MİLLİYETÇİLİK; HALKLARI BİRBİRİNE DÜŞMAN ETMENİN İDEOLOJİSİDİR
Araştırmalar / 03 Nisan 2016 Pazar Saat 10:27
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Her gün onlarca, yüzlerce insanın öldüğü, daha fazlasının yaralandığı, yüz binlerce insanın yaşadığı topraklardan sürüldüğü; çocuk, kadın ve yaşlıların büyük acılar yaşadığı bir coğrafya haline gelmiştir Ortadoğu. Kadim tarihiyle örtüşmeyen insanlık dışı şeyler yaşanmaktadır. Bu coğrafya ki toplumsallaşmanın ve insanlık değerlerinin yaratım mekânıydı. Tevrat’ta cennet olarak tanımlanmıştı. Oysa şimdi acı, gözyaşı, açlık

MİLLİYETÇİLİK; HALKLARI BİRBİRİNE DÜŞMAN ETMENİN, KIRDIRMANIN İDEOLOJİSİDİR

ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ -1-

Her gün onlarca, yüzlerce insanın öldüğü, daha fazlasının yaralandığı, yüz binlerce insanın yaşadığı topraklardan sürüldüğü; çocuk, kadın ve yaşlıların büyük acılar yaşadığı bir coğrafya haline gelmiştir Ortadoğu. Kadim tarihiyle örtüşmeyen insanlık dışı şeyler yaşanmaktadır. Bu coğrafya ki toplumsallaşmanın ve insanlık değerlerinin yaratım mekânıydı. Tevrat’ta cennet olarak tanımlanmıştı. Oysa şimdi acı, gözyaşı, açlık, yoklukla insanî değerlerin ayaklar altına alındığı cehennemi andıran bir mekana dönüşmüştür.

Farklı dilden, inançtan, dinden, renkten, kültürden insanların-halkların bir arada yaşadıkları topraklar günümüzde bir kan deryasına dönmüş durumdadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, kapitalist emperyalizmin son iki yüzyıldır Ortadoğu’ya bulaştırdığı milliyetçilik mikrobudur. Milliyetçilik mikrobu insanları bakan kör, işiten sağır ve taş bağlamış vicdanlar haline getirmiştir.

19. yy da Avrupa’nın doğusu, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya kadar birçok yer Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içinde yer alıyordu. Avrupa’da gelişen ulus devletçilik ve milliyetçilik hareketleri Balkanları etkileyerek buradaki halkların Osmanlıya karşı bağımsızlık savaşına girmelerine yol açtı. Osmanlı gelişen bu milliyetçilik hareketleri karşısında İmparatorluğu ayakta tutabilmek için öncelikle Osmanlıcılık akımını geliştirmiştir. Ancak, Balkanlar’daki halklar bağımsızlıklarını elde ederek Osmanlı’dan ayrılmışlardır. Osmanlı, Balkanların İmparatorluktan kopuşunu önleyemeyince bu sefer Arapları İmparatorlukta tutabilmek için İslamcılık akımını öne çıkarmıştır. Ancak, Arapları da İmparatorluk bünyesinde tutmayı başaramamıştır.

Osmanlı İmparatorluğunun Viyana önlerinde yaşadığı yenilgiyle gerileme sürecine girmesi , İslamiyetin Avrupa karşısında gerilemesi biçiminde yansımaktaydı. Avrupa devletleri ise bu süreçte palazlanmaktaydı. Avrupa’nın başta İspanya ve Portekiz’le,  daha sonra ise İngiltere ve Fransa ile dünyanın birçok bölgesini sömürgeleştirmesi ve bu bölgedeki zenginlikleri ülkelerine taşımaları bu devletlerin başta ekonomik olmak üzere birçok alanda daha güçlü hale gelmelerini sağlamıştır.

15. yy da gelişmeye başlayan Rönesans ve sonrasında gelişen Reformasyon ve Aydınlanma hareketlerini, kendi iktidar çıkarları için kullanan başta İngiltere ve Fransa, 19.yy da  Osmanlı İmparatorluğu karşısında giderek güçlenmiş ulus devletler haline gelmişlerdir.  Avrupa’da yaşanan bu gelişmelerden Osmanlı’nın eğitim amacıyla gönderdiği zengin ailelerin, beylerin, bürokratların çocukları da etkilenmiştir. Daha sonra Jön Türkler olarak tarihe geçecek bu kişiler Osmanlı İmparatorluğunda Turancılık akımını geliştirmeye çalışacaklardır. Ancak, bu Turancılığı geliştirenlerin ve İttahat Terakki’nin kurucularının çoğu Yahudi’dirler. İçlerinde Arnavut, Çerkez, Arap ve Kürtler de vardır. Avrupa’nın amacı Osmanlı İmparatorluğu içinde milliyetçiliği geliştirerek, halkları birbirine düşman ederek kırdırmaktır. Bu yolla Osmanlıyı kendine bağımlı hale getirirken Müslüman olmayan kesimler üzerinde de etkili olarak kendi politikalarını pratikleştirmek istemişlerdir.

İngiltere 18. yy. başlarından itibaren Ortadoğu’ya yönelik faaliyetler içine girmeye başlamıştır. Bir yandan özel olarak görevlendirdiği insanlarla bölgeyi tanıma çalışmaları yürütürken diğer taraftan da bölge halkları hakkında özel eğitimden geçmiş, bölge kültürünü tanıyan misyonerleri görevlendirerek kendi politikaları doğrultusunda buralarda neler yapılması gerektiği üzerinde fikir sahibi olmaya çalışmıştır. Yine, Ortadoğu’nun ticaret yollarının üzerinde bulunmasından dolayı, kendisine bağımlı bir tüccar sınıfı oluşturarak ülkenin ekonomisi üzerinde etkili olmaya çalışmıştır.

19. yy da Avrupa’da ve Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşanan gelişmelerden Araplar da etkilenmişlerdir. Ancak Müslüman Arapların başlangıçtaki yaklaşımları daha çok Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde yaşamak biçiminde olmuştur. Sonuçta Osmanlı İmparatorluğu da Müslüman bir devletti. Müslüman Araplar, İslam dünyasının Batı karşısında önlenemez gerileyişine bir tepki olarak Arap kimlik ve kültür mirasına vurgu yaparak İslam ve Batı kültürüne Arapların yaptıkları katkılardan bahsederek Arap bilincini öne çıkarmışlardır.  Ancak Hıristiyan Arapların,  İngiltere tarafından örgütlendirilerek Arap milliyetçiliğinin Osmanlıya karşı geliştirilmesi çabaları zamanla Müslüman Arapları da etkileyerek Arap milliyetçiliğinin gelişmesine yol açacaktır.

Osmanlı İmparatorluğunda Tanzimatla birlikte modern okullar açılmaya başlanmıştır. Beyrut, Suriye ve Filistin’de bu tip okullar açılmıştır. Beyrut’ta 1866’da açılan Amerikan koleji, 1875’te kurulan St. Joseph Cizvit Koleji yine Suriye ve Beyrut’ta açılan Arap Edebiyat Dernekleri Hıristiyan Araplar içinde Arap bilincinin ve milliyetçiliğinin gelişmesinde etkili olmuştur.  Arap milliyetçiliğinin gelişmesinde Beyrut önemli bir yere sahiptir.  Arap milliyetçiliğinin gelişmesi için burada bir matbaa oluşturularak Arapça gazete, dergi ve kitapların basımı sağlanmıştır. Bu biçimiyle Arap dil ve kültürü geliştirilirken, Avrupa kültürünü de tanıyan bir Arap toplumu da yetiştirmeyi amaçlamışlardır.

İngiltere ve batılı devletler öncelikle Hıristiyanlar üzerinden örgütlenme çalışmaları geliştirmişlerdir. Bu amaçla gizli cemiyetler kurulmuştur. Gizli cemiyet kuranların hepsi Hıristiyanlardır ve amaçları Müslümanlarla eşit imkanlara sahip olmaktır. Mason locaları üzerinden de Arap milliyetçiliği geliştirilmiştir. Hıristiyan Araplar, Arap milliyetçiliği yaparak Beyrut’un önde gelen Müslümanlarını da bu localara sokma taktiğini geliştirmişlerdir. Bu biçimiyle Araplar arasında milliyetçilik ideolojisinin güçlenmesini sağlamışlardır. Türklerle eşit haklara sahip olmaları gerektiğini öne sürerek hem Müslümanları hem de Hıristiyanları yaşanan haksızlıklar ve Osmanlı baskısı karşısında ortak mücadelede birleştirme çalışmaları yürütmüşlerdir. İngiltere’nin ve Batılı devletlerin yürüttüğü bu politikalarla Araplar içinde giderek gelişen ve örgütlenen bir Arap milliyetçiliği açığa çıkmaya başlamıştır.

Düzgün Kaya

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info - www.navendalekolin.com

 

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.