KOBANÊ DİRENİŞİ, ÖZGÜRLÜK, DEMOKRASİ VE SOSYALİZM MÜCADELESİNDE YENİ BİR DÖNEM BAŞLATMIŞTIR
Makaleler / 29 Ekim 2014 Çarşamba Saat 13:30
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto


Tarihte Ortadoğu'da kim hakim olmuşsa o dünya imparatorluğu olma yolunda ilerlemiştir. Tarihte Ortadoğu'ya hakim olunmadan ya da Ortadoğu'da belli düzeyde belli bir güce ulaşmadan dünya siyasetinde etkili olunmamıştır. Kuşkusuz dünyanın başka önemli bölgeleri vardır; ama Ortadoğu önemini her zaman korumuştur. Günümüzde de Ortadoğu'da hakimiyet savaşları sürmektedir. Son 20-30 yıl bile bu gerçeği ortaya koymaktadır. ABD büyük müdahalelerini Afganistan ve Irak'a yapmış, ama başarılı olamamıştır. Şu andaki Irak’ın durumu bile bu gerçeği ortaya koymaktadır.

Ortadoğu'da halkların hem emperyalist güçleri, hem bölgenin despotik statükocu güçlerine karşı ayaklanması, doğru bir öncülük olmadığından alternatif bir hareket ortaya çıkaramamıştır. Bu durumdan hem kapitalist modernist güçler, hem de yaşanan otorite boşluğundan güç olmak isteyen İslam maskeli yeni iktidarcı devletçi güç odakları yararlanmak istemiştir. İki yüzyıllık kapitalist modernist sistemin kurduğu dengeler dağılırken, sorunları yaratan modernist güçlerin bölgede çözüm gücü olmaları mümkün değildir. İşbirlikçi İslam projesi de büyük oranda çökmüştür. İşbirlikçi ajan İslam da kabullenilmemektedir. İslam’ı yeni bir iktidar aracı olarak kullanmak isteyenler belli bir güç olmaya çalışsalar de onlar da esas olarak toplumlar tarafından kabul görmemektedirler. Zaten iktidar amacı peşinde koştuklarından her güç tarafından kullanılmaya uygundurlar.

Şu anda Ortadoğu'da eski statükocu güçler bir türlü hakimiyet ve istikrarlı bir siyasi durum yaratamıyorlar. Sorunları ağırlaştırmaktan başka bir rol oynayamıyorlar. İslami söylemle siyasi boşluklardan yararlanıp güç olmak isteyenler de ne halkların ne de dış güçlerin kabul edeceği bir konumdadırlar. IŞİD bunun en somut ifadesidir.

IŞİD, kapitalist modernitenin gübreliğinde yetişmiştir. Kapitalist modernitenin iki yüzyıl içinde Ortadoğu'yu getirdiği durum ortadadır. Ortadoğu'da yaşanan kaos kapitalist modernitenin eseridir. Ortadoğu'nun siyasi, toplumsal, kültürel ve ekonomik dengelerini bozmuştur. I. Dünya Savaşı sonrası çizilen sınırlar ulusların, halkların, toplumların ihtiyacına göre şekillenmemiştir. Milliyetçi, ulus-devlet şovenizmiyle kurulan devletler ulusların ihtiyacını bile karşılamamıştır. Ortadoğu'nun en kadim halkları olan Kürtlerin ve Arapların bölünmesi buna örnektir. Hem uluslar parçalanmış hem de birbirine düşman edilmiştir. Bugüne kadar da bu yapılanma üzerinden Ortadoğu'da hakimiyet kurulmuştur.

20. yüzyılın sonuna kadar üzerinde hakimiyet kurulan siyasal yapılanma, özellikle Sovyetlerin dağılmasından sonra kapitalist modernist sistemin de ihtiyaçlarını karşılamamıştır. Kapitalist sistemin sermayenin serbest ve güvenli dolaşımı ve tüketim toplumunun derinleştirilmesi konusunda farklı işbirlikçi model arayışları ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Büyük Ortadoğu Projesiyle yeniden dizayn edilmek istenmiştir. Ancak yakın zamana kadarki tüm müdahaleler sonuçsuz kalmıştır. Suriye'de Baas rejimi yıkılmak istenmiş, ama alternatif yaratılamamıştır. Libya’da da durum kontrolden çıkmıştır. Irak'ta da bir türlü istikrar kurulamamıştır. Bunun üzerine IŞİD kullanılarak, IŞİD'in büyümesine göz yumularak Irak ve Suriye’de belli parçalara bölünme temelinde kontrol edilecek yeni dengeler oluşturulup hem bu ülkeler, hem de Ortadoğu daha kolay yönetilir hale getirilmek istenmiştir. Sistemin bu yeni politikası karşısında Suriye Baas rejimi de IŞİD tehdidini göstererek kendini ayakta tutmaya çalışmıştır. Türkiye IŞİD üzerinden Sünni bir eksen yaratıp bölgede etkili olmak istemiştir. KDP, IŞİD Rojava Devrimini yıksın, bunun üzerine ben oturayım diye düşünmüş, IŞİD’in Rojava Devrimi düşmanlığından hoşlanmış, hatta tercih etmiştir. Türkiye ve KDP Musul’un ele geçirilmesi sonrasına kadar IŞİD’i ortak düşman Maliki yönetimine karşı kullanmışlardır. Özcesi Kürt Halk Önderinin belirttiği gibi bölgesel ve uluslararası güçlerin ortak fahişesi olarak herkes tarafından kullanılmıştır. Ancak sonuçta herkesin kucağında büyüyen IŞİD, Türkiye dışında herkesin çıkarını tehdit eder duruma gelmiştir.

Musul’dan sonra başta Şengal olmak üzere tüm Güney Kürdistan'a yönelmesi, Irak’ın birçok alanını ele geçirmesi, Suriye'de birçok yeri ardı sıra düşürmesi ardından Rojava Devrimi ve Kobanê’ye yönelmesi, IŞİD'in durdurulması gereken bir güç olduğu konusunda Türkiye dışında her güç fikir birliği içine girmiştir. IŞİD, Arap dünyasındaki büyük karamsarlık ve çözümsüzlük ortamında insan gücünü fazlasıyla bulmuş, Irak ve Suriye devletlerinin silahlarına da el koyarak kendisini İslam dünyasının halife devleti ilan etmiştir.

Türkiye'nin IŞİD ile ittifakını açık ve dolaylı sürdürmesi, Kürt düşmanlığında birleşmeleri sonucudur. Türk devleti için tüm Kürt düşmanları Türkiye'nin ittifakıdır ya da Türkiye her Kürt düşmanı ile buluşmaktadır. Türk devletinin Kürt sorununu çözme politikası olmadığı müddetçe bu politikayı sürdürecektir.

IŞİD karşısında Rojava Devrimini bulmuştur. Güney Kürdistan'a saldırdığında da yine karşısında Kürt Özgürlük Hareketi'ni bulmuştur. Şengal’e, Maxmur ve Hewler’e yöneldiğinde, Kerkük ve diğer alanlarda gerillaları karşısında bulmuştur. Öte yandan Kürt Özgürlük Hareketi Ortadoğu'da önüne çıkacak tek ideolojik ve siyasi projedir. Demokratik ulus projesiyle tüm halklar için çekim gücü haline gelmiştir. Ortadoğu kaosundan hem kapitalist modernist, hem statükocu güçler, hem de İslam’ı yeni bir iktidar gücü olarak kullanmak isteyen IŞİD gibi güçlerin halk düşmanı politikaları karşısında duracak tek proje Kürt Özgürlük Hareketi'ne aittir. IŞİD bunu da görünce Özgürlük Hareketi düşmanı olan Türkiye ile birlikte Rojava Devrimini yıkmada ortaklaşmışlardır. Kobanê saldırısının konsolosluk rehinelerinin bırakılacağı günlere denk gelmesi de bununla ilgilidir.

IŞİD’i Kobanê’ye saldırtan güçlerin başında da Türkiye gelmektedir. Başka güçlerin de IŞİD’i buraya yönlendirmesi ihtimali vardır. Zaten IŞİD’i kullananlar, IŞİD’i frenlemek için de en dinamik gücün Kürtler olduğunun farkındadırlar. Ortadoğu'da her türlü çirkin politika ve oyunlar bilindiğinden bu da ihtimal dahilindedir. Ama Kürtlere IŞİD'i esas saldırtanın Türkiye olduğu tartışmasızdır. Türkiye hem Rojava Devrimini boğmak, hem de Kürt Özgürlük Hareketi'ni bu çatışma içinde yıpratmak ve bu temelde rahatlamak istemiştir. Bu açıdan IŞİD’in Türkiye adına bir vekalet savaşı yürüttüğü de kesindir. Rojava Devrimini yıkma hedefi olduğundan tabii ki bu saldırganlığa direnilecektir. Bu direnmeden birçok gücün de yararlanacağı ve yararlandığı kesindir. Irak, İran ve Suriye de bu güçlerin içindedir. Koalisyon güçleri zaten IŞİD'i hedeflediklerini açık ilan etmişlerdir.

IŞİD'in arkasında kim olursa olsun, IŞİD; karşı devrimci, faşist bir örgüttür. Halk düşmanı ve sorunları daha da ağırlaştıran karakteriyle Ortadoğu'daki kaos durumunu tam bir devrimci durum haline getirmiştir. Hatta var olan devrimci durumu daha da derinleştirmiş; ancak devrimci hamlelerle sonuç alınacak bir toplumsal, siyasal, kültürel ve ulusal durum yaratmıştır. Bu karakteriyle devrimle karşı devrimin hesaplaşacağı bir kördüğüm haline gelmiştir. Ya bu karşı devrim Ortadoğu halklarına faşist karanlık bir dönem yaşatacaktır ya da yenilgiye uğratılarak Ortadoğu'da özgürlük ve demokrasi çağının yaratılmasının tahrik edici müsebbibi olacaktır. Kapitalist modernite gübreliğinde yetiştiği için bu karşı devrim gücünün tasfiye edilmesi, kapitalist modernite gübreliğinden temizlenmesi anlamına gelecektir.

IŞİD faşist karakteriyle II. Dünya Savaşı öncesi olduğu gibi kendi dışındaki tüm siyasi güçlerin düşmanı haline gelmiştir. Herkes için tehlikelidir. Ancak bu tehlikeyi bertaraf edecek, bu güce karşı savaşacak yegane güç de Kürt Özgürlük Hareketi'nin merkezinde olduğu Kürt güçleridir. Bu bakımdan Kürt Özgürlük Hareketi ve bir bütün olarak Kürtler, II. Dünya Savaşında faşizme karşı direnen ve faşizmin yenilgisinde belirleyici role sahip olan Sovyetlerin konumundadırlar. Bu bakımdan ABD ve Avrupa ülkeleri IŞİD’e karşı koalisyon kursalar da IŞİD’e karşı savaşın merkezinde Kürt Özgürlük Hareketi vardır. O güçleri etrafında toplanmaya mecbur eden Kürt Özgürlük Hareketi'nin direnişidir. Bu açıdan Kobanê Direnişine Stalingrad benzetmesi yapılması mevcut durumda daha da anlamlı ve isabetli olmaktadır. IŞİD'e karşı mücadele ederken bazı hususlara özellikle dikkat etmek gerekmektedir. IŞİD'e karşı savaşırken ne İslam’ın Sünni mezhebine ne de Araplara karşı bir tutum alınıyormuş ve bu nedenle mücadele veriliyormuş gibi bir izlenim yaratmamak, çeşitli güçlerin yaratacağı bu tür provokasyonlara gelmemek gerekiyor. Öte yandan IŞİD'e karşı mücadeleyi sadece silahlı anlamda değil, ideolojik, politik ve kültürel alanda da yürütmek gerekmektedir. Bunun için de İslam’ın demokratik ve kültürel özüne sahiplenmek, bu değerleri demokratik sosyalizmin değerleri haline getirmek çok önemlidir. Ancak böyle bir yaklaşım içinde olunduğunda IŞİD'e karşı doğru ve sonuç alıcı bir mücadele verilebilir.

Kürt Özgürlük Hareketi'nin demokratik ulus modeli Rojava Devriminde somutlaşarak Ortadoğu kaosundan çıkışta en çözümleyici model olarak etkisini ortaya koymuştur. Bu açıdan tüm farklı inanç ve etnik toplulukların eşitlik, özgürlük ve demokrasi içinde yaşamasını sağlayacak bu model IŞİD’in saldırılarından sonra daha da önemli hale gelmiştir. Bu yönüyle IŞİD'e karşı mücadele, aynı zamanda bu model etrafında halkların direnişini ve birliğini de getirecek bir sonuç verecektir.

Eğer bugün Kobanê Direnişi tüm dünya halklarının gündemine oturmuşsa, başta Türkiye halkları olmak üzere bölgenin demokrasi güçlerinde heyecan yaratmışsa, bunu IŞİD'e karşı gösterdiği askeri direnişle açıklamak yetersiz kalır. Kuşkusuz Kobanê’de gösterilen askeri direniş kahramancadır, fedaicedir; hiçbir gücün gerçekleştiremeyeceği bir direniş gösterilmektedir. Bu da halkları IŞİD faşizmine ve her türlü gerici ve baskıcı güçlere karşı cesaretlendirmektedir. Ancak şu anda Kürt Özgürlük Hareketi'nin dünya halklarını etkilemesi ve gündemi belirlemesinin önemli nedeni siyasi düşüncesi ve farklı inanç, kültür ve kimliklere demokratik ve özgürlükçü yaklaşmasıdır.

Kürt Özgürlük Hareketi'nin Şengal’de büyük bir kahramanlıkla Êzıdilerin imdadına yetişmesi ve bir soykırımı önlemesi tüm dünyanın dikkatini çekmiş ve sempatiyle karşılanmıştır. Sadece Êzıdi Kürtlere değil, Şii Türkmenlere sahip çıkması, Şengal Êzıdilerinin olduğu kadar, Tel Affer Türkmenlerinin ve Ninova Asurilerinin de demokratik özerkliğini savunması Kürt Özgürlük Hareketi'nin siyasi zihniyeti ve demokratik karakterini ortaya koymuştur. Şengal’de gösterilen tutumla böyle bir tanınma sonrası büyük Kobanê Direnişi de gelişince Kürt Özgürlük Hareketi'nin YPG şahsında siyasi kimliği ve karakterinin daha fazla tartışılması ve dünya halklarının sevgi ve coşkuyla sahiplendiği bir hareket haline gelmesi durumu yaşanmıştır.

Kobanê’nin kısa sürede düşmesi hedeflenmişti. Öyle ki KDP'nin yayın organları Kobanê’nin kısa sürede düşmesinin peşmergelerin IŞİD karşısında kaçışının yarattığı Şengal utancını hafifleteceğini düşünüyorlardı. Kobanê’de direnip yaralanan komutanın bile kaçtığını söyleyerek niyet ve beklentilerini ortaya koyuyorlardı. Böylece PKK ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin kazandığı itibar yıkılacak, kendilerinin Kürdistan toplumunda zayıflayan imajlarları Kobanê yenilgisi üzerinden düzeltilecekti. Böyle bencil, dar ve basit çıkarcı yaklaşımlar gösterildi. Türkiye ise Kobanê’nin düşürülmesi ve Rojava Devriminin dağıtılması için IŞİD'i saldırtmıştı. Nitekim Tayyip Erdoğan “Kobanê düştü, düşecek” diyerek neredeyse zil takıp oynuyordu. Koalisyon güçleri de planlamalarını kısa sürede Kobanê’nin düşmesi üzerine kumuşlardı. Ancak Kobanê’nin kahramanları tüm bu beklentileri, hesapları ve planları altüst etti. Özellikle Türkiye'yi hayal kırıklığına uğrattı. Kobanê’nin düşeceği üzerine politikalarını belirleyen ve hesaplarını buna göre yapan Türkiye tam bir boşluğa düştü. Amiyane deyimle tam bir eşekten düşmüşe döndü. Müttefiki ve koalisyon ortaklarıyla karşı karşıya geldi.

Hesaplarını Kobanê kısa sürede düşsün, IŞİD güçlensin ve herkes bana muhtaç olsun üzerine yapan Türkiye, koalisyon güçlerinin politikalarını da boşa çıkarmaya çalışmıştır. Kürt karşıtlığı nedeniyle IŞİD’in kazanmasını istemesi, bunun üzerinden koalisyon güçlerine şantaj yapan ve politikalarını boşa çıkarma tutumunun görülmesi Türkiye'ye karşı uluslararası alanda tepkileri de arttırmıştır. Neredeyse Türkiye'ye yönelik bir tepki patlaması ortaya çıkmıştır. Bunu en somut olarak Batı basınında görmek mümkündür.

Kobanê Direnişi uzun sürdükçe Türkiye kendi kurduğu tuzağa düşmüş, battıkça batmıştır. IŞİD ise büyük darbeler yiyerek siyasi etkisini ve gücünü yitirmiştir. Bu öfkeyle Suriye’deki tüm gücünü Kobanê üzerine sürmüştür. IŞİD’in tüm gücü Kobanê barikatlarına çarpmış ve kırılmıştır. Daha şimdiden Kobanê kazanmış ve IŞİD yenilmiştir. IŞİD bunu görmenin çıldırışıyla hala her gün her yerden topladığı gücünü getirip Kobanê  barikatlarının üzerine sürmektedir.

Bu direniş Türkiye'deki devrimcileri, demokratları, kadınları, gençleri, emekçileri, aydınları, yazarları, tüm farklı inanç ve ezilen etnik toplulukları da Kobanê etrafında birleştirmiştir. Türkiye'de Kobanê etrafında demokrasi güçlerinin birliği gerçekleşmiştir. Ulusalcı, milliyetçi, bazı sol ya da sosyal faşistler dışında tüm sol demokratik güçler Kobanê Direnişine destek vermek için büyük çaba göstermişlerdir. Türkiye halkı ve demokrasi güçleri bu tutumlarıyla Kobanê Direnişine büyük bir moral destek olmuşlardır. Suruç sınırına gelmeleri, Kobanê’ye kadar gitmeleri, Türkiye'nin her yerinde Kobanê Direnişine destek gösterileri yapmaları çok önemlidir. Türkiye'de şimdiye kadar derin devlet, özel harp merkezi, JİTEM ve Kürt’ü soykırıma uğratmak isteyen tüm güçler Türkiye'nin demokrasi güçleriyle Kürt Özgürlük Hareketi arasında baraj kurmak istemişlerdi. Bunu da özellikle son otuz yılda önemli düzeyde başarmışlardı. Türkiye bugün hala özgür ve demokratik bir ülke haline gelmemişse, bunun en önemli nedeni, Türkiye demokrasi güçleriyle Kürt Özgürlük Hareketi arasında kurulan barikatlardır. Kuşkusuz bu durum, Kürt sorununun çözümünü de olumsuz etkilemiştir. Zaten bu baraj ve barikatlar Kürt sorununun çözümünü engellemek için kurulmuştur. İşte Kobanê Direnişi bu barikatı önemli oranda kırmıştır, aşmıştır. Bunun Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünde mutlaka olumlu sonuçları olacaktır.

Kobanê Direnişinin Türkiye halklarıyla, demokrasi güçleriyle Kürt halkının ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin buluşturması; özgür ve demokratik ortamda birlikte yaşamasını sağlamada büyük bir rolü olacaktır. Bunun çimentosu da Kobanê Direnişinde şehit düşen Suphi Nejat Ağırnaslı olacaktır. Suphi Nejat yoldaş da Türkiye halkıyla Kürt halkının mücadele birliğinin ortak vatanda, eşit, özgür ve demokratik yaşam iradesini Haki Karer ve Kemal Pir gibi güçlendirmiştir. Bu mücadele birliği, özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin yükseltmesini daha fazla sağlayarak sadece Türkiye halklarının değil, Ortadoğu halklarının özgür ve demokratik yaşam birliğinin gerekçesi ve sembolü olacaktır.

Kobanê Direnişi sadece Türkiye'nin sol ve demokrasi güçlerini değil, dünyanın tüm sol güçlerini de harekete geçirmiştir. Sadece sol demokratlar değil, tüm demokrasi güçleri, kadınlar, gençler, emekçiler ve aydınlar da Kobanê etrafında bir demokrasi cephesi kurmuşlardır. II. Dünya Savaşında yaratılan demokrasi cephesi, Kobanê Direnişi etrafında kurulmuştur. Kobanê Direnişi, Önder Apo'nun ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin ideolojik, teorik ve siyasi düşüncelerinin öğrenilmesine hizmet ettiği gibi, demokrasi güçlerinin mücadele potansiyelini açığa çıkarıp harekete geçirmiştir. Dünyada halkların, demokrasi güçlerinin ve aydınların Kobanê Direnişine destek olması bu direnişin direncini daha da arttırmıştır. Bu destekler ve Kobanê Direnişi etrafında halkların kalbinin atması kuşkusuz her türlü silah ve maddi destekten daha değerlidir. Halkların ve demokrasi güçlerinin bu desteği olmazsa silahı kullanacak yüksek moralli militanlık ve direniş gösterilemez. Kuşkusuz bu direniş ruhu Önder Apo çizgisindeki PKK militanlığında vardır. PKK direniş ruhu fedailiktir, en zor koşullarda direnme iradesidir. PKK zaten koşullar ne kadar zor olursa olsun, direnme, mücadele etme ve kazanmanın adıdır. PKK'nin mücadele tarzı ve felsefesi, hatta en önemli güç kaynağı “koşullar ne olursa olsun direnip başarma ruhudur”. En temel gücü budur. Bu olmadığında en güçlü silahları, parası ve her şeyi de olsa kaybeder. Çünkü Kürdistan'da başarmanın kanunu, zor koşullarda direnip başarmanın tarzı ve ruhudur. Bu, Kürdistan devriminin başarı ve kazanma kanunudur.

Ancak bölge ve dünya halklarının, sosyalistlerinin, devrimcilerinin, demokratlarının, aydınlarının desteği bu ruhu ve iradeyi daha da güçlendirmektedir. Nitekim Kobanê Direnişinin kahramanca sürmesinde bu desteğin payı da inkar edilemez büyüklükte olmuştur. Kürdistan Özgürlük Hareketi bunları unutmayacak, özgürlük, demokrasi ve sosyalizm çizgisini bu moral güce dayanarak koruyacak, geliştirecek ve daha fazla güçlendirecektir.

Kobanê Direnişinin tüm dünya sosyalistlerini, demokrasi güçlerini duyarlı hale getirmesi, Özgürlük Hareketi'nin sosyalist güçlerle ve demokrasi güçleriyle ilişki geliştirme ve ortak mücadele etme imkanlarını arttırmıştır. Kobanê Direnişinin yarattığı zemin üzerinden bu ilişkileri geliştirmek ve birbirine güç veren ilişki, birlik ve dayanışmayı geliştirmek mümkün hale gelmiştir. Halklar ve devrimci güçler arası yeni ilişki ve birlikler bu zemin üzerinden kurulabilir. Bu nedenle bu ilişkileri geliştirmek ve süreklileştirmek de Kobanê’de şehit düşen devrimcilerin anısına bağlılığın gereği ve sorumluluğu olacaktır.

Kobanê Direnişinin Özgürlük Hareketi'nin kırk yıllık mücadelesinin ve halkımızın yüz yıllık özlemi olan ulusal birlik ve ortak mücadele hedefini somut etkilemiş ve görünür hale getirmiştir. Kürdistan’ın dört parçası uluslararası komplodan sonra ilk defa bu düzeyde ayağa kalkmıştır. Komplonun yarattığı ortak ruh Kobanê direnişiyle yeni bir sıçrama yapmıştır. Kürt halkı Kobanê Direnişi etrafında yeni bir ruh, kimlik ve değerler manzumesi kazanmıştır. Kürt halkı kimliğini yeni değerlerle güçlendirmiş ve zenginleştirmiştir. Kürt ulusal karakterinde yeni bir gelişme yaşanmıştır. Kobanê Direnişi bu açıdan da anlamlı ve tarihsel değerdedir. Doğu Kürdistan halkının 1980’li yılların başındaki ayağa kalkıştan sonra ilk defa bu düzeyde ayağa kalkması, Kürt ulusal duygularının, ulusal birliğin ve demokratik ulus değerlerinin ne düzeye geldiğini de ortaya koymuştur. Kürt’ün dört parçada dirilişinin kanıtlanması olmuştur. Kürt’ün dört parçada özgür ve demokratik yaşamdaki ısrarlılığının kararlılığı herkes tarafından görülmüştür. Bu durum tüm Kürt düşmanlarını ürkütmüştür.  En fazla da kültürel soykırımcı Türk sömürgeciliğini ürkütmüştür.

Artık dört parçada bütündür. Sınırlar anlamsızlaşmış ve Kürdistan birleşmiştir. Kürtler bundan sonra sınırları sorun yapmadan her konuda birlik tutumlarını ortaya koyacaklardır. Yüz yıl önce dört parçaya bölünmelerinin yarattığı ruh hali ve düşünme tarzı Kobanê Direnişiyle yıkılmıştır. Bunun da en büyük kazanım olduğu açıktır. Güney Kürdistan'da var olan ilkel milliyetçi, sadece bir iki şehirde hegemonya  kurup ailesel, aşiretsel yaşamayı esas alan, petrol gelirleriyle bunu işbirlikçi burjuva yaşam biçimiyle sürdürmeyi düşünen yaklaşım ve politikalar da Güney Kürdistan halkının tutumuyla giderek aşılmaktadır. Bu yönüyle Güney Kürdistan'da da yeni bir ulusal demokratik ruh şekillenmektedir.

Rojava Devrimi ve Kobanê Direnişinde başta Avrupa'da olmak üzere yurtdışındaki Kürtler de önemli rol oynamışlardır. Hem süreklileşen gösterileriyle, hem yürüttükleri diplomasiyle Kobanê Direnişine önemli bir güç katmışlardır. Avrupa’daki halkımız 1990’lı yılların başında Türk devletinin yürüttüğü kirli savaşa karşı mücadeleye benzer düzeyde bir mücadeleyi de bu defa Kobanê Direnişine sahiplenerek göstermiştir. Avrupa’daki Kürt halkının, Kürdistan halkının Özgürlük Mücadelesi açısından ne kadar değerli olduğu, Kobanê Direnişine karşı duyarlılığı ve desteğiyle bir daha görülmüştür. Önder Apo'nun 5. Savunmasında Avrupa ve Rojava halklarını özel olarak anması ve selamlaması bugün daha anlamlı ve anlaşılır hale gelmiştir.

Kuzey Kürdistan ve Türkiye metropollerinde Kürdistan halkının ve Türkiye'nin demokrasi güçlerinin ayağa kalkışı, Kürdistan özgürlük tarihinin en büyük özgürlük serhıldanını gerçekleştirmesi, Kobanê Direnişi etrafında gelişen mücadelenin zirvesi olmuştur. Kürt halkı 7’den 70’e kadın-erkek ayağa kalkarak Kobanê’deki direnişi sahiplenmiştir. Kobanê-Suruç sınırında başlayan direniş tüm Kürdistan ve Türkiye'ye yayılarak tam bir ulusal ve demokratik ayaklanmaya dönüşmüştür. Serıhldan gerçek anlamda tüm Kuzey Kürdistan ve Türkiye'de boydan boya gelişmiştir. Kürt halkının gücü, özgür ve demokratik yaşamdaki ısrarı bir daha görülmüştür. Kürdistan'ın birçok şehri ve kasabası özgür Kürt’ün denetimine girmiştir. Halk şehirleri, kasabaları kontrolü altına almıştır. Kürt halkının özgürlük gücünün ne düzeyde, ne kuvvette olduğunu dost düşman herkes görmüştür. Kürt’ün yeni değerlerle güçlenmesi ve kendini daha üst düzeyde yeniden şekillendirmesi en fazla da Kuzey Kürdistan'da gerçekleşmiştir. 6-7 Ekim serhıldanları Kürt halkının Kürt sorununun çözümünde ne kadar ısrarlı ve kararlı olduğunu, Kürtlerin artık eski statüde tutulamayacağını başta Türkiye olmak üzere her siyasi güce göstermiştir. Kırk yıllık mücadelenin nasıl bir özgürlüğüne aşık Kürt halk gerçekliği yarattığını gözler önüne sermiştir. Serhıldanlar bu tutum ve gücüyle Önder Apo'nun demokratik siyasi çözüm çabalarına en büyük desteği sunmuştur. Demokratik çözüm çabalarını istismar eden, oyalama ve aldatma oyunu haline getiren AKP hükümetine de ciddi bir uyarı olmuştur. AKP'ye bu oyundan, bu politikadan vazgeç, bunun sonu yoktur, bu politikada ısrar edersen çok büyük kaybedersin mesajı verilmiştir.

Kuşkusuz serhıldan pratiğinin diğer boyutları konusunda ayrıca değerlendirmeler yapılabilir. Ancak sonuçlarının ve etkisinin muazzam olduğu tartışmasızdır. Bundan sonraki siyasal gelişmeleri fazlasıyla etkileyecektir. Serhıldanların ortaya çıkardığı ortam iyi değerlendirilir, örgütlendirilir ve süreklileşen etkili bir direniş çizgisi ortaya konulursa her alandaki kazanım ve gelişmeler de katlanarak artar. Bu serhıldanların Kobanê Direnişine verdiği büyük destek tartışmasızdır.

Kobanê Direnişi, Kuzey Kürdistan ve Türkiye'deki serhıldanlar Alevileri de derinden etkilemiştir. Kobanê Direnişi Alevileri de Özgürlük Hareketi etrafında toplamıştır. Alevilerin CHP ve devletten uzaklaşarak Kürt halkı ve Özgürlük Hareketiyle yakınlaşma süreci başlamıştır. Alevileri Kürt Özgürlük Hareketi’nden uzak tutma, hatta karşıt hale getirme çabaları iflas ettirilmiştir. Bu da Aleviler açısından çok önemli gelişmeler ortaya çıkaracaktır. Hem kendi kafaları ve ayaklarındaki prangaları parçalayacak, hem daha doğru politika ve örgütlenme içine girmelerini sağlayacak, hem de demokrasi mücadelesinde daha etkin olmalarını getirecektir. Bu gerçeğin de görülerek Alevilerle ilgili politikaların daha da geliştirilmesi, Alevi kurumlarıyla ilişkilerin süreklileşmesi önemlidir. Alevi toplumunda var olan özgürlük ve demokrasi potansiyeli Kobanê Direnişinden sonra daha fazla açığa çıkacaktır. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçlerinin Alevilerle ilişkilerini daha sürekli, kalıcı ve organik hale getirmesi gerekir. Kuşkusuz kendi özgünlüklerinde örgütlenmelidirler. Ancak demokrasi ve özgürlük mücadelesinde ise ortaklaşılacak ve ortak mücadele verilecektir. Çünkü Alevilerin varlığının, kimliğinin, inancının ve kültürünün güvencesi de demokratikleşmedir. Gerçek bir demokratikleşme ise Kürt sorununun çözümünden geçmektedir. Ancak bu düzeyde bir demokratikleşme Alevilerin varlığını, kimliğini, inancını ve kültürünü güvenceye alabilir. Öte yandan Aleviler Kürt Özgürlük Hareketi'nin demokratik ulus, demokratik konfederalizm, demokratik komünalizm, demokratik özerklik ve demokratik sosyalizmin çizgisinin en temel ve doğal tabanı ve bileşenidirler. Kobanê Direnişi bu gerçeği daha somut ve görünür kılmayı sağlayacaktır.

Kobanê Direnişinin Türkiye ve dünyadaki etkileri, tüm Kürdistan halklarını birleştirmesi koalisyon güçlerinin Kobanê’de IŞİD hedeflerine saldırılar yapılmasını sağlatmıştır. IŞİD'e karşı kurulduğu söylenen koalisyon ya teşhir olacaktı ya da Kobanê etrafında açık olan IŞİD hedeflerine saldıracaktı. Koalisyon saldırmak zorunda kalmıştır. 20-25 gün boyunca hiç saldırmamıştır, ya da bu dönemde yaptıkları hava saldırıları hiç etkili olmamıştır. Hatta IŞİD’i daha saldırgan kılmıştır. Ancak direniş uzayıp dünya kamuoyuna oturunca koalisyon uçakları daha etkili vuruşlar yapmaya başlamıştır. Her gücün bir hafta on günde Kobanê’nin düşeceğini beklediği dikkate alındığında uçaklar verilen düşme tarihi içinde hiçbir etkili vurup yapmamışlardır. Kobanê Direnişi, tüm dünyanın demokrasi güçlerinin ve vicdanlı kamuoyunun gündemi haline gelince artık ABD de bu kamuoyundan kopmamak için Kobanê çevresinde IŞİD'e saldırmıştır. Kobanê Direnişi II. Dünya Savaşında olduğu gibi faşizme karşı mücadelede herkesi etrafında toplamıştır. Bu direniş etrafında daha görünür hale gelen cepheye görüşleri farklı olanların katılmaları, faşizme karşı ortak tutumun sonucu olarak görülmelidir. Yoksa ortada ne siyasi, ne ideolojik, ne amaç birliği vardır. Tek ortak yan, ya da ortak amaç IŞİD’le ortak mücadelede birleşmektir. Var olan aynı hedefe karşı mücadelede aynı safta olmaktır.

Bazı çevreler ortaya çıkan somut durumu bağlamından koparıp PYD, YPG, HPG, PKK ABD ile aynı safta buluştu diyerek kafa bulandırmaya çalışmaktadırlar. Bazı samimi kaygıları olanlar bulunsa da bu tür söylemleri dillendirenler esasta Kürt düşmanlığı yapan çevrelerdir. Kürt Özgürlük Hareketi düşmanlığı yapan çevrelerdir. Bunlar PKK'yi, Kürt Özgürlük Hareketi'ni teşhir edip sol güçlerden, demokrasi güçlerinden koparmayı düşünüyorlar. Bu tür söylemlerin arkasında derin devlet güçleri vardır. Kobanê etrafında ortaya çıkan objektif durumun ortak bir ideolojik ve siyasi duruşu yoktur. Farklı ideolojik duruş ve siyasetlerin faşist IŞİD gibi özgün bir durumda savaş cephesinde aynı tutum içinde olmaları durumu yaşanmaktadır. Bunu farklı biçimde yorumlamak zorlama ve maksatlıdır.

Kuşkusuz ABD, Avrupa kapitalist modernist güçler PKK ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin özellikle de Rojava Devriminin ideolojik ve siyasi duruşunda gevşeme ve sapma yaratmak isteyeceklerdir. Böyle hesaplar olacaktır. Özellikle ideolojik ve politik olarak zayıf olan kimi halk kesimleri ve halktan gelen yöneticileri etkilemeye çalışacaklardır. Halk Meclisi Yöneticilerinin bazılarının çok fazla çağrı yapan ve dışarıdan destek isteyen söylemlerinden yararlanmak isteyeceklerdir. Dolayısıyla bu güçlerle Özgürlük Hareketi'nin güçleri ve bileşenleri arasında bir ideolojik ve siyasi mücadele olacaktır.

Ancak hiç kimse bu hareketin Önderinin Kürt Halk Önderi olduğunu unutmamalıdır. Bu hareketin ruhunu ve kimliğini Hakiler, Kemal Pirler, Mazlumlar ve Hayriler vermiştir. Kobanê Direnişinde şehit düşen Suphi Nejat Ağırnaslıların ruhu ve mirası vardır. Sosyalizme inanan binlerce şehit verilmiştir. Demokratik sosyalizmin özü, mayası ve güvencesi olan bir kadın özgürlük çizgisi ve hareketi vardır. Kırk yıllık PKK tarihi vardır. Bu hareketin Önderinin ciltler dolusu kitapları (Savunmaları) ve çözümlemeleri vardır. Bu açıdan hiçbir güç bu hareketin ideolojisini ve siyasi kimliğini başkalaşıma uğratamaz. Her zaman bireyler etkilenebilir, ama kimlik ve ruh başkalaşıma uğratılamaz. Bu örgüt önderine bağlıdır. Önderliğine yapılan komplo ve bunun örgüt içindeki uzantılarına yönelik verdiği mücadele de önemli bir bilinç ve deneyim kazanmıştır. Bu açıdan başta Önder Apo'ya karşı bir komplo olacak olan böyle bir başkalaşımı hiç kimse, hiçbir güç bu harekete dayatamaz. ABD de, koalisyon güçleri de, KDP de, bazı Kürt çevreleri de IŞİD faşizmine karşı ortak davranmadan yola çıkarak başta Rojava Devriminde olmak üzere Kürt Özgürlük Hareketi'nin ideolojik ve siyasi çizgisinde saptırma yaratmak isteyebilirler. Bu, onların niyetidir. Ancak PKK de kırk yıllık deneyimi olan bir harekettir. Demokratik sosyalist bir önderliği ve ideolojik çizgisi vardır. Ortadoğu kültürü ve kimliğini kendinde somutlaştıran bir Önderliği vardır. Bu Önderlik kendi çizgisini bu hareketin mayası yapmıştır. Bu açıdan koalisyonun Kobanê’yi vurması üzerinden bazı spekülasyonlar yapmak ne iyi niyetlidir, ne de doğrudur. Kaldı ki PKK yeni ideolojik ve politik mücadele vermiyor ki! Bundan sonra da ideolojik ve politik çizgi mücadelesi vermeye devam edecektir.

Diğer bir konu da Kürt Özgürlük Hareketi'nin, PYD’nin, YPG’nin kazandığı prestiji ve etkiyi sürdürüp sürdüremeyeceğidir. Sovyetlerin II. Dünya Savaşında kazandığı prestijin kısa sürede son bulması, hatta özgürlük, demokrasi ve sosyalist güçlerin Sovyetlere bakışının değişmesi ve kuşkulu hale gelmesi durumu yaşanmıştır. Bu tabii ki önemli bir deneyimdir. Sovyetlerin prestij kaybetmesinin önemli bir nedeni, demokrasi cephesinin merkezinde olmasına rağmen kendisini demokratik bir yapılandırmaya kavuşturmamasıdır. Demokratik karaktere kavuşmayınca demokrasi cephesinde kazandığı prestiji kısa sürede kaybetmiştir. Demokrasi, dolayısıyla sosyalizm değerlerinden daha fazla kopmaya başlamıştır. Hatta II. Dünya Savaşındaki zafer yanlışlıklarda ısrarı beraberinde getirmiştir.

Ancak Kürt Özgürlük Hareketi ve PYD’nin böyle bir duruma düşmesi söz konusu değildir. Çünkü demokratikleşme ve demokrasi konusunda çok ileri bir teorik ve pratik düzeye kavuşmuştur. Demokrasi ve demokratikleşmede bırakalım geri kalması, koalisyon güçleri ve Batı demokrasisinden daha ileri bir demokrasi ve özgürlükçü karakteri vardır. Zaten bu nedenle Ortadoğu'da çözüm gücü olacak tek seçenek ve model Rojava Devriminin demokratik karakteridir.Bu açıdan Özgürlük Hareketi'nin etkisi bundan sonra daha da fazlalaşacaktır. Ortadoğu halklarını ve dünyayı daha fazla etkileyecek duruma gelecektir.

Kobanê direnişi, tüm dünyada gelişen serhıldanlar, dünyadaki demokratik kamuoyunun Rojava Devrimi ve Kobanê Direnişi konusundaki pozitif tutumu ve destekleri, koalisyon güçlerinin Kobanê etrafında IŞİD güçlerini vurması, Türkiye ile Batı ilişkilerinin bozulması, Türkiye-KDP ilişkilerinin eski düzeyin gerisine düşmesi Rojava’da KDP'ye bağlı partiler ve KDP'nin Rojava Devrimi ve Kobanê Direnişine karşı tutumunu değiştirmesine yol açmıştır. Rojava Devrimi ve PYD’nin kabul gördüğü ve meşruiyet kazandığı görüldüğünden Rojava Devrimci güçleriyle yeniden ortaklaşma ihtiyacı duymuşlardır. Önceden yürüttükleri Rojava Devrimini uluslararası alandan tecrit etme, Cenevre görüşmelerinde olduğu gibi dışlama politikalarının çöktüğünü, artık bu politikanın tutmayacağını görünce Duhok’ta PYD ve Tev-Dem’le bir araya gelmişlerdir. Kürt Özgürlük Hareketi, PKK ve KCK’nin de desteğiyle Duhok toplantısı gerçekleştirilmiş ve ortak kararlar alınmıştır. Bu toplantının gerçekleşmesini sağlayan Rojava Devrimi, Kobanê Direnişi, bunun yarattığı sonuçlar ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin teşvikidir. KDP de bu ortamda bu toplantıya ev sahipliği yapmıştır. Eğer samimi olunur, dar hesaplar yapılmazsa Rojava’daki siyasi güçlerin bir araya gelmesi ve ortak kararlar alması önemli siyasi sonuçlar doğuracaktır. Tüm parçalardaki Kürt partilerini ve şahsiyetlerini bir araya getirip başta diplomasi ve ortak savunma olmak üzere ulusal politika ve kararları belirleyerek ulusal kongrenin de 2015 yılının başında gerçekleşmesini sağlayabilir. Tüm Kürt örgütleri sorumlu davranırsa böyle bir gelişme yaratılır. Bu da Kobanê Direnişinin sağladığı büyük ulusal duruş ve yaklaşım olarak tarihe geçer.

Perşmergenin Kobanê’ye geçmesinin gündeme gelmesi Duhok toplantısının sonucu değildir; bir aydır yürütülen koridor açma çabasının ve mücadelenin sonucu bu durum gündeme gelmiştir. Türk devleti Rojava Kantonlarında ve Kuzey Kürdistan'dan geçişleri kabul etmediğinden üzerindeki koridor baskısını iyi ilişkiler içinde olduğu KDP üzerinden kaldırmayı hedeflemiştir. Mecbur kaldığı için böyle bir formülü ileri sürmüştür. PYD ve YPG de karşı çıkmadığından böyle bir gündem oluşmuştur. Nasıl pratikleşeceği kısa sürede belli olur. Tabii ki oraya güç giderse bu güçlerin kantonun halk yönetimi ve YPG ile uyumlu çalışması gerekir. Mantıklı, doğru ve olması gereken budur.

Bu süreçte gündeme oturan diğer bir konu da çözüm süreci denilen Önder Apo ile İmralı’da yapılan görüşmelerdir. Önder Apo, bu görüşmelerden sonuç çıkmadığını görünce 15 Ekim tarihini vermişti. Böylece Türk devletinin tutumunu netleştirmek istemişti. Zaten Kürt Özgürlük Hareketi İmralı görüşmelerinden bir sonuç çıkmayıp bir oyalamaya dönüşünce artık çatışmasızlığın anlamı kalmadığını ve ortada bir çözüm süreci olmadığını deklere etmiştir. Bundan sonraki tutumunu ve mücadelesini koşullara göre belirleyeceğini ilan etmiştir. Bu, tabii ki yeni bir tutum ortaya koyma ve mücadeleyle Kürt sorununun çözümünü sağlama tutumudur. Kürt halkı demokratik özerklik inşasını ve kendi kurumlarını örgütlü gücüyle kuracak ve buna saldırıldığında da direnişe geçecektir. Özgürlük Hareketi bu konudaki kararlılığını açıkça ortaya koymuştur. Bu tutum, Türk devletini zorlamış, hükümetin Akbabası Yalçın Akdoğan’ı onun deyimiyle “panik atağa” sokmuştur. Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi Kürt sorununun çözümünün olmadığı koşullarda AKP'nin yeni bir seçim sürecine rahat girmesini kabul etmeyeceğini ve mücadeleyi geliştireceğini açıkça ortaya koymuştur. Bundan sonra söze değil, pratiğe bakacağını, ciddi adımlar atılmadığı takdirde bir oyalamaya bir daha izin vermeyeceğini vurgulamıştır.

Kobanê Direnişi karşısında AKP'nin politikaları Kürt Özgürlük Hareketi'nin bu tutumunun ne kadar doğru ve yerinde olduğunu göstermiştir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin bu tutumu AKP'nin 2015 için planladığı oyunları da bozmuştur. AKP'nin bir taraftan Kürt Özgürlük Hareketi'nin tutumu karşısında paniğe girmesi, diğer taraftan AKP hükümetinin hem bölgede hem de uluslararası alanda herkesle kavgalı duruma düşmesi, Kürt Özgürlük Hareketi'nin mücadele ettiği takdirde sonuç alacağı siyasi bir ortamın var olduğunu göstermiştir. İşte bu ortamda mücadele tarihinin en büyük serhıldanları gerçekleşmiştir. AKP tümden iktidarını kaybedebilecek bir direnişle karşı karşıya kalmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi'nin tutumu karşısında yaşadığı panik daha da artmış, ne yapacağını bilemez hale gelmiştir. Serhıldanlar karşısında AKP hükümeti inisiyatifi kaybetmiştir. Halk, birçok yerde gerçek bir yönetim ve denetim gücü haline gelmiştir. Kürt halkının nasıl dipten gelen bir dalgayla AKP hükümetini götüreceği bir gerçek olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim bunun sonucu Önder Apo'nun yanına gitmişler, HDP’ye başvurmuşlar, bu durumu atlatırsak önemli gelişmeler olabilir, adımlar atılabilir, demişlerdir. Hatta “Bu geceyi rahat atlatalım biz de kısa sürede bazı şeyler yaparız” demişlerdir. Önder Apo, AKP hükümetinin Kürtlerin özgürlükteki ısrarını gördüğünü ve Türkiye etrafındaki tehlikeleri fark ettiğini düşünerek ortamı yumuşatıp AKP'ye adım attırmak istemiştir. Bu serhıldanlar gerçekten de Önder Apo'nun demokratik siyasal çözüm çabalarına şimdiye kadar gösterilmemiş en büyük destek olmuştur. Önder Apo'nun bu serhıldanlardan sonra AKP hükümetine kısa sürede radikal adımları karşılıklı atmalıyız demesi de bu gerçeği ifade etmektedir.

Hükümet bu süreçte yine gayriciddi yaklaşımlar içine girmiştir. Asayiş tümden sağlansın, asayişi bozacak etkenler ortadan kaldırılsın, ondan sonra adım atarız gibi sıradan insanların bile söylemeyeceği bir tutum göstermiştir. Asayiş sağlamak için de polise daha fazla gözaltı ve tutuklama yetkisi veren yasalar çıkarma yaklaşımını ortaya koymuştur. Önder Apo “Baskı yasaları çıkarmayla bir yere varılamaz, bu büyük bir yanılgıdır” demiş, hükümeti paralel adımlar atmaya çağırmıştır. Çözümde yöntemin çok önemli olduğunu vurgulamıştır. AKP'nin yöntemi ise sömürgeci egemenlik kompleksi ve lütuf yaklaşımıdır. Önder Apo bunun kabul edilmeyeceğini söylediği gibi, Kürt Özgürlük Hareketi bu tür yaklaşımları gayriciddi bulmuştur. Bu nedenle heyete verilen yarım sayfalık ve birkaç maddelik taslağın da ne Yol Haritası ne de çözüm projesi olduğunu, bunun bir teslimiyet dayatmasından başka anlama geldiğini söyleyerek Kürt sorununu çözmede somut ve ciddi adım görmeden yeni bir çatışmasızlığın var olmayacağını ve tutumunu değiştirmeyeceğini bir daha hatırlatmıştır.

Hükümetin son zamanlardaki tutumu bir çözüm zihniyeti ve projesi olmadığını ortaya koymaktadır. Kobanê Direnişine sahiplenme eylemlerinde onlarca yurtsever devletin polis ve askerinin gözetiminde katledildiği halde, sürekli HDP’yi, Kürt Özgürlük Hareketi'ni ve Önderliğini suçlaması, AKP'nin özel savaşta ve psikolojik harekatta ısrar ettiğini gözler önüne sermiştir. Öyle ki, Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı farklı güçleri kullanacağını bu serhıldanlar sırasında açıkça ortaya koymuştur. Hüda-Par’lıların, faşistlerin, Büyük Birlik Partisinin güdümlü faşist çetelerinin, IŞİD yanlılarının, korucuların halka saldırması bunu göstermektedir. Öyle ki, ölenler değil de öldürülenler suçlanmaktadır. Daha önceki polis ve asker tarafından yüzlerce insanın öldürülmesi faili meçhul kalırken, Kobanê serhıldanlarındaki onlarca ölüm de bu faili meçhullere eklenmek istenmektedir. Bunun yanında Kürt Özgürlük Hareketi'ni saldırgan, Hüda-Par’ı da mağdur göstererek bu güçlerin saldırılarını meşrulaştırma çabası da yürütülmektedir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin Hüda-Par’a yönelik bir saldırı politikasına olmamasına rağmen önceden olduğu gibi yine yurtseverlere saldırılıp katledilmesi, bu güçlerin halka karşı planlı bir saldırganlık içinde olduklarını ortaya koymuştur. Zaten yayın organları sürekli Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı saldırgan bir dil kullanarak yapısını bu tür saldırılara hazırlarken, diğer yandan yayınlarıyla yurtsever Kürtleri tahrik edip gerilim ve çatışma zeminini canlı tutmuşlardır. Son serhıldanlarda çatışmaların yaşanmasında bu yaklaşım ve üslubun da önemli rolü olmuştur. Kuşkusuz halka saldırılınca gençler de buldukları silahlarla bu çevrelere karşı kendilerini savunmuşlardır. Bunun sonucu onlardan da 6-7 ölüm yaşanmıştır. Onlarca ölüm görülmezken hep bu ölümlerin gündemde tutulması, sadece bu güçlerin tutumu olmamış, derin güçlerin bunları Özgürlük Hareketi'ne saldırtma politikasının parçası olarak bugünlere kadar sürdürülmüştür. Öte yandan İstanbul’da yapılan IŞİD’in yürüttüğü savaşı onaylayan ve destekleyen bir toplantıda bir Hüda-Par’ın da olması, bu güçlerin hala derin güçler tarafından kullanılmaya yatkın olduğunu gözler önüne sermiştir. Kuşkusuz bu güçlerle çatışmanın hiç kimseye yararı yoktur. 1990’lı yıllarda olduğu gibi derin güçlerin Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı kullanılması durumu ortaya çıkmıştır. Bu açıdan bunları bu durumdan çıkarmak, bu yönlü politika izlemek doğrusu olurken, ama çeşitli güçlerin her zaman kışkırtacağı düşünülerek de tedbirlerinin geliştirilmesi gerekmektedir.

Hükümet son zamanlarda serhıldanlar karşısında sarsılmasının etkilerini Kürt demokratik hareketine, Özgürlük Hareketi'ne ve Önderliğe saldırarak gidermeye çalışmaktadır. Amiyane deyimle mezarlık yanından geçenin korkusunu gidermek için çaldığı ıslığa benzemektedir. Öte yandan “Ben her türlü baskıyı ve öldürmeyi yaparım, ama sen hiçbir tepki gösterme” biçiminde şaşkın ve haddini bilmez tutumlar göstermektedirler. Kağızman’da üç gerillanın öldürülmesini sessiz karşılayanlar, üç askerin ölümünde yine eski şovenist egemenlikçi tutumu göstermişlerdir. Serhıldanlarda onlarca ölüm konusunda tutum ortaya koymayanlar, Bingöl’de polislerin öldürülmesini ağızlarına sakız yaparken bu polislerin kanı yerde kalmadı dedirtmek için olayla ilgisi olmayan insanların öldürülmesine sessiz kalınması da Türkiye'deki yönetim zihniyetinin ne olduğunu ortaya koymaktadır. Şu ortaya çıkmıştır ki, Türk hükümeti ve devleti kültürel soykırımcı, egemenlikçi büyüklük kompleksini bırakmadığı müddetçe Kürt sorununun çözümünde adım atmak zordur. Bu açıdan Önderlik sürekli AKP'nin yöntem ve üslubunu eleştirmekte, AKP'yi gayriciddi bulmaktadır. Hatta AKP'nin 2013 Newroz’unda başlayan süreci kısa sürede bitirdiğini vurgulayarak bu anlayış değişmezse hiçbir şeyin ilerletilemeyeceğini açıkça belirtmiştir. Bu açıdan önümüzdeki dönemdeki siyasal durumun nereye evrileceği esas olarak da AKP'nin tutumuna bağlı olacaktır. Ancak AKP'nin tutumundan vazgeçeceğini gösteren bir emare de bulunmamaktadır. Kobanê’ye yaklaşım çok hassas bir durumken, bu konuda da sorumsuz yaklaşmaktadır. En son “Kobanê’nin ismi Ayn Al Arap’tır” diyerek nasıl bir zihniyete sahip olduğunu ve IŞİD’le suç ortaklığını bir daha ortaya koymuştur. Tabii ki böyle bir hükümet zihniyetinin Kürt sorununda adım atması ve kalıcı bir çözümün ortaya çıkması çok zordur.

Son serhıldanlar, Kürt toplumunun daha örgütlü, daha planlı olması gerektiğini ortaya koymuştur. Büyük direniş gücünün örgütlülüğe kavuşturulmasının önemli artmıştır. Bunun da doğru örgüt, yönetim ve kadro anlayışıyla gerçekleşeceği açıktır. Zaten yakın dönemde gerçekleşen PKK Merkez Komitesi Toplantısı da bunlara vurgu yapmıştır.

Kürt Özgürlük Hareketi'nin çok yönlü örgütlenmesine, demokratik toplum yapılanmasına ve buna dayalı demokratik özerkliğin inşasına ihtiyaç vardır. kuşkusuz her türlü örgütlenmeyi savunacak bir öz savunma olmadan da bu yapılanmaların geliştirilmesi ve korunması mümkün değildir.

Demokratik siyasal mücadelenin en önemli bileşenlerinden biri de HDP şahsında somutlaşan demokratik siyasettir. Tüm Türkiye'ye yönelik demokratik siyasetin daha örgütlü ve Türkiye'yi kapsayan bir karaktere kavuşması gerekmektedir. Kuşkusuz Akademi, komün, meclis, kooperatif örgütlenmeleri başka kurumların sorumluluk alanına girmektedir. Ancak demokratik siyasetin de Kürdistan ve Türkiye'de il, ilçe yönetimlerini kurmaları, etkili propaganda yapacak örgütlenmelere gitmeleri önemlidir. Mevcut haliyle etkili propaganda yapacak ne il ve ilçe yönetimlerine sahipler ne de propagandayı örgütlü kılacak örgütlenmeler ve kurumlara kavuşmuşlardır. Özellikle yeni bir seçime gidilen bu süreçte bu durum önemli bir zafiyeti oluşturmaktadır. Bunun da kısa sürede aşılması gerektiği açıktır.

Bu dönemde en hassas olması gereken konulardan biri de tutuklamalardır. Tutuklamalar KCK operasyonları mantığıyla yapılmaktadır. Tümden halkın örgütlenmesini dağıtıp iradesini kırmaya yönelik tutuklamalardır. Bu tutuklamalara başta demokratik siyaset olmak üzere herkesin karşı çıkması ve her tutuklamayı bir serhıldan nedeni yapması gerekir. Demokratik siyasetin bu konuda sessizliği ve tutum ortaya koymaması büyük bir zafiyeti ifade etmektedir. Kendi örgütlü yapısına yönelik bu saldırılara sahip çıkmayan bir örgütün etkili bir mücadele vermesi ve halka sahip çıkması da mümkün değildir. Bu açıdan siyasi soykırım operasyonları tüm demokrasi güçleri tarafından sorun olarak görülmeli, bunun etrafında bir demokratik duruş ve mücadele ortaya çıkarılmalıdır.

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.