TÜRKİYE SURİYE’DE NE ARIYOR?
Okuyucudan / 09 Eylül 2016 Cuma Saat 13:37
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Erdoğan, iktidarını korumak ve süreklileştirmek için her türlü riski göze aldı. DAİŞ ile de anlaşarak Cerablus’u tek bir mermi patlamadan aldı. DAİŞ’in çekildiği şehre, askeri elbise giydirilmiş El Nusra, Ahrar u Şam ve Sultan Murat Tugayları ÖSO adıyla girdi. Bu işgal girişiminin birçok nedeni bulunurken bunlarden en önemlisi, Cerablus’un DAİŞ’in elinde olması Demokratik Suriye Güçlerinin hedefi durumuna getiriyordu. İkincisi ise DAİŞ’i Bab ve Mare hattına sürerek buradaki hattı güçlendirmesi

ABD, Ortadoğu’daki siyasal dengelerde değişim ve yeniden yapılanma planlamasına, Türkiye’yi de kendine ittifak olarak kabul etti. Bu ittifak ile Ortadoğu da yaşanan savaş daha da derinleşecek ve halkların ortaya koyduğu çözüm iradesinin karşısına devletlerin ortaya koyduğu çözüm ile kanlı ve faşizan bir müdahalenin de önü açılmış olacak. Türk devletine Suriye’ye geçme izninin verilmesinin en açık ifadesi budur. DAİŞ terör örgütüne karşı ortak mücadele adına yürütülen Fırat Kalkan Operasyonu direnen halkların mücadelesinin önünün kesilmesi için geliştirildi. Türkiye’nin Ortadoğu ile bağının Kantonların birleşmesi ile kopacağını düşünen kapitalist devletler böylece Türk faşist zihniyeti ile yönetilen Türkiye’yi bu savaşa çekti.

Bu savaşta Türkiye’nin sınırı geçmesi yani Cerablus’u işgal etmesi ile birlikte Suriye de savaşın ömrü de uzatıldı. Bu anlamda Orta Doğu devletçi yapılarının hiç birinin yarınının ne olacağının da garantisi kalmadı. Yarın Türkiye’yi de Suriye’nin girdiği çıkmazda görebiliriz. Çünkü Türkiye sınırı aşmakla birlikte sınır haklarını da ihlal etti. Hali hazırdaki durum devletlerarası bir savaşın da sinyallerini veriyor. Çeteci yapılanmalara öncülük eden Türkiye, bir Türk atasözünde de söylendiği gibi “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olabilir”, Cerablus’u alayım derken bir bakmış Hatay’dan da Antep’ten de oluvermiş, devletlerarası savaşla beraber kucağında nur topu gibi bir iç savaşla da Suriye’den dönüvermiş.

15 Temmuz’da Türkiye’de gelişen darbe her ne kadar kaynağını iç dinamiklerinden alsa da, dış güçlerin etkinliği ve belirleyici konumu göz ardı edilemez. Bir süredir AKP siyaseti Osmanlı hayallerine oynarken, dış güçlerin hegomonik yapılanmalarını gözetmedi. Kendisini bağımsız güç gibi konumlandırmaya çalıştı. Ne iç dinamiklerini gözetti nede dış dinamiklerin durumunun farkında oldu. İç politikasında Kürt siyasetine karşı yürüttüğü antipatiyi derinleştirirken aynı zamanda Kürt Halkı’nın öz yönetim direnişlerine karşı da topyekûn bitirme operasyonlarını geliştirdi. Yıllardır Türkiye’de Kürt Halkı’nın özgürlük mücadelesine karşı geliştirilen düşmanlık politikaları temelinde pek çok global-paralel-çeteci yapılanmalar kendini derinden örgütledi. Kürt Halkı’nın haklı mücadelesini yok sayma, yıkma, yok etmeye çalışan bu yapılar, Fetullah Gülen örneğinden görüleceği üzere Kürt Halkı’nın kanından beslendi, büyüdü ve derin devlet olarak örgütlendirildi. Yine Bumerang misali dönerek kendini vurdu. Devletçi zihniyette örgütlenmenin varacağı sonuç her zaman bu olmaktadır, aslında Türkiye’de yaşanan darbe kapitalist sistemin kendini ayakta tutma yöntemi, bu sistemin krizli hali, toplum dışılığının bu biçimdeki yansımasıydı. AKP’nin demokratik ulus çözümü karşısında geliştirdiği savaşta bugüne kadar Gülen’i en büyük yardımcısı olarak görmesi hele ki öz yönetim direnişleri ile halkın iradesine karşı “denize düşen yılana sarılır” misali Fetullah yapılanmasına tekrar sarılması yine devletçi aklın başka bir çıkmazıydı. Ortak çıkarları Kürt meselesinde çakışan Gülen ile Erdoğan siyasal ortaklıklarını bozdu, demokratik ulus çözümü yerine devler aklını ön plana çıkaran, Kürt Halkı’na savaş açan Erdoğan’ın bu dar görüşlü yaklaşımı Türkiye’yi ciddi anlamda geriye çekti ve daralttı.

İç politikada bir türlü dengeleri oturtamayan Erdoğan dışarda da siyasal dengeleri oluşturamadı. Dış politikada İsrail ve Rusya’yı karşısına aldı, Kürt Halkı’na dönük düşmanlığı ile yaşanan insan hakları ihlalleri Türkiye’nin AB üyeliğini tartışılır hale getirdi. Sunni-Suudi çizgiyi öne çıkararak Avrupa’dan iyice uzaklaşan Türkiye, DAİŞ gibi çete yapıların arka bahçesi ve tek dış politik ittifakı haline geldi.

Böylece içerde ve dışarda siyasette kaybettiğini anlayan AKP, yeni iç ve dış politikasını bu kez de Kürt pazarlığı üzerinden geliştirdi. ABD ile arasını düzeltmek için Rusya kozunu oynadı, Ruslarla diplomatik faaliyetlerle ABD’ye mesaj verdi, patlayan Gülen darbesi ile ABD’den Gülen’i istedi. Fakat ABD, Türkiye’ye Gülen yerine PYD’yi sundu.

Fettullah Örgütü sermayedar bir yapılanmadır. Bu anlamda 15 Temmuz darbe girişimi Türkiye’yi bir anlamda dış güçlerin kontrol altında tutma müdahalesi olarak da görülebilir ve öyle de oldu. Aslında Türkiye içerde girdiği çıkmazı aşmak için Cerablus’u işgal etti. Türkiye’nin bu işgali sadece Türkiye’nin çıkarlarını gözettiğini söyleyen AKP siyaseti ile sınırlı değildir, aynı zamanda da dış güçlerin Türkiye’yi bu savaşa ortaklaştırmasıdır. Türkiye bu girişimleri ile kendini aşılması zor siyasal hataların içine sürüklüyor. Binlerce yıldır beraber yaşadığı Kürt halkı ile barışacağına Kürt düşmanlığı karşılığında Türkiye’yi pazarlama durumunda kalıyor. Görünen o ki Türkiye’yi bu çıkmaza sürükleyen AKP’nin bu hatasının faturasını yine her zaman olduğu gibi Türk Halkı ödeyecek. 15 Temmuz darbe girişiminde Avrupa ülkelerine kaçmak için iki uçağını hazır tutan Teyyip Erdoğan, Cerablus batağında savaşa girerse ailesini ve paralarını uçağa atıp tabana kuvvet kaçıp gidecek.

AKP, Türkiye’nin dış politikadaki başarısızlığını örtmek ve kendi iç dinamiklerinin gündemini değiştirmek için, parçalanmış, çürümeye yüz tutmuş-zayıflamış “Vatan-Millet-Sakarya” diyerek Cerablus’a soktu. AKP, Cerablus’a girerek aslında Suriye bataklığına saplandığının farkına varsa da artık iş işten geçmiş olacak.

Erdoğan, iktidarını korumak ve süreklileştirmek için her türlü riski göze aldı. DAİŞ ile de anlaşarak Cerablus’u tek bir mermi patlamadan aldı. DAİŞ’in çekildiği şehre, askeri elbise giydirilmiş El Nusra, Ahrar u Şam ve Sultan Murat Tugayları ÖSO adıyla girdi. Bu işgal girişiminin birçok nedeni bulunurken bunlarden en önemlisi, Cerablus’un DAİŞ’in elinde olması Demokratik Suriye Güçlerinin hedefi durumuna getiriyordu. İkincisi ise DAİŞ’i Bab ve Mare hattına sürerek buradaki hattı güçlendirmesi istendi. Bununla Halep hattının açık tutulması amaçlanıyordu.

Erdoğan ve etrafında topladığı anti demokratik, faşist güruhun hesaba katmadığı bir şey vardı. O da Kürt Halkının artık eskisi gibi olmadığı gerçeğidir. Kürt Halkı, öz yönetim direnişleri ile darbeci, faşist, işgalci güçlere karşı sonuna kadar direneceğini gösterdi. Hatta Erdoğan işgalci polis ve askerlerine moral vermek için yaptığı bir konuşmasında “en az teröristler kadar iradeli, onurlu olun” diyerek bu gerçeği kendi ağzı ile itiraf etmişti. AKP’nin Suriye’de Kürtlere kafa tutması akıl işi olmadığı ortaya çıkacaktır. Aynı zamanda bu durum Türkiye’deki Kürt Hareketinin kontrollü olarak yürütmeye çalıştığı savaşın kontrolden çıkmasına da neden olacaktır. Türk devletinin ÖSO kıyafetleri giymiş El Nusra çeteleri ile Cerablus’a girmesi aynı zamanda her türlü desteği verdiği DAİŞ’in yenilgisi anlamını da taşımaktadır. Bu nedenle Türk devleti bu savaşa açıktan dahil olmuştur. Türkiye dağılan ordusuyla, devlet yapısıyla ve bir türlü oturtamadığı dış politikasıyla Suriye’de ne yapabilir? Şimdi tekrar soruyoruz, Türkiye bu hali ile Suriye’de ne arıyor?   

Zin Maraş

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html

 

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): TURKIYE  SURIYE  DE  NE  ARIYOR  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.