HDP Seçim Beyannamesi: Değerlendirme ve Bir Eleştiri
Ekonomi / 02 Mayıs 2015 Cumartesi Saat 10:15
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bu yazıda HDP Beyannemesi’nin nispeten daha detaylandırılması gerektiğin düşündüğüm yönlerine dikkat çekeceğim. Temel eleştirim ise, “toplumu, üretim ve çalışma koşulları üzerinde söz ve karar sahibi yapmayı amaçladığını” belirten Beyanname’nin bunun nasıl olacağı üzerinde yeterince detaylı olarak durmamış olması.

7 Haziran seçimine yaklaşırken partilerin seçim beyannameleri açıklandı. İktidar partisi, 2000’li yılların büyüme senaryosunun süreceğini ve seçilmesi durumunda ilan ettiği ekonomik hedeflerin gerçekleşeceğini savunuyor. Muhalefette henüz MHP’nin beyannamesi açıklanmadı, CHP programı ise D. Acemoğlu’nun kalkınma için “kapsayıcı kurumlar” yaratılması gerektiği yaklaşımını içselleştirmiş ve önerilerini bu çerçevede geliştirmiş. HDP’nin ekonomik alana ilişkin vurguları ise diğer partilerden farklı olması ile dikkat çekiyor. Bu yazıda HDP Beyannemesi’nin nispeten daha detaylandırılması gerektiğin düşündüğüm yönlerine dikkat çekeceğim. Temel eleştirim ise, “toplumu, üretim ve çalışma koşulları üzerinde söz ve karar sahibi yapmayı amaçladığını” belirten Beyanname’nin bunun nasıl olacağı üzerinde yeterince detaylı olarak durmamış olması. Aşağıda, ekonominin demokratikleştirilmesi sürecinin ancak demokratik planlama ile tamamlandığında mümkün olabileceğini açıklamaya çalışacağım.

Ekonominin Demokratikleştirilmesi

Yahya Madra’nın Bianet’te yer alan “Ekonominin Demokratikleştirilmesi Olarak Yeni Yaşamın İnşası” başlıklı yazısında işaret ettiği gibi, ekonominin demokratikleştirilecek bir alan olarak tanımlanması, beyannamenin ayırt edici özelliklerinden biri. Bunun nedeni, kapitalist toplumsal ilişkiler içinde iktisadi alan ile siyasi alanın formel olarak birbirinden ayrıştırılması ve demokratikleşme tartışmaları yapılırken büyük çoğunlukla siyasi alanın demokratikleştirilmesinin anlaşılması, yani siyasi demokrasinin kast edilmesi. Oysa siyasi demokrasi taleplerinin ekonomik demokrasi talepleriyle birleştirilememesi durumunda piyasa ilişkileri ile sınırlanmamış bir demokratik alanının yaratılması mümkün değil. Bu durumda, her ne kadar siyasi alanın demokratikleştirilmesi yönündeki mücadeleler ve talepler acil ve yakıcı olsa, bunların piyasa dışı alternatif ekonomilerin yaratılması, kamusallaştırma ve müşterekleşirme pratikleriyle desteklenmesi, bütünsel bir demokrasi mücadelesi için elzemdir.

Güvencesizleşme ve Gündelik Hayatın Finansallaşması

Beyanname’nin ekonomi alanındaki temel vurgusu olan ekonominin demokratikleştirilmesi hedefine paralel bir şekilde geliştirilen güvenceli yaşam ekonomisi, günümüzde toplumsal muhalefetin kapasite yitiminin önemli nedenlerinden biri olan güvencesizlik durumunu ortadan kaldırmayı hedeflediği için, başta emek hareketi olmak üzere sosyal hareketlerin içinde var olabileceği uygun bir çerçeve sunuyor. Bunun önemini açmak için iki kritik gelişmeyi vurgulamamız gerekiyor. Bunlardan ilki, emek hareketindeki tarihsel geri çekilme konjonktürü, ikincisi de gündelik hayatın finansallaşması süreciyle birlikte bireysel borçlanmanın yarattığı ekonomik ve siyasal baskı.

Emek hareketinin 1970’li yıllarda dünya genelinde yaşanan krizden sonra yaşadığı geri çekilme, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hem ekonomik hayatı hem de siyasi düzlemi belirliyor. Bu geri çekilmeyi başka pek çok faktörün yanında daha da derinleştiren, çalışma ilişkilerinin esnekleştirilmesi ve güvencesiz iş ilişkilerinin giderek yaygınlaşması. Bu bağlamda 2000’li yılların ayırt edici özelliklerinden biri, iş yasasında yapılan yeni düzenlemelerle esnek çalışmanın ve taşeronlaşmanın neredeyse bir norm haline gelmesi. Buna ek olarak yine 2000’lere yapılan büyük çaplı özelleştirmeler sonrası kamu istihdamının çalışma hayatındaki olumlu yansımaları da giderek azalıyor. Kısacası, çalışma hayatındaki güvencesizlik durumunu ortadan kaldırmayı hedefleyen bir özgüçlenme perspektifi, Beyanname’nin önemli vurgularından biri.

Beyanname’de yapılan bir diğer önemli vurgu, borçlanma ilişkisinin daha da derinleşmesi ve insanların gündelik ihtiyaçlarını sürdürmek için daha fazla borçlanmak zorunda kalmaları yerine reel ücretlerin yükseltilmesi yolunun tercih edilmesi gerektiği yönündeki değerlendirme. Reel ücretlerin artmadığı bir ortamda borç ilişkilerinin giderek yaygınlaşması, 2000’lerle birlikte Türkiye’de de yaygın olarak görülmeye başlandı. Finansın gündelik hayata sızması, hane halkı borçlanmasının 2003-2013 arasında 26 kat artmasıyla belirginleşti. Borçlanma ağlarının giderek yaygınlaşması, basit bir teknik gelişmeden çok emek hareketinin geri çekilmesinin bir parçası olarak görülmeli. Gündelik hayatın finansallaşması insanların bireysel kaderlerini piyasanın kaderine daha fazla bağlanması anlamına geliyor.[1]Bu bağlamda borçlanma ağlarının giderek bir bireysel boyunduruk halini almasının önünde geçecek bir perspektif, ekonominin demokratikleşmesi yolunda önemli bir adım olacaktır.

Temel Eksiklik

Yukarıda işaret ettiğim olumlu yanların yanında Beyanname’nin temel eksikliği, hem ekonomik ve siyasi demokratikleşme perspektiflerini birleştirecek, hem de ekonomik demokrasinin somutlaşmasını sağlayacak bir demokratik planlama vurgusunun eksikliği.

Dünyadaki ekonomik planlama deneyimleri, yukarıda işaret ettiğim 1970’lerdeki kriz ve emek hareketinin geri çekilmesiyle sonuçlanan neoliberal süreçle birlikte giderek itibarsızlaştırıldı ve 1989’da SSCB’nin çökmesiyle birlikte piyasa dışı bir alternatifin olmadığı ilan edildi. Oysa demokratik katılım mekanizmalarıyla desteklenecek bir demokratik planlama, hem teknik açıdan hem de hayata geçirilmesi bakımından artık eskine oranla daha olanaklı. Gelişen teknik olanakların yanında, ekolojik ve ekonomik krizlerin giderek derinleşmesi, planlamayı sadece bir seçenek olmaktan çıkarıyor, bu giderek bir zorunluluk halini alıyor.

Bu bağlamda örneğin bir ekonomik birim olarak Türkiye ekonomisi ele alındığında Beyanname’de işaret edilen yerelleşme ya da kooperatifleşme gibi vurguların farklı sektörlere nasıl tercüme edilebileceği muğlak kalıyor. Demokratik ekonominin farklı boyutları var. İlki katılım, ikincisi de –ilkiyle ayrılmaz biçimde- merkezi planlamadır. Toplumun kendini yönetmesi, kendiliğinden gerçekleşecek bir süreç değil. Uygun mekanizma ve prosedürler üretilmeden yaşanacak deneyimin hızla piyasanın işleyişinden kaynaklanan sınırlarla karşılaşması muhtemel. Bu nedenle katılım mekanizmalarıyla desteklenmiş ve yerel kamusal inisiyatiflerin merkezi düzeyde koordinasyonunu öngören bir planlama mekanizması olmadan özerk birimlerin piyasa ilişkisi içinde onu aşacak deneyimler üreterek var olması mümkün değil.[2]

Kısacası, herhangi bir seçim beyannamesi ile bir siyasi organizasyonunun tüm siyasal, sosyal ve ekonomik tasarılarının ayrıntılı bir şekilde ortaya konmasını beklemek haksızlık olur. HDP’nin açıkladığı seçim Beyannamesi diğerleriyle karşılaştırıldığında ekonomik alana ait yaptığı vurgularla farklılaşıyor. Ancak ekonominin demokratikleştirilmesi perspektifinin derinleştirilmesi ve bunun nasıl hayata geçirileceğinin ayrıntılandırılması gerekiyor.

[1] Bu konuda Finansallaşma ve Borç Araştırma Ağı’nın (DE-FIRE) çalışmaları takip edilebilir: http://riturkey.org/category/de-fire-tr/

[2] Bu konuyu daha önce Demokratik Modernite dergisinde açmaya çalışmıştım. İlgili yazı için bkz: http://baslangicdergi.org/ekonomik-demokrasi-ama-nasil-planmala-yeniden/

Ümit Akçay - (Başlangıç Dergisinden Alınmıştır)

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER): HDP  Secim  Beyannamesi  Degerlendirme  ve  Bir  Elestiri    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.