TOTALİTERİZM, KOMÜNALİZM VE ÖZYÖNETİM
Basından Seçmeler / 08 Ekim 2015 Perşembe Saat 18:37
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Totaliterizm ve kapitalist diktatörlük sadece bir partiyle uzun süre sömürü düzenini sürdüremez, halkı denetim altında tutamaz. Komünal sistem tam tersi halkın yönetimine dayalı olup elit kesimin toplum üzerindeki hakimkiyetinin sona ermesi, ortadan kalkmasıdır

Totaliterizm tek kişinin veya küçük bir azınlığın devletin her türlü gücünü, imkanını elinde bulundurarak toplumun üzerinde hakimiyet kurmasıdır. Diğer adıyla diktatörlük. Mesela RTE’nin başkanlık sevdası buna bir örnektir. Kişinin veya elit tabakanın kendisini toplumun hakimi, sahibi haline getirmesi, istediğini yaptırması, yani astım kestim düzeni. Bu tür diktatörler ve yönetimler tarihin farklı dönemlerinde var olmuş, hala da modern bir şekilde çeşitli maskelerle varlığını devam ettiriyor. Özellikle de köleci ve feodal sistemlerde böyle diktatörler adeta yaşamın kendisi olmuş, kendilerini yer yüzü tanrıları ilan etmişlerdir. Son beş bin yıllık sınıflı sistem aslında totaliterizmin, diktatörlügün kendisini devletleştirerek varlığını sürdürmesidir.

Köleci, feodal ve kapitalist sistemler topluma her türlü acının tattırıldığı, her türlü işkencenin ve eziyetin yapıldığı sistemler olmaktadır. Bu sistemlerde toplum tanınmaz hale getirilmiş, birey yok edilmenin eşiğine getirilmiştir. Yani kirliliğin her türlüsü bir yaşam biçimine dönüştürülmüş, toplum gırtlağa kadar kirletilmiştir. Yani insanlık iflasa sürüklenmiştir. Tarihin farklı zaman ve mekanlarında ve günümüzde de bu sistemlere karşı mücadeleler olmuş, olmaya da devam ediyor. Totaliterizm daha çok ta köleci ve feodal sistemlerde derin bir şekilde yaşanılmıştır. Sanayinin gelişmesi ve rönesans benzeri gelişmeler, aydınlanmalar toplumların geniş katılımıyla olmuş, toplum lehine bazı kazanımlar elde edilmiştir. Ancak, adı geçen totaliter sistem farklı şekil ve tarzlarda kendisini yenileyip, cilalayıp makyajlayarak modern bir şekilde toplum/lar üzerinde hakimiyetine devam etmiştir.
Köleci ve feodal sistemlerde yönetim daha çok kişiye dayalı yürütülürken, sanayileşmeyle ortaya çıkan ve özünde de köleci ve feodal sistemlerin günümüzdeki modern devamı olan kapitalist sistemde de hakimiyet biraz daha genişletilerek elit tabaka dediğimiz kesimlerin eliyle sürdürülmüştür. Yani köleci ve feodal sistemle günümüz kapitalist sistemin, özünde bir farklılık yoktur. Bunların her biri bir diğerinin farklı tarihsel ve toplumsal koşullarda kendilerini farklı bir şekilde ortaya koymalarıdır. Rönesansla elde edilen bazı toplumsal kazanımlar totaliter sistemin toplum üzerindeki hakimiyetini sadece hafifletmiş, ama ortadan kaldırmamıştır. Mevcut totaliter sistem Avrupa gibi ülkelerde özellikle de halkların ve işçi sınıfının mücadelesiyle bazı demokratik açılımların yapılmasını kabul etmek zorunda kalmıştır.

Günümüzde de totaliterizm özellikle de çarpık kapitalizmin hakim olduğu gelişmemiş veya geri bırakılmış ülkelerde derin ve katı bir şekilde uygulanmaktadır. Totaliterizmin panzehiride tabii ki halkın öz yönetiminin gerçekleşeceği komünalizm olmaktadır. Bazı aklı eksik kapitalist kalemşörler, komünalizmi tek parti veya tek adam rejimi olarak görüyorlar. Halbuki komunalizm eşittir totaliterizmin ve halk karşıtlığının, diktatörlüğün son bulmasıdır. Tam tersi beş bin yıllık sınıflı sistem totaliterizm ve diktatörlüktür. Küçük bir sermaye sınıfının toplumun genelinin üzerinde hakimiyet kurması totaliterizmin ve ditatörlüğün daniskası olup her türlü tehlikeyi kendi içinde barındırır. Kapitalist sistemde çok partilerin olması hiç kimseyi aldatmasın. Çünkü sermaye sistemi hiç bir zaman sadece tek bir partiyle uzun süre halk üzerinde hakimiyetini sürdüremez. Kapitalizmin veya diktatörlüğün toplum üzerinde çok boyutlu hakimiyet kurması bir çok siyasi, askeri ve kültürel araç gereçle olur.

Kapitalist sistemde siyasi partiler toplumsal hayatın vazgeçilmez araçları değil, kapitalizmin, totaliterizmin kendisini toplum üzerinde hakimiyet kurabileceği vazgeçilmez araçlar olup ardına kadar bu araçları etkili bir şekilde kullanırlar. Yani günümüzde hemen hemen her ülkede çok partilerin olması demokrasinin olması ve halkın iradesinin siyasete ve yaşama, ekonomiye yansıması demek değildir. Çünkü totaliter sistemler günümüzde daha çok siyasi partilerle ancak kendi sistemlerine taze kan taşıyacaklarını bildiklerinden dolayı çok partilerin olmasını ve beş yılda bir seçimlerin yapılmasını da halka ”bakın siz kendinizi yönetenleri seçiyorsunuz, dolayısıyla da siz kendi kendinizi yönetiyorsunuz, eh medem böyledir o zaman bu düzen sizin düzeninizdir, bu düzeni koruyun”demeye getiriyorlar. İnsanlarda uzun zamandır En başta da Türkiye örneğinde görüldüğü gibi maalesef bunların etkisi altında da kalıyorlar. Kürtler kırk yıllık bir mücadeleyle totaliter zihniyetin ve düzen partilerinin etki alanından çıkmayı başardılar.

Totaliterizm ve kapitalist diktatörlük sadece bir partiyle uzun süre sömürü düzenini sürdüremez, halkı denetim altında tutamaz. Komünal sistem tam tersi halkın yönetimine dayalı olup elit kesimin toplum üzerindeki hakimkiyetinin sona ermesi, ortadan kalkmasıdır.

Bazı kapitalist kalemşörlerin komünizm tek parti ve tek adam diktatörlüğüdür derken biz onların ne demek istediğini aslında çok iyi biliyoruz. Bir çok kapitalist ülkede toplumun büyük bir bölümü komünizmi teorik olarak bilmez. Bu bilinçsizlikten dolayı da kapitalist kalemşör kolaylıkla komünizm tek adam yönetimidir deyip insanların kafasını karıştırabiliyorlar. Peki, kapitalizmde küçük bir elit tabakanın toplum üzerindeki hakimiyeti nedir. Türkiye’de milli gelirin yüzde yetmişi elit tabakanın eline geçiyor. Milli gelirin sadece yüzde otuzu nufusun hemen hemen tamamına düşüyor. Şimdi bu durumda acaba hangi düzen totaliterizm ve diktatörlük oluyor? Halkın kendi kendini yönettiği komünalist düzen mi totaliterizm oluyor, yoksa halkı köle gibi çalıştırıp köşklerde, yalılarda, hanlarda yatlarda katlarda para havuzlarında yüzenlerin düzeni olan kapitalizm mi diktatörlük oluyor? Kapitalist sistem için en büyük sermaye, dağınık, örgütsüz ve bilinçsiz bırakılmış toplumdur. Toplumun bilinçsizliği ve örgütsüzlüğü aslında bu sömürü sistemine yol açıyor. Bazı sosyalist ülkelerde devrimler gerçekleşmiş ama halkın iktidarını sağlayacak olan komünlerin gelişimine önem verilmemiş, devrim/ler sadece partinin ve devletin tekelinde kalmış halka mal olmamıştır. Devrimlerde devleti yönetenlere ayrıcalık tatınırsa bu ileride Sovyet, Çin, Yugoslavya, Arnavutluk ve daha bazı sosylalist ülke örneklerinde olduğu gibi kendi zıttına döner. Demek ki sosyalist toplumu inşa etmek devrimin kalıcılaşması için önemlidir.

Bu bakımdan bir çok sosyalist ülkede olduğu gibi sosyalist devlete önem vermeyeceğiz. Sosyalist topluma önem vereceğiz. Sosyalist toplumun oluşmadığı koşullarda sosyalist devletin bazı örneklerde olduğu gibi halk karşıtı hale gelmesi olasıdır. Nitekim bir çok sosyalist devlet kendi zıtlarına dönüp kapitalistleştiler. Demek ki bu ülkelerde toplum hiç bir zaman sosyalistleşememiş. Bu bakımdan komünalizmi doğru yaşamak, devrimi doğru ele almak hayati önemdedir. Çünkü komünalizm halkın en doğal yaşam tarzıdır. İşte öz yönetim esasen halkın kendi kendisini yöneteceği komünalizm olmaktadır.

Öz yönetim komünlerin varlığına ve birliğine dayalı halkın yönetimidir. Burada parti, devlet veya tek adam yoktur, komünler vardır. Komünalizm halkın ekonomisinin, kültürünün, iradesinin, gücünün ortaya çıkmasıdır. Gerçek özgürlük halka ait yaşamın olduğu yerdedir. Serbest piyasa, liberal ekonomi, hür teşebbüs denilen anlayış ve sistemler bugün kü hırsızlıkların olduğu düzenin kendisidir. Burada özgürlük, demokrasi adalet ve insanlık yoktur. Dünya ve Türkiye bugün hala bu düzeni yaşıyor. İnsanlar bu düzen içinde kendisi olmaktan çıkmış tanınmazlaşmışlar. Kürdistan komünal yaşamın filizlendiği bir alan olması bakımında önemlidir. Komünalizmin Kürdistan’dan başlayarak bütün totaliter diktaları yıkacağına olan inancımız tamdır.

Komünalizm Özgürlük Hareketi’yle başlayıp bütün insanlığın en doğal yaşamı olacaktır. Zaten Kürtler Kürdistan’da komünalizmi özellikle de kuzeyin köylülük bölgelerinde yakın bir zamana kadar nispeten de olsa yaşadılar. Bu bakımdan Kürtler komünal sistemi geliştirme konusunda fazla zorlanmayacaklardır. Çünkü Kürtler devlet denen baskı aygıtıyla uzun zamandır haşir neşir değiller. Devlet kültürünün az olduğu toplumlar komünalizmi daha rahat yaşayıp geliştirebilirler. Kürtler uzun zamanlar devletler de kurmuşlar ama Kürtler devletsiz yaşamın daha özgürlükçü ve doğal olduğunu bildiklerinden dolayı bir süre sonra da devlete pek ihtiyaç duymamışlardır. Devletsizlik ulus devletlerin geliştiği süreçlerde Kürtler için dezavantaj olurken, bugünkü koşullarda da öz yönetim, öz savunma ve komünlerin geliştirilmesiyle de bir avantaja dönüşmüştür. Dikkat edilirse devlete gereğinden de fazla önem veren bazı toplumlarda demokratik değişim ve dönüşüm çok zor oluyor. Sanki devlet olmadan toplumun kendisi kendi yaşamını geliştiremezmiş gibi çok sakat bir anlayış toplumda ortaya çıkıyor. Her türlü çalışmayı yapan halkın kendisiyse o zaman devlete ihtiyaç kalmaz. Çünkü devlet sermayenin muhafızlığını yapan bekçidir. Demek ki totaliterizm ve diktatörlük devletli ve sınıflı sistemin halkın tepesine çöreklenmesidir. Totaliterizmi ve diktaları yıkmakta tabii ki komünal yaşamı kurmakla olacaktır.

Kemal Söbe - Özgür Blog / http://www.ozgurbloggundem.com/totaliterizm-komunalizm-ve-ozyonetim/


Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info - www.navendalekolin.com

Parveke

TAGS(ETIKETLER): TOTALITERIZM  KOMUNALIZM  VE  OZYONETIM  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.