MUSUL DOSYASI-2-
Dizi Yazı / 18 Nisan 2016 Pazartesi Saat 08:10
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hangi Kürt aşiretler DAİŞ çetelerinin Musul işgaline destek verdi, kentin Arap ve Kürt aşiret yapılanması nedir, DAİŞ’in operasyona karşı hazırlıkları nelerdir? Çok sayıda sorunun yanıtını bulabilirsiniz. Aynı zamanda Musul operasyonuna kimler nasıl hazırlanıyor... Türkiye, Suudi ve hatta ABD bile asgari uzlaşmayla savaşın birinci aşamasına yaklaşsalar da her kes kendini bu savaşın ikinci aşamasına hazırlıyor görünüyor

MUSUL DOSYASI-2-

SOSYO-KÜLTÜREL YAPI VE ÖNEMİ

Musul ve çevresindeki Sosyo-kültürel yapı, bölgenin bugününü ve özellikle son gelişmeleri anlama bakımından da önem taşır. Musul şehrinin aşiret, etnik ve dini unsurlarıyla şekillenen kozmopolit yapısına uygun olarak, II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) bölgede “eşraf ve İslam birliği” siyasetini öngören bir yönetim tarzı uygulandı. Bu doğrultuda, çoğunlukla göçebe (bedevi) hayat tarzı süren Arap ve Kürt aşiretlerinin reislerine, geniş nüfuza sahip olan Kadiri ve Nakşi (Halidi) tarikat şeyhlerine ve yerel eşrafa büyük önem verildi. Bölge, maaş, unvan verme ve Hamidiye kumandanlığı gibi enstrümanlar vasıtasıyla doğrudan padişaha ve dolayısıyla merkeze bağlanmaya çalışıldı. Çoğunlukla başarılı olan bu siyaset, mahalli birtakım baskı unsurlarının güçlenmesine, güvenliğin zaafa uğramasına ve ayrıca vilayet yönetiminde rüşvet, suiistimal ve yolsuzluk gibi şikayetlerin artmasına da sebep olabiliyordu. Sosyal yapı içerisinde, çoğunlukla bedevi hayat tarzı süren Arap ve Kürt aşiretleri önemli bir yer tutar. DAİŞ’in Musul’u işgal etmesiyle beraber onlar biat etmeyen Kürtler ve Türkmenlerin çoğu kenti terk etmiş, bazıları katledilmiştir. Musul da çoğunluk olarak Sünni Araplar kalmış ve Musul’un teslim edilmesinde istenen durumda buydu.


Ortadoğu’nun dizaynı Musul üzerinden gerçekleştirilmektedir. Burası üzerinden gerçekleştirilen savaşın ortaya çıkartacağı güvenin de kaosun da model olma ihtimali yüksektir. Irak’ta “Muslawi” yani “Musulca” anlamına gelen yaşama biçimi bir çok alanda etkisini göstermektedir. Örneğin sürekli savaş durumu Musul’daki mimari yapının iki katlı evlerde bile bodrum katını sürekli inşa etmeye zorlamıştır. Yine Musul halkı sürekli ihtiyacının iki katı gıda ve temizlik malzemelerini salmakla bilinir. Yani kısaca Musul eşittir; sürekli savaş halinin yaşam biçimi halini almıştır.



NÜFUS VE AŞİRET YAPISI

Musul vilayetinde kimi zaman tüm vilayet sınırlarında yaşayanlar, kimi zaman sadece vilayet merkezinde yaşayanlar, kimi zaman sadece erkekler, kimi zaman da tüm halk sayılmak suretiyle değişik şekillerde nüfus sayımları yapılmıştır. Bu da yapılan nüfus sayımlarının bugünkü anlamda sağlıklı olmadığının bir göstergesidir. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Musul Vilayeti 50.000–400.000 civarı nüfus barındırmaktaydı. Nüfus sayımında erkek nüfus esas alınmış, bunların dinsel inançlara göre dağılımı yapılmıştır. Daha çok toplanacak vergi ve asker potansiyelini saptamak için yapılan bu sayıma kadınlar dâhil edilmemiştir.

Osmanlı devletinin gerçekleştirdiği 1881-83 sayımlarında Musul halkı Müslüman, Rum, Ermeni, Katolik, Yahudi, Protestan, Keldani, Yakubi, Ezidi ve Maruni inançları itibariyle tasnife tabi tutulmuştur. Buna göre. %55 Kürt, %23 Arap, %8 Türk, %14 Diğerleri şeklinde belirlenmiştir. Yapılan sayımda, Musul vilayetinde toplam nüfusun 785.498 kişi olduğu, bunun 424.720‘si Kürt, 30.000’i Ezidi Kürt, 185.763’ü Arap, 65.895’i Türkmen, 79.120’si Hristiyan/Yahudi’dir. 1997 yılı sayımında Irak nüfus sayımında Musul yaklaşık 2.042.000 kişinin olduğu tespit edilmiştir.  Bu nüfus sayımının ayrıntılarına ulaşılamamıştır.

Musul’daki Arap aşiretleri:

Bani Assad Aşireti (Musul, Nasıriye, Sünni Arap),

Şahvan Aşireti (Musul, Sünni Arap),

 Duleymi Aşireti (Bağdat, Felluce, Ramadi, Butbah,  Musul, Sünni Arap),

Sana-Sammer Aşireti  (Basra, Musul, Kerkük, Sünni Arap),

Übeydi Aşireti (Kerkük, Tikrit, Samarra, Musul, Bağdat, Sünni Arap),6

 Nasır (Tikriti) Aşireti (Tikrit, Bağdat, Musul, Sünni Arap),

 Samarri Aşireti (Musul, Sincar, Tikrit, Sünni Arap),

 Besler Aşireti (Musul, Tikrit, Bağdat, Sünni Türkmen),

 Mualla (Kap-lanlı) Aşireti (Musul, Telafar, Sünni Türkmen),

  Cuburi Aşireti (Musul, Bağdat, Tikrit, Kerbela, Arap, yüzde 70 Sünni, yüzde 30 Şii),

  Neiim Aşireti (Musul, Kerkük, Sünni Türkmen-Arap),

  Melali (Mualla-lar) Aşireti (Musul, Sünni-Şii Türkmen, Arap),

Musul’daki Kürt aşiretleri:

1-      Herkî Aşîreti: 50 bin kadar mensubu bulunan aşiretin liderliğini Muhammed Cihangir Herki yapmaktadır. Bahdinan ve Soran olmak üzere iki kola ayrılan aşiret, Akre ve Revanduz'da yerleşik olup, Türkiye sınırına yakın bölgelerde tabanı bulunmaktadır. 10 bin kadar silahlı güce sahip bulunan Herki Aşireti'nin Türkiye'ye yakın bir tutum izlediği bilinmektedir. Herki Aşireti  Musul, Kelek, Akre, Duhok, bölgesinde etkindirler. Aşiret liderleri Cevher ‘e Herki, Mesut Barzani ile uzun yıllar sorun yaşayarak, Saddam döneminde, Irak Baas rejimi ile ortak hareket etmişlerdir. 2004 yılında Kürt Bölgesel Yönetimi ile toplumsal barış çerçevesinde Güney Kürdistan’da siyasal ve ekonomik olarak yerlerini almışlardır. Cevher ağa Türkiye’de (Mersin’de) yaşamaktadır.

2-      Surçi Aşireti: 65 bin kişilik aşiretin liderliğini Ömer Hıdır Surçi yapmakta olup, aşiretin içindeki diğer önde gelen isimler Nejat Surçi, Muhammed Emin Ahmed Abdi'dir. Dohuk, Akra, Erbil, Musul, Harir, Halifan, Şaklava ve Soran'da yaygın olan Surçi Aşireti, K.Irak'ın en güçlü aşiretlerindendir. 1996 yılında KDP ile girdiği çatışmada hayatını kaybeden Hüseyin Hıdır Surçi, K. Irak'taki aşiretler içerisindeki saygınlığı nedeniyle, 1991 yılında aşiretlerin bir araya gelmesiyle kurulan Kürt Aşiretler Birliği'nin doğal lideri olmuştur. Aşiret, 1994 yılında KDP ile YNK arasında yaşanan çatışmalarda YNK'yi desteklemiştir. Aşiretin Musul'da bulunan ve 100 aileden oluşan bölümü ise Saddam Hüseyin taraftarıdır. Mardin'de de aşirete mensup 30 köy bulunmaktadır. Suriye, Suudi Arabistan ve Libya ile bağlantıları bulunan aşiretin 3500 civarında silahlı gücü mevcuttur.

3-      Zebari Aşireti: Dohuk, Erbil ve Musul'da yerleşik olan aşiretin ileri gelenleri gerek Saddam döneminde gerekse Saddam'ın devrilmesinden sonra önemli mevkilerde görev yapmaktadır. Nüfusu 29 bin civarındadır. KDP yanlısı olan aşiretin Hakkâri Yüksekova'da akrabaları ve 1 bin kadar silahlı gücü bulunmaktadır.

4-      Zengene Aşireti: Kerkük, Kıfrı ve Derbendıkan'da yerleşik olan aşiret iki koldan oluşmaktadır. Birinci kolun lideri ibrahim Hacı, ikinci kolun lideri ise Rüstem Aga'dır. 100 bin civarında mensubu olan aşiretin büyük çoğunluğu silahlıdır. Musul savaşından sonra Musul’da olan aşiret üyelerinin fakir kısmı köylerinde kalmıştır. Bunlar DAİŞ’i benimsemeyen ama mecburi bir şekilde DAİŞ gibi davrananlardır. KDP yanlıdırlar.

 

MUSUL OPERASYONU ÖNCESİ MUSUL’UN DURUMU VE DAİŞ’İN HAZIRLIKLARI

Amman’da 1 Haziran 2014 yılında ABD, İsrail, Suudi Arabistan, Türkiye, KDP arasında bir toplantı gerçekleştirildi. Bu toplantı da Musul’un DAİŞ’e teslim edilmesi planlanmıştı. 8 Haziran günü ise Katar ve Ürdün’ün dahil olduğu bu devletler Irak’ta da bir toplantı gerçekleştirerek Musul’un DAİŞ’e teslim edilmesi planı hazırlandı ve sonuca bağlandı. Bunun sonucunda 10 Haziran günü DAİŞ Musul’a girdi. DAİŞ’in Musul’u işgali sırasında Musul’da 50 bine yakın Irak askeri gücü bulunuyordu. İşgal sırasında herhangi bir çatışma veya direniş yaşanmadı. Sadece bir seferde 1700 Irak askeri çeteler tarafından öldürüldü. Irak ordusuna ait çok miktarda ağır silah ve Musul bankasında bulunan yüklü miktarda parada DAİŞ’in eline geçti. DAİŞ sonra ki saldırılarında dahi Musul’da ele geçirdiği ağır silahları kullanıyordu.

Musul’da var olan Eski Arap aşiretleri çıkarları gereği DAİŞ ile ittifak içindedir. Musul’da çok eskiden beridir rol sahibi olan aşiretler ile DAİŞ çeteleri alanı işgal etmeden önce bazı hazırlıklar yapmıştır. Söz konusu aşiretler eskiden beridir BAAS partisiyle olan aşiretlerdir. Bunlardan en önemlisi Saddam’ında aşireti olan Cuburi aşiretidir. Hatta BAAS partisinin kurulmasında rol sahibidir. Zira birçok DAİŞ komutanı da BAAS içerisinde Saddam’a askerlik yapan kişilerden oluşmaktadır. Bunun için DAİŞ’in Musul’a gelmesi, var olan Sünnilik zemininin iyi kullanılmasının etkili olduğu söylenilebilir. Hükümetin Şia olmasından rahatsız olan Sünni aşiretler ise DAİŞ’in gelmesinde en önemli role sahiptirler. Böylelikle Musul’da kendi hükümlerinin sürme çabası içerisine girmişlerdir. DAİŞ ise var olan tecrübelerini, ve Sünni-Şia çelişkisini iyi değerlendirerek Musul’da bulduğu zemini değerlendirdi. Bu esas üzerine Musul’u ele geçirdiler. Sünni aşiretler DAİŞ Musul’a geldiğinde görkemli törenler ile çeteleri karşıladılar. Bunun aksi herhangi bir direniş te sergilenmedi. Bu süreç ile birlikte DAİŞ’in güçlenme durumu yaşanmıştır. DAİŞ’in asıl güçlenme durumu Musul’u ele geçirmesiyle başlamıştır. Bu durum Telaferin ve Kısmen Şengal’in ele geçirilmesiyle devam etmiştir. Telafer bölgesinde bir kısım Sünni Türkmen ise hiçbir direniş veya karşılık göstermeksizin çeteleri karşılamış, onlarla birlikte hareket etmeye başlamış, onlara katılmışlardır. Burada asıl amaçlarından biride Sünnilerden oluşan Kürt, Türkmen ve Arap birliği oluşturup, İran, Irak ve Suriye devletlerine karşı kullanmaktı. Bu tamamıyla Türk devletinin yürütmek istediği ancak büyük oranda başarısız kaldığı siyasettir.  Bu yöntem ile Celawla’dan İran devletine saldırı başlatıp, İran içerisinde de Suriye ve Irak’ta olduğu gibi kaos yaratmak istemişlerdir ancak bunu İran’ın erken fark etmesiyle önü alınmıştır. Söz konusu ittifak içinde çıkan iktidar hırsı ve anlaşmazlıklar ittifakın kısa sürede dağılmasına neden olmuştur. KDP’ye yakınlıklarıyla bilinen Sünni Kürt Aşiretler (Zebari Aşireti) de işine dahil edildi fakat bir süre sonra bu ittifaktan ayrıldı. Ancak Sünni Türkmenler gelecekteki saldırılarda piyon olarak kullanıldı. Şengal, Tel Afer ve Suriye’nin birçok yerine saldırılar bu Sünni Türkmen çetelerin eliyle gerçekleştirilmiştir. Şengal’e saldıran çetelerin büyük bir kısmı Tel Afer Türkmenlerinden oluşmaktaydı. 11 bin peşmergenin savunduğu ancak Türkmen çetelerin gelmesiyle 11 bin peşmergeden eser kalmadığı Şengal saldırısını da yaklaşık 300 Türkmen ve Arap çete gerçekleştirmiştir. Kısmen ele geçirilen Şengal toprakları sayesinde DAİŞ, ticari yolları ve petrol alanları ile barajları, elektrik ve gaz santrallerini eline geçirmiş ve bu sayede gücüne güç katmıştır.  Bu durum Türk devletinin iştahını kabartmış olmalı ki DAİŞ ile olan ilişkilerini artık gizliden gizliye değil de ulu orta yürüten bir duruma gelmiştir. Öyle ki Musul’daki Türk konsolosluğundaki görevlilerin DAİŞ tarafından alıkonarak daha sonra serbest bırakılması yürütülen planın bir parçasıydı. Başika’ta Türk askerlerinin sessizce konumlanması da konsolosluk planının bir diğer yönüydü.

Musul, DAİŞ saldırılarından önce 2.5 milyona nüfusa sahipti. İçerisinde Hristiyan, Sünni ve Şii mezhepleri, êzîdî halkının oluşturduğu bir topluluk yaşıyordu. DAİŞ saldırıları sonrası sadece Sünni Arap halkının oluşturduğu küçük bir topluluk kalmıştır. Bir kısım Kürt olan Zebari aşiretinin oluşturduğu ve DAİŞ çeteleri içerisinde de olan yaklaşık 70 bin civarı bir topluluk ta yaşamaktadır. Ancak Musul’da hali hazırda sadece Arap Sünniliğiyle tek renklilik yaşanmaktadır. Musul’a bağlı Şengal dışında Tıl Kasap, Baac, Tel Afer, Başika, Bahzan gibi ilçe ve kasabalar DAİŞ çetelerinin elinde bulunmaktadır. Bunlardan BAAC Şengal şehir merkezine en yakınlığı sadece 15 Km’dir. Baac dışında bulunan diğer bölgeler tamamen Kürtlerin- Êzîdîlerin topraklarıdır. Hewlêr tarafından Hamdaniye DAİŞ çetelerinin elinde bulunmaktadır.  Öte yandan Musul’dan Kerkük sınırına Hawicey’i de içine alan bir bölge DAİŞ elinde bulunmaktadır. 

Musul’da bulunan aşiretlerin bir kaçı dışında tamamı DAİŞ’i destekleyen büyük aşiretlerdir. Bunun nedeni Ekonomiyi elinde bulunduran Şia hükümetidir. Bunun içinde DAİŞ’in kabulünde ekonominin büyük bir etken olduğu söylenilebilir. Zira daha önce var olan imkanlar ile şu anki aşiretlerin imkanları arasında söylenenlere göre büyük farklar belirivermiştir. Buda DAİŞ’in buradaki aşiretlere ekonomik olarak imkanlar sunduğunu gerçekliğinden kaynaklanıyor. Burada bulunan temiz su, petrol, gaz vs. doğal zenginlikler DAİŞ ile aşiretlerin imkan yaratma üzerine kurduğu ilişkiyi güçlendirmektedir. Musul’daki Arap halkı tamamen çıkarlarını gözeterek DAİŞ’in destekleyicisi rolünü üstlenmiştir. Ancak DAİŞ elinde bu denli imkanlar olmasaydı şu da açıktır ki DAİŞ’in Musul’da tutunamayacağı kesindi. Buda gösteriyor ki alandaki aşiretler imkanlardan faydalanıyor. Ancak imkanlar gelişince var olan maddiyat rekabeti geliştirmiş bulunmaktadır. Bu rekabet sorunlara neden olmaktadır. Son süreçte Musul da aşiretler arasında çatışmalar yaşanmış çok sayıda ölü ve yaralıları da olmuştur. Çünkü gelişen imkanlar iktidarı geliştiriyor ve sorunlar yaratmıştır. Buda çatışmayı beraberinde getirmiştir. Son çatışma ise Musul’da iktidar olmak isteyen Şamar ve Zebari aşiretleri arasında yaşanmıştır.

DAİŞ çetelerinin eski gücünde olduğu söylenemez. Zira son süreçte Rojava’da YPG’den aldığı darbeler ve kaybettiği stratejik topraklar bunda başlı başına bir etkendir. Bu mücadele ile DAİŞ çetelerinin gücü kırılmış, psikolojik ve askeri olarak bir çöküntü halini almıştır. Eski kadroları Kobanê savaşında tamamen tasfiye olmuştur.

Söz konusu tasfiye olan kadroların boşluğu Musul’da bulunan DAİŞ okulları ile kapatılmaya çalışılıyor. Çok sayıda çete bu okullarda eğitilip komutan düzeyine getirtiliyor. Psikolojik ve askeri olarak zayıflayan DAİŞ bu okullar aracılığı ile kendini toparlamaya çalışıyor. DAİŞ Musul’da tam bir şehir sistemi oluşturmuştur. Asayiş, Hastane, Polis, Belediye, Ticaret merkezleri vs.dir. Şuan DAİŞ’in alandaki tek destekçileri menfaat güden aşiretler ile çetelere 10 km uzakta bulunan Türk devletidir. Alandan alınan bilgilere göre Türk devleti Başika’ya getirdiği birçok ağır silahı aşiretler aracılığı ile DAİŞ’e aktarmıştır.

Musul'un 20 km. kuzeydoğusunda bulunan ve tarihi bir Asur yerleşimi olan Başika'nın ismi, Aramice'de "Bet" (Ev) ve "Aşika" (Aşıklar) sözcüklerinden türetilmiş ve "Aşıklar Evi" anlamına geliyor. Zeytin ağaçlarıyla ünlü yerleşimde, Yezidilerin ve Şabakların yanısıra Süryaniler ve Müslüman Araplar da yaşıyor. DAİŞ bu kasabayı Haziran 2014'te ele geçirdikten sonra ismini "Dua" olarak değiştirmişti.

BM Güvenlik Konseyi bünyesinde faaliyet gösteren “Analitik Destek ve Yaptırım Gözlem Timi”nin DAİŞ raporuna göre örgüt temelde üç ana gruptan oluşmaktadır. Bunlardan ilki çekirdek yönetim kadrosudur. Bu kadro baskın bir şekilde Iraklılardan oluşmaktadır ve 2010 yılından beri Ebu Bekir el-Bağdadi tarafından yönetilmektedir. İkinci ana grup Bağdadi’ye biat etmiş olan ve yine çoğunlukla Iraklılardan kısmen de Suriyelilerden oluşan gruptur. Bu grup, askerî ve idari işlerde görev almaktadır. Üçüncü ana grup ise 80’in üzerinde ülkeden gelen yabancı terörist savaşçılardır ve silahlı gücünün önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Musul her ne kadar kuşatmada olsa da, KDP içinde geliştirdiği ittifaklar ve oluşturduğu kaçak yollarla şuana kadar fazla bir zorlanma yaşamamıştır.

ABD Bağdat Büyükelçiliği’nde açıklamada bulunan Steve Warren, Koalisyon güçlerine ait uçaklar tarafından DAİŞ hedeflerine yönelik 6 Bin 703 hava saldırısının düzenlendiğini dile getirmiş olsa da takip edildiği kadarıyla DAİŞ, uçakların saldırı düzenlediği bölgelerde her zaman Irak veya Peşmerge güçlerine saldırılara maruz kalmış. Peşmergeler, koordinatları verilen DAİŞ hedeflerinin koalisyon uçakları tarafından etkili vurulmadığını, DAİŞ’in olmadığı mevzilerin hedef alındığını belirtiyorlar.

Musul operasyonuyla bağlantılı bir diğer detay ise İran’dır. Şüphesiz ki İran’ın Irak üzerinde etkisi vardır. Bu Irak hükümetinin Şii olmasından kaynaklanmakta ve Irak’ın İran’ın savunmasında önemli bir etken olmasından kaynaklı olduğu söylenilebilir. Sonuç olarak İran’ın hiçbir zaman savaşı kendi topraklarına taşımaması, İran’ın Irak’ta etken olmaya birazda zorluyor denilebilir. İran’ın Heşdi Şahbi gücü de bölgede bulunmakta ve sayıları 70 bin civarı olduğu sanılmaktadır. Heşdi Şahbinin İran denetiminde olmasından kaynaklı Musul’a girmesi istenmiyor. Şii olan Heşdi Şabinin Musul’da bir Sünni katliamını gerçekleştirebileceği yönündeki düşünce etkisini korumaktadır. Çünkü var olan Sünni topluluk 1.5 yıldan fazladır DAİŞ’in Musul’da barınmasının esas nedeni olarak gösteriliyor. KDP ve Türkiye’nin bu denli Heşdi Şahbiye karşı çıkmalarının nedenlerinden bir nedenin bu olduğu düşünülüyor. KDP ve Türkiye’nin Musul’da savaştırmak istediği kendi kadrolarından oluşan Haşdi Watanidir. Haşdi Watani, Haşdi Şahbi’nin Sünni karşıtı yapılanmasıdır. Operasyonun gecikmesinin önündeki sorunlardan biride Haşdi Şabi-Haşdi Watani kararlaşmasıdır. Yapılan değerlendirmelerde Haşdi Watani diğer adıyla Niştimani Musul’da ilerleyen süreçte kaosun tırmandırıcısı olacağı belirtilmektedir. KDP ve Türkiye’nin bu kadar ısrarcı olmasının bir diğer nedeni ise, Türk devletinin KDP’ye verdiği başkanlık sözüdür. Türk devleti, Musul’u da içine alan bir alan için mücadele edeceğini ve Barzani ailesini bütün Güney Kürdistan’ın başında kalması için bir takım sözler verdiği belirtiliyor.

OPERASYONA KATILMASI PLANLANAN GÜÇLERİN DURUMU

IRAK ORDUSU: 4.500 askeri güçle operasyona katılmayı hedefliyor. Uluslararası koalisyon güçleri Irak cephelerine 250 adet zırhlı Hummer aracı gönderdi. Ayrıca tanklar, helikopterler ve zırhlı araçlarda Irak tarafından gönderilecek. Söz konusu sevk edilen ve edilecek tüm askeri teçhizatlar sadece Musul'un kurtarılmasında kullanılacağı belirtiliyor. Bunlara ek olarak Ninova Operasyonlar Komutanlığı Sorumlusu Necim El-Cuburi “Kent içerisindeki hücrelerimiz operasyonun yapılacağı günü bekliyor. Onlar da içeriden harekete geçecekler" açıklamasını yaptı.

PEŞMERGE GÜÇLERİ: KDP’nin 15 bin civarı peşmerge ile Musul operasyonuna katılması bekleniyor. KDP’nin en ağır silahı tank ve topçu bataryalarıdır. Onun dışında Hummer ve Kirpi tipi zırhlı araçları bulunmaktadırlar. KDP’nin 40 civarı tank, 150 civarı hummer 100 civarı kirpi araç, 30 adet topçu bataryasıyla operasyona katılacağı belirtiliyor. Anlaşıldığı kadarıyla var olan Türk askerleri Musul operasyonu esnasında Peşmergeler arasında dağılıp stratejik noktaların alınması ve korunmasını sağlayacak.

KDP’nin operasyonda yer alacak araçlarına havadan uçaklarla bombalama da araçların karıştırılmaması için Amerika GPS cihazları takmış. Alınan bilgilere göre, KDP Musul operasyonun da Musul’un içine girmeyecek. Operasyona katılmasında ki amaç; Musul dışında kalan Kürdistan topraklarını çembere almak ve özellikle Musul barajını tam korumaya almaktır.

HEŞDİ WATANİ: Eski Musul valisi Esil Nuceyfinin oğlu Abdullah Nuceyfi’nin komutanlığını yaptığı Heşdi Watani, Sünni ittifakın oluşturduğu paramiliter bir birliktir. Nuceyfilerin askeri gücü olan Heşdi Watani şimdi KDP ve Türk devletinin denetiminde hareket eden maaşlarını bunlardan alan bir konuma gelmiş durumdadır. Operasyona katılacak olan güçlerin Musul’un inşasında ve yönetiminde de söz sahibi olacağı göz önüne alınırsa Heşdi Watani TC ve KDP’nin Musul’daki ayağını oluşturacaktır.

Sayıları 10 bin civarında olan Heşdi Watani milislerinin çoğunluğunu Musullu Sünniler oluşturuyor. Bir kısmı da Sünni Türkmenlerden oluşuyor. Heşdi Şahbi’nin İran tarafından kurulup geliştirilmesiyle, Türk devleti de KDP üzerinden Iraklı Sünni Türkmenleri silahlandırmıştır. Irak yönetimine karşı KDP’ye yakın duran Nuceyfiler’de bu gücün oluşturulmasında asıl rolü oynadı. KDP ise bu gruplarla TC arasında köprü rolünü oynamaktadır.

Heşdi Watani Türk ve ABD askerleri tarafından eğitiliyorlar. Genel yoğunlaşma yerleri Başika cephesi olan Heşdi Watani Mexmur cephesinde de bulunuyorlar. Mexmur cephesinde ki sayıları 300 civarındadır. Her ne kadar DAİŞ karşıtı bir güç olarak bilinse de, Heşdi Watani’den kaçıp DAİŞ’e katılanların olduğu hatta birçok DAİŞ çetesinin Heşdi Watani’ye katıldığı belirtiliyor. Bağdat hükümetinin maaşlarını vermeyi reddettiği Heşdi Watani güçlerinin maaşları Türk devleti tarafından karşılanıyor.

TÜRK DEVLETİ: Türk devletinin Başika mıntıkasında 2500 civarında askeri bulunuyor fakat bu sayının 3500 olduğu da söyleniyor. Aralık 2015’te askerler Başika bölgesine gelmeden önce, Musul’un DAİŞ’e teslim etmesinden kısa bir süre sonra, önce 10 daha sonra 100 civarında Türk askeri Peşmerge ve Haşdi Watani’ye eğitim vermek amacıyla Başika bölgesine geldi. Irak Merkezi hükümetinin tepki vermesiyle Türk devleti askerlerini geriye çektiklerini açıklamış olsa da, askerler 50 civarında tank ve topçu bataryalarıyla burada bulunuyorlar. Aralık ayında gelen askerlerin içinde Suudi Arabistan askerlerinin de bulunduğu o dönemde net olarak gelen bilgiler arasındaydı. Şuan Başika’nın kendisine yetişmeden var olan kamplarında bulunan bu güçlere ait bazı tanklar Başika’da ki KDP mevzilerinde yer almaktadır.

Başika’da bulunan askerler, Antep 5. Tank taburu ve Isparta dağ komando tugayından gelen askerlerden oluşuyor.

KDP içinden gelen bilgilere göre, Türk devleti Şengal-Musul, Musul-Rojava ve Rojava-Şengal hattını denetimine almak için KDP ile bir plan yapmaktadır. Bölgede bulunan Türk askerlerinin buralarda bulunan aşiretlerle diyalog içerisinde oldukları belirtiliyor.

YABANCI KUVVETLER: Peşmerge Irak askeri ve milis grupları eğitmek amacıyla Irak ve Kürdistan’da 5 bin 600 yabancı asker bulunuyor. Bu askerler eğitim ve savaş koordinesi görevlerini yürütüyorlar. Yabancı askerlerin aktif olarak cephede yer alacakları konusunda herhangi bir bilgi bulunmuyor.

SONUÇ:

Musul operasyonu Ortadoğu ve küresel güçlerin savaş arenasının merkezi haline dönüşmüştür. Taraflar savaşın katılımında ortaklaşmak için şekilsel budamaya gitse de muhtevası değişmeyen bir şekilde savaşa katılmaktadır. KDP’nin katılım biçimi zaten Türkiye, Suudi’nin katılımıdır. Dolayısıyla resmi katılım beyanları fiili katılımdan çok farklıdır. Yine resmi beyanatlar ve fiili katılım biçimine sığmayan hazırlıklar olduğunu düşünülüyor. Yani İran, Türkiye, Suudi ve hatta ABD bile asgari uzlaşmayla savaşın birinci aşamasına yaklaşsalar da her kes kendini bu savaşın ikinci aşamasına hazırlamaktadır.

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info - www.navendalekolin.com

Parveke

TAGS(ETIKETLER): MUSUL  DOSYASI-2-  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.