MUSUL DOSYASI-1-
Dizi Yazı / 16 Nisan 2016 Cumartesi Saat 11:30
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Irak’ın kuzeybatısında yer alan Musul (Ninova) şehri, Türkiye ve Suriye sınırında yer almaktadır. Suriye ile uzun bir sınırı paylaşan Musul şehir merkezi Türkiye sınırına yaklaşık 100 km. uzaklıktadır. 9 ilçe ve 21 nahiyeden oluşan Musul’un adı Saddam Hüseyin döneminde Ninova olarak değiştiril­miştir.Musul aynı zamanda tarihi, siyasi, idari ve askeri açılardan da stratejik önemde bir şehirdir, bu nedenlerden dolayı sürekli işgal altında kalmıştır

Irak’ın kuzeybatısında yer alan Musul (Ninova) şehri, Türkiye ve Suriye sınırında yer almaktadır. Suriye ile uzun bir sınırı paylaşan Musul şehir merkezi Türkiye sınırına yaklaşık 100 km. uzaklıktadır. 9 ilçe ve 21 nahiyeden oluşan Musul’un adı Saddam Hüseyin döneminde Ninova olarak değiştiril­miştir.

Musul, 2 milyona yakın kent nüfusuyla Başurê Kürdistan’ın en büyük şehri Irak’ın ise Bağdat’tan sonra ikinci büyük ve önemli şehri durumundadır. Bunun dışında, komşusu Kerkük ile birlikte oldukça zengin petrol rezervlerine sahiptir. Musul aynı zamanda tarihi, siyasi, idari ve askeri açılardan da stratejik önemde bir şehirdir, bu nedenlerden dolayı sürekli işgal altında kalmıştır.

TARİHSEL ÖNEMİ

Anadolu ile Asya arasında tarihi bir yol üzerinde bulunan Musul, geçmişte önemli bir kültür ve medeniyet merkezi olduğu gibi yer altı ve yer üstü zenginliğiyle de bir çekim alanı olmuştur. Tarihi çok eski zamanlara dayanan Musul’da ilk yerleşimler M.Ö. 850’li yıllara dayanmaktadır. Asuri Kralı Asurbanipal’in Asurlular Devletinin başkenti olarak seçtiği Nemrut, bugünkü Musul topraklarını içerisinde kalmaktadır. Musul, Asurlular zamanında Anadolu toprakları ve Suriye ile Pers toprakları arasında bir köprü ve geçiş noktasıdır. İslamiyet’ten önce Asur ve Babil uygarlıkları, İslamiyet’in yayılmasıyla birlikte Emevî ve Abbasî Devletleri burada kurulmuştur. Musul, Selçuklulara, Zengilere, Erbil Atabeyliği’ne, Karakoyunlu’ya, Akkoyunlu’ya ve Safevilere de yurt olmuş ve Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı toprağına katılmış ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde de bir Osmanlı vilayeti hâline gelmiştir.  Kerkük, Süleymaniye Sancağı ve bu sancaklara bağlı kazalar ve nahiyeler Musul vilayetine bağlanmıştır.

Milattan önce Mezopotamya toprakları içinde yer alan Musul’da Asur uygarlığı yaklaşık 1300 yıl hüküm sürmüştür. Ardından gelen Babil hükümranlığı ise Pers saldırıları nedeniyle kesintiye uğramış ve Perslerin eline geçmiştir. Pers yönetimi sırasında büyük bir Pers akınına maruz kalan bölge, Hıristiyanlığın ortaya çıkışından sonra bu dine yönelmiş ve 2. yüzyıldan sonra Hıristiyanlığın önemli bir merkezi haline gelmiştir. 642 yılında Hz. Ömer tarafından alınan Musul, bu tarihten itibaren Arap nüfusunun göçüne maruz kalmıştır. Bölge kısa süreli Emevî hakimiyetinden sonra 751 yılında Abbasi yönetimine geçmiştir. 1050’li yıllarda Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey tarafından alınan Musul, hükümdarın ölümünden sonra önce Alparslan’ın, sonra da oğlu Melikşah’ın yönetimine geçmiştir. 1099 yılında haçlıların eline geçen bölge, iki yıl sonra yine Selçuklular tarafından geri alınmıştır. 1118’de Irak Selçuklu Devleti, Mahmud’un yönetiminde kurulmuştur. Mahmud, 1127 yılında Musul’un yönetimini Aksungur’un oğlu Zengi’ye vermiştir. Zengi ve ailesi, Musul’u 1231 yılına kadar yönetmiştir. Bu tarihten itibaren Bedreddin Lu’lu yönetimine geçen bölge 1261 yılında Moğol istilasıyla Moğolların egemenliğine girmiştir. 1365’te Karakoyunlular tarafından geri alınan Musul, 1409’da Akkoyunluların eline geçmiştir. Akkoyunluların hakimiyeti, Safeviler tarafından sona erdirilmiş, 1517 yılında da bölge tamamen Osmanlı yönetimine geçmiştir. Yavuz Sultan Selim tarafından alınan bölgenin yönetimi tam 401 yıl Osmanlı Devleti’nde kalmıştır.

Musul, coğrafik konumu ve geniş tarım arazileri ile zengin yer altı kaynakları nedeniyle binlerce yıldır pek çok saldırının merkezi haline gelmiştir. Musul Asurlular zamanında Anadolu toprakları ve Suriye ile Pers toprakları arasında bir köprü ve geçiş noktasıydı. Nitekim bu stratejik önemi nedeniyle Osmanlı Devleti’nin yıkılışının ardından bu bölgeyi işgal eden ve daha sonra kendi mandası altında Irak Devleti’ni kuran İngiltere ile Musul’un aidiyeti konusunda anlaşılamamış, mesele Milletler Cemiyetine bırakılmıştır. Ancak burada da bir sonuç alınamamış ve 1926’da yapılan Ankara Anlaşması sonucu Musul, İngiliz mandası altındaki Irak’a bırakılmıştır. Ortadoğu’daki mandacılığının gelişmesi ve yayılması, Ortadoğu petrollerinin öneminin fark edilmesiyle başlamıştır.

Ortadoğu’da yapılan demir yolları projeleri ise petrol arayışında kullanılan araçların başında gelmektedir. ABD’nin Osmanlı için yaptıracağı(1908) Chester Demir Yolu Projesi de bunlardan biridir. Bu proje ile Sivas ile Van arasında Harput-Ergani-Diyarbakır-Bitlis’ten geçen bir hat ile bir yandan Musul, Kekük ve Süleymaniye birleştirilecek diğer yandan ise Adana-Yumurtalık ya da Süveydiye ile Akdeniz’i birleştirecek ve Yumurtalık ya da Süveydiye’de kurulacak bir limanı ön görüyordu. Musul’daki petrolün ABD denetimine girmesi tehdidi nedeniyle, projenin tamamlanması engellenmiş olsa da demir yolu güzergahı, bu güçlerin(başta İngiltere olmak üzere ABD, Almanya, Fransa) stratejik hedeflerinin anlaşılması açısından oldukça dikkat çekicidir.

Tarihi boyunca önemli bir idari, askeri ve ticari merkez olan Musul, işlek ulaşım, ticaret ve suyollarını birleştiren bir “kavşak” noktada bulunuyor. Şehir, kuzey-güney doğrultulu ve eski bir nehir ulaşım yolu olan Dicle Nehri’nin de kenarındadır. Şehrin adı da, coğrafi özelliğinden kaynaklanmıştır. Musul adı, Arapça “vasl”  kökünden “ulaştıran, bağlayan” anlamlarına gelir.

Kentin yer altı ve yer üstü zenginlikleri, stratejik coğrafi konumu her zaman bir savaş halinde olmasına sebep olmuştur. Zengin tarihi dokusu ve kozmopolitan yapısı her ne kadar büyük zenginlik olarak kabul edilse de, burası işgalciler tarafından her zaman savaş için kullanılabilecek bir zemin olarak değerlendirilmiştir.

Kürdistan coğrafyası içerisinde tarihte önemli bir yeri olan Musul, 1926 yılında Türk devleti ile İngiltere arasında imzalanan Ankara anlaşmasıyla Kürdistan’ın geleceği konusunda bir dönüm noktası olmuştur. Ankara anlaşmasıyla Musul, Irak devletine bırakılmış ve bunun karşılığında hegemonik güç konumunda bulunan İngiltere de Kuzey Kürdistan’da Türk devletinin yapacağı katliamlara karşı çıkmayacak ve doğal bir ortak durumunda olacaktı. Nitekim bu konuda İngiliz yazar ve tarihçi Toynbee, “Eğer biz Türklere Kürtleri teslim edersek, onlar bize Musul’da petrol imtiyazını vereceklerdir”  diyordu.

Tarihte her zaman belirleyici bir coğrafya konumunda olan Musul günümüzde de önemini korumaktadır. Gelinen noktada, yeniden belirlenen Ortadoğu haritasında Musul yine işgal sahası olmuş ve yine hem askeri hem de siyasi ve ekonomik olarak ağırlığını ortaya koymaktadır.

İngiltere ile 5 Haziran 1926’da yapılan Ankara Antlaşması’yla Brüksel Hattı, Türkiye-Irak sınırı olarak kabul edilmiş, Türkmenlerin azınlık haklarından hiç söz edilmemiştir. Nedeni ise, Musul konusunda Türkmen azınlık haklarından söz eden Türkiye’nin kendi ülkesinde yaşayan Kürtlerin azınlık haklarının İngiltere tarafından gündeme getirilme endişesidir. Antlaşmanın onaylanmasından sonra Türkiye, hem İngiltere’yle hem de Fransa’yla ilişkilerini geliştirmeye başlamıştır. Antlaşmadan önce Almanya dışında başta İngiltere ve diğer batılı ülkelerin çoğu büyükelçiliklerini İstanbul’da tutmuşlardır ki, bu Türkiye Cumhuriyeti’ni ve başkenti Ankara’yı tanımama anlamına geliyordu. Antlaşmadan sonra ise bu tutumlarından vazgeçip büyükelçiliklerini Ankara’ya taşımışlardır.

Musul, Türkiye'nin kuruluşunda Misak-i Milli sınırları içindeydi. Bu sınırlar M. Kemal’in ifadeleriyle, “İskenderun körfezinin güneyinden, Antakya'dan, Halep ile Katma istasyonu arasında Carablus köprüsünün güneyinde Fırat nehrine ulaşır. Oradan Deyrizor'a iner, oradan doğuya uzatılarak Musul, Kerkük ve Süleymaniye'yi içine alır" biçiminde Misak-i Milli sınırlar belirlenmişti.

1926 yılında Ankara antlaşmasıyla Musul Irak topraklarına dahil edilip bu günkü oluşturulmak istenen Güney Kürdistan devletinin temelleri nasıl atılmışsa, günümüzde de Musul Kürdistan topraklarından kopartılıp oluşturulmak istenen bir Sünni devletinin merkezi haline getirilmek istenmektedir. Yeniden çizilmek istenen Ortadoğu coğrafyasında Musul müdahale merkezi olarak seçilmiştir. Bunun için DAİŞ’in kuruluşu Irak olarak belirlenmiştir. Daha önce İslam Devleti olarak kurulan DAİŞ daha sonra ismini Irak- Şam İslam Devleti olarak değiştirmiş ve Sünni bloğun askeri gücü olarak şekillendirilmiştir.

MUSUL PETROLÜ ÜZERİNDEKİ REKABET

II. Abdulhamit,33 yıllık padişahlık süresiyle Osmanlı’nın tahtta en uzun kalan padişahlarındandır.2. Abdülhamit’i diğer padişahlardan farklı kılan bir diğer yanı ise 19. yy ’da gelişecek olan petrol savaşlarını erken fark etmesidir. Bu öngörü ile 1890’da çıkardığı “İrade-i Seniye” ile petrol alanlarını (bu harita hala güncelliğini korumaktadır)  “Padişah Hazinesi” olarak ilan etmiştir.  Fakat bu alanları “İrade-i Seniye” haline getirmesi de bu alanların elinden alınmasını engelleyememiştir. Almanlar tarafından 1908 yılında tahttan indirilen  II. Abdulhamit’e  ait mülkler önce Genç Türkler-İttihat ve Terakkiciler tarafından Osmanlı’nın borçlarına karşılık olarak gösterilmiş ardından da  Musul ve Bağdat petrol yataklarının da bulunduğu bu arazilerin paylaşımı Alman ve İngiliz ortaklığında,Turkish Petroleum Co.’nun (İngiliz) ortaklık şekli olarak hisselerin % 50 D’arcy, % 25 Anglo‐Saxon Co. ve % 25 Deutsche Bank arasında paylaşılmıştı.

Amerika’nın girişimleri sonucu Abdülhamit’in söz konusu Padişah hazinesini II. Meşrutiyet’in tarihi olan 1908’den sonra maliye hazinesine devretmesinin yasal olmadığını, ittihatçilerin baskılarıyla böyle bir şeye mecbur kaldığı ispat edilmeye çalışmıştır. Amerikalıların bu hamlesi, İngiliz petrol şirketlerini telaşlandırmış ve konunun hukukî boyutunu araştırmaya başlamışlar ve Osmanlı’nın o dönemdeki resmî gazetesi olan “Takvim-i Veka-yi”den Padişah hazinesinin artık padişahın şahsına ait olmadığı ve maliyeye devredildiği ortaya çıkmıştır. Bu konuda karşılıklı iddialar devam etmiş ve Türk tezini Lozan’da ABD’nin desteklemesinden telaşa kapılan İngiliz başbakanı, Amerikan oyununu bozmak için Türklere Lozan’da Turkish Petrolün payından (Irak hükûmetine geçen payından) % 20’sini teklif etmek istemişse de Curzon, buna gerek olmadığını söylemiştir. Çünkü ona göre Türkler çok daha az paya razı olacaklardır. Türk heyeti, petrolden Abdülhamit’in varislerine pay verilmesinin Osmanlı Devleti’nin varlığının devam ettiği anlamına geleceği için İngiliz tezine yaklaşmıştır. Sonuçta İngiltere, Amerikalıların baskılarına dayanamayıp 31 Temmuz 1928’de yapılan nihaî anlaşma ile Musul petrolünden Fransız ve Amerikalılara da pay vermek zorunda kalmıştır.

Türkiye’nin Musul konusunda tek kazanımı, 25 yıl süreyle Irak petrol gelirlerinden Türkiye’ye %10 pay verilmesinin kabul edilmiş olmasıdır. Türkiye’nin bu hakkından 500.000 sterlin alarak feragat ettiği söylenmişse de bunun doğru olmadığı belirtilmektedir.

Türkiye Irak petrollerinden 1954 yılına kadar pay almış, ancak bu paydan alması gereken 2.000.000 sterlin alacağını, 1958’de Irak yönetimini darbeyle devralan General Kasım’dan sonra alamadığı için, bütçe gelir cetvelinde alacak olarak 1986 yılına kadar göstermiş ve aynı yıl Turgut Özal tarafından Arap ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilmesi politikası doğrultusunda bu alacak bütçeden çıkartılmıştır.

MUSUL’UN COĞRAFİ KONUMU

Musul, işlek ulaşım, ticaret ve suyollarını birleştiren bir “kavşak” noktada bulunuyor. Şehir, kuzey-güney doğrultulu ve eski bir nehir ulaşım yolu olan Dicle Nehri’nin de kenarındadır. Dicle nehri Musul şehrinin en önemli sembolü haline gelmiştir.

Türkiye’den Irak’a girerek, Fırat Nehri ile birleştikten sonra Irak’ın güneyinde Şattül Arap’ta denize dökülen Dicle Nehri, Musul şehrine hayat veriyor. Musullulara göre Dicle demek Musul demektir. Binlerce yıldır tarihi ticaret yollarının kesiştiği bir şehir olan Musul’un içinden geçen Dicle Nehri şehrin yaşam kaynağı. Dicle Nehri’nin sağladığı su kaynağının yanı sıra büyük sulama kanalları sayesinde geniş tarım alanlarına sahip olan Ninova şehrinde 19.000 km²’lik bir tarımsal alan bulunduğundan söz edilmektedir.

 Dicle Nehri, iki farklı Musul şehri ortaya çıkarmış. Musullular, şehri tarif ederken Musul’un sağ ve sol yakası olarak belirtiyorlar. Dicle Nehri’nin Irak’ın kuzeyinde güneyine akış yönü bu tarifi ifade ediyor. Yani Dicle Nehri’nin akış yönüne göre sağ tarafı “Sağ Yaka”, sol tarafı “Sol Yaka”. Musul’un asıl tehlikeli bölgesi eski Musul olarak da bilinen “Sol Yaka”. 2005–2007 arasında bu bölge ölüm şehri olarak da isimlendirilmiş. Bu dönemde genel olarak Musul’un her bölgesinde olmakla birlikte özellikle “Sol Yaka”da ki caddelerde 6’dan sonra kimsenin dışarıya çıkmaya cesaret edemediği söyleniyor. “Sol Yaka”da bulunan Masarif Caddesi, Belediye Caddesi gibi bazı caddeler de “ölüm caddesi” olarak isim verilmiş. Aynı şekilde “Sağ Yaka”da da Bağdat Yolu ve El-Vahde bölgelerinde “ölüm bölgeleri” olarak adlandırılmış.

Eski Musul’un sokakları son derece dar ve evler birbirine çok yakın. Bu bölgeyi iyi bilen gruplar burayı oldukça işlevsel kullanıyorlarmış. Dicle Nehri’nin tam kıyısında kurulu olan eski Musul’un, şiddet eylemlerini düzenleyenler için bir kaçış noktası olarak görüldüğü söyleniyor. Çünkü bu bölge Dicle Nehri kıyısından başlayıp yükselerek çıkıyor. ABD askerlerinin bile bu bölgeye operasyon yapmaya çekindikleri, çok sayıda ABD askerinin Irak savaşında burada hayatını kaybettiği söyleniyor. Aslında burası Musul’un ilk kurulduğu yer. Yani ilk yerleşim yerleri Musul’un “Sol Yakası”nda kurulmuş. Bu bölgede eskiden Musul’un en büyük ailelerinin oturduğu, ancak özellikle 2003’ten sonra buralardan gittikleri biliniyor. Burada eski dönemde yaşayan ailelerin “gerçek” Musullu oldukları söyleniyor. Zira Musul’da Araplar ile Musullular (yerel dilde Muslavi deniyor) birbirinden farklı. Musullu denildiği zaman Musul’un eski ailelerinin mensupları akla geliyor. Öte yandan “Musullu” olmak Musul içerisinde bile bir ayrıcalık olarak görülüyor. Musullu, zenginlik, kültürlülük, köklü ve büyük aile adabına sahip olmak anlamında kullanıyor. Yani yerli Musul ailelerine göre Musul’un kırsal kesiminde yaşayanlar “Musullu” değil, “Arap”. Burada “Arap” ikinci sınıf vatandaş gibi söyleniyor. “Musullu” aileler eski Musul’dan göç etmelerine rağmen halen izleri duruyor.

Musul nüfusunun iktisadî hayat kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Sahip olduğu su kaynakları ve geniş ziraat sahası Musul’u bir ziraat şehri konumuna taşımıştır. Tarım ürünlerinin esasını hububat, özellikle de buğday ve arpa oluşturmaktadır. Sınırlı ölçülerde pamuk, tütün, kenevir, susam üretildiğini ve bağcılık yapıldığını görülmektedir. Musul’un doğusu ile Dicle arasındaki dağlık bölgede koyun ve keçi sürülerine dayanan hayvancılık, çöllerde deve yetiştiriciliği önem kazanmıştır. Musul’da, el tezgâhlarıyla sürdürülen dokumacılık dışında endüstriyel faaliyete rastlanmamaktadır. Musul bölgenin ticaret yollarına kavşaklık eden konumu (İpek Yolu), su kaynakları ile (Küçük Zap, Büyük Zap ve Dicle Nehri) ve sahip olduğu petrol rezervleriyle önemlidir. Bugün Irak gelirinin %95’ini petrolden sağlamaktadır. Dünyanın bilinen petrol rezervlerinin yaklaşık % 65’i Ortadoğu bölgesinde bulunmakta ve Ortadoğu dışında yer alan petrol rezervlerinin önemli bir kısmının yakın bir süreçte tükeneceği ön görülmektedir. Bu durumun, Ortadoğu petrollerinin % 65 olan hâlihazırdaki oranını % 85’e çekeceği düşünülmektedir.  Irak, dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 10’u barındırmaktadır ve bu rezervlerin %20’si kuzey Irak’ta yani Musul şehrinde yer almaktadır.

Irak’ın kuzeybatısındaki Ninova şehrinin de merkezi olan Musul’un bu özel konumu, DAİŞ açısından şehri kontrol etmeyi daha da cazip hale getirmiştir. Musul, aynı zamanda eskiden beri Bağdat ve çevresinin tahıl ihtiyacını karşılayan bir zirai üretim bölgesi, ekonomik ve ticari merkez olmuştur. Zengin petrolü de hesaba katılırsa, Suriye ve Irak’ta yeni bir devlet kurma iddiasındaki DAİŞ için, bu coğrafi ve ekonomik yapının önemi daha iyi anlaşılır. Unutulmamalıdır ki DAİŞ, Suriye’de de Sünni nüfusun yaşadığı petrol bölgesi Rakka ile Deyrizor gibi stratejik, coğrafi ve ekonomik açılardan göz ardı edilemeyecek yerleri kontrol altına almıştır. Musul, coğrafi olarak DAİŞ’in Suriye’de etkinlik sağladığı kuzeybatıdaki bölgeye de oldukça yakın bir mevkidedir.  Suriye-Irak sınırında geçişkenlik çok sıkı olduğu için, DAİŞ’in Musul’u işgali kolayca gerçekleşebildi. Böylece örgüt, kurmayı tasarladığı Irak-Şam İslam Devleti’nin Irak ayağı için çok önemli bir halka sayılabilecek Musul’u ele geçirmiş oldu.

Yarın: Musul’un Nüfus Yapısı Kürt ve Arap Aşiretler, Sosyo/Kültürel Yapısı, Musul Operasyonu’na Karşı DAİŞ’in Hazırlıkları…

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info - www.navendalekolin.com

Parveke

TAGS(ETIKETLER): MUSUL  DOSYASI-1-  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.