AKP ÇÖZÜM SÜRECİNE GİRMEDİ Kİ BİTİRMEKTEN SÖZ ETSİN!
Makaleler / 04 Kasım 2014 Salı Saat 16:15
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto


Kürt Halk Önderi 22 yıldır Kürt sorununun diyalog ve siyasal yollardan çözümü için büyük çabalar göstermiştir. 1993 13 Mart’ından bu yana 9 defa ateşkes ve çatışmasızlık durumu tek yanlı gerçekleştirilmiştir. Bu çatışmasızlık ortamlarında Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleştirilmesi koşullarının hazırlanması için büyük çaba harcanmıştır. Tüm ateşkes ve çatışmasızlıklara devlet uymasa da Kürt Özgürlük Hareketi sabırlı davranarak bu süreçler çözüm için değerlendirmek istemiştir. Ancak Türk devleti ve AKP hükümeti bu çatışmasızlık ortamlarına gereken değeri vermemiştir. Oslo görüşmelerinde de bir türlü  çözüm için gerekli adımları atmamıştır. Kürt Halk Önder Oslo görüşmeleri sürecinde de makul yaklaşarak kabul edilir deklarasyonlar sunmuş ve Türk devletine adımlar attırmak istemiştir. Ancak AKP hükümeti bu makul yaklaşıma da olumlu cevap vereceğine, 2011 seçimlerinden sonra imha saldırılarını başlatmıştır. 2011 ve 2012 yıllarında çok şiddetli bir savaş yaşanmıştır. Bu savaşta Türk devleti sarsılmıştır. AKP hükümeti on yıllık iktidarı boyunca ilk defa bu kadar sarsıntı geçirmiş, iktidardan düşme korkusu yaşamıştır. Türkiye kamuoyu da bu şiddetli savaştan ciddi biçimde etkilenmiş, bu sorunun bir an önce çözülmesi duygusu yükselmiştir.

Zorlanan AKP hükümeti böyle bir ortamda Önder Apo’yla diyalog içine girmiştir. Kürt Halk Önderi mevcut ortamda çatışmasızlık adımı atılır ve gerillanın geriye çekilme iradesi gösterilirse AKP'ye belki adım attırılabilir düşüncesiyle AKP'nin diyalog isteğine olumlu yaklaşmıştır. Birçok görüşmeden sonra AKP'nin de adım atabileceği koşullar oluştuğuna kanaat getiren Kürt Halk Önderi, 2013 Newroz’unda bir demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü deklarasyonu yayınlamıştır. Amed Newroz meydanında iki milyondan fazla insanın şahitliğinde okunan bu deklarasyon, Kürdistan ve Türkiye halklarında büyük bir heyecan yaratmıştır. Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi umudu gelişmiştir. Sadece Türkiye'de değil, tüm Ortadoğu'da bu deklarasyon perspektifinden bir demokratikleşme olacağına inanç artmıştır.

Önder Apo üç aşamalı planının gerçekleşmesi temelinde Kürt sorununun kalıcı çözüme kavuşacağını Kürt Özgürlük Hareketi'ne iletmiştir. Birinci aşama esas olarak Kürt Özgürlük Hareketi'nin atacağı adımlardan oluşacaktır. Bunlar da, tüm eylemlerin durdurularak çatışmasızlık durumuna geçilmesi, esir asker ve polislerin bırakılması, gerillanın geri çekilmeye başlayarak çekilme iradesini ortaya koyması olarak konulmuştur. Esir asker ve polisler bırakılmış, çatışmasızlık sağlanmış, 8 Nisan’da gerilla güçleri üslerinden ayrılarak Medya Savunma Alanlarına geri çekilmişlerdir. Bu geri çekilme hızlı biçimde pratikleşmeye başlamıştır. Öyle ki, en uzak eyalet olan Dersim’de gerillanın büyük çoğunluğu üslerinden ayrılmıştır. Her gün gerilla grupları Medya Savunma Alanlarına giriş yapmıştır. Birinci aşama pratikleşmiştir. Özgürlük Hareketi'nin birinci aşamayı hızla pratikleştirmesi, Kürt sorununun kısa sürede çözüleceği umudunu arttırmıştır. Büyük bir beklenti yaratmıştır.

Birinci aşamanın pratiğe geçmesinden sonra AKP hükümetinin de ikinci aşamanın gereği olarak Kürt sorununun çözümü için anayasal ve yasal adımlar atması gerekirken, AKP hükümeti kılını bile kıpırdatmamıştır. Hatta gerilla için “Cehenneme kadar yolları var” denilmiştir. Herkes Kürt Özgürlük Hareketi'nin attığı adımların bir karşılığı olacağını düşünürken böyle bir yaklaşımın gösterilmesi, AKP hükümetinin çatışmasızlığı sağlatarak oyalama politikası izlediği düşüncesini pekiştirmiştir. Çünkü herkes de bilir ki PKK ve Kürt Özgürlük Hareketi kırk yıldır süren böyle büyük bir mücadelede karşılığı olmadan bu nitelikte adımlar atmaz. Herhalde kırk yıllık mücadele bir amaç için verilmiştir. Hükümet sanki bu büyük adımlar karşılıksız atılabilirmiş gibi umursamaz ve tahrik edici bir politika ve tutum içinde olmuştur. Birinci aşamanın karşılığının gelmeyeceği görülünce yarıya yakın çekilen gerillanın geri çekilişi durdurulmuştur. AKP'nin bu büyük adımlara hiçbir karşılık vermediği kamuoyuna duyurularak AKP hükümeti üzerinde baskı kurma ve AKP hükümetine adım attırma çağrısı yapılmıştır.

AKP hükümeti yüz yıllık Kürt sorununa ciddi yaklaşmak yerine, bu sorunu çözmek için kafa yorup proje üreterek sorununun çözümünü sağlama yerine, oyalama ve zaman kazanmayı bir tarz haline getirmiştir. Çok basit bir rant hükümeti haline geldiğini ortaya koymuştur. Kürt Halk Önderi buna rağmen Türkiye halkı demokratik çözüm istediği ve bölgenin koşulları da böyle bir çözümü dayattığı için çatışmasızlığı sağlayarak hükümete adım attırmak istemiştir. Deveye hendek atlatmaktan zor deyimi tam da hükümetin tutumunu ortaya koymuştur. Kuşkusuz Türk devletinin ve AKP hükümetinin karakteri böyle bir deyimle karşılaştırılmayacak kadar katı ve bir çözüme yanaşmayacak kadar kültürel soykırımcı ve rantçıdır. AKP hükümeti açısından hiçbir değer yoktur. Onlar için var-yok hiçbir çaba göstermeden hükümetlerini sürdürmektir.

Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı bu yaklaşımı bırakması için AKP hükümetine defalarca uyarı yapmasına, Kürt Halk Önderi bütün yeteneğini ve yaratıcılığını bu hükümete adım attırmak için kullanmasına rağmen hükümet taş gibi yerinde kalmış, kıpırdatılamamıştır. Kürt Halk Önderinin demokratik çözüm iradesi ve sabrı istismar edilmiştir. Önder Apo bu istismarı görse de bir savaşın bedelinin getireceği ağır sonuçları bildiğinden gösterdiği bu makul ve sabırlı tavrını sürdürmüştür. En son noktaya kadar çabasını bırakmamıştır. Yeni bir çatışma durumunda tüm sorumluluğu yerine getirmiş olma durumunda olmak istemiştir. Ancak AKP hükümeti Kürt Halk Önderinin dediği gibi başlatılan süreci daha baştan bitirmiştir. Kürt Halk Önderi bu açıdan AKP'yi çok şiddetli eleştirmektedir. Herkes bilmelidir ki Kürt Halk Önderi her görüşmede AKP'yi çok ciddi eleştirmektedir. İmralı’ya giden heyet bunları diyalog tümden bitmesin diye yansıtmıyor. Ancak Kürt Halk Önderi AKP'yi büyük bir sorumsuzlukla ve rant aygıtı olmakla suçlamaktadır. Ancak 40 yıldır esas olarak devlete karşı mücadele verildiği, toplum ve demokrasi güçlerini etkilemek ve harekete geçirmek önemli görüldüğü için çatışmasızlığın sürmesini bugüne kadar istemiştir. Kuşkusuz saldırılar karşısında misilleme hakkını kullanmak kaydıyla!

Ancak AKP hükümeti çatışmasızlık ortamına hiç uymamıştır. Hem diyalog hem mücadele tarzını esas almıştır. Bu konuda da Kürt Halk Önderinin demokratik siyasal çözüm ısrarını istismar etmiştir. Savaş sırasında yapamadığı her türlü savaş hazırlığını ve kültürel soykırım politikalarını sürdürmüştür. Kürt Özgürlük Hareketi'nin de hem diyalog hem mücadele seçeneğinin bulunduğunu düşünmeden! Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi her zaman Kürt Halk Önderinin pozisyonunu diyaloga ve müzakereye açık pozisyonda olduğundu, barışa Kürt Halk Önderinin karar vereceğini, savaş kararının ise kendilerinde olduğunu deklere etmiştir.

Yerel seçimler öncesi Kürt Özgürlük Hareketi AKP hükümetinin adım atmayacağının netleştiğini ortaya koyarak demokrasi güçlerini ortak mücadeleye çağırmıştır. Türkiye'de hala devlet ve hükümetin köklü bir zihniyet değişikliğine uğramadığı, sadece yeni koşullarda bazı psikolojik savaşı güçlendirecek rötuşlar yaparak Kürtler üzerinde kültürel soykırımcı sömürgeciliği sürdürmek istedikleri yaşanan deneylerle netleşmiştir. Yerel seçimler ve cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası bu konuda hiçbir kuşku kalmamıştır. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü açısından esas olarak demokrasi güçlerinin devreye girmesini özellikle vurgulamıştır. HDP’nin bu konuda öncülük yaparak tüm özgürlük, demokrasi ve sosyalist güçleri bir araya getirerek Türkiye'nin demokratikleşmesi ve özgürlük mücadelesini geliştirmeye çağırmıştır.

Bir taraftan hiçbir adım atmayan, çatışmasızlık, yani mütareke koşullarına uymayan, diğer taraftan Rojava Devrimine düşmanlık yapan, IŞİD çetelerini her yerde Kürt Özgürlük Hareketi'ne saldırtan AKP hükümeti, Kürtlere karşı bir özel savaş hükümeti haline gelmiştir. Koşullar gereği başvurduğu yöntem değişikliği dışında tam bir Çiller hükümeti gibi davranmıştır. Çiller hükümeti klasik devlet politikalarıyla kendini hiç gizlemeden saldırırken, AKP hükümeti bir yandan psikolojik savaş yöntemleriyle kendisini gizlemeye çalışırken, diğer yandan savaşı sadece içeriden değil, dışarıdan da  yürüten bir kirli politikaya yönelmiştir. Sara, Rojbin ve Ronahi’nin katledilmesi bu kirli savaşın dışarı taşırılmasıydı. IŞİD’in saldırtılması, savaşın dışa taşırılmasının  daha genişletilmiş halidir. IŞİD’in Musul, Şengal ve Güney Kürdistan'a saldırmasının arkasında da AKP hükümeti vardır. Kobanê’ye  saldırıyı da Türkiye-IŞİD ortak yapmıştır. Konsolosluk görevlilerinin bırakılması da Kobanê saldırısıyla doğrudan bağlantılıdır. IŞİD'e karşı Türkiye toplumunun tepkisini azaltmak için konsolosluk görevlileri bırakılmıştır. Eğer konsolosluk görevlileri bırakılmasaydı şimdi Türkiye bugünkü gibi açık IŞİD’i desteklemezdi. Bugün IŞİD çok ağır darbeler yemesine rağmen Kobanê’ye saldırılarında ısrar ediyorsa bunun nedeni Türkiye’dir. IŞİD hala Türkiye’den aldığı cesaret ve teşvikle saldırılarını kesintisiz sürdürmektedir.

Kürt Özgürlük Hareketi daha Kobanê saldırılarından çok önce çatışmasızlığın anlamı kalmamıştır, ortada bir çözüm süreci yoktur demiştir. Çünkü mevcut durum AKP hükümetine çözüm süreci var, çözüm süreci iyi gidiyor demagojisiyle toplumu aldatma imkanı veriyordu. Toplumun ortada bir süreç olmadığını, bütün gösterilen çabalara rağmen adım atılmamasını bilmesi gerekiyordu. AKP gerçek yüzünü açığa çıkaracak bu durumdan çok rahatsız oldu. Bu nedenle telaşa düştü. Öyle telaşa düşmüştü ki, süreci kim bitirirse altında kalır demagojisiyle sanki AKP açısından bir süreç varmış, bir şeyler yapılıyormuş izlenimini vermeye devam etti. Halbuki 2013 Newroz’unda milyonların şahitliğinde okunan deklarasyon sonrası Kürt Özgürlük Hareketi'nin attığı adımlara AKP hükümeti bir karşılık vermemiştir. Ortada sadece Kürt Özgürlük Hareketi'nin tek taraflı sürdürdüğü bir çatışmasızlık durumu vardır. Kürt Özgürlük Hareketi tek taraflı sürdürülen çatışmasızlığın da anlamı kalmamıştır diyerek AKP'nin sürdürmek istediği oyuna son vermiştir. Çünkü AKP hükümeti çözüm süreci var lafının altında kirli bir politika yürütüyordu. Kobanê’de Kürt halkının bir soykırıma uğratılması çabası içindeydi. Kobanê saldırısından sonra on binlerce Kürt’ün topraklarından Türkiye'ye kaçırtılması da bu planın parçası olarak gerçekleşmiştir. Bu yetmiyormuş gibi Kobanê’nin çetelerin denetimine geçmesi için çok çirkin bir politika yürütülmüştür.

Kürt halkı Kürdistan'ın dört parçasında ve dünyanın her tarafında ayağa kalkınca AKP'nin yüzündeki maske düşmüş, oyunlar bozulmuştur. Kobanê Direnişine karşı izlediği ikiyüzlü politika, hiçbir adım atmadan çözüm süreci var, çözüm süreci iyi gidiyor biçimindeki oyunlara son vermiştir. Özellikle Kuzey Kürdistan'daki serhıldanlar AKP'yi çok korkutmuştur. Bu nedenle yeniden Kürt Halk Önderinin yanına giderek hükümeti ayakta tutmaya çalışmışlardır. Hükümet yetkilileri HPD’lilere yalvarmıştır. Serhıldanlarda bir yumuşama ortaya çıktığında ise tutumu değişmiştir. Oyalama politikaları, bu politikasının açığa çıkması, Kobanê’de yürüttüğü çirkin savaş halkta öfke patlamasına neden olduğu halde suçu HDP’ye atma yolunu tercih etmiştir. Onlarca yurtsever AKP polisi ve işbirlikçileri eliyle katledilmesine rağmen hem suçlu hem güçlü misali Kürt Özgürlük Hareketi ve HDP’yi suçlamıştır. Daha da ileri giderek bu olayların yaratıcısı olarak Kürt Halk Önderini suçlamaktadırlar.

Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi AKP'nin hiçbir adım atmadan çözüm süreci iyi gidiyor demagojisine son verdiği için derhal psikolojik harekat tarafından bir kara propaganda saldırısı başlatılmıştır. “Artık süreci askıya alabiliriz, İmralı’yla görüşmeler son bulur” tehdidini yapmışlardır. Bir taraftan “çözüm süreci bırakılmayacak” demagojisi yapılırken, diğer yandan “asayiş sağlanmadan hiçbir adım atılmaz” gibi yine toplumu aldatma yolunu seçmişlerdir. Sanki şimdiye kadar adım atmışlar gibi!

Artık ikiyüzlülük ve utanmazlık o kadar pervasız hale gelmiş ki “tam adım atacaktık ki 6-7 Ekim eylemleri gerçekleşmiştir gibisinden laflarla gerçekleri tersyüz etmeye çalışmaktadırlar. On iki yıldır çok fırsat sunulmasına rağmen psikolojik savaşı yürütme argümanları sağlama dışında hiçbir adım atmamışlardır. Son iki yılı ise çok kirli bir oyalama içinde geçirmişlerdir. Türkiye toplumu da Kürt halkı da çözüme hazırdır. Hiç kimse atılacak adımları engelleyemez ve boşa çıkarmazdı. Buna rağmen Kürt sorununun çözümü için adım atmayanlar “tam adım atacaktık ki 6-7 Ekim serhıldanları gerçekleşmiştir” aldatmasına yönelmişlerdir.

Hala tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet, tek dil diyenler sorunu çözemezler. Sen Kürt halkını anayasa ve yasalarda tanıyacak mısın? Anadilde eğitim hakkını kabul edecek misin? Demokratik özerkliği bir halkın kendi kendini yönetmesi için bir statü olarak tanıyacak mısın? Bunlara yok derken hangi adımları atacağından söz edebilirsin? Adım denilen şeyler bunlardır.  Bunlarla ilgisi olmayan her şey aldatma ve oyalamadır. Zaten Kürt Halk Önderi de AKP hükümetinin politikalarının bu olduğunu hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ifade etmektedir.

Çözüm süreci son bulacakmış! Sen daha başlamadan bitirmişsin. Üç aşamalı olacak mutabakata uymamışsın. Kürt Halk Önderini bir oyalama aracına dönüştürmek istiyorsun. Sonra da şundan bundan dolayı adım atmayacağını söylüyorsun. Bu kadar da toplum ve Kürt Özgürlük Hareketi’yle alay etmek olur mu? Tam da adım atacaktık ki şöyle oldu, böyle oldu demek ipe un sermektir. İki yıldır çözüm için hiçbir adım atmamanın hesabını vereceğine, tam atacaktık ki şu oldu demek tam bir ciddiyetsizliktir, laubaliktir.

Her şeyden önce tek taraflı bir irade ve çatışmasızlık dışında gerçek anlamda bir çözüm süreci olmamıştır. Bu nedenle AKP açısından ne süreci başlatma ne de bitirme vardır. Olmayan sürecin bitirilmesi sorumluluğunu başkalarının üzerine atma vardır. Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi adım at deyince yüzündeki maske düşmüş, her şey netleşmiştir. Önder Apo şu şu adımları atın, biz her şeyi yapmaya hazırız deyince daha da zor duruma düşmüşlerdir. Çünkü çözüm zihniyeti ve politikaları yoktur. Çözüm için adım atamazlar. Bu nedenle oyalama dışında her şeye karşıdırlar, her çağrıya düşmandırlar. Bu nedenle halk ayağa kalkıp yüzlerini açığa çıkarınca öfkelenmişlerdir.

Adım atılacaksa hemen at; şu şu adımları atacağım de, tüm toplum desteklesin. Ciddi adım atılırsa Kürt halkının ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin eylem nedeni kalmaz. Kendisine iki yıldır altın bir fırsat sunulmuş, ama değerlendirmemiştir. AKP için bu tutum tüm Türkiye halkına karşı ihanet ve suç durumudur. Bu yılları harcamasının hesabı mutlaka AKP'den sorulmalıdır. Türkiye'nin en temel sorununu koşullar uygun hale geldiği halde neden çözmedin denilmelidir. Herkes de AKP'den bu yılların ve sadece ekonomik rant peşinde koşma politikasının hesabını sormalıdır. Yoksa demagojileri devam eder.

Kürt sorununun çözümü önündeki engel AKP’dir. Kürt Özgürlük Hareketi ve halkı derhal çözüm istemektedir. Dünyada Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı kadar sorumlu davranan ve makul yaklaşan başka bir muhatap bulunamaz. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi çözüm istemiyor sözleri bir safsatadır. Yıllarca Oslo’da görüşme yaptın, her gün ve her sıkıştığında  Kandil’e başvuruyorsun, ondan sonra Kandil engel diyorsun. Kandil engelse sen yıllardır neden çözümden söz ediyorsun, süreç iyi gidiyor diyorsun? Kürt Özgürlük Hareketi dışında bir çözüm muhatabı var mı? Kürt Halk Önderi de Kürt Özgürlük Hareketi’yle aynı muhataplığın farklı ayaklarıdır. Bu nedenle Kürt Halk Önderi iyi, Kandil kötü demagojisi boş bir söylemdir. Kandil “İmralı baş müzakerecidir” dediği için İmralı’daki görüşmeler herkes tarafından dikkatle takip edilmektedir. Bugüne kadar çözüm süreci iyi gidiyor demagojisi yapmasına imkan ve fırsat veren de Kürt Özgürlük Hareketi'nin sabırlı ve makul davranmasıdır.

AKP hükümeti tarafından var olmuş bir süreç olmadığı için adım atma zorunluluğuyla karşılaşınca süreç şundan dolayı bitiyor diyerek yüzünü saklamaya çalışıyor. Buna Türkiye'de çirkeflik ve şirretlik denilmektedir. Şu anda AKP sözcülerinin tutumu tam da şirretliktir.

Süreç sonlandırılırmış! Başlamadı ki! Kürt Özgürlük Hareketi'nin hiçbir adımına karşılık verilmedi ki sonlandırılsın! Sadece çözüm sürecine girmeyen mevcut konumunu meşru ve legal hale getiriyorsun. Bu nedenle hükümetin bu yaklaşımı esas gerçeğinin ne olduğunu gösterdiği için hayırlı olmuştur. Her işte bir hayır vardır sözü tam da AKP'nin bu tutumuna denk düşmektedir. Gerçeklerin açığa çıkması gerçek anlamda bir çözüm ve demokratikleşme için daha değerlidir.

Bir çözüm süreci olmaz, İmralı görüşmeleri biter derken oyalama yapamadığından, kandıramadığından çözüm isteyen ve bunun için mücadele edenlere karşı savaş yürüteceğini ilan etmektedir. Bu, şimdiye kadar yürüttüğü savaşı açık ve daha şiddetli hale getirme söylemidir. Kürt halkı oyalama ve boyun eğmeyi kabul etmeyeceğine ve buna karşı mücadele edeceğine göre Türk devletinin saldırıları artarak devam edecektir. Asayiş sağlayacağız derken, Kürt sorununun çözümünü isteyen ve bunun için mücadele edenleri ezeceğiz ve bastıracağız demektedir. Kürt halkı bu tehdidi on yıllardır duymaktadır. Buna karşı da mücadelesini vermiştir. Bundan sonra da verecektir. Teslim olmayacağına göre önümüzdeki dönem mücadelenin yükselmesi biçiminde gerçekleşecektir.

Belki değinmeye değmez, ama Orhan Miroğlu için de bir şeyler söyleyeceğim. Herhalde uşaklık, işbirlikçilik, yalakalık ve ihanete örnek verilecek bir kişiliktir. Benzer kişilikte olan birkaç tane Kürt kökenli Türk daha vardır. Tek millet, tek vatan, tek bayrak ve tek devlet politikasının ürünü böyle yavşak kişilikler en başta da Türkiye'ye kötülük yapmaktadırlar. Gerçekleri söyleme yerine, hükümete yalakalıkla yavşaklık yaparak Kürt sorununun çözümsüz kalması ve çatışmaların sürmesinde rol oynamaktadırlar. Bu alçağa göre Kürtlerin varlığının anayasal ve yasal güvenceye kavuşması, anadilde eğitimin ve demokratik özerklik için mücadeleye gerek yokmuş. Silahlar hemen bırakılmalıymış. Bu düşkün ve fosil adam bilmeli ki, bu değerler için bin yıl da olsa silahlı mücadele sürer. Türk devletinin politikası kültürel soykırımdır. Bu talepler de kültürel soykırımın son bulması ve varlığını güvenceye almadır. Şu anda hala inkar ve imha politikasından vazgeçilmemiştir. Sen vazgeçilmiş diyebilirsin, Kürtleri kandırıp soykırım bıçağı altına sokmak isteyebilirsin, ama Kürt Özgürlük Hareketi kafasını uzatmaz ve mücadele verir. “Bir zamanlar beni ölümle tehdit ediyorlar” diyerek yaygara koparan bu adam bilmeli ki, sen zaten şimdiden ölmüşsün; fosil haline gelmişsin. Herhalde ölmüş ve fosil bir kişilikten söz edilecekse tam da bu adam için geçerlidir. AKP iktidarının arpalığından yemlenen bu adam, bu yemlerinin kesilmemesi için kültürel soykırımcılardan daha fazla toplumu aldatmaya çalışmaktadır.

Bu adam bir d eutanmadan Kürt Halk Önderi şöyle demiş, böyle demiş gibi yalanlar söylemektedir. Kürt Halk Önderi  demokratik özerklik bile istemiyormuş! İşte alçaklığın ne düzeye geldiğini bu sözle bile görebilirsiniz. Demokratik özerkliğin lafla gerçekleşmeyeceğini söyleyen; şöyle bir mücadele ve yolla gerçekleşeceğine vurgu yapan bir sözünü tersine çevirmek ancak böyle yalaka, yavşak ve fosil kişiliklerin işi olabilir. Bu fosil kişilik zem zem kuyusuna işeyen Arap gibidir. Bu gibilerin üstüne de halk işeyecektir. Ya canlısının üstüne ya da mezarına!

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): AKP  COZUM  SURECINE  GIRMEDI  KI  BITIRMEKTEN  SOZ  ETSIN    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.