KOBANÊ DİRENİŞİ TÜM GERÇEKLERİ NETLEŞTİRİYOR VE HALKLARIN MÜCADELESİNİ GÜÇLENDİRİYOR
Serbest Yazılar / 07 Ekim 2014 Salı Saat 05:05
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto


Kobanê Direnişi tüm gerçekleri ortaya çıkarıyor ve netleştiriyor. Kobanê Direnişi, Kürtler üzerindeki çirkin ve kirli oyunları da deşifre etmektedir. Bunun yanında Kürtleri birleştiren Kobanê Direnişi etrafında Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi'ni destekleyen bir demokratik cephe oluşmaktadır. Bu yönüyle Kobanê tarihsel bir rol oynamaktadır. Ortadoğu'nun geleceği önemli düzeyde Rojava Devrimi ve Kobanê direnişlerinden çıkarılan derslerle şekillenecektir.

Kobanê yirmi günden fazladır kahramanca direnmektedir. Kuşatılmış bir bölge olmasına rağmen bu kadar direnmesi demokratik ve özgürlükçü karakterinden kaynaklanmaktadır. Kuşkusuz çok önemli hazırlık eksiklikleri bulunmaktadır. Bunlar Rojava Devrimci güçleri tarafından değerlendirilecektir. Bu direnişin kahramanca olduğu, Özgürlük Hareketi'nin mücadele tarihine yeni bir boyut kazandıracağı kesindir. Kanton halk yönetiminin ve bazı yöneticilerin açıklamaları direnişin karakteriyle uyumlu olmasa da, hatta direnişi olumsuz etkileyen düzeyde olsa da genel anlamda Kobanê direnişi tarihe geçmiştir. Kobanê halkının direnişi, karakteri ve evlatlarının yiğitliği tarihteki görkemli yerini alacaktır.

Kobanê’nin özgür ve demokratik yaşamının ortadan kaldırılması saldırısı kapsamlı bir planın parçasıdır. Sadece Kobanê’ye yönelik bir saldırı değildir; tüm Rojava Devrimini tasfiye etmek, bu temelde halkların özgürlük ve demokrasi  umudunu kırmak hedeflenmiştir. Çünkü tüm halklara umut ve cesaret vermektedir. Rojava Devrimi şahsında Kürt Özgürlük Hareketi'nin etkisizleştirilip tasfiye edilmesi hedeflenmiştir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin tasfiye edilmesi denildiğinde ise akla Türk devleti gelmektedir. Türk devleti, Kürt Özgürlük Hareketi'nin yükselişinden korkmaktadır. Çünkü Kürt sorununda çözüm politikası yoktur. Çözüm politikası olmadığı müddetçe de bu politikasını sürdürecektir. Ne kadar kendini gizlese de, yalan ve demagojilerle gerçekleri çarpıtsa da gerçek budur.  

Kürt Halk Önderi bu nedenle IŞİD’e JİTEM’in yeni bir adla ortaya çıkması değerlendirmesi yapmıştır. JİTEM’in şimdi de IŞİD’in içine yerleştirilerek Kürt düşmanlığı yapıldığını vurgulamaktadır. IŞİD’in Ortadoğu JİTEM’i olarak tanımlanması  çok çarpıcıdır ve herkesin bu değerlendirmeyi gözden kaçırmaması gerekir. Tüm Ortadoğu halkları, siyasetçileri, aydınları, sanatçıları ve entelektüelleri bu gerçeği görmelidirler. Sadece buz dağının görünen yüzüyle değil, arka yüzüyle bu faşist çeteyi değerlendirmelidirler.

Türkiye'nin yeni siyasal eliti mezhepçiliği de kullanarak gerici faşist bir cephe yaratmaya çalışmaktadır. Sünni bir eksenle Ortadoğu'da etkin olacağını hesaplamaktadır. Yine bu güçleri Kürt Özgürlük Hareketi'ne yönelterek Kürtler üzerindeki soykırım politikasını gerçekleştirmede kullanmaya çalışmaktadır. Bu politikaya Güney Kürdistan'ı da alet etmek istemektedir. Bazı akıl danelerin Türkiye Kürtler ile ittifak kuruyor diyerek Türkiye'nin Güney’le kirli ilişkisini meşrulaştırması, hatta bunu bir politika gibi yutturmaya çalışmaları yeni siyasal elitin Güney Kürdistan Kürtlerini nasıl kullanmak istediğini ortaya koymaktadır.

Kuşkusuz Türkiye ile Kürtlerin ilişkilerinin tarihsel temelleri vardır. Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının tarihsel diyalektiği Kürt-Türk ilişkisini ve ittifakını gerektirmektedir. Bunu en fazla ortaya koyan, değerlendiren ve teorik açımlayan Kürt Halk Önderidir. Ancak Türk devleti böyle düşünmüyor; KDP ile kurduğu ilişki bu eksende değildir; tam tersine KDP ile ilişki kurup Kürt Özgürlük Hareketi'ni, dolayısıyla özgür Kürdü tasfiye etmeyi amaçlamaktadır. Özgür Kürdü tasfiye etme amacına KDP eliyle ulaşmak istiyor. Güneyli Kürtlerle ilişki kurmak istiyor, hatta buna ittifak görüntüsü veriyor; ama bu Kürt, Kürtlerin tasfiyesi için araçsallaştırılmış Kürt’tür. Bu açıdan Türkiye Ortadoğu'da herkesi kullanmak isterken KDP'yi de bu yönlü kullanmak istemektedir. Bunu görmeden Türkiye Kürtlerle ilişki kurmak zorunda kalacak demek, bir doğrudan yola çıkmak başta Kürtler olmak üzere halkları aldatmak anlamına gelir. Bunu bazı Kürtlerin yapması ise tarihin en büyük gafleti, aymazlığı ve son tahlilde ihaneti olarak karşımıza çıkar.

Türkiye şu anda PKK'ye karşı kimi kullanabilirse kullanmak istiyor.1990’lı yıllarda NATO ve AB ilişkisi üzerinden ABD ve Avrupa’yı kullanırken, şimdi ise mezhepçilik üzerinden Ortadoğu'da herkesi PKK'ye karşı kullanma ve savaştırma politikası izliyor. Amiyane deyimle ateşi maşayla tutma yöntemini uyguluyor.

Bu açıdan Türkiye'de herkes, özellikle Kürt demokratik güçleri AKP'nin bu politikasını bir an bile akıldan çıkarmamalıdırlar. IŞİD’i Türk devleti yaratmıştır. IŞİD-Türkiye ilişkileri çok derindir. Türkiye şimdi ben büyük ülkeyim, her unsuru kullanmalıyım diyor. Demokratik özgürlükçü karakteriyle değil, derin ve kirli ilişkilerle politikalarını pratikleştirmek istiyor. Hatta bir yönüyle komşu ülkeleri istikrarsızlaştırma ve onlardan bazılarını kullanarak Kürt Özgürlük Hareketi ile savaştırma politikasını temel bir strateji haline getirmiştir. Bu nedenle gece gündüz ortadoğu'da PKK ve Kürt karşıtı çevreler arıyor.

  Bu çerçevede Türkiye-IŞİD ilişkilerini iyi anlamak lazım. Türkiyesiz bir IŞİD düşünülemez. Türkiye ile IŞİD kaderlerini birbirlerine bağlamışlardır. Ancak her ikisi de zor durumdadır. Türkiye IŞİD’i kullanayım derken, kurnaz tilki gibi dört ayağıyla kapana düşmüştür. IŞİD’le ilişkileri Türkiye’yi de bitirecek bir sonuç ortaya çıkarabilir.

Türkiye hem çok teşhir olduğundan hem de Kobanê’nin sıkıştığını görerek ya da Kobanê’nin dayanamayacağını düşünerek son günlerde Kobanê’nin düşmesini istemeyiz, hatta dolaylı destek veririz gibi yaklaşımlar içinde bulunmaktadır. Türkiye herhalde bu tür tutumların sonucu  değiştiremeyeceğini düşünmektedir. Bir ihtimal hesapladığı gerçekleşmediğinde ise biz yumuşak yaklaştık, Kobanê’nin düşmesini istemedik diye kendine pay çıkartmak isteyecektir. Ancak Türkiye'nin Kürt sorunun çözümünde çok net bir politikası ve adımı olmadığı takdirde her yaklaşımı Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etmeye yönelik olacağı düşünülecektir. Doğrusu da budur.

Türkiye, Kürt Özgürlük Hareketi'ni IŞİD ve başka güçlerle oyalayıp etkisizleştirmek isterken,  bu politikayı uygulama cesaretini başta KDP’den, sonra da uluslararası güçlerden almaktadır. Hatta uluslararası  güçler PKK'ye karşı daha yumuşak yaklaşım göstermek isterken, KDP bunu bile kendi aleyhine bir gelişme olarak görmektedir. Türkiye ile KDP'nin bu düzeyde ilişkisi, her ikisinin Özgürlük Hareketi'ne yaklaşım benzerliğinden kaynaklanmaktadır.

Şu anda Ortadoğu'da kritik dönem yaşıyoruz. Kürtler için dönem daha kritiktir. Kürtler gafil olmazlarsa çok kazanacaklar, yoksa kaybedeceklerdir. Bu açıdan KDP'nin gaflet içine düşmemesi çok önemlidir. Özellikle Türkiye'nin oyunlarına gelmemelidir. Yoksa KDP Kürt Özgürlük Hareketi’yle birlikte kendisinin de büyük kaybedeceği bir konuma düşer. Dönem kritik olduğu için bu uyarıları yapmak durumundayız. Kürt Özgürlük Hareketi KDP doğru yaklaşsa olumlu yaklaşır. KDP yaklaşımını düzeltmezse bazı ilişkileri ve yersiz kaygıları ile sonu belli olmayan sıkıntıların müsebbibi olabilir.

KDP Rojava Devrimine yaklaşımını mutlaka düzeltmeli. Burada hesap yapma yerine, devrimin başarısına destek vermeli. Derhal kantonları resmi olarak tanıdığını ilan etmelidir. Kobanê’deki yönetimin iradesini tanıdığını ve her türlü dayanışma içinde olacağını ilan etmeli ve gereğini yapmalıdır.

Şu kesindir, Kobanê Direnişi ve Rojava Devrimi gerçekliğinden kimse gerçek yüzünü gizleyemez. Kobanê Direnişi AKP'nin maskesini tümden düşürmüştür. Takke düşmüş, kel görünmüştür. AKP tam bir yol ayırımına gelmiştir. Ya gerçekten Kürtlerle ilişki ve ittifak temelinde, demokratikleşme temelinde Ortadoğu'da etkin ve saygın bir güç olacaktır, ya da Kürtlerle savaş içinde tarihin en kötü durumuna düşecektir. Türkiye'nin bu duruma düşmesini isteyen çok güç var. Türkiye de Kürt düşmanlığıyla bunların arzuları doğrultusunda hareket etmektedir. Kürt düşmanlığı Türkiye’yi iflah etmeyecektir. Bu açıdan Kürt Özgürlük Hareketi'nin şu anda Türkiye'ye karşı mücadelesi, aynı zamanda başta Türkiye olmak üzere tüm Ortadoğu halklarının demokratikleşmesine yönelik mücadele olmaktadır.

Kobanê direnişi Türkiye'de bir demokratik hareketin ortaya çıkma  zeminini güçlendirmiştir. CHP’nin bile olumlu tutumlar içine girmeye yönelmesi, Türkiye'de bir demokrasi cephesinin kurulabileceğini göstermektedir. Birçok çevre Kürtlerin özgürlüğünün Türkiye'nin gerçek bağımsızlığı ve özgürlüğü anlamına geleceğini görmektedir. Türkiye'nin doğru geleceğinin Kürtlerle ilişki ve ittifaktan geçtiğinin görülmesi Türkiye açısından çok önemli görülmelidir. Kobanê direnişinin bunu sağlatması çok önemlidir.  Bir musibet bin nasihatten daha yeğdir deyiminin ne kadar anlamlı olduğuna bir daha şahit oluyoruz.

Kuzey Kürdistan, Kobanê Direnişini destekliyor. Bu olumludur; ama yetersizdir. Bu direnişin ve var olan tehlikenin büyüklüğüne denk bir duruş yoktur. Halbuki Kürdistan ve Türkiye'de halk tümden ayağa kalkmalı, Türkiye'nin politikasını kökten değiştirmeliydi. Binlerce genç Kobanê’ye akmalıydı. Birkaç yüz gencin katılması yetmez, binlerce gencin katılması gerekirdi.

Kobanê’de büyük bir direniş ortadayken, bu direnişe verilen desteğin bugünkü düzeyde kabul edilemez. Kuzey Kürdistan ve Türkiye bu zayıflığını gidermelidir. Rojava  Devrimine yönelik saldırılara karşı direnişe daha fazla güç ve destek vermelidir. Çünkü bu saldırılar son bulmayacaktır.  

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.