OSMANLIDA OYUN BİTMEZ
Okuyucudan / 08 Eylül 2016 Perşembe Saat 11:34
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AKP ve Erdoğan sürecinde söylenen sözler ve verilen vaatler samimiyet testini geçemedi, Kürtler yine bir hayal kırıklığına uğratıldı. Erdoğan'ın "ustalık" dediği döneme dair artan endişeler devam etti. Ustalık sürecinde siyasetçi, seçilmiş belediye bakanı, iş adamı, hukukçu, gazeteci, aydın, öğrenci, memur vs. toplumun her kesiminden insanlar KCK adı altında tutuklandı. “Ovada” siyaset zor olmaya başladı. Kürt taleplerinin demokratik süreçte temsil edilmesi, şiddetin siyasetten

Kürtlerin saflığından dolayı bitmek tükenmek bilmeyen aldanışları ve Türklerin Osmanlı'da oyun bitmez hileleri neticesinde gelinen son nokta 2015'in son baharı kışa doğru ilerliyordu. Türkiye kış mevsiminin soğuk havasında, siyasetin ve siyasetçinin soğuk yüzüyle karşı karşıyaydı. Siyasetin dili artık hakaret boyutunu da aşmış kan kusuyordu. İşte bu soğuk havaların buza kesen siyasetinde herkes “vur” derken, “yaşat” diyenlerin sesi çok cılız çıkıyordu.

Yüzyılların sorunu olan “Kürtlerin kendini yönetme demokratik ve Kültürel hakları” sorunu, konusunda çözüm halen sağlanmış değil. Yüzyılların sorunu derken aslında bu konuyu Cumhuriyet’in kuruluşu ile beraber ele almak istiyorum. Çünkü bu sorun, daha Osmanlı dönemindeki 15 civarında isyanla süreci kapatmış, Cumhuriyet döneminde başlayan isyan hareketi ise 29. isyan olarak hâlâ devam etmektedir. Her şeye rağmen Kürtler Cumhuriyet tarihinde en çok dört lidere güvendi ve onlara tüm desteğini verdi. Kürtlerin en çok güvendiği bu liderler Atatürk, Bülent Ecevit, Turgut Özal ve Recep Tayip Erdoğan. Özellikle iç ve dış siyasal sürecin de etkisiyle Kürtlerin en son kendisine güvendiği ve sorunlarını çözeceğine inandıkları kişi Recep Tayip Erdoğan’dı. Anlayacağınız Soldan sağa, dincisinden laiğine kadar Kürtler her siyaset kategorisindeki liderlere güvenmiş.
Kürtler hep güvendi ancak her güvendikleri lider ve siyaset anlayışı onları hayal kırıklığına uğrattı.

TC Kurucu Lideri Kemal Atatürk’e Başlayan Uzun Süreli Destek ve Kürtlerin İsyan Dönemi!

Türkiye Cumhuriyeti kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk, Kürtlerin ilk ve en çok güvendiği kişiydi. Kürtlerin onunla Kurtuluş Savaşı’nda gösterdiği çaba ve buna karşılık Atatürk’ün Kürtlere ilişkin ifadeleri de bunun göstergesidir. Ancak Kürtler, en büyük hayal kırıklarından birini bu süreçten sonra yaşadı. Bu hayal kırıklığı çok uzun süre devam etti ve bu süreçte Kürtler, Cumhuriyet boyunca birçok defa isyan etmek zorunda kaldı.

Oysa Mustafa Kemal 1918’de Anadolu kuşatma altındayken, Kurtuluş Savaşı’nı doğudan başlatıyordu. Bu dönemde kendilerinden yardım istediği sunuyorlar. Bu sebepledir ki Kürtlere zaferden sonra bir çok demokratik hakkın verileceğini vaat ediyor. Bu konuyla ilgili birçok tarihi belge söz, tarihçiler tarafından artık açıklanıyor. Türkler ve diğer Anadolu halklarıyla birlikte canla başla kurtuluş mücadelesi veren Kürtler, 1924 anayasasıyla birlikte bırakın vaat edilen hakların verilmesi, sahip oldukları tüm haklar da ellerinden alınarak Türklüğe asimile edilmeye başlanmıştır. Ve arkasından gelen katliamlar tabi ki 1921 Koçgiri 1925 Şêx Said 1930 Zilan ve 1938 Dersim.

Bülent Ecevit ve Hayal Kırıklığı Dönemi!

Ecevit 1960’ların sonunda şapkasını başına geçirdi, mavi gömleğini giydi ve Anadolu’yu karış karış gezdi. Dağa taşa Karaoğlan yazıldı. Gündeminde işçi-köylü hakları ve 12 Mart darbesinde mağdur olan insanların idamları, insan hakları, ifade özgürlüğü, dine saygılı laiklik anlayışı vardı ve bu yeni bakış açısıyla kucakladığı halktan büyük bir destek alarak başarı kazanmıştı. Ecevit de Atatürk’ten sonra Kürtlerin güvenini kazanmıştı. Bu sebeple CHP, 1977 seçimlerinde %41,05 oranında oy aldı. Ecevit 1974 yılında muradına ermişti. Kürtlerin Ecevit’e bu kadar güvenmesinde, tabi ki kulaktan kulağa dolaşan “Ecevit’in Kürt olduğu” sözü de etkili olmuştu. Bu duruma Hakkarililer de destek vermiş. Hatta Hakkarili siyasetçiler Ecevit’in Hakkari’de önde gelen bir ailenin çocuğu olduğunu bile söylüyorlardı.1973 ve 1979 yılları arasında CHP ile Ecevit’in sözünü dinleyen Kürtler 1980 darbesi ile beraber en büyük şoklardan birini yaşamış, ceza evleri ve faili meçhul cinayetler, işkence derken bir çok insanlık dışı olay yaşamışlardı. Bu dönem de Kürtler açısından bir hayal kırıklığı dönemiydi.

Öngördüğü Değişimleri Yapmaya Ömrü Yetmeyen: Turgut Özal Dönemi!

Özal da çözüm olarak ilk kez Kürt kimliğinin ve dilinin tanınmasını öneriyordu. Bir rapor hazırlayan Özel, durumu anlamaya başladı ve bu sebeple kimi değişiklikler yaratmaya çalıştı. Fakat Özal’ın ömrü bu değişimi netleştirip ortaya çözüm koymaya yetmedi. 12 Eylül darbesinden sonra iktidarı devralan Özal‘ın karşısında Kürt isyanlarından 29.uncusu  duruyordu. "Bir avuç eşkıya" söylemiyle sorunu çözmek için birçok yöntem denendi. Olağanüstü Hal Bölgesi (OHAL), koruculuk sistemine rağmen bu isyan dalgası  daha da arttı, kangrene dönüştü. Özal, gidişatı fark edip demokratik açılımları düşündü. İlk çıkış, "Benim anneannem de Kürttür" sözüyle oldu. Özal artık, “terörle mücadelede 'en şahin' benim diyordu ve 21. asırda çözüm sopayla olmaz, özgürlük, diyalog ve ikna ile olur" diyordu. Seksen darbesinden sonra ANAP ve Turgut Özal cephesinde Kürtler yine karar kılmış, Özal’ın demokrat yapısı ile siyasette yer almışlardı. Özal’ın Malatyalı ve Kürt olması nedeniyle ona güven daha fazla olmuş, Özal’ın ekonomi konusundaki politikaları ile ekonomik açıdan ülkenin yüzü gülmüş bir müddet, kaçakçılık biraz daha normal bir hale getirilmişti. Hatta bu yüzdendir ki halen Doğu’da birçok insanın evinde Turgut Özal fotoğrafı duvarlarda asılı durmaktadır. Özal’ın ufak tefek Kürtçe üzerindeki yasaklarla oynamasından sonra umut daha da büyümüştü. O süreçte Federasyon bile tartışılabilir hale gelmişti. Fakat daha sonra o da “suikast” ihtimali yüksek ve hala çözümlenemeyen bir ölüm yaşayacaktı.

Kürtleri En Uzun Vadeli Oyalama Taktiğinin Yürütücüsü: Recep Tayip Erdoğan

Bu liderlerden sonra yıllarca İslamî kesimin mağduriyetini gündeme getiren AKP ve Erdoğan süreci başlıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi olarak adından da çağrışımlar olarak Adalet = Demokrasi ve Kalkınma Ekonomi. Yani Kürtlerin öncelikle demokrasi ve daha sonra ekonomiye ihtiyaçları vardı. Okuduğu bir şiir nedeniyle aylarca cezaevinde yatan ve Kürtlerin eleştirdiği askeri cunta, bağımlı yargı vs. konuları siyasetinin merkezine koyan bu parti Kürtleri de yanına çekecekti. Kürtlerin eleştirdiği, demokrasi karşıtı olarak gördüğü her şey aslında Erdoğan ve AKP gündeminde de vardı. Türkiye’deki Kürtlerin büyük çoğunluğunun desteğini kazanan parti tek başına iktidar olmuş. Birkaç seçim sonra yani 2007 seçimlerinden sonra Kürtlerin desteğini peyder pey kaybetmeye başlamıştı. Düşüş Haziran 2011 seçimlerinde belirgin olarak görülmüştür. Aslında Kürt sorunu, Kürt kimliği noktasında Cumhuriyet sürecinin ezberini bozacak kararlar alınmış, Kürtçe Tv ve Radyo, Kürt dilinin Kürtlerin kuracağı dernekler tarafından öğretilmesi, Kürt sorunun açıkça tartışılması vs. birçok noktada önemli adımların atıldığı görülmüştür. Bunlara ek olarak Erdoğan ve kabinesi her türlü kültürel hakkın verileceğini söyleyip bunları yeni anayasa sürecinde de anayasal güvence altına alınacağını dile getiriyor.

Erdoğan Sürecinde Neler Yaşandı?

Devlet bürokratları vasıtasıyla sorunun çözümü için direk Sayın Öcalan ile görüşmeler yaptı. Başbakan 2005 Ağustos ayında, Kürt bölgesinin gayri resmi başkenti olarak kabul edilen Diyarbakır’da yaptığı bir konuşmada Kürt sorunu hepimizin sorunudur ve özellikle benim sorunumdur" dedi. Türk ulusuna aidiyet bir "üst kimlik" olarak benimsendiği sürece, farklı "Alt kimliklerin" özgürce yaşanabileceğini söylemişti. PKK bile, Başbakan’ın bu girişimine olumlu tepki vermişti.

Erdoğan Kürt sorunundan söz ettiğinde, askerlerin ve milliyetçi muhalefet partilerinin saflarından bir protesto dalgası yükseldi. Erdoğan’ın son Dersim katliamı açıklaması ve Dersimlilerden özür dilemesi, Cumhuriyet tarihi için bir ilk olmuştu. İlk kez bir başbakan, Cumhuriyet’in bir suçu için halktan özür diliyor. Geçmişte yaşanan derin devlet, cunta yapılanmaları, faili meçhul cinayetler sorgulanmaya başlandı. İlk defa generaller adalet önünde hesap vermeye başladı.

Başbakan Yardımcısı  Bülent Arınç’ın TBMM Genel Kurulu’nda dile getirdiği Kürt sorununa anayasal çözüm mesajı, ‘İkinci açılım dönemi mi başlıyor?’ sorusunu akıllara getirdi. Arınç’ın “Bir insanın kimliğini inkâr etmek o insanı inkâr etmek gibidir. Kim varsa bu topraklar üzerinde kendi kimliğini rahatlıkla söyleyecektir. O kimliğe saygı duyacağız, o kimliğin bütün kültürel haklarını, anayasal haklarını vereceğiz, tanıyacağız” sözleri, hükümetin açılım politikasının seyri hakkında da ipuçları barındırırken, bölgede heyecan yarattı.

AKP ve İcraatları Nasıl Yankı Buldu, Peki Ne Oldu?

AKP ve Erdoğan sürecinde söylenen sözler ve verilen vaatler samimiyet testini geçemedi, Kürtler yine bir hayal kırıklığına uğratıldı. Erdoğan'ın "ustalık" dediği döneme dair artan endişeler devam etti. Ustalık sürecinde siyasetçi, seçilmiş belediye bakanı, iş adamı, hukukçu, gazeteci, aydın, öğrenci, memur vs. toplumun her kesiminden insanlar KCK adı altında tutuklandı. “Ovada” siyaset zor olmaya başladı. Kürt taleplerinin demokratik süreçte temsil edilmesi, şiddetin siyasetten dışlanması, yeni anayasanın yapımında söz sahibi olması açısından HDP'nin Meclis'te bu defa daha güçlü bir grup kurması önem taşıyordu. HDP yakaladığı  moment ile seçim çalışmalarına başlarken birbiri ardından  HDP kitlesi içerisinde bombalar patlatıldı  önce Suruç  sonra Diyarbakır ve daha sonra Ankara  ortalık kan gölüne dönüştü. Tüm Türkiye genelinde  HDP binalarına  Kürtlere Kürtlerin ev ve işyerlerine saldırı furyası başladı. 1 Kasım seçimlerine bu şartlar altında giren HDP yine de Cumhuriyet tarihinde ilk defa Kürt Muhalefet hareketi 59 vekille temsil ediliyordu. Ve artık ne olduysa her şey bugünden sonra oldu.

Ve Sonuç Olarak!

Daha dün uçaklarla bombalayarak  33 sivilin katledildiği Roboski  katliamının ne hesabı verilmiş ne özrü dilenmişken topyekün Kürdistan şehirlerini ilçelerini illerini bombalama ve katliamları gerçekleştirme furyası devreye girdi insanlar diri diri yakıldı evler yıkıldı camiler yıkıldı işyerleri talan edildi. Kan, göz yaşı, tutuklanmalar  başladı. Bir yandan açılım demokratikleşme sinyalleri verilirken diğer yandan büyük bir katliam başladı. Sonuçta bombalanan yakılan yıkılan şehirlerimizi, katledilen diri diri toplu halde yakılan insanlarımızı gördükçe ve yine yakalanan, dövülen, öldürülen, cezaevine atılan insanlarımızı gördükçe  şu söz bir kez daha  aklımıza geliyor. Hani diyorlar ya Osmanlı'da oyun bitmez; Evet yine bir Osmanlı oyunuydu oynandı ve yine Kürtler kandırıldı geriye sadece bize harab olmuş şehirler, talan edilmiş Kürdistan coğrafyası, cesetleri molozlarla birlikte kepçelerle kamyonlara yüklenip nehirlere dökülen çocuklarımız kaldı.

Fecri Dost

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html

 

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): OSMANLIDA  OYUN  BITMEZ  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.