KADIN KIRIM POLİTİKALARI
Okuyucudan / 03 Ocak 2016 Pazar Saat 15:02
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İran devleti geliştirdiği cinsiyetçi yasaları ile çocuk evliliklerine meşruluk kazandırmak istedi. ‘ Dokuz yaşında kız çocuklarının evlenmesi helaldir’ diyerek kadın cinayetlerini çocuk yaşta süreklileştirmeye başladı

Yirmi birinci yüzyıla temel çelişkiyi oluşturan cins çelişkisi ve onun üzerinde şekillenen kültürel, toplumsal çelişkiler, bunun yol açtığı büyük toplumsal sorunlarla giriyoruz. Tüm bu toplumsal çelişkiler kadın varlığı üzerinden temellenmiştir. Kadının kaybedişi bu anlam da çok köklü ve varlıksaldır.   Egemen erkek düzenin sürdürülmesi kadının ilk ezilen ve sömürülün cins, sınıf ve ulus olarak mevcut konumunun sürekliliğine bağlıdır. Kadının üretim ve üretkenliğini mülkleştirilmesine dayalı gelişen egemen erkek tarihi bu düzeni sürdürmenin temeline özel mülkiyet olgusunu koydu.  Düzenin devamı ve gelişimi için kadınları devletçi-cinsiyetçi- sistemin denetiminde tutulmaları ve kontrol edilmeleri şart göründü. Ve böylelikle kadınlar üzerinde ölümcül kontrol mekanizmaları yaratılmış oldu. Böylelikle kadının bedeni ve cinselliği aile, eğitim, hukuk, tıp, dil ve din başlıca olmak üzere tüm toplumsal kurumlar yoluyla sürekli gözlem ve denetim altında tutulması sağlandı. Bu zihniyetle kadınlar büyük katliamları yaşadılar. Ve halende bu zihniyet ve ona dayalı olarak gelişen sistem kadınları katletmeye devam ediyor.  Binlerce yıllık ataerkil zihniyet ve onun temsilci olan ulus devlet kadını sosyal ve kültürel kuşatmaya almıştır. Bedeninden ruhuna, ruhundan duygusuna, duygusundan düşüncesine kadar egemen ağlarla kuşatılan kadın ölüm cenderesine kıstırılmıştır.  Ulus devlet yapısı kadını böylelikle krizli bir kimlik haline getirmiştir. Bu gün insanlığın yaşadığı sosyal krizlerin ve bunalımların temel nedeni iktidarcı, devletçi ve cinsiyetçi sistemin yarattığı kadının krizli kimlik gerçeğidir.  Bu krizli kimlik gerçeği toplumda cinnet düzeyine varan büyük ahlaki bunalımlara, çöküntülere neden olmaktadır.  Kadını kuşatan bu egemen ağlar günlük olarak da kadını erkeğin çıkarları temelinde bir sömürüye tabi tutarken, yaşam ve ilişkilerde açığa çıkan taciz ve tecavüz karakteri ile kadın sindirilmek istenmektedir.

 Kadına yönelik gelişen saldırılar kapitalist modernite sürecinde sistematik bir hal almıştır.  Kadınlara yönelik şiddetin bütün biçimleri, cinselliklerini şiddet, korku ve sindirme yoluyla kontrol altına alarak kadınlara boyun eğdirmenin ahlaksızca yöntemleri olarak iş görmektedirler. Şu anda dünya çapında binlerce kadın devletlerin gerek savaş yoluyla gerekse de devletin alt ve üst yapı kurumlarıyla uyguladığı sistematik şiddetin yanı sıra eşlerinden, babalarında ve erkek kardeşlerinden dayak yiyorlar, şiddet görüyorlar. Birileri namus adına öldürülüyor, birilerinin yüzüne kezzap dökülüyor, birilerinin boğazı kesiliyor,  birileri recm ediliyor, birilerinin boynuna ip dolanıyor ve birileri bombalar altında öldürülüyor. Binlerce kadın tecavüze uğruyor, işkence görüyor, gözaltında kayıp ediliyor ya da kaçırılıyor. Fuhuş bataklığına binlerce kadın saplanıyor. Ve fuhuş bu gün uygarlık sisteminde bir sektör haline gelerek kadını tüketiyor. Binlerce kadın işsizliğe mahkûm ediliyor, emeği gasp ediliyor. 

Erkek egemenlikli sistemin bütün vahşeti, zalimliği, sinsiliği, pervasızlığı ve değer tanımaz hoyratlığını kendisinde yoğunlaştırıp derinleştiren İran devleti de, kadın karşısında bir soykırım rejimi olarak sisteminin devamlılığını sağlamaktadır. Erkek terörünün en zirvede yaşadığı İran’da kadınlar günlük olarak işkenceye, katliama, her türlü saldırıya maruz kalmaktadırlar.  İran zindanlarında bu gün binlerce siyasi tutuklu kadın bulunmaktadır. Başta Zeynep Celaliyan olmak üzere tüm kadın tutsaklara her türlü işkence, psikolojik savaş uygulamaları gerçekleşmektedir. Bir yıl içinde kendini zehirleyerek intihar eden ya da intihar süsü verilen kadın sayısı 300’dür. Dört yüzden fazla kadın bir yıl içinde katledilmiştir. İran faşist rejim kanunları kadını yaşamın her alanında vurmaya devam ediyor.  Cinsiyetçi yasalara uymadıkları için,  giyimlerine dikkat etmedikleri için binlerce kadın müebbet hapis cezalarına çarptırıldığı gibi onlarcasının yüzüne de asit döküldü. Onlarca kadın sokaklarda süründürülerek coplandı, şiddete uğradı. Şiddet İran’da yaşamın bir parçası haline getirildiği gibi, kanıksatılmaya da çalışılmaktadır. Egemen erkek düzenin en ahlaksızca tutumu bir de bu yönlü gelişmektedir. İran devleti bununla sınırlı kalmadı. Geliştirdiği cinsiyetçi yasaları ile çocuk evliliklerine meşruluk kazandırmak istedi. ‘ dokuz yaşında kız çocuklarının evlenmesi helaldir’ diyerek kadın cinayetlerini çocuk yaşta süreklileştirmeye başladı.  On yaşında Farslı bir kız çocuğuna çocuk da yaptırtarak bir cinayeti kamuoyu önünde açık işlemiştir. Ahlaksızlığın, vahşetin ve dehşetin en bariz örneklerinden biri olmuştur. Çocuk gözlerindeki korku, şaşkın ve acı biz kadınların yüreğine de bir parça daha acı ekmiştir. Yaşadığımız dünya, sistem egemen erkek dünyası ve sistemidir. Bu dünya, bu sistem yaşamın her alanında, her yaştan kadınları vurmaya devam ediyor. Bu pervasız, vahşi cinsiyetçi yasalarla tam bir kadın düşmanı olan İran rejimi ekonomik alanda da en fazla kadın emeğini sömürüye tabi tutmuştur.  Kadınlar İran’da ucuz iş gücü olarak görülmekte ve emekleri gasp edilmektedir. En fazla çocukların erken büyütülmeye zorlandığı bir yer de İran’dır. Kız çocukları daha beş-altı yaşında çalışmaya mecbur bırakılır. Başta halı kursları olmak üzere toplayıcılık işlerinde çalışan çocukların emeği de, bedeni de büyük bir sömürü altındadır. Kadının başta sanat ve kültür alanı olmak üzere tüm emekleri, yetenekleri ipotek altına alınır. Cinsiyetçi yasalarla kadının yaşamı gittikçe daraltılarak daha da kıstırılır. Cendereye alınır. Kadın evde, iş yerinde, sokak da cinsiyetçi çemberlerle kuşatılmıştır.

İran devleti, faşizan, militarist, cinsiyetçi uygulamaları ile kadın kıyım politikalarını daha da derinleştirmektedir. Kadın idamları İran’da gittikçe artmaktadır. Şirin Elemhuli bir özgürlük savaşçısı olarak, bu faşist, militarist ve cinsiyetçi düzene karşı çıktığı için idam edildi. Bu gün sadece Rojhılatlı değil tüm İranlı kadınların direniş sembolü haline gelmiştir. Nahid Kiyaswen adlı genç kadın uyuşturucu kullanıyor iddiasıyla idam edildi.  İran soykırım rejiminin bu insanlık dışı yaptırımları kesinlikle hukuksal bir çerçevede ele alınmış adli bir suç olarak değerlendirilemez. Nihayetinde toplumsal ahlakın aşındırılması sonucunda gelişen tüm adli suçların esas faili cinsiyetçi ve şiddet yanlısı sistemin kendisidir. Durum öyle olmasına rağmen sistem kendi yaratımlarını kadına ödettirmede ve kadınları cezalandırarak kendi kirli politikalarını hukuk kisvesiyle örtmeye çalışmaktadır. Reyhanne Cabbari örneğinde görüldüğü gibi,’ sana tecavüz de edilse kaderine razı geleceksin ve erkek egemen sistemi sorgulamayacaksın’ gibisinden sömürgen, faşiste ve cinsiyetçi şifreler ile toplumsal genlere nüfuz etmek istedi. En son Ferinaz Xosrewani’ye yapılan çirkin, sinsi ve vahşet saldırı tüm bu saldırıların bir devamı olarak gelişmiştir. Bilinçli, örgütlü ve hedefli gelişen bu saldırıların bir başka örneği de Şino’da gerçekleşti. Sümeyya İran devletinin güvenlik güçleri tarafında infaz edildi. İran devletinin kadın karşısındaki uygulamaları tek tek değerlendirilse bile bunları bireysel olarak ele almayacağımız gibi bu vahşeti gerçekleştirmekle esas olarak toplumsal baz da ne yaratılmak istendiğinin sömürgen şifrelerini çözebilmeli ve topluma özümsetmek istediği gerçekliğin farkına varabilmeliyiz. Sadece farkına varmak da yetmiyor. Esas olarak bu yaklaşımlar karşısında yapılması gerekenleri eylemleştirmek vazgeçilmez gerçekler olarak önümüzde durmaktadır. Çünkü bu yapılmazsa kadın üzerindeki kırımın aşılamayacağı bir gerçektir.

Devletçi, iktidarcı sistem kadınlara yaşamın her alanında topyekûn bir saldırı zihniyeti ve sistemidir. Bu nedenle kadına yönelik bu kadar şiddetin, saldırının sorumlusu egemen erkek sistemi ve onu uygulayan toplumdur.  Bu anlam da iktidarcı, devletçi, cinsiyetçi zihniyet ve ona dayalı tüm yapılanmalarla topyekûn bir mücadele kadın kurtuluşu, özgürlüğü için temel neden olmaktadır. Bu sistem ve yapılanmalar değişmedikçe kadın köleliği, istismarı, metalaştırılması ve bunların toplamı olan kadın kıyım politikaları devam edecektir.  Bu politikalar karşısında KJAR olarak İran’da kadın özgürlük devrimini geliştirme ve kadın sistemini kurarak kadının öz savunma gücünü oluşturmayı esas almaktayız.   Egemen erkek sisteminin ve onun örgütlü gücü olan devletin tüm saldırı ve varlığını yok etme biçimlerine karşı, kadın demokratik sistem kuruluşunu ve cins mücadelesini süreklileştirmek temel öz savunma biçimimiz olmaktadır.   Kadın katliamlarının ve kadına yönelik şiddetin bir soykırım olarak tarif edildiği bir egemen erkek saldırısı altındayız ve kadın yaşamı her an tehdit altındadır.  Bu açıdan yaşamın her alanında bilinçlenmek, örgütlenmek ve mücadele etmek kadınlar açısından en temel bir gereklilik ve ihtiyaç olmaktadır. Bu gün Kürt kadını en son Kobani ve Şengal ortaya koyduğu görkemli direnişle sadece bölge de değil dünyada da tüm kadınları, toplumu etkiledi, etkiliyor.  Bu güç ve örgütlülükle Rojhılat’ta kadınlar kendilerini bilinçlendirerek örgütlü hale getirebilmeli. 

Ulus devlet sistemi egemen erkek sistemi olduğundan aynı zamanda bir kadın kırım, toplum kırım ve doğa kırım sistemidir. Demokratik ulus sistemi de kadın sistemidir. Yaşamın özgür, demokratik ve barış temelinde yeniden inşasıdır. Bu açıdan kadının erkek egemenliği karşısında kendi öz-iradesini, öz-örgütlülüğünü ve bilincini kazanması aynı zamanda toplumun öz bilinç, öz irade ve öz örgütlülük kazanması demektir.  Tüm kadınlar demokratik ulus perspektifi temelinde kendi farklılığını, özgünlüğünü bilinç düzeyine daha güçlü çıkararak, bunu ifadeye kavuşturabilmeli ve bu temelde örgütlülüğünü geliştirerek özgür yaşam gücü haline gelebilmelidir. Ulus devlet sistemi kadın şahsında toplum kırımını geliştirirken, Demokratik ulus sistemi de kadın şahsında toplumun tekrardan ahlaki ve politik olarak yenilenmesi, özgür yaşam gücüne kavuşması demektir. Ulus devlet sistemi kadın şahsında toplumun hakikatini gizleyerek, tek hakikat olarak egemenlerin hakikatini öne sürerken, Demokratik Ulus sistemi kadın şahsından toplumun hakikatinin görünür kılması ve yaşam bulmasıdır. Kadınlar olarak, Demokratik Ulus yolunda özgür toplumu, özgür geleceği inşa edelim ve tüm kırımları böylelikle durduralım.

Ferinaz Kemanger

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info - www.navendalekolin.com

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): KADIN  KIRIM  POLITIKALARI  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.