KOBANİ DENKLEMİNDE ULUSLARARASI POLİTİKALAR
Politik Analiz / 29 Ekim 2014 Çarşamba Saat 13:38
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto



Mezopotamya coğrafyası, tarihteki neredeyse tüm stratejik nitelikteki değişim ve dönüşümlerin mayalandığı ve vücut bulduğu bir mekan olmuştur. Bölgenin tarihi, sosyal, kültürel, coğrafik ve ekonomik özellikleri, sürekli böylesi bir potansiyeli içerisinde barındırmasını da beraberinde getiriyor. Şimdi de benzer bir süreçten geçiyoruz. Yine yoğun ideolojik, siyasi, sosyal, dini ve mezhepsel çelişki ve çatışmaların yaşandığı bu süreç aynı biçimde yoğun gelişmelere de gebe görünmektedir.

Bu sürecin en çok konuşulan ve yazılıp çizileni PKK ve DAİŞ’tir. DAİŞ adeta tüm bu çelişki ve çatışmaların doğurduğu ve toplumların başına bela ettiği politik bir ur ya da kanser iken PKK ise öteden beri ortaya koyduğu pratiğiyle bu kaos durumunu demokratik topluma evriltmeye çalışan bir mücadelenin sahibi oldu. Bugün her iki gücün kıyasıya savaşması tesadüf olmasa gerek. Elbette perde önünde ve bir vekalet unsuru olarak ortaya çıkarılan DAİŞ’in perde gerisi güçleri esas olarak bu uğursuz ve olumsuz unsuru elinde tutan odaklar olmaktadır.

Uluslararası Güçler TC’ye DAİŞ Konusunda Netleşmeyi Dayatmaktadırlar

Bu odaklardan biri de Türkiye devletidir. DAİŞ’e kirli özünü veren ve öteden beri bir manipülasyon iktidarı olan TC, bu durumunu örtbas etmek için kendince PKK ile DAİŞ’i aynılaştırma söylemlerine başvursa da uluslararası medyada alay konusu ve keskin eleştirilerin hedefi olmaktan kendisini kurtaramadı. DAİŞ’i arkalayan politikası ve pratiği gün gibi ortadayken çok kaba bir inkar içerisine girmesi ise siyasi ve diplomatik bir kötürüm hali olarak adlandırılabilir. Türk devleti mevcut politikalarını fazla sürdürebilecek durumda değildir. Çünkü uluslararası güçler kendi eserleri olan ve şimdi kendilerine dönen DAİŞ konusunda bir ittifaka giderken TC, ısrarla bunun dışında kalmaya çabalamaktadır. Fakat bu derece geniş ve kapsamlı bir ittifak oluşturulmuşken ve bu ABD-NATO öncülüğünde yapılıyorken, NATO’nun bir üyesi olan TC’nin bu siyasetinde daha fazla diretmesi kendisi için büyük risk anlamına gelmektedir. Bunun farkında olan TC ve AKP, tıpkı sözde çözüm sürecinde olduğu gibi kısmi ve biçimsel adımlarla söz konusu güçleri oyalayabileceğini düşünmektedir. Ama her iki süreçte de, bu siyasetinde ısrar ettikçe önüne çıkacak faturanın ağırlığının ya farkında değildir ya da bunu göze almaktadır. TC’nin DAİŞ konusundaki bu ısrarının esas nedeni; genelde git gide daha da yakıcı bir tarzda birleşmeye ve bütünleşmeye giden Kürt ve Kürdistan olgusu iken özelde ise güncel olarak bu olgunun odaklandığı Rojava gerçekliğidir. Bülent Arınç bu durumu, Kobanê konusundaki bir söyleminde “kanton kurmuşlar, devletleşmeye gidiyorlar” diyerek itiraf etti. Türkiye’nin diğer bir kaygısı ise tutumunu söz konusu ittifaktan yana netleştirmesi halinde, bu derece ölçüsüzce kullandığı DAİŞ’in kendisine yöneleceğidir. Zaten DAİŞ’in Türkiye’de azımsanmayacak oranda bir potansiyelinin ve hatta uyuyan hücrelerinin olduğu da sır değildir. Bu durum 90’lı yıllardaki Hizbul- Kontrayı anımsatmaktadır. Zaten son Kobanê serhildanlarında DAİŞ ile bu kontra gücünün özdeş olduğu tüm netliğiyle bir kez daha görüldü. Özcesi TC bu tutumunu fazla sürdüremeyeceği gibi ileride, Bosna Hersek ve benzeri örneklerde görüldüğü gibi DAİŞ konusunda olası bir savaş suçları mahkemesinde yargılanmaktan da yakasını kurtaramayacaktır. Çünkü bu yönlü çok kirli bir pratiğin sahibidir. Bu pratiğini, Esat karşıtlığıyla ve onun kirli pratiğini gündemleştirerek örtbas etme gayretindedir. TC bu yönüyle Mezopotamya coğrafyasında adeta ateşle oynamakta ve şimdi de iki ateşin yakıcılığıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Uzak olmayan bir vadede Erdoğan’ın Hüsnü Mübarek durumuna düşürülmesi uzak bir ihtimal olarak görülmemelidir. Nitekim içerisine girdiği ruh hali ve dikta duruşu esasında onun gidişatını göstermektedir.

TC’nin sadece DAİŞ ile değil, Suriye içinde ki birçok grup ve Irak’ta ki Baas kalıntılarıyla da sıkı ilişkileri söz konusu ve bunlar üzerinde etkisi söz konusu olduğunu düşünüyoruz.  Suriye’de gelen bir milyondan fazla mülteci kesim içinde TC istihbaratı iyi bir çalışma yürütmüş bunlar içinde devşirdiği kişiler aracılığı ile Suriye topraklarında ki tüm gruplarla bir biçimi ile ilişki içine girdi. Türkiye’nin ABD ve NATO’ya DAİŞ karşıtı oluşturulan ittifaka girmem için başta şartlarımı kabul etmen gerekiyor dayatmasında bulunmasının temelinde bu gruplar üzerinde ki etkin gücünü kullanmaktadır. TC, “karada etkin olan tek güç benim ve onun için bana ihtiyacınız vardır” demektedir. Bu durumu kabul etmek ABD’nin TC’nin yedeğine düşmesi demektir. ABD için bunun tek alternatifi ise Kürt güçleridir.

Onun için Kobani’ye, arka sıra diğer kantonlara yönelerek bu alternatifi ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Kobani konseptinin arkasında böyle bir durumun olduğu anlaşılmaktadır. TC mevcut durumda bu kartı elinde sıkı tutmak için Suriye içinde ki gruplar arasında DAİŞ’e katılmaları konusunda buluculuk yapmaktadır.  Alınan bilgilere göre El-Nusra, Ehrel Şam, DAİŞ arasında görüşmeler söz konusudur.  Yine TC’nin İslami cephe ile DAİŞ arasında ara buluculuk yaptığı söylenmektedir.  TC elinde geldiğince ABD öncülüğünde DAİŞ karşıtı oluşan bu ittifakı boşa çıkarmak için çaba içindedir. TC bu durumda iken Kuzey’de çözüm sürecinde adım atması mümkün görünmemektedir.

Terbiye ve Sistem İçileştirme Harekatı

PKK’nin, sözde terör örgütleri listesinden çıkarılması ile Rojava’ya insani ve askeri yardım tartışmaları ve üst düzey devlet adamlarının olumlu açıklamalarıyla diplomatik sahadaki yeni açılımlar bu sürecin sonucu olarak gelişmektedir. Bu durum uluslararası alanda önemli politik imkanların yolunu açarken paralelinde ise başat uluslararası güçlerce bir “içselleştirme” ya da “sistem içileştirme” gizli ajandasının devreye konulmaya çalışıldığı da fark edilmektedir. Bu tutuma yoğun bir manipülasyon faaliyeti de eşlik etmektedir. Deyim yerindeyse bir havuç-sopa politikası güdülmektedir. Bu en çarpıcı tarzda Kobanê’de DAİŞ’e dönük hava saldırılarında görüldü. Koalisyon güçleri bu yönlü neredeyse milimlik hesaplarla hareket ediyorlar. Öncelikle çeteler şehre giriş yapmayana kadar ciddi bir yönelim gerçekleştirilmedi. Bu aslında kendi vekaletleriyle hareket eden DAİŞ çeteleri yoluyla bir tür “terbiye etme” stratejisidir. DAİŞ’in öncülü olan El Kaide’yi Afganistan’da dizayn eden ABD ve bu konuda ona temel anlamda destek veren DAİŞ’in fikirsel anayurdu ve temel destekçilerinden olan Suudi’nin şimdi hava saldırılarında bulunmaları bu durumun fotoğrafı olmaktadır. Bilindiği üzere geçen yüzyılda nice devrimci örgüt bu “terbiye” mekanizmasına tabi tutuldu. Neticede bazıları ya tasfiye edildi ya da kapitalist modernite sistemine içselleştirildi. Şimdi içerisine girilen yeni süreçte aynı durum PKK içinde uygulanmaya çalışılmaktadır. Bu yönlü Kobanê adeta bir laboratuvar olarak ele alınmaktadır. Şu denmek istenmektedir: “DAİŞ sizi yutacak, bunu engelleyecek teknik bizde, eğer bizim cepheye dahil olursanız biz de tekniki destekle yutulmanızı önleyebiliriz”  Aslında aynı stratejiyi TC ve KDP de kendi imkan ve çaplarıyla PKK’ye dönük yürütmektedirler.

Burada bir ikilem daha öne çıkmaktadır. “Teknik” mi, “irade” mi? Bu ikilemi çözecek can alıcı soru budur. Elbette iradeli bir tutumun sonuçları olan bilinç, örgütlülük, yaratıcılık, öngörü ve benzeri özelliklerin hakkı verilirse modernist güçlerce neredeyse “tanrı” düzeyine çıkarılan tekniğin öyle hiç de belirleyici olmadığı, olmayacağı görülecektir. Aslında “tanrısallık”, “iradeli” insanın özelliğidir. Gerçek anlamda Apocu kişiliğin temel özelliği de budur. Kobanê yapısı bunu belli düzeyde ve özellikle de fedailik anlamında görkemli tarzda ortaya koydu. 

 Cephesel Stratejiden Sızma Stratejisine

Bu süreçteki önemli gelişmelerden biri de Kürt cephesinde özellikle de Başur-Rojava hattında yaşanan boyutlanmadır. Her şeyden önce şu bir gerçek ki ABD ve diğer Batılı güçler salt Arap iktidarlarına dayanarak Mezopotamya’daki çıkarlarını gerçekleştirme konusunda hedeflerine ulaşamayacaklarını algıladılar. Bu net olarak Suriye savaşında görüldü. Kontrollerinden çıkan DAİŞ konusunda da aynı durum geçerli olmaktadır. Bu yüzden de Kürt güçleri üzerinden bir stratejiye yönelmektedirler. Kürt güçlerine de Başur iktidarı üzerinden ulaşmayı gütmektedirler. Barzani’nin ikide bir Rojava konusunda “uluslararası meşruiyet ve diplomasi anahtarının” kendisinde olduğunu dile getirmesi bunun sonucudur. Nitekim ABD’nin ilk kez resmi ve açık olarak ulusal güvenlik danışmanları üzerinden Duhok’ta PYD ile direk temas kurması da bu yaklaşımın yansımasıdır. Bu aslında KDP üzerinden PYD ve YPG’nin gücünü ve dinamizmini yedekleme ve kendi çıkarlarına kanalize etme girişimidir. KDP’nin “anormal” denebilecek bir tarzda, tümüyle alttan alan yumuşak bir üslupla ve tavizkar bir görünümle tekrardan ENKS ile TEV-DEM arasında görüşme talep etmesi bununla ilintilidir. Duhok’ta ki görüşmelerde amaç eskisi gibi cephesel değil de taviz veriyormuş gibi yaparak içe sızmadır. Bu görüşmelerin Kobanê’de ki savaşın en hassas evresine denk getirilmesi de amaçlıdır. Hava saldırıları düzenleyen ABD yetkililerinin ikide bir “DAİŞ’e şu kadar saldırı oldu, şu kadar kayıp verdirildi ama hala kaygılıyız, Kobanê’nin hala düşme ihtimali var” demesi de havuç sopa politikasının Kobanê ve Duhok’ta eş zamanlı yürütüldüğünü göstermektedir. Başur parlamentosunun ağza bir parmak bal çalarcasına Rojava ile ilişkilenme ve destek gibi muğlak bir karar alması da bunu tamamlayıcı nitelikte bir girişimdir. KDP Kobanê’de ki durumu kendince zaaf olarak algılamakta ve bunu Rojava’ya dönük bir strateji değişikliğiyle değerlendirmek istemektedir. Eğer Duhok’ta en az düzeyde dahi olsa Rojava’ya giriş imkanı elde edebilirse bunu zamanla genişletmeyi hedefleyecektir.

Sonuç;

1)         TC’nin Kobanê üzerinden Rojava Kantonlarını düşürme, pusuda bekleyen KDP’nin buraları ele geçirme ve Batılı ülkeler ile onların eksenindeki bölge iktidarlarının Rojava’yı kendi sistemlerine eklemleme amaçları hala devrededir. 

 

2)         Son süreçte tali plana düşmüş gibi görünseler de Suriye ve İran’ın da tehlike potansiyeli hala sürmektedir. Bu iki devlet kantonları kabul etmemektedir.

 

3)         DAİŞ mevcut durumda Cizire Kantonu üzerine yoğunlaşmakta ve Kobani’ye yönelik yapmış olduğu saldırı gibi bu saha üzerinde de düşünmektedir.

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): KOBANI  DENKLEMINDE  ULUSLARARASI  POLITIKALAR  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.