AKP - HÜDA-PAR TUZAĞI BOŞA ÇIKARILMALIDIR
Makaleler / 28 Aralık 2014 Pazar Saat 13:52
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Cizre’de biri çocuk yaşta 2 Kürt genci yine katledildi. Aylardır Cizre hedef gösteriliyordu. Hükümet de asayişi mutlaka sağlayacağız diyerek Cizre’de gençleri hedef gösteriyordu. Çünkü gençler mahallelere ve sokaklara polisi sokmayarak siyasi soykırım operasyonlarını engelliyordu. AKP Hükümeti de asayiş asayiş diyerek saldırganlığı ve ölümleri meşrulaştırma politikası izliyordu.

Bu saldırılardan birkaç gün önce bir gencin silahlı olarak görüntülerini yayınlaması bir saldırının olacağını gösteriyordu. Hüda-Par saldırısı Hükümetin asayişi sağlama adı altında halkı sindirmenin bir parçası olarak gündeme gelmiştir. AKP Hükümetinin de 1990’lı yılların kirli savaşçıları gibi Hüda-Par’ı kullanacağı anlaşılmıştır. Zaten Hüda-Par 1990’lı yıllarda kirli savaşçıların Kürt yurtseverlere karşı kullanılan ve halk tarafından Hizbulkontra denilen odağın devamı olduğunu söylemektedirler.

Hüda-Par denilen çevrenin Özgürlük Hareketi'ne karşı saldırılarını bırakmayacağı, Türk devletinin her zaman kullanacağı bir zihniyet ve yapılanmaya sahip olduğu bir daha görülmüştür. Açıkça PKK'yi düşman gören bir zihniyet ve politikayla hareket etmektedir. Ne devlete karşı  mücadele diye bir zihniyeti vardır ne de kültürel soykırım altındaki Kürt halkının talepleri ve sorunlarıyla ilgilidir. Varsa yoksa PKK'yi ve Kürt demokratik hareketini nasıl geriletirim hesabı içindedir. PKK ve demokrasi güçleriyle ilgili değerlendirmeleri bunu göstermektedir. IŞİD’in Ortadoğu'da yaptığı gibi kendini İslam ve herkesi kafir gören bir zihniyet Hüda-Par’da da vardır. Biraz güç olduğunda IŞİD’ten farklı bir pratiği olmayacağı da anlaşılmaktadır. 2000’li yıllardaki “Mezar evler” pratiği bu odağın zihniyetini ve gelecek projesini ortaya koymaktadır. 1990’lı yıllarda Kürt yurtseverleri katletme pratiğini hala savunan bir siyasi güçten farklı bir şey beklenmesi, katırdan doğum yapmasını beklemek gibi bir şeydir. Bir iki gün bu çevrelere yakın yayınları takip edenler Kürt Özgürlük Hareketi düşmanlığından başka bir şey düşünmediklerini ve konuşmadıklarını görürler. Aynı derin devletin özel savaş güçleri gibi günün yirmi dört saatinde PKK ile yatıp kalkmaları, PKK'ye karşı nasıl mücadele edeceklerini düşünmeleri, bunların da özel savaşçılar gibi aynı zihniyet, tıynet ve karakterde olduklarını ortaya koymaktadırlar. Bu kadar PKK düşmanlığı olunca, bu odakların PKK düşmanlığı ve saldırganlığında buluşması ve birbirlerini kullanmak istemesi de anlaşılır bir durumdur.

Bu güçler PKK'nin nasıl geliştiği ve güçlendiği konusunda büyük bir yanılgı içindedirler. Bazı yeminli Apo ve PKK düşmanlarının “PKK vurdu, kırdı, herkesi tasfiye etti, tek güç kaldı” gibi şehir hikayelerine bunlar da kendilerini inandırmışlardır. Söz konusu yeminli Apo ve PKK düşmanlarının 12 Eylül karşısında yenilmeleri ve tasfiye olmalarını PKK'ye bağlamaları, aslında kendilerinin 12 Eylül karşısında teslimiyetçi ve tasfiyeci politikalarını örtmek içindir. Şimdi bu sapkın düşünceli kişiler de PKK böyle yaptı, o zaman biz de PKK'yi zorla sindirelim, alanda hakim olalım gibi tarihten, sosyolojiden, kırk yıllık mücadeleden bihaber olarak bir düşünce sapkınlığı ve saldırganlığı içindedirler. Bu zihniyeti bırakmadıkları müddetçe saldırganlıklarını sürdüreceklerdir. Bu odağın zihniyet dünyasını ve şekillenen PKK düşmanlığını iyi anlamadan doğru değerlendirmeler yapmak zordur. Ya da bazı safdillerin sandığı gibi biz ne kadar alttan alsak onlar da bu kullanılma durumundan çıkarılır demeleri çok gerçekçi değildir. Bu çevrelerin demagojik ve toplumu aldatmak için dediği gibi sadece düşünce ve siyaset mücadelesiyle var olma anlayışları yoktur. Çünkü demokratik zihniyete sahip değildirler. Zaten İslam’a da haksızlık ve kötülük yapacak biçimde demokrasiyle İslam’ı bağdaştırmayan bir otoriter zihniyete sahiptirler. Toplumun değerleri olan demokratik ve kültürel İslam anlayışları yoktur. İktidarcı, devletçi, otoriter ve tek hakim güç olmak isteyen bir karaktere sahiptirler.

Kürt Halk Önderi de, Kürdistan Özgürlük Hareketi de, Kürdistanlı demokratik güçler de demokratik bir zihniyetle siyasal alanda var olmalarını bekledi. Geçmişte yaptıkları yanlışları görerek demokratik bir anlayışla hareket etmeleri tutumu içinde oldu. Ama öyle şekillenmişler ki, sabah akşam PKK düşmanlığından başka bir şeyle uğraşmadıklarından sürekli Kürt Özgürlük Hareketi'ne saldırıyorlar, kendilerini böyle gündemde tutuyorlar, böyle gelişeceklerini sanıyorlar. Kürt halkının kültürel ve toplumsal değeri olan İslam’ı da maske edip kullanarak bu amaçlarına ulaşacaklarını sanıyorlar.

PKK düşmanlığı ve iktidarcı, devletçi İslam yorumu onları dün olduğu gibi bugün de saldırgan kılmaktadır. Ancak büyük yanılıyorlar. Bu nedenle düşünsel ve siyasal bir kısırdöngü içinde dönüp duruyorlar. Bir defa PKK kırk yıllık mücadeleyle büyük değerler yaratmıştır. Sadece siyasal devrim değil, Ortadoğu toplumsal ve kültürel gerçeğine uygun bir toplumsal ve kültürel devrim de yapılmıştır. PKK'nin yarattığı değerleri sadece siyasal devrim yapmış toplum ve ülkelerdekiyle karıştırmak bu tür odakların yanlışlar içinde yüzmesine ve topluma çarpmasına yol açar.

Halkın inancı ve değerleri de PKK'ye karşı kullanılamaz ya da sınırlı kullanılır. Kürt halkının PKK'nin çıkışından bugüne “Gerçek Müslüman sizsiniz, hak, adalet, vicdan, ahlak, terbiye sizdedir” demesi bu Hareketin karakterini ortaya koymaktadır. Önder Apo “Benim ideolojik, teorik, felsefi, ahlaki-politik sistemim Batıya karşı Ortadoğu’nun savunmasıdır” diyerek bu gerçekliği ifade etmiştir. PKK başta İslam olmak üzere tüm dinlerdeki insani ve toplumsal değerleri kendinde temsil eden bir Harekettir. Bu yönüyle  ahlaki-kültürel değerler olarak İslam’ın özünü de temsil etmektedir. İslam’ın toplumsal, kültürel değerlerini, ahlaki-politik değerlerini, iktidarcı devletçi, yani Emevi-Muaviye soylularından kurtarmaya çalışmaktadır. Kürt Melelerinin Önder Apo’ya büyük sevgi duymaları, Melle Abdurrahman Tımolk’un son yıllarını, aylarını Önder Apo ve gerillaların yakınında geçirmesi de PKK'nin bu gerçekliğiyle ilgilidir.

PKK kadar dünyada dinlere, inançlara saygı duyan, dine toplumsal ve kültürel değer veren, dinlerdeki hak, adalet, eşitlik, vicdan değerlerinin yaşaması ve var olması için çalışan başka bir siyasi hareket bulamazsınız. Din, toplumun toplumsal, kültürel, ahlaki-politik kimliğiyle ilgilidir. Bunu iktidara ve devlete alet etmek, iktidar elde etmenin aracı olarak kullanmak, Önder Apo’nun dediği gibi “Karşıt İslam”dır. Bu tür odakların, çevrelerin hiçbir inanca, dine, kültüre saygısı ve hayrı olmadığı gibi, İslam’a da hayrı olmayacaktır. IŞİD pratiği bunun en somut ifadesidir. 1990’lı yılların faili meçhul cinayetleri, derin devletin aleti olmak, mezar evler İslam’ın hangi değerleriyle bağdaştırılabilir? Bu çevrelerin halkın dini duygularını istismar ve iktidarcı, devletçi, otoriter hedeflerine alet ederek Kürt Özgürlük Hareketi'ne çelme takacaklarını sanmaları çölde serap görmekten başka bir anlam ifade etmemektedir.

Ancak mevcut sapkınlıkları bırakarak, demokratik kültürel değerler temelinde Kürt halkına, Kürt halkının değerlerine saygılı olunursa Kürdistan'da demokratik ulusun bir unsuru olarak varlıklarını sürdürme zihniyetine ulaşırlarsa o zaman bugünkü gibi provokatif konumdan çıkabilirler. Yoksa her gün bir yerde olduğu gibi devletin ve AKP Hükümetinin özel savaş provokasyonlarının parçası olmaya devam ederler. Kürt halkı kırk yıllık Özgürlük Mücadelesi ve bu mücadeleye yönelik özel savaşı, psikolojik savaşı altında bilinçlenmiş, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlamıştır. Halk vicdanında mahkum olanların ne yapsalar da iflah olmaları mümkün değildir. Halkın vicdanını kazanamayanların Kürdistan'da yer edinmeleri mümkün değildir. Şiddetle, zorla, kirli politikaların aleti olarak bir yere varılması mümkün değildir.

Bu saldırılar AKP'nin politikalarından ayrı düşünülemez. KCK açıklamasında vurgulanıldığı gibi bu saldırıları cesaretlendiren AKP Hükümetidir. En son Başbakan Davutoğlu’nun Hüda-Par’ı koruyan ve Kürt yurtseverlerini suçlayan açıklamaları bu gerçeği göstermektedir. Zaten AKP Hükümetinin yetkilileri uzun bir süredir Hüda-Par’ı koruyan bu tutumlarıyla Özgürlük Hareketi'ne saldırın, arkanızdayız diyen bir yaklaşım içindedirler. Hüda-Par yanlıları da Hükümetin bu tutumundan cesaret alarak fırsat buldukları her yerde saldırarak halkı sindirmeye ve bu temelde halkın üzerinde hegemonya kurmaya çalışmaktadırlar. Dolayısıyla bu saldırıların süreceği görülmeli, başta gençlik olmak üzere tüm halk öz savunmasıyla direnerek AKP ile Hüda-Par’ını birlikte yürüttükleri bu tuzağı boşa çıkarmalıdırlar. Hiç kimse gafil olmamalıdır. Bunlar hem saldırmakta, sonra da kendini mağdur göstererek yeni saldırılara zemin hazırlamaktadırlar.

Ermeni dostlarımıza bir şeyler anlatmak gerçekten de zormuş. Geçen haftaki samimi ve dostça ifade edilmiş değerlendirmelerimize karşı da zorlama değerlendirmelerle cevap vermişlerdir. Artık ne desek de boştur; ancak zihniyetimiz ve pratiğimiz önemlidir deme noktasına geldik. Çok samimi duygularla söylediğim sözlerin, “Benim de Ermeni arkadaşlarım vardı, komşum vardı, benim de Kürt arkadaşım ve komşum vardı” gibi ele alınıp rencide edici biçimde karşılık verilmesini gerçekten de yadırgadım. Çok polemikçi bir dil ve üslup olarak gördüm. İnsanlar, toplumlar böyle bir üslup ve dille muhataplarına kendilerini anlatamazlar.

Öyle ki soyadının yanlış yazılmasını bile sorun yapmış. Biz ne daktiloyla ne de bilgisayarda yazı yazmasını biliyoruz. Biz elle yazıyoruz, bir arkadaş da bilgisayara geçer. Kaldı ki yanlış yazmış olsam bile bundan mana çıkarmak zorlama ve önyargı değil midir? Bu Hareket ve kadroları önyargıyla yaklaşılacak bir geçmiş ve geleneğe de sahip değildir. Bunları belirtmek zorunda bırakılmamız bile, ifade etme düzeyimizi düşürmektedir.

Lobi kavramı yanlış algılar yaratıyor olabilir. Bu yönlü kullanmayın, bu kavramı kullanmayı bırakın denilebilir. Eksik, yanlışlık ve doğruları başka kavramlar ve tanımlar üzerinden ortaya koyalım denilebilir. İngiliz muhipler cemiyeti ve başka kavramlara kadar inilince bu hassasiyeti anlayabilirim.

Üsttenci bir yaklaşımımız yoktur. Bize böyle bakılmazsa biz böyle bakmayız. Ortak vatanda binlerce yıl yaşamış bir topluluktan söz ettim. Biri ev sahibi, diğeri sığıntı demedim. Ermeniler ata topraklarına gelip kendi kimliği, kültürü ve özyönetimleriyle yaşarlar. Yine ortak vatanda her biçimde örgütlenip siyasal yaşamda ve halk yönetiminde (iktidar demiyorum) yer alabilirler. Kültürleriyle, birikimleriyle bu toprakları şenlendirirler. Bu toprakların kuraklığına su olurlar. Ermenilerin, Asurilerin, kadim kültürlerin bizim için anlamı budur. Bunları söylerken folklorik ele alan, yok edildiğinden sözde bir sahiplenmeden ya da vicdanı rahatlatma biçiminde bir yaklaşımdan söz etmiyorum. Gerçek anlamda bu toprakların parçası ve sahibi gibi olacak bir yeni yaşam kurmaktan söz ediyorum.

Önder Apo, Türkleştirilmiş, ama kendi kimliklerini bilen eski bir köyünde ilkokulu okurken ve sonrasında bu halkın trajedisini anlamış ve buna cevap olmak için de devrimci sosyalist mücadeleye atılmıştır. Yani sadece Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi ve Kürtlerin özgürlüğünü değil, tüm kültürlerin özgürlüğünü ve barışını hedefleyen bir anlayışla mücadele içine girmiştir. Bunda haksızlığa, zulme ve soykırıma uğrayan Ermeni ve Süryani halkımızın özgürlüğü ve bu topraklarda kimliğiyle barış içinde yaşaması da vardır. Asurilerin ve Ermenilerin bu topraklara dönüşü de vardır.

Hareketimizin istediği tek şey Özgürlük Mücadelemizin savaşırken desteklenmesi gibi, demokratik çözüm yürütürken de desteklenmesidir. Herkes bilmeli ki, biz hiçbir zaman başka bir ulusal kimliğe, kültüre ve inanca ihanet etmeyiz. Biz her şeyden önce bir vicdan hareketiyiz. İhanete karşı tarih sahnesine çıkmış bir Hareketiz. Başkalarına ihanet kendimize ihanettir. Ermenilere, Süryanilere ya da başka topluluklara ihanet Kürtlere ihanettir.

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): AKP  -  HUDA-PAR  TUZAGI  BOSA  CIKARILMALIDIR  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.