Emekçiler ve Anayasa
Gençlik / 10 Nisan 2010 Cumartesi Saat 08:07
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Anayasa, devletin yapısını, yönetim biçimini, devlet organlarının yetki ve görev alanlarını,

Anayasa, devletin yapısını, yönetim biçimini, devlet organlarının yetki ve görev alanlarını, birey ve toplumun hak ve özgürlüklerini düzenleyen toplumsal sözleşme metnidir. Başka bir deyişle toplumun tüm yaşamını bütünleyen kurallar düzenidir.

Toplumlar tarihindeki yazılı sözleşmelerin ve anayasaların(Urnamu yasalarından Hamurabin yasalarına, Roma hukukundan 1787 ilk Amerika anayasasına ve peşi sıra dünyanın birçok ulus-devletinde ilke ve prensip halini alan) çoğunluğun birey ve toplumun devlete karşı görev ve sorumluluklarını ortaya koymuştur. Hiyararşik ve devletçi iktidarların meşruiyet kaynakları bu sözleşmelerin içeriğini belirlemiştir. Tanrı adına yetki kullananların düzeni koruyup, kutsal devlet yaratma ve bu anlamda iğdiş edilmiş, zihniyeti esir alınmış ve en nihayetinde politik ölümü yaşayan bir toplum gerçekliğini yaratma bu yasaların ve sözleşmelerin temel amacıdır. Aslında bu aynı zamanda uygarlık tarihi düzleminde ahlaki ve politik toplumun yitiriliş tarihidir de.

Son süreçlerde Türkiye’de çok ciddi bir biçimde anayasa tartışmaları sürmektedir. Türkiye demokrasi tarihinin temel unsurlarından biri olması itibarıyla güncel ve üzerinde önemle durulması gereken temel konulardan biridir.

1921 Anayasası, uluslar arası çapta kuşatma altında bulunan Türkiye Cumhuriyeti ve kurucusu Mustafa Kemal’in politik öngörüsüyle bu cumhuriyet ve devlet Türk ve Kürt halkının ortak vatanıdır biçimindeki yaklaşımı anlamlıydı. Bu süreç, yani dış kuşatma ve Türkiye’yi Anadolu’ya hapsetme tehdidi, Kürt, Türk ve Anadolu’da yaşayan halkların ortak ittifak espirisiyle aşılmıştır. 1923 Cumhuriyetin ilanı ve 1924 Anayasası’nda somut bir hüküm ve icraya dönüşen başta Cumhuriyetin kurucu ve asli iki unsurundan biri olan Kürt ve diğer Anadolu halkları ve tüm emekçileri kapsamına alan inkâr ve imha sürecinin kapsamlı startı oluyor. Bu süreç, Cumhuriyet öncesi sözlerin unutulduğu, kardeşleşmeye dayalı ittifak anlayışının 24 Anayasası’yla tuzla buz olduğu tarihsel bir süreci anlatır, işaret eder. 61 Anayasası’nda kısmen bir esneme olsa da, bu oldukça dar, yetersiz ve dönemsel kalmıştır. 12 Eylül Anayasası, kırıntı düzeyindeki 61 Anayasası’nda tanınan hakların tümüyle rafa kaldırıldığı, başta Kürt, demokrasi ve sivil güçleri dahası tüm emek cephesini tam bir baskı ve faşizan cendere altına alarak, toplumun demokratik direncini kırıp;  24 Anayasası’nda temelleri atılan homojen, tek tipleştirici faşist toplumu zirveye çıkarmanın adı olmuştur.

Gelinen aşamada bilgi-bilişim çağı ve ulus-devletin AB başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde eski önemini yitirmesi, yine Kürt dinamiği şahsında Türkiye emek ve demokrasi güçlerine dar gelen mevcut anayasanın yamalı boğça misali değil, köklü ve demokratik, üç kuşak hakları bağlamında temelden değiştirilmesi esastır. Kürt halkının kültürel ve demokratik yine toplumun diğer unsurlarına paralel emekçilerin toplu sözleşme ve grev hakkı tanınıp anayasada güvence altına alınmadan Türkiye asla çağdaş ve uygar toplumlar arasında hak ettiği yeri alamaz. Oysa dönemsel devlet olan AKP, adeta üç maymuna oynayıp demokratik seslere kulağını tıkayıp kendi anayasasını oluşturmaya çalışıyor. Bu halkların ve emekçilerin onurlu iradesini görmezden gelip, hiçe sayan büyük bir saygısızlık demektir. Daha dün Azadiya Welat çalışanı Metin Ala taş’ın meçhul ve karanlık ölümü ve yine biri Eğitim-Sen, diğeri bir baro avukatı olmak üzere iki düşünce ve emek çalışanının kayıp olmasını dert etmeyen, hatta onun belki de emrini veren Konya - Kayseri eksenli faşist yeşil sermayenin sözcüsü AKP hükümetinden halklar adına, emekçiler adına bir şey beklemek gaflet ve sistem gerçeğini anlamamak demektir.

Dün olduğu gibi bugünde, AKP ve diğer düzen partileri CHP ve MHP’nin çirkin ve faşizan iç yüzünü ve ince hesaplarını deşifre edip siyasetin rotasını belirleyen, Kürt Halk Önderi ve onun temsil ettiği harekettir. Kürt Halk Önderi’nin demokratik bir anayasa için tüm Türkiye’lilerin katılması gerektiğini belirtmesi bence hayati önemdedir. Eğer anayasa tüm toplum yaşamını düzenleyen ‘demokratik’ bir belge ise, toplumda kendi yaşamını direkt etkileyen ortak konsensüse ilişkin taleplerini iradesiyle katılarak en üst düzeyde göstermelidir.

Sonuç olarak Kürt Halk Önderi’nin de vurguladığı gibi ‘komplocu anayasaya hayır demokratik anayasaya evet’ şiarıyla 10 Nisan’da İstanbul – Kadıköy’de on binlerin buluşmasını selamlıyor, halkların ve tüm emekçilerin süreklileşen ve çatı partisiyle güçlü bir demokrasi bloğuna dönüştürerek kesin başarının bu yolla mümkün olacağını bilerek yaklaşmalı ve süreci halklar ve emekçiler lehine dönüştürerek kazanmalıyız.

Deniz Karer

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

 

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.