Kim bu ‘Reis’?
Kim Kimdir? / 24 Kasım 2016 Perşembe Saat 10:09
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Resmi kayıtlardaki adı Recep Tayip Erdoğan’dır. Kökeni, inancı ve nereden geldiği fazlasıyla karışıktır. Rivayet edilir ki İstanbul Kasımpaşa’da doğup-büyümüştür. Kendi anlatımına göre ailesi çok fakir olduğundan yaşamı yoksulluk içinde geçmiştir. Simit-su vb. satarak hayata tutunmuştur. Bir ara kısa yoldan zenginleşme hayaliyle futbolculuğa ilgi duymuş, az-biraz uğraşmış, ama tutunamamıştır. Sonra siyaset ilgisi gelişmiştir.Milli görüş ve Akıncılarla ilişkilenmiş, buralarda siyaset yapmıştır

Nam-ı değer Erbakan Hoca’nın elini-eteğini öpen “sadık” bir öğrencisi olarak sivrilince, Partinin İstanbul il başkanlığına getirilmiştir. Bu görevdeyken partisi adına Kürt sorununa ilişkin bir araştırma yapmıştır. Araştırma raporunda çözüm seçeneği olarak federasyonu önerince dikkatleri üzerine toplamayı başarmıştır. Ayrıca bu araştırmada Kemalistlerin, Kürtlere karşı işlediği suçların kabarık dosyası ile karşılaşmıştır. Bunun siyaseten yükselmek ve rakiplerini alt etmekte bulunmaz bir hazine olduğunu keşif etmiştir. Her sıkıştığında kullanacağı tükenmez bir sermaye olduğunu bilincine ve yüreğine kazımıştır. Sonrasında salya-sümük bir tarzda “bacılarımın başörtüsüne el uzattılar” ve “Dersim’de-Diyarbakır cezaevinde Kürt kardeşlerime zülüm yaptılar” ajitasyonu ile bu alanı sürekli istismar etmiştir. Her ihtiyaç duyduğunda bir sermaye olarak kullanmıştır.

Reis, Öptüğü Eli Isırmış ve ‘Gömlek Değiştirerek’ İhanet Etmiştir!

Kemalistlerin tarihsel suçlarını teşhir etmek, zulüm ve sömürüye dayalı sistemin ürettiği mağduriyetleri istismar etmek üzerine kurduğu stratejiyle etkisini her geçen gün artırmayı başarmıştır. Bu konuma gelince o güne kadar öptüğü eli ısırmış ve “gömlek değiştirerek” şeyhine ihanet edip kendisi liderliğe soyunmuştur.

Erdoğan’ın Tarzında ya da Tarsızlığında;

Makyavelli’nin:‘Amaç, Her Aracı Meşru Kılar’…

Fouchen’in: ‘İktidar olmak ve Orada Kalmak için Kötülüğün Sıradanlaşması…’

Hitler’in: Faşizan Milliyetçiliği…

Liderlikte, biraz Makyavelli’nin “amaç, her aracı meşru kılar” felsefesini, biraz Hitlerin faşizan milliyetçiliğini, ama daha fazlada Fouchenin iktidar olmak ve orada kalmak için kötülüğü sıradanlaştırması, sınırsız pragmatizm, komplo-entrika, ilkesizlik, yalan, hile, ahlaksızlık, yüzsüzleşme, hırsızlık, fırsatçılık, sinsilik ve rakiplerini bir birine kırdırmasını kendine örnek almıştır. Bu üç ayrı liderlik örneğinin sentezinden Türk tipi ucube bir liderlik tarzı şekillendirmiştir. Çıkış süreci Türkiye’de siyasi yozlaşmanın tavan yaptığı, siyasi partilerin ve liderliklerin her yönüyle aşıldığı, ekonomik kriz ve ahlaki çöküntünün tüm hayatı çepeçevre sardığı günlerdir. İçteki bu kaotik tablo ile dışta, Uluslararası güçlerin ılımlı İslam ve büyük Ortadoğu projelerinde ihtiyaç duydukları taşeron arayışının birleşmesi Türk tipi ucube liderliğin çıkış zeminine dönüşmüştür.  Böylece o “gömlek değiştirip millî görüşü, radikal” düşüncelerini bir yana bırakmış, o güne kadar küfür etiği Siyonist kuruluşlardan ödül almaya başlamış, içte ordu ile özdeşleşen Kemalist vesayete, dışarda ise “aşırılıklara karşı mücadele” eden “demokrasi ve özgürlüklerin savunucusu” bir lidere dönüşmüştür. Bu duruma denk söylemlerle uluslararası dayanak oluşturduğu oranda içte iktidarını güçlendirmiştir. İktidarının ilk yıllarında üç “y” ye karşıtlık temelinde yaratığı illüzyonla ılımlı İslamcı, liberal, demokrat, muhafazakâr, ütopyasını yitirmiş sol, ümmetçiliğin etkisindeki Kürtlerin önemli kısmı, etnik-dini azınlıklar vb. toplum kesimlerini etrafına toplayarak adeta bir cephe oluşturmuştur. Bu kesimler kraldan-daha kralcı kesilerek her kesin kayıtsız –şartsız Erdoğan’a destek vermesini savunmuş, karşı çıkanları suçlamamaktan sınır tanımamışlardır.

‘Lağım Medyası’ Kuruluyor!

Kendi cephesini oluşturduktan sonra hızla bunun basın-yayın ve iletişim ağını inşa etmiştir. Böylelikle cemaatin isimlendirmesi ile havuz, gerçekte ise lağım medyası ortaya çıkmıştır. Devasa bir ağa sahip bu medyanın temel misyonu Erdoğan’a teslim olmayanlara karşı gerçeği karartma ve onur cellatlığı yapmadır. Bu süreçte Erdoğan’ın yeşil faşizmi hızla kurumsallaşmaya girişmiştir. Böylelikle dışta dengeleri ve çelişkileri iyi gözlemleyerek, bunlardan yararlanma, içte ise etnik, dini mezhepsel, sosyal vb. farklılıkları kaşıma, bir-birine karşı kışkırtma-kullanma ve toplumu bölüp-parçalayarak yönetme dönemini başlatmıştır. Bu dönemde başta İçişleri olmak üzere birçok bakanlığı cemaate teslim ederek, mutlak iktidarı önündeki engelleri operasyonlarla bertaraf etmeye girişmiştir. Ergenekon’la Kemalistler ve eski statüko sahipleri hedeflenmiştir. Casusluk, Balyoz vb. davalarla operasyon kapsamına Türk ordusu da alınmıştır. Bu seriye KCK operasyonları ile on binlerce Kürt ve tüm sol gruplar da dahil edilmiştir. Erdoğan, Cemaat ve emirlerindeki lağım medyası tüm operasyonları geçmişte halka karşı işlenen suçlar ve teröre karşı olarak pazarlamış ve toplumun önemli kısmına kabul ettirmiştir.

Ergenekon, Balyoz-Casusluk vb. operasyonları ile bir yanda eski statüko sahiplerini kendisi için engel olmaktan çıkarırken, diğer yandan devletin Kürt halkına, sol kesimlere, azınlıklara karşı işlediği suçları afişe edip, bunlara mal ederek toplumun aklını çelmeye çalışmıştır. Bunda oldukça da ‘başarılı!’ operasyonlar derinleşmiştir. Cemaat bu operasyonlara hırsızlık yaparken suçüstü yakaladığı Erdoğan’ı da almak isteyince tılsım bozulmuştur. Erdoğan, yapılanları eski suç ortağının vefasızlığı ve darbe çabası olarak tanımlamıştır.15 Temmuz’dan sonra ise yüzündeki maskeleri söküp atarak ilk kez gerçek kimliği ile toplum karşısına çıkmıştır.

O şimdi artık su-simit satarak hayatını kazanan ve kısa yoldan zengin olmak için futbolcu olmak dahil bir çok çareye başvuran bir yoksul değildir. Nerden ve nasıl bulduğu devlet sırı olan zenginliğin sahibidir. Oğulları filo-filo gemi alan, milyonlarca dolar ve avroyu evde istifleyen, kaynağını ve miktarını açıklayamadıkları büyük mal varlığına sahip zenginlerdir. Kendilerine ait yatlar-katları vardır. Bankalarda ve evlerde istiflenmiş paralarının haddi-hesabı yoktur.  Öyle ki gidişat “adam çalıyor ama iş de yapıyor” noktasına bizzat lağım medyası ağzı ile algılar yaratılarak vardırılmıştır! Yani yüzsüzleşme normalleşmiş, kötülük sıradanlaşmıştır.

Aziz Nesin Yaşasaydı Zübük Karakterini Tekrar Gözden Geçirirdi!

Erdoğan, dünyada en zengin liderler sıralamasının en üst sırasındadır. Siyasal olarak günde birkaç kez takla atmaktadır. Bukalemun tanımı bile onu tarif etmekten aciz kalmaktadır. Rüzgârın yönüne göre konum almaktadır. Fırıldak gibi durmadan dönmektedir. Sabahtan-akşama görüş, düşünce değiştirmektedir. Bir mevsim milliyetçi kesiliyor. Sonraki mevsim milliyetçiliği ayakaltına alıyor. Bir başka mevsim AB yanlısı özgürlükçü oluyor, sonra bunun tam zıddı ulusalcı söylemlere sarılıp, idam cezasını pazarlamaya başlıyor. Bu anlamda milliyetçi desek değil, solcu-özgürlükçü hiç değil. İslamcı gömleğini çıkaralı yıllar oldu. Böylece Aziz Nesin’in “Zübük” karakterini bile cebinden çıkaracak kadar kıvrak, esnek, çıkarcı, sinsi,  üçkağıtçı, dönmekte mahir ve aynı anda her şey olabilen biri haline gelmiştir.

İktidarı boyunca herkesle bir biçimde yolu kesişmiş, onların sorunlarına eğilip -çözecekmiş gibi yapmış, istismar etmiştir. Her çevre ve kesimle ilişkilenmiş, hepsine göz kırpıp-kandırmış, yalan söylemiştir. Kendisi ile ilişkilenen herkesi hile ve komplo ile tanıştırmıştır. Yalan, hile, komplo-entrika ve her türlü alçaklıkla tüm devlet gücünü ele geçirmiştir. Devlet gücünü ele geçirince kendisinin tanrısal olduğuna inanmaya başlamıştır. Böylece her şeyi “en iyi bilen, yapan” ve karşısında asla itiraz istemeyen bir konuma yükselmiştir.  Bu konumuyla açık- aleni, faşist bir diktatörlüğe yönelmiştir. Çevresinde kümelenen inanan-yâda inanmayan yalaka takımına ve lağım medyasına göre o, her şeyi düşünen-bilen, dile getiren ve yapan dahi ve omurgalı bir Reistir.

Kendisini iyi tanıyan ve yakın döneme kadar aynı yolda beraber yürüdüğü cemaat onu “Başçalan” olarak isimlendiriyor. Kemalistler muhtereme “diktatör bozuntusu” diyorlar. Kürtler, aleviler ve solcular ise kendisine kısaca Yezit sıfatını layık görüyorlar. Kendisi ömrünün önemli kısmını gerçek kimliği, kişiliği açığa çıkmasın diye dilini ısırarak, susarak yaşamıştır. Kılıktan-kılığa girmiştir. Gittiği her ortama ayak uydurarak, oranın gerektirdiği maskeyi takarak yaşamıştır. Yılar sonra ilk kez, dinci, özgürlükçü, duygusal, hümanist, adil, ilkeli, yoksul, dürüst vb. maskelerinin tümünü yüzünden söküp atarak, gerçek kişiliği ve kimliği ile toplum karşısına çıkmıştır. Bu nedenle şimdi daha yalın, sade, doğal ve hakikidir. Bundan dolayı da toplumun önemli kesimi için katlanılması imkânsız bir nefret merkezidir.

Erdoğan, iki tercih ile karşı karşıyadır. İlki yeniden 2002’ye dönmek, reformist maskesi ile kitleleri kandırmaktır. İkincisi ise açık aleni bir biçimde Saddamlaşmak, bunu ucube bir başkanlık sistemi haline getirmektir. Her iki durumda Erdoğan için gelecek vaat etmiyor. Bu nedenle düşüş hikâyesi hazin ve çok dramatik olacağa benziyor.

Can Toprak

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Kim  bu  Reis    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.