SINIRLARINI AŞAN AKP!
Politik Analiz / 23 Ocak 2016 Cumartesi Saat 12:55
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AKP devletinin ABD ve Küresel Kapitalist blok için zarar verir noktaya gelmesi hiç kuşku yok ki genel de Kürt halkına yaklaşım ve özelde de Kürdistan Özgürlük Hareketi ve Rojava devrimine yaklaşımındaki fobiyle bağlantılıdır

2015 yılı da her yönüyle devam eden Suriye merkezli küresel ve bölgesel hegomonik mücadelenin yayılarak devam ettiği ve sonuca giderken daha da kızıştığı bir yıl oldu. Bir taraftan ABD’nin başını çektiği Küresel Kapitalist blok ve onun Özgür Suriye Ordusu üzerinden iflas eden Suriye merkezli Ortadoğu’yu dizayn etme projesi, diğer taraftan Rusya’nın başını çektiği Suriye’deki BAAS rejimini koruma ve güvenceye alarak Ortadoğu’daki en önemli kalesini koruma kaygısıyla geliştirdiği statükocu yaklaşımı.

Tabi bu küresel hegomonik bloklaşmanın gittikçe bölgesel mezhepçi renginin de Ortadoğu’da daha da belirginleşerek öne çıktığı da görülmektedir. Bu mezhepçi renk belirginleşip öne çıktıkça şiddetin daha da artarak büyük tahribatları da kendisiyle beraber getireceği de şimdiden fark edilmektedir. Küresel destekli bölgesel düzeyde gelişen bu mezhepçi bloklaşmanın başını ABD ve Rusya çekerken bölgesel düzeyde de bu mezhepçi bloklaşmanın başını Türkiye ve İran çekmektedir. Bu küresel ve bölgesel hassas dengeler konjonktüründe Türkiye’de tamamen devletleşen AKP iktidarının kendisine atfedilen radikal İslam modeline karşı Ilımlı İslam modeli misyonun sınırlarını aşarak ABD ve NATO üyesi olmasından aldığı güç ve güvenle hem Suriye hem de Irak ve tüm Ortadoğu’da DAİŞ, El Kaide ve onun Suriye’deki kollarının temel dayanağı ve besleyeni olması gerçeği ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarına ciddi zarar verir noktaya gelmişt

AKP’nin PKK Fobisi

AKP devletinin ABD ve Küresel Kapitalist blok için zarar verir noktaya gelmesi hiç kuşku yok ki genel de Kürt halkına yaklaşım ve özelde de Kürdistan Özgürlük Hareketi ve Rojava devrimine yaklaşımındaki fobiyle bağlantılıdır. AKP’nin PKK ve Rojava şahsındaki şiddetli Kürt ve Kürdistan fobisi o kadar şiddetli olmuştur ki temel dayanağı ve dayandığı Küresel güçler bile bu politikaya sahip çıkmada ciddi zorlanma durumuna gelmişlerdir. AKP devletinin özellikle DAİŞ’e, Kürtlere ve Rojava devriminin kazanımlarına ve özellikle de Kobanê’ye saldırma karşılığında vermediği destek, güç olmamıştır. Bu durum dolayısıyla Suriye muhalefeti içinde DAİŞ’i temel aktör ve güç konumuna getirirken ABD’nin başını çektiği blokun Suriye rejimine karşı geliştirdiği Özgür Suriye Ordusu ve onun koalisyonunu tasfiye noktasına getirmiştir. Tabi AKP devletinin bölgedeki tüm yatırımını yaptığı radikal İslam üzerinden ve bu yapılar içindeki DAİŞ üzerinden Rojava devrimini Kobani’de geliştirdiği işgal hamlesiyle tasfiye ederek Kürdistan halkını 21. YY’ da statüsüz bırakma projesi Kobani’de gelişen destansı ve milat niteliğindeki görkemli direnişle alt üst olmuştur. AKP devleti ve özellikle ’de onun bu proje noktasındaki stratejik müttefiki olan KDP’nin tüm ortak planları Kobané’deki zafer ve DAİŞ’in kırılmasıyla tuzla buz olmuştur.

İşbirlikçi, Teslimiyetçi, İhanetçi Çizgi: KDP

2015 yılı bu anlamda Kobani zaferi ardından AKP ve onunla stratejik ittifak için de olan KDP için kırılmanın, baş aşağıya gitmenin başlangıcı olmuştur. Çünkü Kobanê’nin destansı direnişi sadece DAİŞ ve onun arkasındaki güçleri için sonun başlangıcı olmamış tüm dünyayı etkileyerek tüm ezilen, sömürülen, emekçi halkların özgürlük ve kurtuluş ışığı, umudu olmuştur. Bunun içindir ki Vietnam’da ABD sömürgeciliğine karşı geliştirilen destansı direnişe atfen nasıl bir dünya Vietnam Günü oluşturulduysa Vietnam devriminden bu yana ilk defa Kobani için de Dünya’da 5 Kasım ‘Dünya Kobani Günü’ oluşturuldu.  Hiç kuşku yok ki ezilen halklar ve kesimler dışında dünyada birçok küresel gücün sahiplenmesi de özgürlükçü, demokrat ve Kürtlere hayran olmalarından kaynaklanmamıştır. Çünkü bu söz konusu güçler haftalarca ‘bekle gör politikasıyla Kobanê’nin düşmesini beklemişlerdir. Nasıl ki Kobanê’nin düşürülemeyeceğini anlayıp kendileri için de artık büyük tehlike oluşturacağını anladılar o zaman bu destana, görkeme ve ruha sahip çıkarak, kontrol ederek ve kendi çıkarlarına hizmet eder hale getirerek pragmatist bir zihniyetle sahip çıkmaya çalıştılar. ABD, Rusya gibi küresel güçlerle yine Kürdün klasik işbirlikçi, teslimiyetçi ve ihanetçi çizgisini temsil eden KDP’nin de sahiplenmesi bu temel de olmuştur. 

2015’te AKP’nin Yaşadığı Büyük Kırılma

Kobani zaferiyle DAİŞ’in kırılmasının AKP-KDP stratejik ittifakının kırılması anlamına geldiği, büyük ve ağır sonuçlarının olacağı da daha başından kendini belli ediyordu. Bu zaferin en önemli sonucu ve etkisi hiç kuşku yok ki 2015 yılı boyunca Bakur Kürdistan ve Türkiye’deki siyasal dengeler üzerinde oldu. Kobanê zaferi şahsında ortaya çıkan Özgür insanın özgür Kürdün zaferi her şeyiyle Bakur ve Türkiye’deki 7 Haziran seçimlerine yansıdı. AKP ve yine seçimlerdeki en büyük destekçisi KDP tüm imkân ve olanaklarını seferber ederek her türlü ahlaksız yolu ve yöntemi denemelerine rağmen 7 Haziran’da HDP şahsında gelişen ezilenlerin özgürlükçü zaferinin önünü alamadılar. Hatta son olarak seçimlerin arifesinde AKP-KDP ittifakı ve MİT-Parastin planıyla Kelaşin’de PDK-İ üzerinden geliştirdikleri provokasyonda işe yaramadı ve boşa çıkarıldı. AKP’nin seçime bir gün kala MİT-DAİŞ eliyle gerçekleştirdiği Amed’te ki HDP mitinginde patlattığı bombalar ve gerçekleştirdiği katliam da 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin barajı farkla aşıp zafer kazanmasının önünü alamadı. Tabi 7 Haziran seçimleriyle HDP barajı farkla aşıp Kürdistan’da AKP’yi çok ciddi darbeleyip AKP’yi de tarihinde ilk defa tek başına iktidar olamaz ve hükümeti de kuramaz noktaya getirdi. Bu AKP’nin iktidar tarihinde yaşadığı en büyük kırılmaydı. Ayrıca AKP’nin tüm stratejik 2023 ve ötesi Neo-Osmanlı planlarını da büyük bir tehlikeye koydu. Tabi kendi deyimleriyle Türk tipi başkanlık diye adlandırdığı Erdoğan ve ailesinin diktatörlük ve hanedanlığını kurma hayallerini de suya düşürdü. Bu durum AKP ve sadece Erdoğan iktidarını tehlikeye koymuyor 13 yıllık AKP iktidarı boyunca Erdoğan ailesinin tüm hırsızlık, talan ve devletin tüm imkân ve olanaklarını kendi ailesinin hizmetine koymanın da hesabının sorulacağı bir süreci başlatıyordu. Tabi böylesi ağır sonuçları olan bir süreci kabul etmek anlamını taşıyan 7 Haziran seçimlerinin sonuçlarını AKP ve Erdoğan daha başından 12 Eylül faşist askeri darbesini aratmayan bir tarzda bir darbe geliştirerek seçimleri tazelemenin zeminini yaratma planını devreye koydu. Tabi darbenin önemli bir adımını adeta seçim sonuçlarının intikamını alma anlamını da taşıyan Pirsus(Suruç)’ta devrimci Sosyalist gençlere karşı gerçekleştirdiği katliam planıyla attı. Bu katliam AKP-Erdoğan darbesi sürecinin önemli bir adımını oluşturmaktaydı. AKP-Erdoğan iktidarı böylece darbeyle Kürt halkına karşı geliştirdiği savaş atmosferinde adım adım seçimlere gitme planını devreye koydu. Zaten AKP Kürt halkına karşı savaş kararını 2014’ün MGK toplantısında çoktan almıştı. 7 Haziran seçimlerindeki zaferle büyük kırılma yaşayan yalnız AKP değil onunla stratejik ittifak halindeki Başur Kürdistan’ındaki KDP’de büyük bir kırılma yaşayarak Başur’u yönetemez hale gelmiştir. İlk defa YNK, Goran, Yekgirtû ve Komala İslam gibi Başur Kürdistan’ın muhalif partilerini oluşturan partiler 7 Haziran ardından KDP ve Barzani ailesinin Başur’daki diktatörlüğünü ciddi bir şekilde sorgular hale geldiler.

Türkiye’de Yaratılmak İstenilen Darbe Atmosferi ve Ankara Mitingi

AKP kadar seçimlerin darbe atmosferinde tazelenmesini isteyen diğer güçlerde AKP’nin iktidardan düşmesinden en az onun kadar etkilenen ve rahatsız olan KDP ve DAİŞ’ti. Çünkü Türkiye’de Erdoğan’ın güç kaybetmesi onların güç kaybetmesi Erdoğan’ın güç kazanması da onların güç kazanması anlamına geliyordu. Bunun içindir ki AKP ve KDP, kraldan daha kralcı bir tavırla 1 Kasım seçimlerinde AKP’nin tekrardan tek başına iktidar olması için seferber oldular. 7 Haziran seçimleri öncesinde ki AKP-KDP-DAİŞ seçim ittifakı daha güçlü bir şekilde topyekûn örgütlendirilerek devreye girmiş oldu. AKP bir yandan bu süreçte Kürt halkına saldırırken diğer yandan KDP’nin AKP’ye verdiği yüklü miktardaki seçim yardımları ve Başur-Bakur sınır hattında etkileyeceği tüm ilişki ve kitleyi devreye koyuyor ve AKP’ye oy vermeleri noktasında çalışma yürütüyordu. Diğer yandan DAİŞ tüm imkânlarıyla AKP ve onun istihbaratı MİT’in tam desteğiyle Ankara’daki Barış Mitingini büyük bir katliamla kana buluyor ve HDP’yi adeta seçim çalışması yapamaz, yürütemez hale getirmeye çalışıyordu. Böylesi bir durumda AKP Almanya ve diğer Avrupa ülkelerini de adeta eğer seçimlerde destek sunmaz ve her türlü adaletsizliğime, hukuksuzluğuma göz yummazsanız mülteci göç dalgasını size yönlendiririm tehdidiyle Merkel’in Erdoğan’ı ziyaretiyle nihai anlaşmayı yapıyordu. İşte böylesi bir atmosferde Türkiye’ye ve Bakuré Kürdistan’da bir darbe seçimi ve akabinde AKP’nin istediği bir sonuç ortaya çıkıyordu. Tabi böylesi bir AKP-Erdoğan darbesiyle seçimlere gitmenin de seçimler sonrasının nasıl gelişeceğine dair her şeyi ortaya koyuyordu. Darbe yaparak istediği seçim sonucunu almaya kilitlenmiş bir AKP-Erdoğan cuntacı zihniyetin seçimlerin hemen ardından Sri Lanka’da Tamil Kaplanlar’ına uygulandığı gibi Sri Lanka katliam ve tasfiye konseptini Kürdistan’da uygulamaya koyacağı da tahmin ediliyordu. Çünkü AKP’nin 1 Kasım seçimlerinde sözüm ona kazandığı sahte zaferiyle her şeyini ortaya koyarak topyekûn bir katliam konseptini devreye sokması sürpriz olmayacaktı ve öyle de oldu.

‘Müzakere ile Olmuyorsa Öz Gücüne Dayanarak…’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Demokratik Özerk Kürdistan’ın inşası 'müzakereyle olmuyorsa O zaman kendi öz gücüne imkânlarına dayanarak’ Özerk bölgelerin ilanı ve stratejisini yani devrimci halk savaşını devreye koyarak inşa etmenin ve korumanın tam zamanı oluyordu. Çünkü artık Bakuré Kurdistan’da müzakereyle kendi özerk demokrasisini inşa etmenin zemini ve koşulları kalmamıştı. Bu anlamda gecikmeli ve istenilen düzeydeki bir hazırlıkla olmazsa da Amed Sur, Cizîr, Nisêbîn vd. yerlerdeki özerk bölge ilanları tam yerini buldu denilebilir. Çünkü eğer özerk bölge ilanları ile bu bölgeleri savunma direnişi AKP faşizmine karşı geliştirilmemiş olsaydı AKP’nin Bakuré Kurdistan’da da Sri Lanka modelinin bir Kurdistan versiyonunu hayata geçirmenin zemini sunulmuş olurdu. Eğer ki Bakuré Kurdistan’daki bu direniş merkezlerindeki direniş olmasaydı ki sonradan açığa çıkan planın detaylarına göre şu ana kadar on binlerce insanın kıyımdan geçirilip tutuklanması ve milyonlarcasının da göçertilerek Kürdistan’da halkın iradesinin ezilerek yeniden Kürdistan’ın Sokak sokak mahalle mahalle faşist işgali gelişirdi. Her ne kadar bu direnişin başında sözüm ona liberal demokrat geçinen ve AKP faşist diktatörlüğünün dalkavukluğunu yaparaktan ‘bu hendekler kapanacak ve her yerde asayiş sağlanacak diyerek ve öz yönetim direnişlerinin sembolü olan hendeklere saldırmışsa da direniş uzadıkça gerçeğin farklı olduğu daha da anlaşılır bir hal aldı. Hatta Demokratik özerklik önemli bir gündem olarak ve gittikçe de gelişerek Türkiye gündemine de nüfus etmeye başladı. Başta Erdoğan olmak üzere AKP iktidar yetkilisinin birçoğu adeta 15 Ağustos atılımının hemen ardından dönemin başbakanı Turgut Özal’ın ‘3-5 eşkıyadır’ deyip bitirmek için 72 saat vermesini tekrarlar gibiydi. Bu mücadelenin bırakalım 72 saatte bitmesi nasıl 30 yılı aşkın bir süredir büyüyerek nasıl bir halkı küllerinden yeniden yaratıp milyonlara mal olmuşsa Özerk bölge ilanları ve onun onurlu varoluş ve kurtuluş direnişi de er ya da geç zaferle taşlanacaktır.

Rus Uçağının Düşürülmesi Tesadüf Değil

Tabi Bakurê Kurdistan’da özerk bölgelerini ve varlığını koruma savaşının geliştiği bir süreçte ve özellikle dünyadaki hegomonik güçlerden Rusya’nın Suriye rejimi davetiyle Suriye yerleşmesi ve ardından uçağının Türk devleti tarafından düşürülmesi yeni bir durum olmaktadır. Tam da ABD ve Rusya gibi küresel güçlerin Viyana toplantılarıyla bazı noktalarda belli bir konsensüse ulaştığı bir süreçte Rus uçağının AKP Erdoğan rejimi tarafından düşürülmesi tesadüf olmamaktadır. AKP Erdoğan cunta rejiminin bu konsensüsten rahatsız olduğunu da yansıtan bir gelişme olmaktadır. Burada bu uçağı düşürenden çok düşürmesini tahrik eden, teşvik eden ve hatta düşürtenin rolü oldukça önemli olmaktadır. AKP cuntasının bunu sadece kendi aklı ve gücüyle yapmadığı anlaşılmaktadır. Sonradan pişman olduğunu yansıtan yaklaşımları da aslında Erdoğan’ın bir yönlendirmeyle tıpkı Saddam’ın Kuveyt’e saldırma örneği gibi bir oyuna geldiği ve çekildiğini de ortaya koyuyor. Rusya’nın yaptırımları karşısında Sünni bloku güçlendirme ve hatta öncülüğüne soyunarak Sünni cephe geliştirme arayışları da denize düşenin yılana sarılmasını anımsatmaktadır. Rusya’nın Suriye’ye yerleşmesi ve uçağı Türk devleti tarafından düşürüldükten sonra Rusya’nın en güçlü silahı olan S300 ve S400 füzeleri Suriye’ye yerleştirmesi Suriye’deki tüm siyasal ve konjöktürel süreci doğrudan etkileyen yeni bir durum olmuştur. Artık Suriye yeni bir döneme girilerek Rusya’nın bölgedeki etkinliği artmış olmaktadır. Tabi yeterince değerlendirilip özellikle de diplomatik alanda aktif işletilebilirse Rojava devrimi ve tüm Kürdistan Özgürlük mücadelesi içinde büyük fırsat ve imkânları yaratma potansiyeli vardır. Özellikle de Rojava devrimi açısından iyi değerlendirilirse Grê Spî zaferinde olduğu gibi Ezaz ve Cerablus’un da özgürleştirilmesi ve Kobani ve Efrin Kanton’larının birleştirilerek Rojava devriminin eksik bir ayağının tamamlanmasının önemli bir fırsatını yaratabilir.

Bakurê Kürdistan’da Geri Dönüşü Olmayan Yola Girilmiştir

Diğer yandan Bakurê Kürdistan’da artık geri dönüşü olmayan ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ‘son savaş’ olarak adlandırdığı çok şiddetli bir sürece girildiği açıktır. Bundan sonra artık Kurdistan’da telafisi mümkün olmayan kayıpların ve acılarında yaşanabilme potansiyelinin de her zamankinden fazla olduğu bir dönemde olduğumuzun da altını çizmekte fayda vardır. Ve aslında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İsrail karşısındaki Filistin örneğini verip ‘Kürt halkı tüm yaşamını savaşa göre düzenlemeli ve uyarlamalıdır’ manasındaki sözlerinin gereğini iyi anlama kavuşturmak gerekmektedir.

AKP-KDP İttifakıyla Başur’da Yoğunlaşan MİT-Parastin Faaliyetleri

Önümüzde küresel ayağı da olan Suudi, Katar ve diğer körfez bölgesindeki ülkelerin petrol dolarlarını ve tüm imkânlarını arkasına alan AKP-KDP-DAİŞ’in başını çektiği faşist bir Sünni blok var. Türk Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan ve Başur’dan Mesut Barzani’nin Riyad, Katar ziyaretleri ve yaptıkları görüşmeler ile anlaşmalar ciddi ittifak ve desteklerin AKP-KDP-DAİŞ ittifakına peşkeş çekileceğinin göstergesi olmaktadır. Bu nedenle direnenlere karşı geliştirilecek topyekûn imha ve katliam saldırılarının alışagelmişin de ötesinde ve belki de bugüne kadar denenmemiş yöntemler, taktikler başta olmak üzere çok yönlü sürdürüleceği beklenmelidir. Türk ordusunun KDP ile ittifak halinde bir yandan Musul ve Şengal’in dibindeki Başika’ya yaptığı askeri yığınak diğer yandan Herir, Soran, Şaklawa ve hatta Kerkük Altun köprüdeki askeri yığınağın amacının sadece Musul olmadığı Kürdistan Özgürlük Hareketine karşı geliştirilecek, komplo ve suikastlar için de kullanılacağı unutulmamalıdır. AKP-KDP ittifakıyla Başur Kurdistan’da yoğunlaşan MİT-Parastin faaliyetleri de bu çerçevedeki kontra faaliyetler çerçevesinde anlaşılmalıdır. Özellikle AKP ve KDP’nin birtakım gizli görüşmelerle YNK’nin önemli bir kanadını da Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı yumuşatmak istemesi söz konusudur.

Mazlum Yılmaz

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info - www.navendalekolin.com

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): SINIRLARINI  ASAN  AKP    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.