadar tüm Kuzey Afrika’ya hükmeden Şia Fatımi Halifeliği arasındaki çatışmaların yarattığı denge ortamında, belli bir sakinliğin yaşanmasına yol açmaktadır. Bu objektif durum Kürdistan’da büyük güçlerin olmadığı ya da yeterince kendilerini hissettirmedikleri bir gerçekliği ifade etmektedir. Kürdistan’ın her daim savaş alanı olması beraberinde gelişmemeyi, tahribatları ve yıkımı getirmiştir. Ortaya çıkan ya teslim olarak kendine yabancılaşma-ki bu ihanetin daha kökleşmiş bir halde sürdürülmesi demektir-, ya da kendi köklerine sarılarak kimsenin yetişemeyeceği dağlara-buda “medeniyetten” uzak kalmayı-göğüslemek demektir. Kürtler bu topraklarda bu ikili durumu yaşamaya her zaman zorlanmışlardır. Kürt hanedanları arasındaki iktidar savaşları bu şekilde iktidarın kendi içinde sürekli değişmesine neden olmuştur. Komplo ve entrikalarla beraber Bizanslılardan, Araplardan, Selçuklulardan yana olanlar ya da onlardan iktidar mücadeleleri için destek isteyen kesimlerin sürekli varlığı istikrarı engellemiştir. Buna rağmen Bizans’ın batıya doğru çekilmesi ve Arap egemenliğinin kendi iç çelişkilerinden dolayı zayıflaması, Kürdistan’da yerel iktidarın gelişmesine neden olmuştur.

Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen 9. yy’da Kürdistan’da savaşın azalması ve görece zayıflaması beraberinde yeni gelişmeleri yaratmıştır. Birçok Kürt Beyliği daha geniş alanlara açılarak, beyliği aşan örgütlenmelere ulaşabilmiştir. Yine birçok aydın yetişmiştir. Bunların en önemlileri arasında bugüne ulaşmış birkaç Kürt aydını ve şairi şunlardır; Ali Hariri, Baba Tahiri Hemedani, daha da önemli bir isim ise Şeddadilerin başkenti olan Gence’de dünyaya gelecek olan Nizami Gencevi’dir. Bugünkü Azerbaycan’dadır. Nizami Gencevi, Akılcı Felsefenin kurucusu olarak bilinir. Xemse yani “Beş Eser” adlı geniş bir çalışması vardır. Hegel’in “Bizim düşüncelerimiz Nizami Gencevi’nin cebinden çıktı” dediği söylenir.

Bu yüz yılda Kürdistan'da toplumlar daha çok kendi iç dinamiklerine dayalı bir gelişme seyrini yaşarlarken, dağlık alanlara yerleşmiş olan Kürtler aşiret yapılarıyla avantajlı bir durumu yaşamaktaydılar. Bir müddet Kürdistan üzerinde işgalci ve hegemon güçlerinin baskısının azalmasıyla Kürtler bu iç dinamiklerinden dolayı hızla bir gelişmeyi yaşadılar.

Yaşanan beyliksel ya da daha üst form gelişmeleri sıralarsak:

20.inci resim 10 ile 11.inci Yüzyılda Kürt Beylikleri

Şeddadlar Beyliği’ni (951-1164) örnek verebiliriz. Revadi Aşireti lideri Muhammed Şeddad tarafından kurulmuştur. Bu dönemde ortaya çıkan ilk Kürt Devleti, Şeddadilerin Azerbaycan’ın kuzeyinde kurdukları devlettir. Önce başkentleri Erivan yöresindeki Dabil (Dvin) idi. Sonradan Gence'yi başkent yaptılar. Gence; Berba, Dubeyl, Beylekan ve Aran bölgesi hakim bir alandı. Aran’ın bugünün Azerbaycan ve Ermenistan bölgesi olduğunu ekleyelim. Şeddadi Kürt Hanedanlığı 1164'te Selçuk kralı Melik Şah tarafından ortadan kaldırıldı.

Hasnaviler (Hasanveyh) Devleti (959–1015): İkinci Kürt Hanedanı 959’da Cibal'de ortaya çıktı. Kurucusu Barzikani Aşireti reisi Hasanveyh bin Hüseyin’dir. Hasanveyh, Barzikani aşiretinin reisidir. Bu Kürt Devleti 1015 yılına kadar sürmüştür. Hasanveyh soyluluğu, iyi yönetimi ve ahlakıyla övülmektedir. Dinever (İran, Kermanşah bölgesi), Hemedan, Nihavend ve Şehrizor’a hükmetmiştir. Başkentleri Sermac’tır.

“Fedlavi Hanedanlığı (LOR) (913-1424): Loristan Bölgesi Bedir ve Mansur kardeşler tarafından yönetilirlerdi. Şam’ın Şımak dağı bölgesinden buraya göç eden Kürt aşiretlerle daha da güçlendi. 1248 ve öncesinde Hezer Esef döneminde çok güçlenir ve Halifeden hediyeler alır. 1258 de Hulagu Han Bağdat’ı alır ve bu hanedanlıkla savaşır ve beyleri Tekleyi öldürür. Bundan sonra hanedanlık Hulagu’ya bağlı yaşadı. 1393 te Timur bu bölgeye geldiğinde hakimiyetine alarak beyliği kendisine bağladı. Birkaç bey daha bu yönetimi 1424 te kadar sürdü. En son Timur’un torunu Mirza İbrahim tüm Loristan’ı egemenliğine aldı.” (Ataların Karşılaşması, Cemal Reşid Ahmed)

En önemli gelişme ise başkenti Silvan olan Mervani Devleti’dir (985–1096). Bu devletin kurucusu Humeydi aşiretinden Bad'dır. Bu devlet Meyya Farqin (Silvan) ve Amed’i merkez olarak almıştır. Hemdanilerle yapılan bir savaşta Bad öldürülür ve yerine yeğeni Ebu Ali Hüseyin bin Mervan geçer (991). Bu hanedanlık 1085/1096 da Selçuklular tarafından ortadan kaldırılır.

Mervani Devleti tüm Amed, Nusaybin ve Cezire bölgesini kontrol etmiştir. Mervani Devleti yüz yıl kadar yaşayabilmiştir. Silvan’a surların dışından su getirip bir su şebekesi şeklinde alt yapı oluşturmuşlardır. Mervaniler, bölgede yayılan Hariciliğin yolunu kesip Hanefiliğe ve Malikiliğe göre daha tutucu olan Sünni mezheplerden Şafiiliğin, Kürtler arasında yayılıp dominant duruma gelmesine önderlik etmişlerdir. Böylece egemenlerin ruhuna bir nevi işlemiş olan işbirlikçi karakteri sürdürmeye devam etmişlerdir.

Diğer Kürt Beylikleri’ne geçmeden önce Farqin’e- Ermeniler Tigranokerta demişler-kuruluşuna ilişkin anlatılan bir mitolojik öyküyü buraya almak iyi olabilir.

Cemal Reşid Ahmed, Ataların Karşılaşması adlı yapıtında Evliya Çelebi Seyahatnamesinde alıntılayarak Farqin’e ilişkin çok ilginç bir mitolojik anlatımda bulunuyor.

“Kürtlerin yaratılış öyküsü: ”Vakainüvis Mığdisi’ye göre Nuh Tufan’ından sonra inşa edilen ilk kasaba Sincar ve Meyyafarkin (Silvan) kalelerinin yakınlarındaki Judi kasabasıydı. Judi kasabası Nuh Peygamber’in topluluğundan, 600 yıldan daha fazla yaşayan ve Kürdistan’ı her yanını enine ve boyuna dolaşan Melik Kürdim tarafından yönetiliyordu. Bu Melik Kürdim, Meyyafarkin’e gelince buranın havasından hoşlandı. Ve buraya yerleşti. Birçok çocuğu ve torunu oldu. Kendi başına İbranice’den başka ayrı bir dil icat etti. Bu dil ne İbranice, ne Arapça, ne de Farsça Daraca ya da Pehlevice değildi. Ona hala Kürdim dili deniliyor. Böylece Meyyafarkin’de yaratılan Kürt Dili şimdi bütün Kürdistan'da konuşuluyor. Adını Nuh Peygamber’in topluluğundan Melik Kürdim’e borçlu Kürdistan ucu bucağı olmayan kayalık dağlardan oluştuğu için sözcükler ve söyleyiş bakımından biri birinden farklı on ikiden fazla Kürtçe lehçesi var. Bu yüzden birbirlerinin sözlerini anlamak için tercüman kullanırlar” diyerek yüz yıllar sonra bile yaşanacak olan bu sorunu 500 yıl önce tespit etmiş oluyor.

Annaziler (991–1118), Muhammed bin Annaz tarafından 991'de kurulmuştur. 1117'ye kadar bu hanedanlık hüküm sürmüştür.

“Bûweyhî Beyliği (934-1062): Eski Sasani meliklerinden Behram Gorun neslinden gelen Ebu Şüca Bûweyh, Deylem dağlarındaki Bercenkiaver Kürt kabilesinin reisi idi. Ebu Süca’nın oğlu önce Hemedan'ın güneyindeki KERÇ şehrine vali oldu. Daha sonra güneydeki ve çevredeki birçok şehri kendine bağladı. (932-933 yıllarında) güçlenen Ali kardeşi Hasan ve Ahmet yardımlarıyla Karzu ve Şiraz şehirlerini de aldı. Bağdat Halifesi Kahır Bilal bu üç kardeşin kurduğu hanedanlığı çaresizlikten kabul etti. Ahvaz ve Huzistan şehirleri de 940 yıllarında alındı. Mezhep olarak Şii idiler.

Bûweyhoğulları taht kavgalarından zayıf düştüler. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey DANDANAKAN da onlarla savaştı. Bu savaşta beli kırıldı. Daha sonra 1041 yılında tekrar savaştı ve onları yenilgiye uğrattı. Tuğrul 1055’te BAĞDAT üzerine yürüdü. Halifeyi tahtan uzaklaştıran Bûweyoğullarını Bağdat’ta da yenilgiye uğratarak Mervanilere sığınan Halifeyi geri getirerek tahta oturttu. Kız kardeşini halife ile evlendirdi. 1062 de Musul’daki Bûweyoğullarından olan Ebul Nasır Hüsrev Firoz Tuğrula bağlılığını ilan ederek onların egemenliğine girdi. Böylece Bûweyoğullarının sonu geldi.” (Ataların Karşılaşması, Cemal Reşid Ahmed)

Şerefhan’ın Büyük ve Küçük Lor olarak tanımladığı yerler batı İran’daki Loristan’dır. Bunlardan Büyük Loristan, eyalet valilerinden Fedlavi (Fadlawayh, Fazlaveye) yönetimi yıllarında (1060–1124) bağımsız olmuştur.

“Hurşitoğulları Hanedanlığı (LOR, 1156- 1534): Birçok Kürt Aşireti 1156 dek doğrudan doğruya halifeliğe bağlıydılar. Bölgeye Arap yöneticiler atanıyordu. Selçukluların emrinde olan Hüsameddin Şuhlu döneminde, Kürt Cengrevi aşiretinden Hurşidin iki oğlu bölgeye hakimiyet kurdular. Birçok Türk Beyi bu bölgeyi almak üzere savaşlara giriştiler. En son Hüsameddin Halil (Türk) bölgeyi ele geçirir. 1243’te Bağdat’ta bulunan Şah Süleyman halifenin yardımıyla Hüsameddin’i (Türk Beyi) yenilgiye uğratarak yine Hurşitoğullarının hakimiyetini sağlar. 1258’de Moğolların saldırısıyla yine iktidar el değiştirdi. Birçok iç çatışmalarla beylik sürekli el değiştirdi.” (Ataların Karşılaşması, Cemal Reşid Ahmed)

Eyyubiler (1175–1250), meşhur bir Kürt Hanedanlığı’dır; Revadi aşiretindendir. Sallahaddin'in asıl adı Yusuf'tur. Sallahaddin’i genişçe anlatmadan önce bir küçük not düşmekte yarar vardır. Yukarıda ki Kürt Beylikleri’ni ve onlara liderlik yapmış olan Kürt egemenlerinin isimlerini verirken, hepsinin ortak noktası “bin” yani oğlu (bin Arapça oğul demektir) kelimesinin kullanılmasıdır. Kürt Egemenleri kendi isimlerini söylerlerken, Arapça isim takmaya özen gösterirler. Bunu söylemeseler belki de “sihir” bozulur korkusu, hepsinde ortak nokta olmalıdır. Eyyubi ailesi, Kuzey Azerbaycan’da Dvin bölgesinde yaşayan Kürt Aşiretler Birliği, Hizbaniye’nin Revadi koluna mensupturlar. Eyyub’un küçük kardeşi ve Sallahaddin’in (Yusuf’un) amcası Şirkuh’dur. Tarihin en hızlı savaşçılarından biri olarak bilinir. Şirkuh, Kürdistan topraklarında büyümüş hakiki bir Kürt savaşçısı olarak, belki de ataları olan Medlere yaklaşan en önemli Kürt savaşçısı ve komutanıdır.

 

21.inci resim Sallahaddin Eyyübi ve Eyyübi İmparatorluğu

Şirkuh ya da Şergo, ŞER-KOY -Dağın Aslanı- anlamına geliyor. Selahaddin Eyyubi’nin Sallahaddin Eyyubi olmasını sağlayan komutandır ve özbeöz amcasıdır. Ve denir ki; Sallahaddin’in yükseldiği Kahire Seferi’ne adeta onu yakasından tutarak, zoraki yanına alarak götürendir. 1169 yılında Kahire’yi Şirkuh aldıktan kısa bir süre sonra, 23 Mart 1169 yılında vefat edecektir. Yerine Sallahaddin geçecektir. Ancak Sallahaddin’e geçmeden önce birkaç sözü Şirkuh üzerine tarihte hak ettiği yeri alması için söylemek gerekir.

Usta bir taktiksiyen olan Şirkuh hiçbir şeyi tesadüfe bırakmayacak kadar aklıselimi kullanandır. Öyle ki bir eylemde sonuç kesin değilse, buna yanaşmaz. O sonucu kesin olanı kabul edendir. O düşmanla her yerde karşılaşmaz. Kendisi ne zaman isterse orada karşılaşandır. Özcesi ataları olan Kürtlerin Tarihi içerisinden süzülüp gelen vur-kaç taktiğini ustaca uygular. Ancak gerektiğinde bıçak kemiğe dayanmış ise de hiçbir riskten çekinmeyecek kadar da gözü karadır.

Ve peşine taktığı düşman güçlerini, çölün derinliklerine sürüp çölün acımasızlığa bıraktıktan sonra tarihin en hızlı yürüyüşüyle en hızlı fethini hiçbir engelle takılmadan gerçekleştirecektir. Adeta 1500–2000 km’lik yolu hızlı atlarıyla beklenmeyen bir hızla güneyden kuzeye hem de binlerce atlıyla yönelerek İskenderiye’nin önünden çıkarak şehri fethedecektir. İskenderiye Halkı’nın haçlılardan korkusu da buna eklenince, Şirkuh görkemli bir fatih gibi karşılanır.

Şaver ve Haçlılar bu durum karşısında şoke olmuşlardır. Tüm güçleriyle onu Mısır’ın güneyinde ararken Şirkuh’u en kuzeyde İskenderiye’yi fethederken göreceklerdir. Bu bir askeri dehanın şimşek hızında ki eylemidir. Hem de tek bir kayıp vermeden yapılan bir eylemdir bu!

Kendi yanında yetişen genç Kürt Savaşçı Nasır’ı elçi olarak Mısırlılara gönderdiğinde, Mısırlıların genç Kürt savaşçısı olan Nasır’ın başını kesip Şirkuh’a geri gönderdiklerinde söylediği şu sözler de oldukça anlamlıdır; ”Benim gibi dağlardan gelen bu çocuğun başı üzerine yemin ediyorum. Şaver’in kellesini koparacağıma yemin ediyorum. Hiçbir şey onu hayatta tutamaz. Ne Frankları, ne hadımları, ne de Halifesi. Hepinizin önünde ant içiyorum. Eğer başaramazsam ruhum cehennemde çürüsün” diyecektir. Ve Şirkuh 1169 yılında Kahire şehrine girerek fethetmesinden sonra yapacağı ilk iş halkın gözü önünde Şaver’in-Mısır’ın veziri ve Nasır’ı katleden kişinin -kendi elleriyle başını kesecektir. Ve ardından da “Nasır’ımızın intikamı alındı şimdi!” diyecektir. Evet, bu da Şirkuh’tur!

Sallahaddin, 4 Temmuz 1187 günü, Kuzey Filistin’de Galilei Gölü’nün (Nazarret Gölü, günümüz İsrail’inin kuzeyinde, Lübnan’ın güneyinde, Suriye-Ürdün-İsrail’in birleştiği üçgende, Golan tepelerinin eteğinde, Ürdün Nehri’nin-Şeria’nın doğduğu göl) yakınındaki Hattin’de çok büyük bir Haçlı Ordusu’nu imha etmiştir.

Sallahaddin, 2 Ekim 1187’de Kudüs’ü kuşatmıştır ve kent kısa sürede, 88 yıl sonra tekrar Müslüman güçlerin eline geçmiştir. İslam’ın Kılıcı Sallahaddin böylece doğmuştur. Eyyubi Hanedanlığı uzun bir süre yaşasa da, Sallahaddin’in ölümü -sık sık sıtmaya yakalanan Sallahaddin- 4 Mart 1193 günü beş parasız ama geriye büyük bir ülke bırakarak başkent yaptığı Şam’da vefat eder.

Sallahaddin’i Kürt yurtseverliği bağlamında çokça eleştirmek yerinde olmayabilir. Ne de olsa, her zamanın kendine has somut gerçekleri vardır. Fakat yine de tüm haklı gerekçelere rağmen Sallahaddin’in Kürt Halkı için yapabilecek çok şeyi varken, sadece ümmetçilik anlamına gelebilen pratikler sergilemesi onu eleştiri oklarının hedefi yapmaktadır. Bugün okuyabildiğimiz kadarıyla Sallahaddin, çok da kendi halk gerçekliğinden ve onun kullandığı Kürtçe dilinden uzak yaşamamış olmasıdır. Sarayda Arapça, özel yaşamında Kürtçe konuşması önemli bir kimlik ayırdının olduğunu gösterir. Savaşlarda Kürtlere önem vermesi, özel muhafızlarını sadece Kürtlerden seçmesi de, benzer kimlik bildirimi gibidir. Ancak yaşadığı süreçlerde Kürtleri, daha fazla birleştirici rol oynayarak ortaklaşan bir dil ve kültür yaratamaması ona gelecek eleştirileri her zaman haklı çıkartacak gibi görünmektedir. Kürt Halk Önderi Öcalan bu konuda: “Sallahaddin Eyyubi’yi Kürt ama Arapları yöneten bir hanedanlık kurucusu olarak değerlendirmek daha yerinde olacaktır. Küçümsemek için belirtmiyorum, başka türlü yapamazdı. Direnişi aile adına zayıf, İslam adına güçlüdür” demektedir. Yine Sallahaddin Eyyubi’nin hakkını tam verebilmek için Batılıların Haçlı Seferleriyle ne yapmak istediklerini unutmayalım. Devasa bir emperyalizm saldırısının olduğunu daha birkaç yıl önce Bush’un Irak’a dönük başlattığı “Haçlı Seferinde” görebiliriz. Bush’un 21. yy’da yaptıklarını, Sallahaddin 1000 yıl önce engellemiştir. Boşuna Kutsal Roma İmparatoru Fredrich Barbarosa’nın söyledikleri: “Kudüs’e yaklaşma, yoksa gelip oraları yerle bir ederiz” mealindeki sözlere, Sallahaddin gibi genelde sakin ve makul bir kişilik ona şu satırları en sert tonda boşuna yazmamıştır:

“Savaş istiyorsanız sizi bekliyoruz. Kıyamet gününün şafağına kadar, sizi yenmeye devam edeceğiz. Böyle bir şey olursa bu sefer burada savaşmakla kalmayıp denizleri de aşacağız. O toprakları almamız Allah’ı memnun edecektir. Zaten bizimle savaşacak savaşçınız da kalmadı. Buradaki tüm savaşçılarınız şimdi kumun altında gömülü.” Sallahaddin Kudüs’ü almıştır. Ancak biz biliyoruz ki; 9 Aralık 1917 tarihinde Kudüs'e giren İngiliz Orduları Komutanı Orgeneral Edmund Henry Hynman Allenby daha sonra Selahaddin Eyyubi'nin mezarına vurarak; “Kalk Selahaddin biz yine geldik” derken bile Fredrich Barbarosa’nın neredeyse bin yıl önce bir mektupla Sallahaddin’e yazdıklarını mezarını tekmeleyerek dile getirmesi yabana atılacak sözler değildir.

Onun ölümü ardından Eyyubi Hanedanlığı parçalanacak, uzun yıllar yaşasa da 1250 yıllarında dağılacaktır. Eyyubi Devleti, orduda paralı askerlik yapan Türk Kölemenler (köle askerler) tarafından 1250 yılında yıkılır ve yerine hükümdarları Türk olan Memluklu (Kölemen) Devleti kurulur.

Bu bölümü bitirmeden kısa da olsa, detaylı bilgileri elimizde bulunmayan: Alamut Ziyar (870-1011) hanedanlığını, Hamdani (944-1039) hanedanlığını ve Kâkuveyh (1008-119), Kengarî (916-1090), Beyliklerinin bu süreçlerde yaşadıkları ve belli etkinliklerinin olduğunu söylemek ve bu proto-devlet oluşumlarının içerisinde yerlerini aldıklarını sıralamak mümkündür.

Yine eksikte olsa o yüz yıllarda ve daha öncesinden yaşamış birkaç Kürt edebiyatçısının ismini vermek önemli olabilir.

Anu Şirvan Nuşirvan isimli M. S 400 yılında yaşamış olan ve Kürtçe şiir yazan birisinde söz edilmektedir. Bassamî Kurdî isimli şair Kürtçe’nin Gorani lehçesinde yazmıştır. 800’li yıllarda yaşamıştır. Behlule Mahi, Hemedanlı olduğu söyleniyor. 800’li yıllarda yaşamıştır. Pir Şariar ise 900’li yıllarda yaşamış, halk tarafından kabul edilen bir ozan olmuştur. Gılanî ise yine aynı yüz yılda yaşamış, Pir Şariar’ın öğrencisi olduğu için kimi yerde ikinci Pir Şariar olarak bilinmektedir. Şemzinanlı Ali Hariri (1009-1078), Hemedanlı olan Baba Tahiri Uryani Hemedani (935-1010), bugün Leyla ile Mecnun’un yazarı Nîzamî Gencevi (1141-1209), Şêx Adî (1073-1162), ilk Kürtçe Grameri (Kurmanci) yazan Alî Teremokî (1000-1056), , Baba Buzurgî, Qazî Nebî, Ehmedê Caf, Kake Rıda, Maku doğumlu olduğu söylenen Kürtlerin en büyük şair ve Edebiyatçısı olan Feqi Teyran (1303-1373) verilebilir. Yine tarihle uğraşan birçok Kürt aydının ismini de vermek gerekirse: Ebu Hanefi Ahmed Dineveri olarak tanınmış olan Davut oğlu Davut(ölümü 896), İbn El-Esir olarak tanınmış olan Abul Hasan İzzeddin Ali (1160 yılında doğmuş), Şerefeddin İbn-El Mustavfi Erbili adıyla tanınmış olan Ebul Bereket El-Mübarek (1169 yılında Erbil’de doğmuştur), İbn Halakan (1211 de Erbil’de dünyaya gelmiş,)

Kürtlerin tarihinde –neolitiki en derin yaşayan kavimlerden biri olarak-kadın etkisi her zaman çok güçlü olmuştur. Feodal kültürün gelişmesi, İslam’ın gelişmesi kadının bu güçlü duruşunu hep gölgelemeye çalışmış olsa da, kadının Kürdistan'da her zaman güçlü bir duruşu olmuştur. Örneğin 10 ile 11. yy. arasında Loristan’da yaşamış olan Daye Tewrêze Hewrami, Celale Xanım ve Reyhan isimli kadınlar o yüz yılda kendi aşiret ve beyliklerinin yürütücüleri olurlarken, özelde Daye Tewrêze’nin Kürtçe’yle yazı yazan ilk kadın yazarlar içerisinde yer alması dikkat çekicidir. Daye Hezani Sergeti, 11. yüzyılın başlarında, Hewreman’ın güneyinde yaşamıştır. Yine, 13. yüzyılda yaşayan Şehrizur’lu Nergis Hanım Şehrizuri (Caf), Şemine Hanım Caf, Fatma Lori Goran (Baba Tahir Hemedani’nın eşi) ve Miladi 1000 yılın başında Hemedan’da yaşamıştır. Gene Eyyubilerde önemli bir rol oynayan Şeceret al Durr’u anmakta gerekiyor. Ve tabii birde Babai Hareketi’nin liderlerinden olan Tahire Qurretü-l Ayn’da analım. Xatûn Meyzerd ve Daye Xêzan o yüz yıllarda önemli yazarların isimleridir.

Yukarıda isimleri verilen kadınların ağırlıklı bölümü Yarsan inancında önemli roller oynamış kadınlardır. Bu vesileyle çok kısa da olsa Yarsan ya da Kakayiliğin ne olduğunu buraya alarak konumuza devam edelim.

22.inci resim Baba Tahiri Uryani Hemedani  ve Feqiye Teyran

Felekeddin Kakayi’nin, Kakayi Dini (Yarsan) adlı çalışmasında:

“Kakayi inancının özü, tüm dinlerin, kültürlerin, ulus, dil ve renklerin olduğu gibi kabul edilmesi, hiç bir kişinin, toplumun, inancın kötü olarak görülmemesidir. Bu dinin kurucuları “kendini kötü ve eksik, halkı iyi olarak gör” diye buyurmuşlardır; “halk” Kakayi de olabilir, yeryüzündeki bir başka toplumsal gurup da... Bu nasihat Kakayilerin “Donawdon”a (Kıras gorin, Reenkarnasyon, yeniden dünyaya gelme) olan inancından, dünya görüşü ve felsefesinden kaynaklanmaktadır.

“Kakayi” sözcüğü hem bireyi hem de topluluğu ifade eder, yani Kakayiler için de sadece “Kakayi” sözcüğü kullanılır. Kakayi kelimesi çoğunlukla Irak’ta kullanılırken, İran’dakiler “Ehli Hak” olarak tanınırlar, diğer bazı ülkelerde de değişik sözcüklerle adlandırılırlar. Örneğin Afganistan ve Pakistan’da dervişlik anlamına gelen “Zıkri” denir.

Yarsan, Yarıstan sözcüğü iki bölümden oluşur. Bunlardan “Yar” Kakayilerin isimlerinden biridir, aynı zamanda Sultan Sehak’ın lakaplarından birisidir. Ayrıca “sevgi” ,“merhamet” anlamına gelen “Yani” sözcüğü, Goran (eski Hewrami) lehçesinde tanrıya verilen adlardan biridir. Yani ayrıca “dost” ve “yardımcı” anlamlarına da gelir. Görüldüğü gibi “merhamet” de “Yar” sözcüğünün anlamlarından biridir. Tüm bunlar, Yarsan (Kakayi) inancının en eski inançlardan olan Mehrperweri-Mitrayi (Işığa tapma) ve Zerdüştlüğe kadar uzandığı gerçeğini ortaya koyuyorlar.

“Mehr” sözcüğü güneş, aydınlık, sevgi, kardeşlik anlamındadır. Mitra ise doğruluk, sözünde durma ve ahde vefadır.

Bunlar da bizi “doğruluğa”, “doğru işe”, doğru söze” büyük önem veren Zerdüşt felsefesine götürür ki bu felsefe “doğruluk, barış ve yasa dünyanın özüdür” diyor.

Kakayiler kutsal kitaplarına “Beyaz” derler. Yarsani beyazlarının her zaman şunu tekrarladıklarını görürüz: “Dört şeyi unutmayın. Bunlar temizlik, doğruluk, mütevazilik ve cömertliktir.” Temizlik, her alanda, dilde, düşüncede, davranışta, giyim ve kuşamda, bedende temizliktir. Cömert ve alçakgönüllü olmak, merhamet, dine, ülkeye ve tabiata hizmet gibi buyruklar bize “temiz düşünce, temiz söz, temiz iş” diyen Zerdüşt felsefesini hatırlatıyor. “Temiz” sözcüğü yerine “iyi” sözcüğünü koyabiliriz ki bu durumda herhangi bir anlam değişikliği olmaz.

“San” ,“Yarsan” sözcüğünün ikinci bölümüdür, “sultan”, “ulu”, “kutsal”, “bölge” anlamındadır. 700 yıl önce ortaya çıkıp Yarsan inancını yenileyen Yarani Sultan İshak (Sehak)’a “San Sehak” da deniliyor.

“Yarsan” “Yaristan” demektir. Yani “Yaranların Bölgesi”.

Kakayi sözcüğü ise “kardeşlik ve karşılıklı yardımlaşma” anlamına gelmektedir. Arapçası “Ahi”dir.

“Ahi-Kakayi” sözcüğünün anlamı Yarsan sözcüğünün anlamına çok yakındır. “Ahi-Kardeşlik” hareketi, kökleri binlerce yıl öncesine giden, Hindistan’da, Çin’de ve Ortadoğu’da yaygın olan bir hareketti. “Yaran”lara yakın olan “Eyaran”lar bu toplumsal hareketin bir örneğidir.

İki bakımdan Kakayilere “Ehli Hak” denir. Bunlardan birisi Allah anlamına gelen “Hak” kelimesinin kutsal kitaplar olan Beyazlar’da her zaman kullanılmasıdır. “Hak”, irfanın en üst aşamasıdır: “Kendini bilme, Allah’ı bilmektir.” Diğer yandan Kakayiler, “insan şeriat, tarikat, marifet ve hakikat gibi dört aşamadan geçer” diyen tanınmış sofilik akımının izleyicileridirler.

Yarsan felsefesi ya da dünya görüşü başlıca iki temele dayanır. Bunlardan birisi Donawdon (Reenkarnasyon), ötekisi ise Reenkarnasyon ışığında dünyanın, kainatın yaratılmasıdır.

Reenkarnasyon, ruhun bir kalıptan çıkıp bir başka kalıba geçmesi demektir. Bir canlının ölümü, bir alemden bir başka aleme yolculuk etmesidir. Çünkü canlı öldüğünde ruhu, ya kendi cinsinden, ırkından ya da başkasından olan bir diğer kalıba geçer.

Kakayiler, Reenkarnasyonu kainatın yaratılış gününden başlatırlar. Kainat, yaratıldığı günden itibaren “Donawdon” süreci ile yani aşama aşama bugüne gelmiştir.

Kakayiler, “kimseye kötü deme. Çünkü biz sadece insanın dışa yansıyan yüzünü görebiliriz. Ama ruhunun temiz olup olmadığını, ruhunun hangi temizlik aşamasında bulunduğunu bilmiyoruz derler,” diye aktarmaktadır.

Devam Edecek: Türklerin Anadolu’ya Girişi ve Malazgirt Savaşı, Moğolların Çekirge Sürüleri gibi Kürt Bölgelerini İstilası, 15–16. yy’da Osmanlı Kürt İlişkilerinde Gelişme, Yükselme, Gerileme ve Şeyh İdris-i Bitlisi

Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi Yayınları

Tarih Şimdidir-Kürdistan Tarihine Özlü Bir Bakış

Kasım Engin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Tarih  Simdidir-Kurdistan  Tarihine  Ozlu  Bir  Bakis-6  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.