CENEVRE’DE KİMLER VAR? -1
Dizi Yazı / 06 Şubat 2016 Cumartesi Saat 13:00
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Suriye sorununa çözüm ve Suriye’nin geleceğinin belirlenmesi için onlarca toplantı yapılıyordu. Başta Türkiye-Suudi Arabistan-Katar ve İran-Rusya olmak üzere kendilerini Suriye’nin dostlarıymış gibi gösterip sorunu derinleştiriyorlardı. Ulusal ve bölgesel düzeyde gerçekleştirilen toplantılarda çeteler-sözde muhalefet ve onların dıştaki destekçileri kendilerince çözüm toplantıları düzenliyorlardı

Suriye eski haliyle katliamcı, tekçi, diktatör bir yönetime sahipti ve hiç kimse bu yönetimin demokratik ve adil olduğunu söyleyemez, söyleyenlerde yalan söylerler ya da çıkarları doğrultusunda bunun böyle olduğunu söylerler. Suriye’yi yöneten BAAS rejimi, halkı ezip katlediyordu ve halklar arasında ayrımcılık yapıyordu. Devletin adı Suriye Arap Cumhuriyeti yani bundan da anlaşılacağı gibi Suriye’de sadece Araplar yaşıyormuş gibi yada sadece Arapların hakları garanti altındaydı. Diğer etnik ve dini kesimler ise ikinci plana düşüyor hatta vatandaş bile kabul edilmiyorlardı. Cizîrê Kantonunda yüzbinlerce Kürdün kimliksiz bırakılması ve hatta vatandaş bile sayılmaması buna en büyük örnektir. BAAS rejimi tekçi zihniyete sahipti, kendinden olmayanı yok sayıyordu, görmüyordu veyahut en uç noktada da katlediyordu. Ama bu yönetim kendince ‘demokratik ve adildi’ ve kendini böyle biliyordu. Parlamenter sistemini ele alacak olursak-şekli-tüm yetkiler birkaç kişinin elinde toplanmıştı. Bu düzen değişmeliydi. Değişiyor da ama nasıl bir yöne doğru değişiyor.

Suriye’nin içine düştüğü yol veya bataklık kuşkusuz Dera-Amûdê halkının amaçlarına cevap değil, tam tersine sorunu derinleştirdi. Başta küresel güçler ABD-Rusya ve Ortadoğu’nun büyük güçleri İran-Türkiye-Suudi Arabistan Suriye’den kendilerince çıkar devşirmeye çalıştılar. Hepsi kendilerince Suriye ateşine su dökecekleri yerde benzin döktüler. Suriye kaosundan kendilerine ekonomik ve siyasi güç devşirmeye çalıştılar. Ve Suriye halklarının amaçlarına ters bir süreç başladı. Suriye’de BAAS rejimine muhalefet adıyla onlarca paravan çete grupları boy göstermeye başladı. Türeyen çete grupları Suriye’de rejimle savaşıp, halkların amaçları doğrultusunda hareket edecekleri yerde namlularını nadiren rejime çevirdiler, çoğunlukla rejim tarafından ötekileştirilen mazlum halka silah sıktılar. Suriye’de artık rejimden daha tehlikeli ve kan emici gruplar otorite savaşı yürütüyorlardı. Çok geçmedi bu sözde muhalif gruplarında aslında rejimden farklı olmadıkları, hatta daha tehlikeli oldukları Suriye halkları tarafından görüldü. Ama gelin görün ki bu çete grupları küresel ve bölgesel güçler tarafından desteklendi, gerçek muhalefetmiş gibi lanse edildi ve muhatap olarak görüldü. Bu çete grupları onca katliam ve insanlık suçları işlemelerine rağmen dünya ve bölge halkları tarafından görülmedi çünkü başta Türkiye-Katar-Suudi Arabistan olmak üzere birçok bölge devleti yirmi dört saat bu grupları temize çıkarmaya çalıştılar. Ama tüm küresel-bölgesel güçlerin hesaba katmadığı veya dışladığı bir şey vardı; oda Suriye halkları kimse onları dinlemedi. Suriye halklarını olduğu gibi kabul etmedi. Ama Suriye halkları da var olduklarını Kürtler öncülüğünde dile getirdiler ve ne tekçiliği dayatan rejim tarafını nede katliamcı, tekçi ve dış güçlerin kontrolündeki güçlerin ekseninde hareket eden sözde muhalefet tarafına geçmediler. Çünkü hiç biri Suriye halklarını olduğu gibi kabul etmiyordu ve Kürtler ve Suriye halklarına hep ‘ya bizim gibi olup yanımızda yer alırsınız ya da karşımızda durursunuz’ diyorlardı. Buda gösteriyordu ki aslında hiç birinin diğerinden farkı yoktur. Her iki taraftanda umudunu kesen Kürtler ve Suriye halkları üçüncü çizgi adıyla mücadelelerini yürütmeye başladılar. Kısa bir zamanda tüm Suriye yangın yeriyken Rojava halkları özgürce yaşıyorlardı.  Esen özgürlük rüzgârı iki tarafın ve bölgesel güçlerin öfkesine neden oldu ve terörist gruplarını Rojava şehirlerine saldırttılar. Rojava’da katliamlar yaptılar. Bunları yaparken de bazı Kürtler yapılanları alkışlıyorlardı. Sözde Suriye muhalefeti içindeki bazı ruhlarını satmış Kürtler terörist grupların Rojava’da yaptıkları insanlık suçlarına kılıf uydurmaya çalışıyorlardı. Rojava içinden bazı kesimleri buna destek olmak için ayağa kaldırıyorlardı. Bu katliamları yapan ve bunlara destek yürüşü yapan her kim olursa olsun ruhlarını satmış ve insanı duygularını yitirmiş olmalıdırlar. Bunun başka izahatı olamaz. Serêkanî’ye saldırılar olduğu zaman ENKS bileşenleri saldırganlara destek yürüyüşleri düzenliyorlardı. Yürüyüşlerinde en çok öne çıkan ortak amaç Serêkanî’ye saldıran Özgür Suriye Ordusu (ki bunun içinde El Nusra, Ehrar el Şam, DAIŞ ve onlarca terörist çete grupları yer alıyordu. Bu gruplar sözde Suriye Muhalefeti tarafından destekleniyorlardı ve propagandası yapılıyordu) yapılan destek yürüyüşleriydi. Bu saldırılardan önce Rojava halkları sorunsuz yaşıyorlardı ama bu grupların ellerindeki bölgelerde her gün savaş, ölüm ve insanlık suçları yaşanıyordu. Bu çete grupları gittikleri her yere yıkım ve ölüm götürdüler. Buna rağmen onlara destek vermek var olan huzuru bozmak anlamına geliyordu. Bunu isteyenlerde kuşkusuz kötü amaçlı kesimlerdir. Hem Suriye muhalefeti içindeki Kürtler ve onların sahadaki yansımaları Rojava’da var olan huzurun bozulması için ellerinden gelen her şeyi yaptılar ve dış medyada bunları pohpohlayarak servis ediyordu. Sanki Rojava’da dikta bir rejim varmış ve değişim isteyen kesimlermiş gibi servis ediliyordu. Suriye bilinçli bir şekilde bir yangın yerine çevrilmek isteniyordu.

Dışardada Suriye sorununa çözüm ve Suriye’nin geleceğinin belirlenmesi için onlarca toplantı yapılıyordu. Başta Türkiye-Suudi Arabistan-Katar ve İran-Rusya olmak üzere kendilerini Suriye’nin dostlarıymış gibi gösterip sorunu derinleştiriyorlardı. Ulusal ve bölgesel düzeyde gerçekleştirilen toplantılarda çeteler-sözde muhalefet ve onların dıştaki destekçileri kendilerince çözüm toplantıları düzenliyorlardı. Doha, Riyad, Amman, Ankara, İstanbul, Viyana ve Cenevre’de defalarca toplantılar düzenlendi. Tek taraflı bazen de hükümet kanadını da toplantılara katarak ama yine çözüm yerine çözümsüzlük derinleşiyordu. Dış güçler üçüncü çizgi olan gerçek muhalefeti hiçbir şekilde kabul etmeyip ve o toplantılara davet etmediler. Yani dış güçlerin amacı sorunu çözmek değil, sorunu daha çok derinleştirmek ya da istedikleri bir çözüm geliştirmekti. Suudi-Katar-Türkiye, ‘çözümü biz getiririz’ mesajı veriyorlardı. Suriye devriminin başından ve öncesinden beri bu güçler Suriye sorununa dahil oldular ve kendilerince yönlendirdiler. Şimdi geriye baktığımızda belki zorlu bir devrim olacaktı bu devrim ama bu kadar zorlu ve kanlı olmasının nedeni sözde ‘Suriye’nin dostlarından’ kaynaklanıyor. Suriye’yi, Türkiye-Suudi-Katar çözüme kavuşturamaz, tersine çözümü ve birlikte yaşamı imkansız hale getiren güçlerin ta kendileri bunlardır. Bir Afgan, Çeçen, Tunuslu, Türk, Avrupalı, Ürdünlü vb. ırkların Suriye’de ne işi var? Bunları Suriye’ye getiren ve Suriye’yi bataklığa sürükleyen, Suriye halklarına kurşun sıktıran Suudi-Türkiye-Katar’dır. Eskiden Suriye’nin bir zalimi vardı, şimdi onlarca zalimi var.

Küresel-bölgesel güçler çıkarları doğrultusunda hareket ediyorlar ama önemli olan Suriye ve dünya halklarının gerçekleri görmesidir. Suriye’ye dahil olan küresel-bölgesel güçler Suriye’nin hayrına değil Suriye’nin kötülüğenedir. Suriye’yi kendilerinin istedikleri bir şekilde değiştirmek istiyorlar. Onun içinde herkes anlamalı ki bunlar çözüm değil çözümsüzlüğü getirirler.

Gabar Roj

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info - www.navendalekolin.com

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): CENEVRE  DE  KIMLER  VAR  -1  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.