IRAK DAVUTOĞLU’NU DİNLERSE MUSUL’U KİM KURTARACAK
Politik Analiz / 13 Mart 2015 Cuma Saat 21:04
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Irak Davutoğlu’nu dinlerse Musul’u kim kurtaracakIrak hükümeti Davutoğlu’nu dinleyip Gönüllü Halk Güçleri’ni göndermezse, Musul’u Uluslararası Koalisyon, Türkiye, Suudi Arabistan, Nuceyfi ailesi ve Kürdistan Bölgesi’nin kurtarması gerekecek.

IRAK DAVUTOĞLU’NU DİNLERSE MUSUL’U KİM KURTARACAK

Irak Davutoğlu’nu dinlerse Musul’u kim kurtaracakIrak hükümeti Davutoğlu’nu dinleyip Gönüllü Halk Güçleri’ni göndermezse, Musul’u Uluslararası Koalisyon, Türkiye, Suudi Arabistan, Nuceyfi ailesi ve Kürdistan Bölgesi’nin kurtarması gerekecek.

Devlet kontrolünden çıkarılan kentlerin Irak merkezi hükümeti tarafından yeniden kontrol altına alınması, Ankara ve müttefiklerinde kaygı yaratıyor.

Suudi Arabistan, “İran, Irak’ı ele geçiriyor” diyerek; Ankara ise Irak kentlerini işgal eden IŞİD’le bu kentleri yeniden devlet kontrolüne kazandırmak için orduya destek veren “Şii milisleri” aynı düzeyde tehdit görerek duyduğu kaygıyı açıklıyor.

Bununla birlikte Ankara ile müttefiklerinin kaygısının IŞİD işgalinin sona ermesinden değil, bu işgalin Irak’ta yeni bir düzen kurulması için yarattığı fırsatların heba olmasından kaynaklandığı açık.

2014 haziranındaki IŞİD işgalleri, Ankara ve müttefikleri için şu fırsatları yaratmıştı:

1- ABD, 175 bin askerle işgal etmesine rağmen tek bir üs bile elde edemeden çekildiği Irak’a ‘kurtarıcı olarak’ dönme fırsatı elde etti.

2- Iraklı bazı Sünni aktörler 7 Mart 2010 seçimlerinde Allavi başbakanlığında bir hükümet kurmayı başaramayınca Türkiye’nin desteği[3] ile 2011’den itibaren Sünni federal bölge talep etmeye başladı, 2012’de ise bu talebi ‘Irak Baharı’na dönüştürmeye çalıştı. Haziran 2014’te oluşan fiili durum, ise Iraklı Sünnilere federal bölge fırsatı sundu.

3- Kürdistan Bölgesi, Irak ordusunun çekildiği ‘tartışmalı bölgeleri’ ilhak etme ve kurulacak Sünni federal bölge sayesinde bağımsızlık sürecini hızlandırma fırsatı elde etti.

4- Irak politikalarını İran’ın nüfuzunu kırma stratejisi üzerine kuran başta Körfez krallıkları ve Ankara, tayin edici olamadıkları Irak merkezi hükümetini çalışamaz hale getirme fırsatı yakaladı.

Kurtarılmış Bölge Stratejisi Ve Irak

Libya ve Suriye’de devrim hedefiyle desteklenen ‘Kurtarılmış Bölge Stratejisi’nin Irak’taki hedefi, merkezi hükümeti zayıflatan ve uluslararası ve bölgesel güçlerin müdahil rolünü arttıran bir düzen kurmaktı.

İşte bu sebeple ABD, haziranda IŞİD’e değil, Irak Başbakanı Maliki’ye çekilme çağrısı yaptı ve Irak’a yardım için Maliki’nin çekilmesini şart koştu.

Ankara, IŞİD’in içinde “Türkmenlerin ciddi çoğunlukta” olduğunu vurguladı. Saldırıları“dışlanmış öfkeli Sünnilerin reaksiyonu” olarak niteledi ve yaşananlardan Irak Başbakanı Maliki’yi sorumlu tuttu.

Anadolu Ajansı IŞİD kontrolündeki “Musul’un en güzel günlerini yaşadığını” belirterek Ankara’nın resmi tutumuyla; IŞİD’den ‘devrimciler’, Irak ordusundan ise ‘Maliki güçleri’ diye söz eden el-Arabiya ise Körfez’in resmi tutumuyla uyumlu bir enformasyon akışı sağladı.

Ankara’nın en yakın Iraklı müttefiki Tarık Haşimi[9] ve ortağı Katar’ın müftüsü Yusuf el-Karadavi Irak kentlerinin düşmesini, yarattığı federal bölge fırsatından dolayı “Sünni devrimi” olarak selamladı.

KDP Siyasi Büro Yetkilisi Kemal Kerküki’nin Kürdistan Bölgesi’nin bağımsızlığına destek verdiğini söylediği ‘bazı Arap başkentleri’ muhtemelen bunu Sünni federal bölge ile birlikte düşünüyordu.

İsrail ise parçalanmasını kaçınılmaz gördüğü Irak’a doğrudan müdahil olabileceği bir alan açabileceğini düşündüğü için Amerika’ya Kürdistan Bölgesi’nin bağımsızlığını desteklemesini tavsiye ediyordu.

Hilafetin Kurbanı Sünni Bölge

Ancak Ankara’nın “öfkeli Sünnilerinin” Sünni federal bölgeyle değil Halifelikle ilgilenmesi ve Ürdün ile Suudi Arabistan’ı dolaylı, Kürdistan Bölgesi’ni ise doğrudan tehdit etmesi şartları kısmen değiştirdi.

14 Haziran’da oluşan fırsatları tehdit eden IŞİD’in hilafet ilanı, 12 Eylül 2014’te Uluslararası Koalisyon’un kurulmasına neden oldu.

Bununla birlikte Uluslararası Koalisyon’un ABD Başkanı Barack Obama tarafından belirlenen 4 maddelik stratejisi, Irak için öngörülen ve Bağdat ile İran dışındaki herkes için fırsatlar yaratan yeni Irak düzeninden vazgeçilmediğini gösteriyor.

Çünkü bu strateji sadece “sistematik hava saldırıları, IŞİD’le mücadele eden güçlere desteğin arttırılması, IŞİD’in mali kaynaklarının kesilmesi ve saldırılardan zarar gören bölgelere insani yardım yapılması”nı öngörüyor.

İşgalden kurtarılacak kentlerin yeniden Bağdat’a bağlanmasına yönelik açık bir perspektif taşımıyor.

Bir Bölgeyi Kurtaran Oraya Sahip Olur

Kürdistan Bölgesi yetkililerinin Peşmerge’nin sadece tartışmalı bölgelerden değil, kurtardığı hiçbir yerden çekilmeyeceğini açıklaması, ‘bir bölgeyi kurtaran ona sahip olur’ şeklinde bir fiili durumun oluştuğunu gösteriyor.

İşte Ankara ile Suudilerin Irak merkezi hükümetinin Tıkrit ve Musul operasyonlarına yönelik kaygılarını kışkırtan faktör bu.

Irak merkezi hükümetinin Selahaddin ilinin kurtarılması için başlattığı operasyonda Uluslararası Koalisyon’un hava desteğini reddetmesi ve harekata İranlı askeri danışmanların dışında ikinci bir gücün katılmaması, işgalden kurtarıldıktan sonra bu kentin merkezi hükümete bağlanmasını tartışmasız kılıyor.

Irak İslami Yüksek Konseyi liderlerinden Muhsin el-Hekim Tıkrit operasyonundaki İran rolü ile ilgili olarak şunları söylüyor.

“Musul’un düştüğü 2014 yılının haziran ayından bu yana İran, Irak ordusuna danışmanlık ve silah yardımı konusunda son derece olumlu bir rol oynadı. Şii, Sünni, Kürt, Aşuri ve diğer toplumsal kesimlerin temsilcilerinin yer aldığı Irak hükümetinde tüm kesimler bu rolü çok olumlu karşılıyorlar.

Hatta İran’ın askeri danışmanlarının rolünün çok belirgin olduğu Selahaddin ili operasyonunda da bu görülüyor İran’ın bu güçlerinin halktan büyük destek gördüğüne tanık oluyoruz. Operasyonlara kentleri IŞİD’in işgali altında bulunan Sünni aşiretler de katılıyor.”

El-Hekim, demecinde hava desteği konusunda Uluslararası Koalisyon ile Irak hükümeti arasında desteğin sadece talep üzerine verilmesini öngören bir anlaşma olduğundan söz ediyor.

Başka yerlerde Koalisyon’dan destek isteyen Irak hükümetinin Tıkrit’te bunu reddetmesinden Selahaddin ilinin Irak merkezi hükümetine bağlanacak şekilde kurtarılmasını öngören harekat planının İranlıların eseri olduğu anlaşılıyor.

Irak’ta Sıfır Güç Sonsuz Heves

Ankara, bu yüzden Musul operasyonunun Tıkrit gibi tamamen Irak merkezi hükümetinin belirleyiciliğinde yapılmasına karşı çıkıyor ve “Şii milislerin Musul’a girmemesi gerektiğini” söylüyor.

Suudi Arabistan, Irak’ı ele geçirmekle suçladığı İran’a karşı Sünni blok kurmaya çalışıyor. Davutoğlu, “Seçilmiş Musul Valisi Nuceyfi bizim için hala Musul’un valisidir" vurgusuyla Musul’un Nuceyfi’lerin kurduğu milis gücüyle kurtarılması gerektiğini söylemeye çalışıyor.

"Şii milisler gelmemeli, Musul’da böyle bir tehlike var. Buraya Sünni ulusal muhafız güçlerinin girmesi lazım” “Bizim için DEAŞ çıkınca ne olacak sorusu önemli. DEAŞ’ın boşalttığı yere Suriye rejimi girmemeli. Veya Irak’ta Şii milisler girmemeli” diyerek İran’dan rol çalmaya çalışıyor.

Muhtemelen General Kasım Süleymani komutasındaki Kudüs Gücü ile hem Irak’ta hem de Suriye’de sahayla doğrudan koordinasyon halinde bulunan İran’ı Nuceyfi’lerin milisleriyle dengeleyebileceğini düşünüyor.

Ancak İran, Irak’ta general düzeyindeki askerlerini Irak’ta kayıp verirken, Davutoğlu “Musul'un IŞİD'den geri alınması için Türkiye'nin destek vereceğini ancak sıcak çatışma içinde olmayacağını” söylemekten geri de kalmıyor.

“Sümer Şii devleti”

Tıkrit’in IŞİD’den kurtarılması için başlatılan operasyonla ilgili en ilginç yorum ise Ürdün’deki Irak Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Nizar Samerrai’den geldi.

El-Cezire televizyonunda Tıkrit operasyonunu değerlendiren Samerrai, “Öncelikle Diyala operasyonundan sonra Selahaddin operasyonunun gerçek hedefini anlamamız gerekir” diyerek Kasım Süleymani’nin bu operasyonlarla üçe bölünecek olan Irak’ın sınırlarını çizdiğini öne sürüyor.

Samerrai’ye göre İran, Irak’ı üçe bölmeyi hedefliyor ve sınırları Tıkrit’in güneyindeki Samerra’dan başlayıp güneyde Fav’a kadar uzanacak olan tarihsel Sümer devletinin sınırlarını Şii Irak devletinin sınırları olarak çiziyor.

Nizar Samerrai’nin İran’ı suçlamak için söz konusu ettiği bu senaryo doğruysa ve Irak hükümeti Davutoğlu’nu dinleyip Gönüllü Halk Güçleri’ni göndermezse, Musul’u Uluslararası Koalisyon, Türkiye, Suudi Arabistan, Nuceyfi ailesi ve Kürdistan Bölgesi’nin kurtarması gerekecek.

Alptekin DURSUNOĞLU-YDH

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Musul  Irak  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.