Kim Kimi Affedecek! -1-
Dizi Yazı / 04 Nisan 2010 Pazar Saat 17:52
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ergenekon soruşturmasının satır aralarında, Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketine karşı yürüttüğü savaşta başvurduğu kirli yöntemler de itiraf ediliyor.

Ergenekon soruşturmasının satır aralarında, Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketine karşı yürüttüğü savaşta başvurduğu kirli yöntemler de itiraf ediliyor. Fakat soruşturmanın temel amacı siyasal ortamı kirlerinden arındırmaktan ziyade, sadece bir iktidar savaşı olduğu için birbirinin kirli çamaşırlarını ortaya döküyorlar. Yoksa toplumu aydınlatma ve yaklaşık yirmi beş yıldır süren acıları sarma amaçlı değil. Öyle olsaydı devlet adına kirli faaliyetler yürüten ve binlerce masum insanın ölümüne neden olan ekibin Fırat’ın doğusunda işlediği cinayetlerin aydınlatılması soruşturmanın temel amacı olurdu.

Maalesef bakıyoruz, devletten aldığı vesayetle Kürtleri en zalim yöntemlerle katleden ve kendilerini devlet içinde farklı bir devlet gibi örgütleyenler sadece bir iktidardan hoşnutsuz oldular diye yargılanıyorlar. Üstelik onlara bu vesayeti veren ve onları en tepeden yönetenlerin hiçbirinden haber bile yok. Peki, temiz bir toplum ve demokratik bir siyaset yaratma iddiasında olanlar, bu soruşturmayla 17 bin 5 yüz faili meçhul cinayeti ve 4 bin civarında köyün yakılıp yıkılmasının nedenlerini ve faillerini aydınlatabilecekler mi?  Yerinden yurdundan göç etmeye zorlanan milyonlarca insanın yıllarca yaşadıklarına bir izah getirebilecekler mi? Göçün, Türkiye toplumunun hemen hemen hepsi üzerinde yarattığı siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik tahribatları tamir edebilecekler mi? Yakılan yüz binlerce dönümlülük ormanlık alanları geri getirebilecekler mi? En önemlisi de bu savaşta çocuğunu kaybeden annelerin vicdanını rahatlatabilecekler mi?

Son dönemlerde Türkiye’de barışın ve huzurun sağlanması için devletin yanlış uygulamalarından kaçıp ya yurt dışına göç etmiş ya da dağa çıkmış insanlar için ‘af’ çıkarılması tartışılıyor. Fakat kim kimi af ediyor. Mağdur ancak affedebilir. Mağdur olan devlet midir? Ergenekon soruşturmasının satır araları bunun böyle olmadığını söylüyor. Tam tersine, Abdülkadir Aygan ve Yıldırım Beğler gibi birçok JİTEM elemanının itiraflarına göre, PKK adına bir suç işlenmişse devlet adına onlarca cinayet ve suç işlendiğini gösteriyor. Yaklaşık yirmi beş yıl boyunca devlet adına Kürdistan’da Hizbullah ve JİTEM gibi kirli savaş yöntemlerinden tutalım, halkı açlıkla terbiye etmeye, sınırsız işkence uygulamalarına, psikolojik savaş yöntemlerine kadar her şey uygulandı. Devlet PKK’ ye af çıkaralım diye bilir, ama devletin yaptıklarını kim affedecek?

Kürdistan’da yaşananları belki rakamlarla ifade etmek fazla bir anlam taşımayabilir. İşkence, kaybedilme, göçertme ve sürekli ölüm, açlık korkusu altında tutulan insanların geçmişi sorgulayamaması ve bu sorgulama üzerinden geleceğini güvenle kurma duygusunu yaşayamaması diğer ülkelerde olduğu gibi Kürdistan’da da önemle ele alınması gereken bir konudur.

Diğer yandan sürekli gerçeği bilmeden hep birilerini suçlayan egemen ulus kültürünün yarattığı aldatılmışlık duygusu da ciddi bir sorun olmaktadır. En basit bir örnek olarak; Kürtler bu toprakların esas halkı olmasına ve Türkler bu coğrafyaya yaklaşık bin yıldır gelmiş olmasına rağmen cumhuriyet döneminde verilen tarih bilincinde durum tersine çevrildiği gibi Türkler artık Kürtlerden habersiz bir halk haline gelmişti. Gelişen Kürt özgürlük mücadelesinin sonucunda Kürtlerin varlığı yeniden kabul edilmeye başlandı. Halbuki Türkler, Kürtlerle Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Yemen’de, en sonda Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza savaşırken, birbirlerinin stratejik dostları olduklarını kabul etmişlerdi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında dostluk içinde, birbirini tanıyarak yaşamışlardı. Fakat bir anda 1925’ten sonra Kürtler yok oldular. İnkar edildiler. Kürtler Türklere unutturuldu. Aradan yaklaşık seksen yıl geçtikten sonra devlet yeniden Kürtlerin varlığını itiraf etti. Bu durum Türk halkı açısından ciddi bir problemdir. Yani seksen yıl kandırıldığının, yalan üzerine kurulu bir tarih anlayışıyla yetiştirildiğinin göstergesidir. Bu durum bile başlı başına Türkiye’nin tarihiyle yüzleşme ve hakikatlerle tanışma nedenidir.

Bir yandan güvensizlik, diğer yandan suçlayıcı ve inkarcı pozisyonda olmak güçlü bir savaş zemini anlamına gelmektedir. Bu zemin büyük katliamların ve halklar arası savaşların gizli gücü olurken;  savaş rantçıları için de bulunmaz fırsatlar yaratmaktadır. Güvensizlik, adalet yoksunluğu, ırkçılık ve yoksulluk zemininin açığa çıkarılarak kurutulması bir toplumun kendini sürdürebilmesi için bir zorunluluktur. Bunlardan kurtuluşun yolu hakikatler ile yüzleşmekten geçmektedir. Türkiye de geçmişte bir takım kutsallıklar, zorunluluklar, karşıtının zulüm ve baskısını neden göstererek, insan hakları ihlallerine direniş kutsallığı elbisesini giydirdi. Bedenin çıplak güzelliği gözler önüne serilmeden yürümeye çalışmak ilerde daha ciddi problemleri ortaya çıkaracaktır.

Topluma verdiği maddi zararların haricinde, can kayıplarına neden olan ve toplumu kandırma temelinde yürütmeye çalışarak kendine karşı güvensizleştiren bir devletin kendini sürdürebilirlik düzeyi ancak halkına yeniden güven vermekle mümkündür. Buda kendini mağdur yerine koyarak, ‘af ediyorum’ demekle mümkün değildir. Üstelik Türkiye’deki savaşın tek mağduru toplumdur. Gözyaşı dinmeyen analardır. Birilerini cezalandıracaksa da, affedecekse de ancak onlar yapabilir. Onların vicdanı rahatlatılmadan toplumsal barış ve demokrasi gelmez. Bunun yolu da ‘af’ çıkarmakla değil, hakikatleri araştıracak bağımsız komisyonların ve halka açık mahkemelerin kurulmasından geçmektedir.

 

Ali Gündoğdu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org – www.lekolin.net – www.lekolin.info  

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.