KİM PANİK ATAK İÇİNDE?
Makaleler / 29 Ekim 2014 Çarşamba Saat 13:36
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto


AKP hükümeti Kürt halkının iradesini ve siyasi gücünü her gördüğünde saldırganlaşıyor. Karşısında güçlü ve iradeli Kürt görmek istemiyor. Birincisi, egemenlik kompleksini bırakmak istemiyorlar. İkincisi, örgütlü ve güçlü Kürt’e kendi politikalarını kabul ettiremeyeceklerini bildiklerinden Kürt’ü zayıflatmak için saldırıya geçiyorlar.

2009 14 Nisan’ında siyasi soykırım operasyonları da bu mantıkla yapılmıştı. Halbuki 2009 29 Mart seçimleri öncesi ilk defa 3-4 aylık fiili bir ateşkes yaşanmıştı. Seçim öncesi ordu ve polis hiçbir hareketlilik içine girmemişti. Ancak 29 Mart seçimlerinde Kürt demokratik hareketi güçlü çıkınca bu halka düşündükleri Kürt politikasını kabul ettiremeyeceklerini gördüklerinden halkın örgütlülüğünü dağıtmak ve zayıf düşürmek için 14 Nisan siyasi soykırım operasyonlarını yapmışlardır. 6-7 ay sonra Kürt Halk Önderinin çağrısı üzerine Habur üzerinden Kuzey Kürdistan'a geçiş yapan demokratik çözüm ve barış grubunu halk milyonlarla karşılayınca, AKP iktidarı yine ürkmüştür. Böyle bir halka kendi düşündükleri Kürt politikalarını kabul ettiremeyeceklerini anlayınca 14 Nisan’da başlattıkları siyasi soykırım operasyonlarını daha da hızlandırmışlardır. Çünkü onlar örgütsüz ve zayıf Kürt toplumu istemektedirler.

10-15 gündür yoğunlaştırılan siyasi soykırım operasyonları da aynı mantıkla yapılmaktadır. 6-7-8 Ekim’de halkın görkemli biçimde ayağa kalkması AKP'nin tüm hesaplarını bozmuştur. AKP, özel savaşla, psikolojik harekatla Kürt’ü güçsüz düşürüp kendi düşündüğü bireysel haklara dayalı Kürt çözümünü kabul ettirmeyi hesaplıyordu. Ancak Kürt halkının her yerde hükümeti sarsıcı biçimde ayağa kalkması ve toplumsal gücünü göstermesi, AKP'nin düşündüğü bir çözümü kabul ettiremeyeceğini ortaya koydu. Bu durum AKP'yi çok öfkelendirmiştir. Derhal özel savaş yönetimi toplanmış, ayağa kalkan bu halkın iradesi nasıl kırılır; nasıl terbiye edilir konusunu tartışmışlardır. Siyasi soykırım operasyonlarının yapılması da sert açıklamalarda bulunulması da bunun sonucudur. Aslında AKP’li bakanların Kürt Özgürlük Hareketi için söyledikleri “Panik atak” durumu tam da AKP hükümetinin tutumuna denk düşmektedir.

Bu hükümete 7-8 yıl tek taraflı ateşkes ve çatışmasızlık ortamında demokratik siyasal çözüm fırsatı tanınmış, ama AKP hükümeti bu yılları oyalama ve aldatmayla harcamıştır; Türkiye halklarına karşı sorumsuz yaklaşmıştır. AKP hükümeti bu yılları çarçur eden sorumsuz tutumunun hesabını vereceğine, hem suçlu hem güçlü deyiminde olduğu gibi başkalarını suçlamaktadır. Bir çözüm süreci varsa o zaman çözüm için adım atılır. Eğer çözüm için hiçbir adım atılmamışsa o zaman çözüm süreci de yoktur. Ya da gerçekte olmayan, ama lafta ve sanal olarak varlığından söz edilen bir süreç vardır.

Bülent Arınç “Çözüm sürecine mahkum değiliz” diyor. Aslında bu yaklaşım kendileri açısından bir çözüm süreci olmadığının itirafıdır. Kürt sorunu gibi bir sorunda eğer çözüm zihniyeti bulunsaydı ve bir çözüm süreci olsaydı Bülent Arınç’ın ağzından bu tür laflar kolay çıkmazdı. Zaten bir çözüm süreci olmadığı için çatışma etkenleri ortadan kalkmamaktadır. Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi AKP hükümetini bir çözüm sürecine sokmak istiyor. Ama AKP ısrarla böyle bir sürece girmiyor; çözümün gerektirdiği adımları atmıyor. Böyle olunca Rojava Devrimi düşmanlığı yapıyor, DAİŞ’le birlikte Kobanê’yi düşürmek istiyor, her yerde Kürt Özgürlük Hareketi düşmanlığı yapıyor.

Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi Türkiye halklarına duyduğu sorumluluk gereği AKP hükümetinin tahriklerine rağmen yıllarca çatışmasızlık sağlamış ve hükümeti ısrarla bir çözüm süreci içine sokmaya çalışmıştır. Ancak AKP’li bakanların son tutumlarında da görüldüğü gibi bir türlü böyle bir süreç için gerekli adımları atmamışlar ve sürecin ruhuna uygun bir dil ve üslup kullanmamışlardır.

Bülent Arınç hiç merak etmesin! Kürt Özgürlük Hareketi'nin AKP ile yaptığı bir sözleşme yoktur. Kendileri Kürt Özgürlük Hareketi'ni bağlayacak hiçbir adım atmamışlardır. Kürt Özgürlük Hareketi AKP'nin ne minnetine ne de herhangi bir şeyine muhtaçtır. Biz AKP'yi bir süreç içine sokmak istedik, ama girmediler ve girmeyeceklerini söylüyorlar. Bu durumda tabii ki Kürt Özgürlük Hareketi'nin Kürt sorununun çözümü açısından eli kolu bağlı değildir. Başka imkanları vardır. İmkanları her geçen gün daha fazla da artmaktadır. Kürt halkı zaten AKP'nin çözümsüz politikalarına tepkisini en sert biçimde ortaya koymuştur. Kürt halkı bu iradesini çözümü getirecek bir mücadele gücü olarak da ortaya koyar. Zaten yıllardır fırsat tanınmasına rağmen demokratik çözüm için adım atılmıyorsa tabii ki Kürt Özgürlük Hareketi'nin başka yollarla çözümü sağlama hakkı da vardır, meşruiyeti de!

Asker ve gerilla aynı görülemez diyorlar. Bu, laf mıdır? Sen gerillayı farklı görebilirsin; ama Kürt halkı evlatları olan gerillayı özgürlük fedaileri ve kutsalları olarak gördüğünü her gün meydanlarda haykırıyor. Halk böyle görürse bu halkın temsilcileri de farklı göremez. Bu nedenle Kürt siyasetçilerine bu yönlü baskı ve dayatmalarda bulunmak siyasi ahlaksızlıktır. Kaldı ki bir sorun var ki görüşme yapıyorsun, diyalog kuruyorsun. Otuz yıllık bir savaş var, sen şöyle görürsün ya da görmezsin dayatmasında bulunmak, böyle bir sorunu görmezlikten gelmektir. Bu halk gerillayı meşru savunma gücü, ordu ve polisi de çözüm olmadığı müddetçe bir işgal gücü olarak görecektir. Eğer bu durumu değiştirmek istiyorsanız Kürt sorununu çözersiniz. Kürt sorunu çözülürse halkın asker ve polise bakışı da farklılaşır. Yoksa ahlaksızca dayatmalarla ve demagojilerle bir yere varılamaz. Böyle demagoji yaparsan o zaman size “ne diye diyalog yapıyorsun, ne diye bu-şu sorunu çözmekten söz ediyorsun” derler.

Cemil Bayık

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): KIM  PANIK  ATAK  ICINDE    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.