DEMOKRATİK İSLAM!
İnanç / 29 Mayıs 2015 Cuma Saat 01:59
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İslamiyet’in toplum içinde yer edinmesi ve yaygınlaşmasının toplumsal bir kültür haline gelmesinde vicdan, adalet, ahlak, eşit değerlerini kendinde temsil eden sahabelerin, imamların, ermişlerin, dervişlerin, sofilerin, seyitlerin, alimlerin rolü belirleyicidir

Hangi inanç olursa olsun kutsaldır. İlk totem inancı da insanlık için kutsaldı, tek tanrılı dinlerden önce de inançlar kutsaldı. Totem, toplumun varlığını, ahlakını, adaletini, eşitliğini ifade eden inancı temsil ettiği için kutsaldı. En başta da toplumun varlığını ve gücünü ifade ettiği için kutsaldı. İnsanlık totemde toplumsallığını ve gücünü gördüğü için kutsallık atfediyordu. Her inanç tamamen topluma ait olarak kutsal değerlerin taşıyıcısı oluyordu.

Tek tanrılı dinlerde hak, adalet, vicdan, eşitlik biçiminde somutlaşan kutsallık, daha sistematik hale gelmiştir. Bu nedenle Yahudilik büyük bir etkide bulunmuştur. Hıristiyanlık bugün olduğu gibi milyarların inandığı bir din ve inanç olarak toplumların kutsalı olarak yaşamaktadır. İslamiyet, başta Ortadoğu olmak üzere toplumun vicdan, ahlak, adalet, eşitlik değerleri olarak dünyanın birçok yerinde yaygın ve güçlü bir biçimde toplumsal yaşamın düzenlenmesinde önemli bir yer tutmaktadır.

İslamiyet’in toplum içinde yer edinmesi ve yaygınlaşmasının toplumsal bir kültür haline gelmesinde vicdan, adalet, ahlak, eşit değerlerini kendinde temsil eden sahabelerin, imamların, ermişlerin, dervişlerin, sofilerin, seyitlerin, alimlerin rolü belirleyicidir. Eğer bunlar İslamiyet’in öz değerlerini kendilerinde temsil etmeselerdi, yaşayış ve duruşlarıyla bu değerleri temsil etmeselerdi İslamiyet’in bir toplumsal kültür ve değer olması bu düzeyde yaygınlaşabilir ve etkili olabilir miydi? Müslüman topluluklar, Hz. Muhammed’in yaşamından başlamak üzere İslami kültür ve yaşamı kişiliklerinde somutlaştıran müminlerin yaşamında İslami değerleri öğrenmişler, bunları yaşamlarında ortaya koymuşlar ve kültür haline getirmişlerdir.

Tüm bu inanç önderlerinin mütevazi ve toplumla iç içe olan yaşamları olmasaydı İslamiyet özünü koruyabilir miydi? Adıyaman’da Abuzer ismi çok vardır. Bunun nedeni türbesi Adıyaman yakınlarında olan Abuzer’in yaşamının toplum içindeki etkisidir. İki gömleği bile fazla gören bir Abuzer gerçeği vardır. Ergani’de Zülküf ismi, Mardin’de Şeyhmus ismi, Urfa’da Şıh Müslüm isimleri fazlasıyla vardır. Tüm bu kişiliklerin özelliği mütevazi yaşamlarıdır; yaşamlarında ölçülü olmalarıdır. Hak, adalet, eşitlik konusunda titiz olmalarıdır. Hak, adalet, eşitlik konusunda tutum sahibi olmalarıdır. En temelde vicdanlı davranmalarıdır. İslamiyet’te yaşam ölçüsü bunlardır. Zaten bu nedenle Ortadoğu kültüründe yaşamdaki ölçüsüzlük ve şatafat hep eleştiri konusu olmuştur.

İslam dünyasının önemli ismi ve büyük Kürt komutan Selahattin Eyyubi, ölmeden önce evinin önündeki direğe kefenini astırıp halka “Ey Müslümanlar Selahattin Eyyubi ahirete bu kefeninden başka bir şey götürmüyor” duyurusunu yaptırır. Bu meselle Selahattin’in mal mülk sahibi olmadığı anlatılır.

Ortadoğu uygarlığı ile Batı uygarlığı arasında önemli bir fark vardır. Ortadoğu manevi uygarlığı, Avrupa ve Batı maddi uygarlığı temsil etmektedir. Ortadoğu uygarlığının binlerce yıllık üstünlüğü buradan gelmektedir. Kuşkusuz son yüzyıllarda geri kalmanın önemli nedenleri vardır. En önemli nedenlerinden biri de Batıdan gelen ulus-devletçi ve modernist maddi değerlerin Ortadoğu uygarlığının içine bir fitne gibi sokulmasıdır.

Bu fitnenin şimdi Ortadoğu'da en büyük temsilcisi AKP’dir, Tayyip Erdoğan’dır. Öyle ki, kapitalist modernitenin, maddi uygarlığın Ortadoğu'daki beşinci kolu gibi çalışmaktadırlar. Nitekim maddi uygarlık, konformizm o kadar damarlarına işlemiştir ki, Diyanet İşleri Başkanlığına lüks Mercedes’i az görüyor, bir de özel uçak tahsis edilmesini istiyor. İslamiyet, kültürü ve sosyal yaşamı ile bugünlere kadar mütevazi yaşamları olan müminlerle gelmiştir. Diyanet İşleri Başkanını konformizme layık görmek maddi uygarlığın kafasıdır.

Diyanet İşleri Başkanı Mercedes’e de, uçağa da, her şeye de layıktır denilmesi, aslında AKP’lilerin kimliğini ve nasıl yaşadıklarını ortaya koymaktadır. Aslında kendi konformist yaşamlarını, yaptıkları hırsızlıkları meşrulaştırmak için Diyanet İşleri Başkanlığı her şeye layıktır demektedirler. Diyanet İşleri Başkanlığı, din adamları kendi hırsızlıklarına ve yaşam tarzlarına kılıf yapılmaktadır. Mütevazi ve manevi uygarlığı temsil etmesi gerekenler damarlarında maddi uygarlığı, konformist ve sömürücü yaşamı kültür yapanlara örtü yapılmak istenmektedir. Dini devletin aracı haline getirenler, dine en büyük düşmanlığı yapanlar; şimdi de din adamlarını maddi uygarlığın, konformist yaşamın parçası haline getirerek dini özünden çıkarıp düşmanlık yapmaktadırlar.

İşte Erdoğan zihniyeti! İlk başta egemenlere ve devlete karşı çıkarak tarih sahnesine çıkıp toplumun demokratik yaşamından yana olan İslam’ı devlete hizmet ettirerek bu özünden koparmak istemektedir. Demokrasi demek, toplumdan yana olmak demektir. Demokratik yaşam demek, devlet dışı yaşam demektir. Demokrasi ve demokratlık, devlete karşı toplumu savunmak demektir. Kürt Halk Önderi bu nedenle dinin devlete alet edilmesinin önüne geçmek ve özüne uygun yaşanmasını sağlamak için Demokratik İslam Konferansını toplama çağrısını yaptı. Demokratik İslam Konferansı, dini  devletin ve iktidarcı güçlerin tasallutundan koparıp topluma ait hale getirmek için toplandı.

Din topluma aitse, İslam’ın özüne uygun olarak demokratik olacaksa, Demokratik İslam olarak topluma ait olacaksa, o zaman dinin devletin dışında kendini örgütlemesi ve yaşaması gerekir. Bir devlet kurumu olursa o zaman İslam’ın özüne uygun demokratik karakterinden koparak topluma ait olmaktan çıkar. HDP bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı yerine, tüm inançlara hizmet edecek bir başkanlık kurmayı önermiştir. Devlet tüm inançlara inançlarını sürdürmeye hizmet edecek ve kolaylık gösterecektir. Her inanç ve din de bir devlet kurumu haline gelmeden kendi kendini örgütleyip inanç yaşamını ve gereklerini yerine getirecektir.

Demokratik İslam derken İslam’ın topluma ait olduğu ve İslam’ın devlete bulaştırılmaması, devlet aracı haline getirilmemesi konusu vurgulanmaktadır.

Hüseyin ALİ

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): DEMOKRATIK  ISLAM    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.