“Devlet” “devletle”; “millet” “milletle” temizlenmez!
Okuyucudan / 12 Ekim 2016 Çarşamba Saat 16:26
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Onurlu bir özgür yaşam istencinden taviz verilmeden çözüm arayışının beslenmeye çalışıldığı ‘masa’ döneminin Devlet aklı ile yıkıldığı yakın geçmişimizi bu güne bağlayan olaylar ele alındığında tek yolun, olan biteni görmek; göremeyenlere göstermek ve hakk-ı kabilinde gereken tepkisini ve direniş seviyesini açığa çıkarmak olduğu anlaşılacaktır

Politik çıkmazların beslediği bir devinimin tüm cephelerin alt yapısını kolladığı bir süreçten geçiyoruz. Askeri tempo, stratejik hamleler, savaş aygıtlarının topyekun tüm kesimlere karşı yöneltilmesi; askeri, idari, ekonomik, sosyal... anlamda zihinlerde ‘ne oluyor?’ karmaşasını; ‘ne/neler olacak?’ sorusunu da -kaygı merkezli- bir şekilde arttırmaktadır.

Öncelikle Tiranlaşmaya çalışan bir Tayyip Erdoğan gerçekliğini görmek gerekmektedir. Hukuktan kopuk, tüm devlet mekanizmalarını kendi orijininde şekillendiren, “hak”kı iki dudağının arasında gören, halkı ise mutlak iktidarı için söz hakkı olmaksızın yönetilmek isteyen bir tarihsel şahsiyetle karşı karşıyayız. Peki tarih sahnesinde Tayyip Erdoğan yalnız mı, tabi ki de değil… Sümerlerde krallığı ve iktidarı için zulüm ve katliamlar yapan Nemruttan, Mısır’da köle cesetleri üzerinden inşa edilen görkemli iktidar sembollerini bina ettiren Firavuna kadar birçok Tiran ile aynı sahneyi paylaşmaktadır. Bu şahsiyetler “güç, iktidar, tahakküm” dedikçe; sonuçları “katliam, zulüm, soykırım” olmaktadır.

Holokost’un (Yahudilerin uğramış olduğu soykırıma verilen ad) epistemiğini değerlendirmeye alan Dinner, özellikle Yahudi toplama kamplarındaki vahşeti tanımlamanın antropolojik sebeplerini ele alırken; “Holokost’un açığa çıkabilmesi için modern(-diye dayatılan) bir yönetim aygıtına, sorumlulukları paylaştıran bir iş bölümüne, bürokratik çalışma disiplininin nesnellik ve soğukluğuna ve belki de totaliter bir siyasal sisteme ihtiyaçları vardır.” demektedir(Dan Dinner, Karşıt Hafızalar: Soykırımın Önemi ve Etkisi Üzerine, Çev. Hulki Demirel, İletişim Yay., 2011-İstanbul, s. 17). Yani özcesi soykırım ve kolektif şiddet olayları kendiliğinden ortaya çıkan ve toplumun veya toplumun belli bir kesiminin eş güdümlü bir sistematikle eyleme geçtiği bir silsile olarak tanımlanamaz. Belli bir ideolojik hakimiyetin; siyasi, askeri ve ekonomik ilişkilerle bir yönetimsel form etrafında tetiklemesi gerekmektedir. Modern devlet yapılanması ise merkeziyetçi mantığı ile bahsi geçen güçlerin bir biriyle etkileşiminden öte iç içe geçmişliği yaşadığı ve tekleştiği bir soykırım alanı barındırmaktadır. Bauman’ın, modernitenin beslediği bürokrasi ile Yahudi soykırımının ilişkisine ilişkin tespitleri dikkat çekicidir: “Holocaust, modern çağ öncesi barbarlıkların henüz silinememiş kalıntılarının irrasyonel bir biçimde açığa çıkması değildir. Modernite evinin meşru bir sakinidir; ayrıca modernitenin dışında hiçbir yerde de kendi evinde gibi olmayacaktır.”(Z.Bauman, Moderniyt and the Holocaust, Cambridge: Polity Press, 1989). Yani 20.yy.’ın hacimli savaş, katliam ve soykırımlarının “evi” aslında modernitenin ve modern devletin kendisidir demek mümkündür. Bu tespit kimilerine determinist bir yaklaşımın sonucu olarak görünebilir. Ancak Osmanlı, Almanya, Ruwanda, Yugoslovakya, Irak, Suriye ve adını sayamadığımız birçok ülkenin adeta mezbaha alanına dönüşmesinin temel sebebi “modern devlettir”.

Gücün, iktidarın ve tahakkümün hem kaynağı hem de vasıtası olan  “Devlet” ise günümüz Türkiyesinde Tayyip Erdoğan şahsiyetine bürünmüştür. AKP teşkilatı ve devlet organizasyonu; bu formun bileşeni ve asıl sahibi olan halkları düşünmek yerine Tayyip Erdoğan’ın iktidarını teminat altına alma çabası içerisindedirler. Meşru öz yönetim savunularına karşı ortaya serilen barbarlık ve vandallıkla büyük taarruzlar sergilenmesinin sebebi budur. Hakkı ve haklıyı açığa çıkarma ve politik düzlemde çözüm arama çabasından vazgeçilmesinin sebebi de budur. Güç mutlak bir biçimde Tiranda olacaktır. Millet ise gücün temini için yeri geldiğinde menfaat tesis edilecek yeri geldiğinde ise tokatlanacak bir aygıt halini almaktadır. Siyasal muhaliflerin baskı altına alınması, idari kazanımların kayyumlarla gasp edilmesi; tecavüz, zulüm, katliam ve benzeri birçok kötülüğün açığa çıkması da bundandır. AKP teşkilatı, devlet organizasyonuna itibar-ı iade ile dönen ulusalcı gladyo şebekesi ve devlet eli olarak tanımlanabilecek tüm paçavraların bu Tiran aklı etrafında bütünleşmesinin tek gayesi menfaat iken, Tiranın tiranlaşma sevdasının sebebi ise iktidarını güçlendirmek ve teminat altına almaktır.

Türkiye devlet sistemi, Tiranın gücünü teminat altına almak adına, “millet” seramonisi eşliğinde Kürt halkını tarih sahnesinden silmek için elindeki tüm kartları canla başla oynamaktadır. AKP; askeri, siyasi, idari ve ekonomik alanlardaki sindirmeye yönelik bütün ataklarını ortaya koymakta; Kürdistan’da terör estirerek sözüm ona terör avına çıkmaktadır. Tüm bu saldırganlığı sergilerken bir yandan da kendisine yönelik tehdit oluşturduğunu düşündüğü cemaat oyuncularını devlet içerisinden temizlemeye çalışmaktadır. Devlet olmaya çalışan “AKP&CEMAAT denkleminden çıkan sonuç=AKP” olunca başlayan bu temizlik harekatı ise bir anda tüm muhalif çevrelere yönelen bir kana susamışlığa evrildi.

Klasik devlet kibri ile devlet temizlenmeye çalışıldı/çalışılıyor. Tiran gücüne güç, iktidarına iktidar pompalayıp duruyor. Peki kim kimi temizliyor? Tiran ne kadar temiz ki devleti temizlesin veya modern devlet ne kadar temiz ki temizlenebilsin? Bir çıkmazın eşiğinde olan AKP’nin, devletleşme orta-oyununu canla başla oynamasını izleyen toplumsal dinamikler Türkiye sisteminde karar mercii olmaktan çıkarıldıkça, tüm olan bitende asıl söz sahibi olan ve hesap sorması gerekenler de yok edilişi yaşıyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi topluma şovenizm ve ırkçılık pompalanıyor.

Şovenizm zihinlerden sokaklara taşıp alevi evlerinin kapılarında bir çarpı işareti oluveriyor, batıda çalışan Kürt işçilerini lince maruz bırakıyor, Sinop’ta Kürtlere mahalle baskısı ve evlerini terke davete sebep olabiliyor. Çünkü Tiran “ezer geçeriz” derken toplumlardan bahsetmektedir. Mülkleştirdiği ve iktidarı için vasıta haline getirdiği “Millet-i-” ile Kürt halkı şahsında tüm –demokrasi- çevrelerini temizlemeyi hedeflemektedir. Devlet organizasyonu ve vasıtalaşan millet bu noktada silindir işlevini görecektir sözüm ona. Evet plan bu kadar derin ve vahimdir.

Zana Helbest

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  Devlet  devletle  millet  milletle  temizlenmez    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.