KÜRESEL GÜÇLER ve DEĞİŞEN ORTADOĞU POLİTİKALARI
Serbest Yazılar / 19 Nisan 2016 Salı Saat 09:49
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Küresel güçlerin 21. yüzyılda hedef olarak belirledikleri coğrafya, öncelikli olarak Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dır. Ortadoğu için hazırlanan, yazılan çizilen senaryoların yüzyıllık bir proje olduğu, haritaların ve sistemlerin hızla değişim yaşadığı yenidünya düzeni projesinde yine dengeler de hızlı değişimlerin baş gösterdiği ve bunlara müdahalelerin ardı ardına gelme başladığına şahit olmaktayız

Küresel güçlerin 21. yüzyılda hedef olarak belirledikleri coğrafya, öncelikli olarak Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dır. Ortadoğu için hazırlanan, yazılan çizilen senaryoların yüzyıllık bir proje olduğu, haritaların ve sistemlerin hızla değişim yaşadığı yenidünya düzeni projesinde yine dengeler de hızlı değişimlerin baş gösterdiği ve bunlara müdahalelerin ardı ardına gelme başladığına şahit olmaktayız.

Küresel güçlerin,  Ortadoğu da paylaşım savaşlarındaki stratejilerini yeni bir boyutta ele alıyorlar. Yaptıkları askeri, siyasi ve ekonomik hamleler ile sonuç alıcı konuma getirmek için adeta satranç oyununa oturmuş ve piyonları ile saha da oyun kurucu hamleyi yapmak için fırsatı kollayan pozisyondalar. Mevcut müdahalelerin piyonlar arasında olması, satranç tahtasının başındaki iki kutuplu Dünya yaratmak isteyen güçlerin bir oyunu olduğu gerçekliği göz ardı edilmemelidir. Aslında görünürde zıt görünen bu kutuplar, çıkarları söz konusu gereğince Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da ortak stratejik akılda bir araya geldiler. Bunun ismini de Hristiyan birliği olarak ortaya koydular.

Ortadoğu’da Hristiyanlık Kardeşliği

962 yıl sonra 12 Şubat günü bir araya gelen Katolik ve Ortodoks kiliseleri adına,  Katolik Kilisesi lideri Papa Francesco ile Rus Ortodoks Kilisesi lideri Kirill, Havana’daki Jose Marti Havalimanı’nda 2 saat süren bir görüşme yapmışlardı. Papa Francesco’nun Patrik Kirill ile kucaklaşırken “Kardeşim! Sonunda!” dediği basına yansımıştı. Patrik Kirill de, basının önündeki bu ilk karşılaşmada “Artık her şey daha kolay olacak” dediğine şahit olduk.

Katolik ve Ortodoks kiliseleri arasında 30 maddelik ortak bildiride Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki Hristiyanların maruz kaldıkları baskılar, dinler arası diyalog ve inanç özgürlüğü, göç krizi gibi temalarda mesajlar verildi.

Papa Francesco’nun 2015 Mayıs aylarında, Katolik ve Ortodoks kiliselerinin Ortadoğu’nun yeniden dizaynı konusunda, İstanbul Fener -Rum patriği Bartholomeos üzerinden başlatmış olduğu süreç ile beraber Ortadoğu’da dengelerin yeniden belirlenmesi adına düğmeye basılması anlamı taşıdığını söyleyebiliriz. Değişen bu dengelerde baş aktörlerin ortak politikalarına bakmak gerekir.

Rusya-ABD “Suriye Politikaları”

Rusya ve ABD’nin Suriye konusunda fikir birliğine varması ve Rusya’nın Suriye’de fazladan bulundurduğu askeri gücünü çekmesini bu anlaşma çerçevesinde okumak gerekir. Nitekim Rusya, Suriye’de dört yüz bölgede/On bin sorti ile rejimin elini güçlendirmiştir. Ayrıca, Siyasi olarak her türlü desteği sunmaktadır. Rusya’nın bölgede, Tek rejimli Suriye Federasyonunu destekleyeceği şimdilik bilinen bir gerçektir.

Rusya’nın Suriye politikaları bizlere şu bilgileri vermektedir: bölgede Hegemonik bir güç olarak NATO’ya rağmen varlığımı koruyacağım. NATO ve AB ile karşı karşıya gelmemek adına da Ortadoğu’da, NATO-AB ittifakı ile sıcak temaslar ve açıklamalar ile Diplomatik alanda Rusya Federasyonuna bölgede ekstra güç kazandırmaktadır.

7 Şubat 2011 tarihinde Libya’da başlayan protestolar ve sonrasında iç savaşa dönen olaylara seyirci kalan Rusya, Libya’daki siyasi- fikir birliği gücünü kaybettiği gibi, Kuzey Afrika politikalarını ve bölgenin en önemli ve büyük limanını da kaybetmiştir. Rusya, Libya’da izleyici konumunda kalarak kaybettiği politikalarından ders çıkartarak,  Suriye’de ki varlığını tüm Dünya’ya ilan etmiştir. Rusya’nın sıcak denizlere inme ve Ortadoğu’da başta enerjide söz sahibi-belirleyici rol üstelenen ülkelerden olmak adına, Ortadoğu’da, NATO dışında askeri güç olduğunu da ispatlamıştır.

Ortadoğu’da Enerji paylaşımları dışında Rusya’nın Silah pazarında önemli bir yeri vardır. Bu nedenle Ortadoğu coğrafyası Rusya için, bulunmaz bir pazar ve dengeleri belirleme adına stratejik bir konumdur.

Rusya bu bağlamlarda, Rojava’da DAİŞ nezdinde, NATO ile savaşan Kürtleri bölgede stratejik ittifak çerçevesinde kendisine yakın hissetmekte. Bu yakınlaşmanın sonucu olarak,  Rusya’nın bölgede söz sahibi olma vizesi, Cerablus bölgesini işgal eden DAİŞ terör örgütünün işgal ettiği topraklardan çıkartılması gerekmektedir. Cerablus’un DAİŞ Barbar terör örgütünden temizlenmesi, AKP’nin Ortadoğu’daki kirli politikalarının çöküşü demektir. Bu iki hegemon güç bu hesapların peşinde hareket ederken AKP hükümeti Rusya’nın uçağını düşürerek aslında Rusya ve NATO devletleri arasında bir kriz yaratma arayışındaydı. Bu oyuna gelmeyen bu iki blokun son durumu neticesinde her geçen gün kendi açısından hesaplar yapan AKP, DAİŞ ile sürekli ittifakını pekiştirecek olan tarzda yeni planlamalar yapıyor.

AKP -DAİŞ Küresel İttifakı

AKP, Ortadoğu’da Küresel güçlerin verdiği görev ve misyonun dışında hareket ederek, Radikal Sünni İslam bloğu çizgisinde, Neo- Osmanlıcılığı derinden örgütlemek istedi. Oysaki AKP’nin görev ve misyonu radikal İslama karşı ılımlı İslam projesini hayata geçirmekti.

2014 Mayıs ayında, Katar’da yapılan toplantı yeni bir dönemi açığa çıkarmıştır. Ahmet Davutoğlu’nun da bizzat katıldığı Katar toplantısında, Suudi Arabistan, Ürdün, Katar ve KDP’nin de içinde yer aldığı ittifakın aldığı kararlar doğrultusunda, DAİŞ’in bölgede ilerlemesi için görev dağılımları yapılmıştır. Bu toplantının amaçları arasında, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Kürdistan ulusal savunma hattının oluşturulması teklifine cevaben, DAİŞ’in Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın belirlediği ve oluşturulmasını teklif ettiği savunma hatlarına saldırı yapması kirli ittifakın en önemli maddelerinden biriydi. DAİŞ saldırıları, alınan kararlar doğrultusunda bu hatlar üzerinde yoğunlaştı. Tüm dünya bu saldırılara uzun süre seyirci kalarak Ortadoğu’da sahaya sürdükleri yeni piyonu olan Esaddullah Timlerinin neler yapabileceğini izleyip durdular. Musul’a tek mermi sıkmadan giren DAİŞ, hazırlanan senaryo gereği bir sonraki hedef olan Rojava’ya saldırmak için AKP ve Sünni Radikal ittifakının sağladığı her türlü imkan ile katliamlar gerçekleştirmeye başladı.

Nitekim Kobanê’de Demokratik güç bloğu tarafından bir destan yazıldı. Kobanê’de yaşananlar, DAİŞ-AKP ittifakını deşifre ettiği gibi YPG-YPJ güçlerinin AKP-DAİŞ, özelde ise bağlı olduğu bölgesel ve NATO güçlerine ağır bir yenilgiyi tattırmıştır. Aldıkları bu yenilgi ile şoke olan NATO güçlerinden Fransa öz eleştirisini vermiştir.

Kobanê Zaferi ve Fransa

Kobanê zaferi karşısında, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, PYD eş başkanı Asya Abdullah ve YPG- YPJ komutanı Nesrin Abdullah’ı Elysse sarayında askeri üniformaları ile kabul etti. Bu görüntü aslında bizlere şunu anlatıyordu: DAİŞ’e destek sunan devletlerden biri de Fransa’ydı ve bu görüşmenin özünde bir özeleştiri yatmaktaydı. Fransa’da DAİŞ saldırılarının bu görüşme sonrasında başlamış olması da, ittifakın bozulduğuna işaretti. Birlemiş Milletler beş daimi meclis üyelerinden biri olan Fransa’nın bu hamlesi sonrası, bölgede Sünni bloğa karşı yeni bir süreçte başlamış oldu.

Küresel güçler Ortadoğu’da ulus devletlere siyasi ve ekonomik müdahaleler ile yeniden dizayn projesi dışında, savaş yöntemleri ile dizayn etme müdahaleleri olmaktadır. Kürt’ler den bu çıkış beklenmiyordu çünkü bahar Arap baharı olacak deniliyordu. Ama bu Arap baharının aslı astarı her ne kadar demokratik bir halk hareketi olarak açığa çıkmak istemişse de bunu başaramamıştır.

Arap Baharı

Arap baharının başlangıç özü itibarıyla demokratik bir halk hareketi olduğunu görmek gerekir. Ancak; Paradigması (Önderi- Hareketi ve ideolojisi) olmadığından, küresel güçler tarafından sistem içine çektirildiler. Küresel güçler müdahale ettiği bölgelerde iktidarları değiştirmelerine rağmen, özünü değiştirememekteler.

Mısır, Libya bunun yakın örnekleridir. Geçmişte, Irak’a müdahalesinden, bugüne kadar içinden çıkılmaz bir hal ve durum yaratmıştır.

İngilizler, yaşanan Arap baharının sonuçlarını kendilerine göre tasarımlamak için hamle başlattılar. Öncelikli hedefleri, “Ortadoğu’da ki bazı devletleri (22 Arap devleti) yarı sömürge/ sömürge haline getirmek, Mezhep ayrılıklarını derinleştirmek” olmuştur. Böylelikle daha rahat kontrol edilebilir bir Ortadoğu coğrafyası yaratmış olacaklardı. Bu koşullar altında İran’ın değiştirilmesi için adımlar atılmış derken bunun aslında değiştirme değil güçlendirme olduğunu anlamış bulunuyoruz.

İran’a Yaptırımdan-Yatırıma

Küresel güçler tarafından 35 yıldır uygulanan ambargo, Temmuz 2015 tarihinde varılan anlaşma ile bölgede dengelerin değişmesi adına önemli bir işaretti. Ocak 2016 yılında, Nükleer müzakerelerde varılan anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle banka, sigorta, taşımacılık, petrokimya, değerli madenler ve tüm ekonomik ambargolar askıya alınmaksızın kaldırılması kararı alınmıştır. Hatta silah alanındaki ve füzelerle ilgili ambargolar dahil 5 yıllık kısıtlamanın ardından kalkması karara bağlanmıştır. İran ve BM arasında P5+1 olarak adlandırılan anlaşma yukarıda yazılan bilindik maddelerin dışında perde arkasında yatan ve kamuoyuna yansımayan ittifakın temelinde, Sünni Bloğa karşı Şii bloğunun Ortadoğu da desteklenmesi ve güçlendirilmesi. İran ve İsrail devletleri arasında sorunların giderilmesi gibi can alıcı anlaşmalar üzerinde müzakere edildiğidir.

Küresel Sermaye Sırları

Ambargonun kaldırılması ile birlikte, İran’a CRF (Council of Foreing Relations) kontrolünde olan, Shell- BP ve Total gibi çok uluslu şirketlerin yatırım için akın ettiğini gözlemlemek mümkündür. CRF ayrıca bir think-thank kuruluşu olarak görevlerini sürdürmekte ve ABD’nin Küresel dış politikalarına yön veren bir aile şirketi olarak, Ortadoğu da perde arkasındaki güç konumundadır.

CRF ya da diğer adıyla KONSEY, 2. Dünya savaşı sonrası, ABD başkanı TRUMAN üzerinden, Batı Avrupa’nın yeniden şekillenmesinde ekonomik destekler sunmuştur. Marshall yardımları da bu dönemde devreye girmiştir.

1944 yılında, Fransa’ya acil ekonomik ihtiyaçların karşılanması için 250 milyon Frank bütçe ayrılıyor.

1944 yılında kurulan Küresel finans merkezi IMF’nin katılımcıları arasında CRF ailesinin büyük bir pay sahibi olduğu ve 20’ye yakın çok uluslu şirketlerinin yer aldığı bilinen bir gerçektir.

1945 yılında ise Dünya Bankasının kurulduğu ve Küresel Sermayenin artık tek merkezde yönetildiği bir yapılanma halini almaktadır.

Küresel güçler, İran üzerinden kaldırılan ambargonun,  ekonomik boyutun dışında, Şii bloğunun güçlenmesi adına politika değişikliğine gittiği temelinde de ele almak gerekir meseleyi. Ortadoğu da baş gösteren mezhep çatışmaları Arap yarımadasını parçalayacak gibi gözüküyor. Küresel sermaye güçleri bu bloklarla ittifakını geliştire dursun parçalanma ise an be an geledursun…

Küresel Sermaye ve Şii Bloğu

Bu anlamda en önemli işareti, Yemen’de vermişlerdir. Yemen’de Husi’lere, askeri ve lojistik destek vermesi için İran ile ortaklaşmaya gidilmiştir. Rusya ve ABD, Suriye’de olduğu gibi, Yemen’de Halk direnişi birliklerine destek olan Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan Körfez ittifakına karşı, Husi’lere İran ile ortak politika ekseninde aynı safta yer aldıklarını açıklamış ve her türlü desteklerini sunmuş ve halen bu desteklerini sürdürüyorlar. Şii bloğunun güçlenmesi adına, petrol varil/brent fiyatlarına yapılan müdahale ile geçimini petrol üzerine kuran Sünni-Arap sermayesine küresel müdahalede bulunulmuştur.

Geçim kaynağının önemli bir bölümünü petrol üzerine kurgulayan ve Sünni blok ile ortaklaşan KDP-AKP ile içine girdiği kirli ticari ve kayıt dışı ekonomik ittifakları da bu süreçten nasibini almış ve büyük bir hayal kırıklığına uğramışlardır.

Bölgede, gelecek günlerde Şii bloğu eliyle, Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesi için uygulanacak yöntemlerin başında, Küresel sermaye güçlerinin oluşturacağı BİO-İKTİDAR projelerine şahitlik etmiş olacağız.

 

Armanç Amed

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info - www.navendalekolin.com

Parveke

TAGS(ETIKETLER): KURESEL  GUCLER  ve  DEGISEN  ORTADOGU  POLITIKALARI    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.