İNSANLIK PKK İLE YENİDEN DOĞUYOR
Makaleler / 07 Aralık 2014 Pazar Saat 14:42
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
37. PKK yılının Önderliğimize, halkımıza, insanlığa kutlu olmasını, başarı getirmesini diliyoruz. Kobanê ve Şengal Direniş Şehitleri şahsında tüm özgürlük mücadelesi şehitlerini saygıyla, minnetle anıyoruz.

37. Parti yılında izlerinde daha güçlü yürüme, amaçlarını daha çok başarma sözümüzü yineliyoruz. 37. Yıla girerken sadece Kürdistan'da değil, dünyada en çok tartışılan güçlerden birisi PKK oluyor. Kesinlikle Kobanê ve Şengal Direnişleri şahsında dünyanın dört bir yanında her zamankinden daha fazla tartışılıyor, anlaşılmaya çalışılıyor.

36. resmi parti yılında, özellikle gerilla güçlerimizin Rojava'da ve Başur'da faşist IŞİD saldırıları karşısında gösterdiği kahramanca tutum sadece Kürdistan'da değil, bütün özgür insanlığın savunulmasını ifade etti. Anlamı buydu, herkes de böyle anladı. Geçen dönemlerden daha çok da 36. yıl mücadelesiyle PKK gerçeği, Kürdistan ve Kürt halkı gerçeği, Kürt sorunu, Kürt sorununa partimizin getirdiği çözüm arayışları, Önder Apo'nun düşüncesi doğrultusunda yürütülen çözüm mücadeleleri bütün dünyaya yayıldı.

Paradigma değişimi temelinde Önder Apo'nun geliştirdiği üçüncü Önderliksel doğuş tüm ezilenlere, insanlığa hitap eden, onları özgürlük mücadelesine, kurtuluş mücadelesine çağıran bir teorik, felsefik içeriğe sahipti. üçüncü Önderliksel doğuş evrenseldi. Bu gerçeklik 36. yıl mücadelesi ile çok etkili bir biçimde pratikleşti. Önder Apo'nun tüm insanlığa hitap eden düşüncesi özellikle IŞİD faşizmi karşısında yürütülen direniş mücadelesi ile pratikleşti. Böylece teori-pratik bütünlüğü oluştu. Sadece teorik çerçevede insanlığa hitap eden, onların yolunu aydınlatan bir düşünce akımı olmaktan çıkarak, hareketimiz pratik olarak da özgürlük mücadelesi veren herkese, tüm halklara, kadınlara, gençlere hitap eden, onlara yol gösteren, umut olan, heyecan veren bir güç haline geldi. Bu bu heyecanı hem yaşıyoruz, hem de kıvançla görüyoruz, izliyoruz.

1 Kasım Dünya Kobani Günü bütün alanlarda, tüm kıtalarda her renkten, her cinsten, her kesimden, her yaştan insanı ayağa kaldırdı; büyük bir coşku ve heyecan içerisine çekti. Bu bir zirveye, doruğa ulaşmayı ifade ediyor. Özgürlük Mücadelesi açısından küreselleşmeyi, evrenselleşmeyi, yeni bir zirveye ulaşmayı içeriyor. Önder Apo 2013 Newrozu’nda ‘mücadele daha yeni başlıyor’ demişti. Gerçekten de 2014 Kasımında küresel düzeyde herkesten daha fazla etki yapan bir hareket konumuna ulaştık. Kürdistan'ın dört parçasında birden mücadele eden ve bu mücadele ile bütün bölgeyi ve dünyayı etkileyen, dolayısıyla da en çok tartışılan, konuşulan, en fazla anlaşılmaya çalışılan, ezilenler tarafından büyük bir dikkatle izlenerek umut bağlanan bir hareket konumuna geldi. Bu bir doruğa ulaşma durumudur.

Bütün bu gelişmelerin doğru anlaşılması ve derslerinin çıkarılması gerekiyor. Böyle bir mücadele düzeyine PKK nasıl ulaştı? Bundan tam yüz yıl önce başlatılan savaş içerisinde Kürt’ün yokluğuna ve yok edilmesine karar kılınmışken, ferman çıkartılmışken ve bu temelde bütün dünya yaklaşık yüz yıldır saldırı konumunda bulunmuşken, böyle bir süreci tersine çevirerek o süreci başlatan savaşın yüzüncü yıldönümünde Kürt halkı bütün insanlığın umudu ve öncüsü haline nasıl geldi? Bu kimle, nasıl oldu? Doğru anlaşılması gereken gerçeklik budur. Parti gerçeğimizi doğru özümsemek gerekiyor. Çünkü Önder Apo "Partisiz Kürdistan'da yaprak bile kıpırdamaz" dedi. Dolayısıyla eğer 40 yıl gibi bir süre içerisinde küresel düzeyde çıkartılmış bir ferman bu biçimde tersine çevrildiyse bu öyle kolay ve kendiliğinden değil, zorlu bir mücadele ile oldu. Önder Apo'nun deyimiyle “Nefes nefese yaşanan bir maraton koşusu” temelinde gerçekleşti.

40 yıl içerisinde Kürdistan'da ne olduysa, ne yaşandıysa, ne değiştiyse, Kürtlük adına, insanlık adına, demokrasi adına, kimlik ve kültür adına her şey doğrudan ya da dolaylı etkileşim içerisinde PKK ile oldu. 40 yıl gibi bir sürede PKK öncülüğünde Kürt toplumu geçmişin bin yılında yaşadığı değişimden, sağladığı kazanımdan fazlasını sağladı. Gerçekten de bu 40 yıl Kürtler açısından tarihin en büyük maraton koşusu oldu. Bin yılı 40 yılda koşmak gibi bir durum bu. Dolayısıyla değişim yoğundur, hızlıdır, baş döndürücüdür, zorludur; cesaret ve fedakarlık istiyor, kan ter içinde kazanılıyor. Bazıları PKK için "Niye bu kadar sert?", "niye bu kadar ilkelere bağlı?" diyor. Böyle olmadan böyle bir yürüyüş gerçekleştirilebilir mi? Bin yıl 40 yılda koşulabilir mi? Bin yılda ancak kazanılabilecek durumlar 40 yılda gerçekleşebilir mi? Ancak PKK tarzıyla PKK ilke ve ölçüleriyle bu gerçekleşebilirdi. PKK de kendi gerçekliğini tamamen buradan aldı; yoksa öyle gökyüzünden düşmedi, rüyalarla ortaya çıkmadı. Tamamen Kürdistan'da ortaya çıkan gerçekliğin Önder Apo tarafından doğru anlaşılması ve çözümlenmesi temelinde bu noktaya gelindi.

Şengal ve Kobanê Direnişlerini, bin 500 kilometreye yayılan direniş hattı içerisinde IŞİD faşizmine karşı PKK gerillasının direnişini görünce herkes bu gerçekliği kabul ediyor. Daha önce "PKK kendini çok abartıyor" diyorlardı. Özellikle de Önder Apo için "kendini çok övüyor, dünyayı kendisiyle başlatıyor, tarihi kendisiyle başlatıyor" gibi ithamlarda bulunuyorlardı. Derler ya ağzı olan konuşuyor diye. Halbuki Önder Apo'nun tanımlamaları, partimizin tanımlamaları bir gerçeğin çok mütevazice ifade edilmesi oluyor. Gerçek, ifade edilenden çok daha ötedir. Kürdistan'da gerçekleşen bu sonuç şimdi bütün dünyayı değişime zorlamaktadır. Herkes son yüz yılda yaşadıklarını değiştirecek, değiştiriyor da zaten. Dünyayı yönetenler kendilerini değiştirmeye başlamadılar mı? İşte ABD'nin, Avrupa'nın tutumu! Kobanê'de kendilerini değiştirmek zorunda kaldılar. Daha fazla değiştirmek zorunda kaldılar, daha çok değiştirecekler. Çünkü yanlıştılar, zalimdiler, suçluydular. Kürtlere dayatılanın kültürel soykırım gibi en ağır insanlık suçu olduğunu biliyoruz. Herkes bu suça bulaştı. Şimdi suçluluklar tek tek açığa çıkıyor, maskeler düşüyor, suçlar görülüyor. Dolayısıyla gönülsüz de olsalar, zorlansalar da bu gelişme, gerçeklik karşısında kendisini değiştirmek zorunda kalıyor. Kürt’ün hakkını kabul etmek, şimdiye kadar yanlış yaptığını itiraf etmek durumunda kalıyor. Çünkü güneş balçıkla sıvanmaz. Birilerinin çıkarları için, istekleri için gerçekler karartılamaz. Gerçek kendisini dayatır ve bir gün açığa çıktığında şimdi olduğu gibi herkesin maskesi düşürülür.

Bütün bunlar parti öncülüğüyle sağlandı. Parti öncülüğü nedir? Önderlik ve Şehitler gerçeğidir. Bütün bu gelişmelerin sağlanmasında Önderlik ve Şehitler gerçeğinin belirleyici rolünü, öncülüğünü doğru kavramamız lazım. Birçoklarının anlamadığı, Önder Apo'nun da mucize olarak tanımladığı gerçeklik budur. Gerçekten de bundan 40 yıl öncesine gittiğimizde, 36 yıl öncesine gittiğimizde bugünün kabul gören, doğru olarak kabul edilen değerleri aslında alay konusu yapılıyordu, hiç itibarı yoktu. Onunla sorumlu olması gerekenler bile bundan nasıl kaçacaklarının arayışı içindeydi. Kendilerine başka kurtuluş yolları bulmaya çalışıyorlardı. Bu doğrultuda yürümek isteyenlere deli, ipini koparmış diyorlardı. Önder Apo şunu da söyledi: "Babamın bana en son vasiyeti bu Kürtçülük davasından vazgeçmemizi öğütlemesidir. Eskiden solculuk yapıyordun, komünistlik yapıyordun, sen yine ona devam etsen daha hayırlıdır. Bu Kürt işi çok daha tehlikeli, başına belalar getirir." Babasının kendisine en son öğüdünün bu olduğunu Önder Apo birçok kez ifade etti. Düzene karşıt düşüncelerde bulunması kabul ediliyor, bir baba çocuğuna bunu öğütlüyor, vasiyet ediyor, ama neye karşılık? Bu Kürt sorunu ile uğraşma, Kürt mücadelesine karışmayı çok tehlikeli bir iş olarak görüyor.

Burada ne var? Bu inkâr ve imha sistemi dediğimiz gücün, kültüler soykırım rejimi dediğimiz gücün Kürt insanında, onun zihninde, duygusunda, ruhunda yarattığı kırılmayı gösteriyor. Neyle Kürt’e inkâr ve imha dayatıldı, insanlar bu dayatmadan, baskıdan nasıl etkilendiler? İşte Önder Apo'nun baba vasiyeti dediği hususlar bunu ortaya koyuyor. Kürdistan'ın her tarafı öyleydi. Hele hele ağır katliamlar yaşanmış yerler, örneğin Dersim büyük bir özlemle eskiyi ister, anarken, direnişi ruhlarında taşırken, ama katliamın yarattığı kırılma ruhlarında o kadar ağırdı ki, başarılacağına dair en küçük bir umutları, inançları kalmamıştı. Devlete karşı devlet, orduya karşı ordu gerek, diyorlardı, siz kim oluyorsunuz ki, 3-5 genç, karınlarını bile doyuracak güçleri yok; bir de kalkmışlar Kürdistan'ı kurtaracaklar, bu devlete, kültürel soykırım rejimine karşı mücadele edecek, onu yenecekler! Genel kanaat buydu. Toplum bu duruma getirilmişti, aydınları daha fazla düzene bağlanmıştı. Bütün dünya bu gerçekliği kabul etmişti.

Böyle bir kabulleniş içerisinde derindeki gerçekliği gören, ufuktaki ışığı gören, bunu kabul edilemez bulan tek kişi Önder Apo oldu. Bu görüşü savunmak, geliştirmek, bunun başarılacağına inanarak bu temelde yürüyerek, bizleri buraya kadar taşıyan büyük cesaret ve fedakârlığı üretti. Önderlik gerçeği dendi mi, bunun anlaşılması lazım. Herkesin bildiğini bilen, herkesin söylediğini söyleyen, herkesin yaptığı gibi yapan duruşu tabi ki Önderlik denmez. Önderlik herkesin göremediğini görmek, yapamadığını yapmak, gerçekleştiremediğini gerçekleştirmek demektir. Bu bir öngörü, görüş, iddia, irade olarak ortaya çıkar, ama doğruluğu önemlidir. Birçok kesim böyle olmak isteyebilir, birçok kişi önder olma sevdasına tutunabilir ve toplumun önüne çıkabilir de. Durumun doğru tespit edilip edilememesi, düşüncelerinin ve yapmak istediklerinin doğru olup olmaması da önemlidir. Öyle olmazsa başarı elde edemezsin. Önder Apo ile birlikte Kürdistan'da da, Türkiye'de de birçok kişi doğruyu biz biliyoruz diye ortaya çıktılar, önderlik yapmak istediler. Biraz hayaldi, biraz kendini kandırmaydı, biraz önderlik sevdasıydı, samimiyetten ve tutarlılıktan uzaktı; dahası çabadan ve emekten uzaktı. Dolayısıyla hiçbiri başarı kazanamadı. Başarı kazanan dolayısıyla doğruluğu kanıtlanan Önder Apo gerçekliği oldu. O halde ortada kanıtlanmış bir Önderlik gerçeği var.

O halde Önderlik gerçeğimizi anlama, özümseme temelinde irdelemeliyiz. Böyle bir Önderliğin zihniyet, ruh ve duygu durumunu, zihniyet sistemini, diyalektiği düşünce gücünü, yaşam ilke ve ölçülerini, ilkelerini irdelemeliyiz, anlamaya çalışmalıyız. Bir parti yıldönümü yaşarken en fazla böyle bir Önderlik gerçeği karşısında kendimizi sorgulamalıyız, eğitmeliyiz, düzeltmeliyiz, yeniden yaratmalıyız. Eğer gerçekten de Kürdistan'da özgürlük militanı olmak istiyorsak, halkın varlık ve özgürlük mücadelesinin kahraman bir savaşçısı haline gelmek istiyorsak bunun bir tek yolu var: Apocu militan haline gelmek. Başarı ancak böyle bir yolla elde ediliyor.

Önder Apo "Şehitler PKK'li" dedi, PKK'yi bir şehitler partisi olarak tanımladı. Bugün PKK-PAJK şekillenmesi üçüncü Önderliksel Doğuş temelinde tamamen şehitler gerçeği olarak gelişti. Neden? Çünkü bu kadar zorlu bir iş, bu kadar dünyanın, küresel sistemin fermanına karşı yürütülen mücadele öyle kolay, bedelsiz olmazdı. Şehitler işte bu bedeli, zorluğu yenmeyi ifade ediyorlar, her adımda ortaya çıkan zorlukları ve engelleri büyük bir kararlılıkla yenmenin, aşmanın şahitleri oluyorlar. Onun için Şehit deniliyor. Neyin şahididirler? Doğruluğun şahididirler, özgür yaşamın yaratılabileceğinin şahidi, bu zulüm düzeninin, kültürel soykırım düzeninin yenilgiye uğratılabileceğinin şahidi. Bunu yaşamlarını ortaya koyarak gerçekletirmiş bulunuyorlar. Bunun gerçekleştirilebileceğini kendi duruşlarında, yaşamlarında kanıtlamış bulunuyorlar. Böylece de parti gerçeği oluyorlar, Önderlik gerçeği ile birlikte Parti gerçeğini temsil ediyorlar. Önderlik hep şunu söyledi: "Şehitler Partidir, ben ise sadece onların sözcülüğünü yapıyorum, onlara doğru bağlılığın saptırılmaması için bir çaba, duruş içerisindeyim o kadar."

Yaprak bile kıpırdamayan ülkede her şeyi değiştirecek bir gelişmeyi 40 yılda yaratan parti böyle bir Önderlik ve şahadet gerçeği olarak ortaya çıktı. Yüce bir sorumluluk duygusu, çok keskin bir zekâ, öngörülülük, çok tutarlı bir anlayış, düşünce ve yaşam birliği, büyük bir emek, çaba, cesaret, fedakarlık, her adımında kan dökmek-şehit verme, yaşamını ortaya koyma var. Her şey bunlarla kazanıldı. PKK'nin bu 36 yılının her yılı diğerinden zorlu mücadelelerle geçti. Önder Apo hep öyle tanımladı: "Her yıl diğerinden daha zorlu mücadelelerle geçti, daha büyük görev ve sorumlulukları önümüze koydu, daha fazla çaba harcamamızı ve mücadele etmemizi gerektirdi ve biz bunları yaparak bugüne geldik" dedi. Bu tarihsel sürecin de irdelenmesi, anlaşılması önemlidir. 36 yıllık resmi tarih, dahası ondan önceki 6 yıllık hazırlık, Önderliksel doğuş süreci ve böylece 42 yıllık tarihi doğru anlamak ve özümsemek şart. "Kürdistan'da devrimci militan olmak için değil, onurlu insan olmak için, yurtsever insan olmak için bile bu gereklidir" dedi Önder Apo. Özellikle de resmi kuruluştan önceki süreci, resmi kuruluşu hazırlayan, dolayısıyla da PKK'nin ilkelerini, ölçülerini, amaçlarını, kadro yaşam ölçülerini, tutarlılığını, her şeyini ortaya çıkartan sürecin özelliklerini daha da önemsedi.

Böyle bir süreçte mücadele nasıl yürütüldü? Sıfırdan başlanarak hem teori hem pratik, hem örgüt hem giderek eylem nasıl geliştirildi? Bu kadar katı bir ferman altında hiçbir imkana ve fırsata sahip olmazken her an katliam Demokles’in kılıcı gibi başın üzerinde sallanırken doğrular nasıl bulundu? Önderlik gerçeği yapmak gerektiğini, nasıl yapmak gerektiği nasıl tespit etti? Bu adımları atmaya nasıl cesaret etti? Bu kadar tehlikeyi nasıl önledi? İmhadan nasıl kurtuldu? Hangi tutum, nasıl bir yaşam, çalışma, ilişki ve örgüt tarzıyla bunlar gerçekleşti? Resmi kuruluştan önceki dönem bütün bunların şekillendiği dönem oluyor. Apocu gerçeklik, Önderlik gerçekliği dediğimiz gerçekliğin teorik ve pratik olarak şekillendiği dönemi ifade ediyor. PKK'ye ölçü ve özellik veren gelişmeyi temsil ediyor. Dolayısıyla bütün sırlar orada saklı, bütün şekillenme oradadır. O günleri anlamak çok çok daha önemlidir.

40 yıl gibi bir süre kesintisiz bir şekilde mücadele edip buraya kadar gelmek, uluslararası komplo saldırısına rağmen hareketi, mücadeleyi kesintiye uğratmadan bugüne getirmek çok büyük bir ustalık işi. Sanatkârane bir mücadele ile oluyor. Önderlik son talimatında yaklaşımlarımızın sanatkârane olmadığını, oysa Önderlik tarzının sanatkârane bir tarz olduğunu ifade etti. Bu gelişmelerin hepsi en büyük devrimi, en büyük sanatı ifade ediyor. Zorluklar böyle yenildi, engeller bu temelde aşıldı. Hiçbir şey kendiliğinden olmadı, her şey nefes nefese zorlu bir mücadeleyle, her gün kan dökerek, şehit vererek kazanıldı.

Bu gerçeği Kürt halkı 1990'dan bu yana anlamış durumda. 25 yıldır serhıldana kalktı ve özgürlüğü için yürümeye devam ediyor. Yemiyor, içmiyor, durmuyor, yorulmuyor, ne bedel verilmesi gerekirse veriyor ve yürüyor. Durmadan yürüyor. Özgürlüğü elde edene kadar da ne gerekiyorsa o bedeli ödemekte kararlı olduğunu net ortaya koyuyor. İşte şimdi 36. Yılda bu gerçekliği bütün ezilenler, insanlık daha iyi görüyor, anlıyor. 36. Yıl mücadelesi bu anlamda şimdiye kadar Kürdistan çerçevesinde ortaya çıkan gerçeklerin bütün ezilenlere, insanlığa yayılmasını ifade etti. Özellikle 2013 Paris katliamına karşı mücadelenin etkisi 2014 IŞİD faşizmine karşı direnişle birleşince, Önder Apo'nun 2013 Newroz Manifestosu ile birleşince bütün insanlığı, ezilenleri etkileyen bir gelişmeyi yaşamamızı ortaya çıkardı. Bugün her tarafta gençler, kadınlar başta olmak üzere bütün insanlar Kürdistan'da olup bitenleri tanımaya, anlamaya çalışıyorlar. Terör örgütü diyerek yok edilmek istenen bu gücün insanlık açısından nasıl büyük bir değer taşıdığını daha derinden hissediyorlar. Bunu yaratan Önderlik gerçeğini daha çok anlamaya çalışıyorlar. Her yerde Kürdistan özgürlük şarkıları söyleniyor, özgürlük bayrakları taşınıyor. Böyle bir noktaya geldik.

İnsanlık PKK ile yeniden doğuyor. Kürt özgürlüğü ile kendi özgürlüğüne yeniden ulaşıyor. Bunu biz bire bir çabayla yapmıyoruz, diplomatik ilişkilerle sağlamıyoruz, karşılıklı pazarlıklarla gerçekleştirmiyoruz. Kürdistan'daki mücadelenin etkisini insanlar yüreklerinde ve beyinlerinde duyuyorlar ve onu kendi gerçekleri gibi alıp sahipleniyorlar. Kürdistan'da olup bitenleri kendilerine ait sayıyorlar. Bu PKK'nin aslında birçoklarının anlamaya, ifade etmeye çalıştığı gibi dar bir ulusal hareket olmadığını ortaya koyuyor. Yürüttüğü mücadelenin sadece Kürtleri özgür kılmakla, Kürtlere bir takım haklar kazandırmakla sınırlı kalmadığını, tersime bütün halkların, başta kadınlar olmak üzere bütün toplumsal kesimlerin özgürlüğünü isteyen bir toplumsal hareket olduğunu gösteriyor. Bu da PKK'nin çıkışında vardır, şimdi ortaya çıkan bir durum değil.

Başlangıçta nasıl PKK Önderlik gerçeğimiz tarih boyunca yaşanan dünya gerçeğinde tüm ezilenlerin, emekçilerin, kadınların, ezilen halkların kurtuluşu için yürüttükleri mücadeleyi kendi mücadelesi olarak saydı, sahiplendi, PKK'yi böyle bir duygu ve düşünceyle şekillendirdiyse şimdi bu PKK gerçeği de kendisini aynı şekilde dünyaya taşırıyor. Bütün insanlık da PKK'nin başkalarından büyük bir samimiyetle alışı gibi başkaları da şimdi PKK'nin Kürdistan'da yarattığı mücadele değerlerini kendi değerleriymiş gibi görüyor, sahipleniyor, kendi alanında uygulamaya çalışıyor, böylece yeni bir dünya, yeni bir insanlık ortaya çıkıyor. Özgürlük, farklılıklara dayalı eşitlik ve demokrasi ilkleri temelinde, kardeşçe birlik içinde yaşamayı öngören yeni bir dünya şekilleniyor. Bu gerçeği görmek ve heyecanlanmak iyi, fakat çok fazla biçimsel de olmamak lazım. Bir ad takıp, "biz bir şey yarattık" demek de çok önemli değildir. Önemli olan, onun içeriğini doldurmak, onu yaşanır kılmaktır. Hiç adı da olmayabilir, belki biçimde kazanmayabilir, mesele değil, önemli olan özünün anlaşılması,  sahiplenilmesi ve yaşanmasıdır. 1 Kasım Dünya Kobani Günü'nde bütün dünyada yaşanan gerçeklik bu oldu. Şimdi bu durumun 36. Yıl mücadelesi ile sağlanmış olması önemlidir. Demek ki IŞİD faşizmi karşısındaki mücadele zayıf değilmiş, boşa gitmemiş, anlamsız değilmiş.

Zorlu bir mücadele yılı oldu 36. yıl. Kısa bir süre içinde ağır bedeller ödedik. Çok şehit verdik, yaralı verdik. Halk olarak gerçekten de öyle toplumsal kesimler var ki, yemiyorlar, içmiyorlar, yatmıyorlar, uyumuyorlar, direniş meydanına çıktılar ve 24 saat direniş halindeler. Kobanê Direnişi dediğimiz, hemen direniyoruz demekle gerçekleşmiyor. İki buçuk aydır her günün 24 saatinde kan ter içerisinde dünyanın, bölge halklarının başına bela edilmek istenen bir faşist güruhu durdurmak üzere kahramanca yürütülen bir mücadele ile bu direniş gerçeği ortaya çıkıyor. Ağır bedelleri var. Kolay olsaydı herkes yapardı. Bu faşist güruh Şengal'e saldırdığında bu kadar silaha, imkâna sahip olan, kendilerini ordulaştırdığı iddiasında bulunanların ne duruma düştüklerini gördük. O kadar güçle, silahla değil, biraz mevzi tutmak, direniş yürütmek, mücadele bile edemediler. Ellerindeki silahı bile bu faşist güruha teslim edip canlarını kurtarmak için sığınacak yer aradılar. Kim durdurdu böyle bir saldırganlığı: bir avuç gerilla. Neyle? Silahıyla mı, hayır; sayısıyla mı, hayır; peki neyle durdurdu? Bilinciyle, iradesiyle, yüreğiyle, cesaret ve fedakârlığıyla durdurdu. Önder Apo'nun zihniyetiyle, felsefesiyle donanmışlıkla durdurdu. Demek ki hala mücadelede belirleyici olan çok para, imkân, teknik, güç değil. Mücadele etmek isteyen insanların inanç, irade, bilinç, örgütlülük, mücadeleye kendilerini katma durumudur.

Önder Apo 15 Ağustos atılımından sonra gerilla zorlandığında onu aşmak için, gerillayı geliştirmek için temel iki ilkeden söz etti; bir, en büyük teknik insandır, dedi. Biz zaferi insanın yaratıcı gücüyle kazanacağız. Başka hiçbir güç bu mücadeleyi yürütmemizi sağlatmaz, bize kazandırtmaz. O gün bugündür kendisini de bu temelde pratikleştiriyor, bütün partiyi, toplumu, demokratik güçleri bu temelde seferber etmeye çalışıyor. Mücadeleye bu esas üzerinden hizmet eder duruma getirmeye çalışıyor. Doğru olanın bu Önderlik yaklaşımı olduğu açık. İçimizde birer sapma olarak da ifade edebileceğimiz sayıya önem veren, tekniğe önem veren, paraya önem veren, maddiyata önem veren anlayışlar, eğilimler çıksa bile bunların hiçbir şey kazandırmadığını, tersine başarının, Önder Apo'nun ifade ettiği gibi insanın yaratıcı gücü ile kazanıldığını net görüyoruz. Bu ilke 30 yıllık gerilla savaşını ortaya çıkardı. Bu kadar uzun süreli bir direnişin sürdürülmesinin sırrı insanın yaratıcı gücüne dayanmasıdır.

İkinci iddiası da Önder Apo'nun şuydu: "Biz bu temelde bu tarihi, bu dünyayı yargılayacağız. PKK tarihi yargılama hakkını kullanacak. İnsanlığa dayatılanın, Kürt’e dayatılanın nasıl bir zulüm olduğunu, vahşet olduğunu, suç durumu olduğunu açığa çıkartacağız ve hesap soracağız." 30 yıldır gerilla direnişi içerisinde bu hesap soruldu, bu hesap sorularak bugüne gelindi. En son Kobanê ve Şengal Direnişleriyle küresel gericiliğin besleyip ortaya çıkartarak Ortadoğu halklarının, özellikle de Kürdistan Özgürlük Devriminin başına bela etmek istediği bu IŞİD faşizmine karşı büyük hesap sorma yaşandı, yaşanıyor. Böyle bir hesap sormada etkili olduğu içindir ki, PKK'nin yürüttüğü mücadele bütün dünyaya yayıldı, bütün insanlığı içine aldı. Böyle bir soykırım saldırısından, faşist saldırıdan kurtuluşu temsil ettiği içindir ki, herkes bu mücadeleyi kendi mücadelesi olarak görüyor. IŞİD'i kendisi için tehlike görüyor ve bu tehlikeyi durduran, engelleyen güç olduğu için PKK mücadelesini, Kürt halkını ve mücadelesini önemsiyor. O mücadelede kendi geleceğini, özgürlüğünü, çıkarlarını görüyor. Onun için daha fazla anlamaya, daha çok bu mücadeleye destek vermeye çalışıyor.

36. yılda büyük kazanımlar elde ettik, büyük bir direniş ve savaş yaşandı. Bakur ve Rojhılat'ta kendine göre bir ateşkes konumunda olduk. Fakat özellikle Rojava devrimini savunmak üzere yürütülen direniş, yine Şengal'de Êzıdi Kürt halkımıza dayatılan soykırım karşısındaki direniş, bu temelde Maxmur'a, Kerkük'e kadar uzanan hatta yürütülen direniş IŞİD faşizmine karşı gerillanın direnişi çok etkili oldu. Önder Apo buna dikkat çektiğinde ne demek istiyor, anlamakta zorlandık. Daha çok Kuzey'de odaklanan bir durum vardı ve biz de kendimizi kuzeyde devrimci mücadeleyi geliştirmek üzere planladık, düzenledik, mevzilendirmeye çalıştık. Önderlik "PKK dört cephede savaşır hale gelmeli. Bu dönemin devrim öncüsü olması ancak bununla mümkündür" dedi. Ama biz yönümüzü fazlasıyla Bakur'a döndük. Küresel ve bölgesel gericiliğin çıkarlarını temsilcisi olan IŞİD faşizminin saldırısı başladı. "Birçok güç kaçıyor, silah ve imkan yok, hazırlığımız yok, nasıl bu işe müdahale ederiz" demedik. Bu müdahale tarihi bir müdahale oldu. Büyük bir cephede direniş açtı ve IŞİD faşizmini durdurdu ve bugün gerileme düzeyine soktu. Bugün dünya genelinde yeni bir bloklaşma ortaya çıkarttı. Bir tarafta IŞİD, Türkiye ve bölgedeki bazı statükocu güçlerden oluşan blok, diğer tarafta ise antifaşist bloğu var. Kobanê, Şengal Direnişleri etrafında Kürdistan özgürlük devrimi etrafında bütün ezilenleri, demokratik güçleri içine alıyor. Başta toplumsal kesimler olmak üzere devlet sistemlerini kendi yedeğine takmayı başarmış durumda. Böyle bir tarihi gelişme ortaya çıktı.

Artık küresel düzeyde Kürt inkâr ve imhasını öngören siyaset kırılıyor. Şimdiye kadar sadece Başur'u dikkate alıyorlardı, şimdi birçok güç Kobanê Direnişine katılıyor. Kobanê'de Kürtlerin yürüttüğü direnişin, en azından bir yere kadar, başarılı olmasını istiyorlar. Bu ne anlama geliyor? Buradaki Kürt iradesini önemli görüyorlar, kabul ediyorlar. Yani şimdiye kadar sadece Başur'da Kürt statüsü kabul eden küresel sistem şimdi Rojava'daki Kürt statüsünü kabul etmeye açık hale geliyor. Böylece Kürt’e, Kürt toplumuna dayatılan inkâr ve imha sisteminin küresel boyutu kırılma, aşılma noktasına gelmiş bulunuyor. Başur'da, Rojava'da Kürt varlığını kabul edenler Bakur'da, Rojhılat'ta hayli hayli ederler. Büyük parçalar buralar ve büyük toplumsal kesimler de buralarda.

36. Yılda küresel düzeyde inkâr ve imha sistemi kırıldı. Ama her şey tam olmuş değil, hayalci olmamalıyız, inkârcı da olmamalıyız. Geriye Türkiye ve İran'ın bölgesel gericilik, ulus-devlet statükoculuğu ve inkâr ve imhadaki ısrarı kalıyor. Onları da sıkıştırmış durumdayız. Dikkat edilirse Türkiye yönetimi, AKP hükümeti neredeyse çıldırma noktasında. Bütün bu gelişmeleri ters yüz etmek için büyük bir çaba harcıyor. Kürt iradesini, Kürdistan Özgürlük Hareketini dünya güçlerinin tanıması, onlarla ilişkilenmesini önlemek için Türkiye'nin bütün değerlerini peşkeş çekiyor. Tayyip Erdoğan ile Ahmet Davutoğlu'nun bütün çabaları buna dönüktür. Ahmet Davutoğlu'nun Irak-Bağdat ziyaretinde "PKK terör örgütüne karşı her şeyi vermeye hazırız" diyerek pazarlık yapmaya çalıştı. 30 yıldır gerillaya karşı bu kirli savaşı NATO yürüttü. ABD, Avrupa destek vermeseydi Türk ordusu 85'te yeniliyordu. Nerede 30 yıl savaşma gücü, 30 ay bile savaşacak gücü yoktu. Şimdi o destek kesiliyor. Birbirleriyle çelişir, çatışır hale geldiler. İnkâr ve imha sistemi bu kadar daraltıldı. Diğer yandan ise bu gelişmeleri ortaya çıkartan mücadele kolay yürümedi. Bu mücadelenin durumunun da ciddi biçimde değerlendirilmesi, derslerinin çıkartılması gerekiyor. Şimdilik mücadele içindeyiz, önemli siyasi gelişmeler var. Bir taraftan mücadele yürütmek, ortaya çıkan gelişmeleri kalıcı siyasi yapıya dönüştürmek için çabamızı arttırmamız gerekiyor. Yaratılan gelişmelerin büyüklüğü kadar, onu yaratan mücadelenin de derinliği, tarz-taktik bakımından zenginliği vardı. Dolayısıyla o bakımdan da değerlendirilerek doğru-yanlış irdelenmesi, derslerinin yeterince çıkartılarak Parti öncülüğüne, gerilla gücüne, halk direnişine özümsetilmesi gerekiyor.

37. PKK yılına IŞİD ve AKP'yle kapsamlı bir mücadele, savaş içerisinde giriliyor. 37. yılda da bu temelde savaşın süreceği daha fazla yaygınlık ve derinlik kazanabileceği ihtimali gözüküyor. Yanlış hesaplar yapmamalıyız. Savaş sadece Başur ve Rojava ile de sınırlı kalmayabilir, Bakur'da da, Rojhılat’ta da şiddetlenebilir. Önder Apo uyardı, bizim gücümüz yetmiyor, demekle olmaz. Kendimizi iyi örgütlemeliyiz, iyi eğitmeliyiz, gücümüzü büyütmeliyiz ve dört parçada saldırı olursa hepsinde direnecek, savaşacak halk ve gerilla gerçeğine ulaşmalıyız. Özgürlük devriminin geliştirmenin ve başarıya götürmenin yegâne yolu, tek yolu budur. O bakımdan içinde bulunduğumuz ayları iyi değerlendirmeliyiz. Her şeyden önce de anlayışımızı düzeltmeliyiz. Başarı kazanacaksak bu işleri yapabilmemiz lazım. Yapamazsak kaybederiz; kazanma şansımızı yok ederiz. Öyle olamayacağına göre, nasıl başarı kazanılacaksa, onun için ne gerekiyorsa onları kesinlikle yapmalıyız. Bu da gerilla ordulaşmasını büyütmeyi, katılımları arttırmayı, ideolojik-askeri eğitimi güçlendirmeyi, savunma güçlerini dar gerilla grupları olmaktan çıkararak sayıları on binleri, yüz binleri bulan gerilla ordusu haline getirmeyi gerçekleştirmek oluyor.

Onunla birlikte halkı eğitmek, demokratik toplum, demokratik ulus örgütlülüğünü imkânlar elverdiği yerde, elverdiği kadar geliştirmek, Önder Apo'nun ifade ettiği savaşan halk gerçekliği konumuna ulaşabilmek için her alanda örgütsel çalışma geliştirebilmek lazım. Özellikle Rojava'da, Bakur'da bunları rahatlıkla yapabiliriz. 36. yıl bir direnişi devrediyor. O halde 37. yıl mücadelesi savaşı daha büyük olacaktır. Eğer onun gereklerini başarıyla yerine getirirsek, o zaman 37. Mücadele yılının kazanımları da büyük olacak. 36. yılda yaşanmış gelişmeler 37. yıl mücadelesi ile hem büyütülüp hem de kalıcı hale getirilebilir. Bunun koşulları vardır ve bunu başarıyla değerlendirmenin tek ölçütü Partileşmektir. Apocu çizgide, Önderlik ve Şehitler çizgisinde doğru partileşmek, doğru militanlaşmak, doğru gerillalaşmak, yani halkın özgürlük mücadelesine her yerde doğru ve başarılı temelde öncülük edecek bir militan düzeye, örgütlülük düzeyine ulaşmak gerekiyor. Bunun için de iki yol var: 1- kendimizi eğitmeliyiz, 2 - kendimizi düzeltmeliyiz. Genç yoldaşların ciddi eğitim sorunları var. Sadece heyecanla, coşkuyla katılmak, cesaret ve fedakârlık yaratmak Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'ni yürütmek, bu mücadeleye öncülük edip zafer kazanmak için yetmiyor. Bu özellikler iyidir, gereklidir, değerlidir, ama kesinlikle yeterli değildir. Cesaret ve fedakârlık olmadan hiçbir şey yapılamıyor, ama zafer kazanmak için de bu unsurlar yeterli değiller. Zafer kazanabilmek için bunun yanında doğru bilinç,  yaratıcı tarz, disiplinli çalışma, örgütlülük gerekiyor. Bu da kendini eğitmeyi, Önderlik tarzıyla donanmayı, Önderlik gerçeğini iyi bilen, anlayan, mücadele tarihimizin derslerini özümseyen, bu temelde son derece yaratıcı, disiplinli, örgütlü çalışır bir konuma gelmeyi başarmak gerekiyor. Bu sağlanmadan hiçbir yerde başarılı olunamaz. Eğitim için var olan imkânları iyi değerlendirmemiz gerekiyor.

Büyük bir mücadele ve birikimle girdiğimiz 37. Parti yılında imkânlar ve fırsatlar kadar görevler de çok fazla ve ağırdır. Başarı için dönem bizden çok daha fazla bilinçli ve örgütlü olmamızı istiyor. Bunları sağlamak için de Önderlik ve Şehitler gerçeğinde daha çok yoğunlaşmalı, kendimizi daha çok eğitip düzelmeliyiz, daha fazla partileştirmeliyiz. 36. Yıldönümü vesilesiyle de böyle bir yoğunlaşmayı her birimiz, her düzeyde yaşamalıyız. Bu yıldönümleri bu tür değerlendirmeler yaparak kendimizi düzeltmeye imkân veriyor. Bunu gerçekleştirecek bir konumda olmalı, bir yandan parti yıldönümünü kutlamanın coşkusunu, heyecanını yaşarken, diğer yandan derin bir sorgulama ile kendimizi yeniden partileştirme yönünde gelişme sağlatmalıyız, ilerletmeliyiz. Bu yıldönümünde başarmamız, gerçekleştirmemiz gereken görevler, yıldönümünü doğru karşılamak, yeni parti yılına doğru girmek bu temelde olur. 

 

Duran Kalkan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): INSANLIK  PKK  ILE  YENIDEN  DOGUYOR  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.