ÇÖZÜMSÜZLÜKTE ISRAR YENİ TARZLA SÜRDÜRÜLÜYOR - Mustafa Karasu
Makaleler / 29 Eylül 2014 Pazartesi Saat 06:31
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto


KCK Yürütme Konseyi, çatışmasızlığın anlamsız hale geldiğini, artık Türkiye ve Kürdistan'da bir çatışmasızlığın söz konusu olmadığını, AKP'nin bir yıldan fazladır sonlandırdığı çatışmasızlığı resmi hale getirdiğini ilan etmiştir. KCK’nin şimdiye kadar yaptığı ciddi uyarıları AKP'nin dinlememesi ve çözümsüzlükte ısrar etmesi KCK’yi böyle bir adım atmaya zorlamıştır.

Son iki yıldaki gelişmeler AKP'nin zihniyet olarak eski iktidarlardan farklı olmadığını, sadece söylem ve yöntem değiştirdiğini kanıtlamıştır. Dünyada Kürt Özgürlük Hareketi kadar makul ve sabırlı davranan, buna rağmen hiçbir karşılık bulmayan başka bir hareket, politik tavır gösterilemez. AKP hükümetinin ne kadar ciddiyetsiz, yalancı, demagojiye dayalı bir özel savaş hükümeti olduğunu göstermiştir. Erdoğan bir özel savaş şefi olmuştur; hükümeti de bu özel savaşın borazancıları olarak rollerini yerine getirmiştir.

Gece gündüz dün şöyleydi, şimdi Kürt sorunu tartışılıyor ve TRT 6 var gibi propaganda yapmaktadırlar.  Öyle ki bu söylemlerden Kürt toplumuna gına gelmiştir. Bu psikolojik savaş hükümeti ve onun kendini akıllı sanan boşboğaz üyeleri bilmeli ki, dünyada Kürt halkının konumunda yaşayan başka bir halk yoktur. Bugün dünyada Kürdün konumunu kabul edecek tek bir toplum ve birey bulunamaz. Dünyada halklar mücadele vermiş, Kürtler üzerinde uygulanan benzer politikalara son vermiştir. Kürtler de özellikle son kırk yıl olmak üzere yüz yıldır mücadele vermiştir. Sanki bunlar olmamış gibi, dün şöyleydi, bugün böyledir söylemleri ancak toplumu geri zekalı, kendini akıllı sananların söylemi olabilir. Artık ölümü gösterip sıtmaya razı etmenin dönemi son bulmuştur. Kırk yıllık büyük bir mücadele var. Kırk yıllık mücadeleden sonra zaten eski politikalar sürdürülemezdi. Eskinin üzerine bazı cilalar sürülmek zorundaydı. Şimdi bunları büyük bir nimetmiş gibi her gün tekrarlıyor. Amiyane deyimle özel savaş gereği kültürel soykırımı yeni koşullarda sürdürme gereği yaptığı bazı rötuşları başa kakıyor. Gerçekten de bu hükümet kadar seviyesiz, densiz, kendini bilmez başka bir hükümet görülmemiştir. Aslında sonradan görme deyimine tekabül eden bir karaktere sahiptir.

Ortada bir Kürt sorunu var; sen bu halkın varlığını anayasal ve yasal güvenceye aldın mı? Asimilasyon ve kültürel soykırımla Türkleştirme politikasından vazgeçecek adımlar attın mı? Anadilde eğitimini kabul ettin mi? Yoksa kültürel soykırımı daha da mı hızlandırdın? Kürtlerin kendi kimliği ve varlığıyla öz örgütlenmesini ve özyönetimlerini, yani demokratik özerkliklerini kabul ettin mi? Kürtlerin eğitim, sağlık, ekonomi, güvenlik ve benzeri alanlarda özyönetimi var mı, bu konularda özgürce karar verebiliyorlar mı? Bunların hiçbirine olumlu cevap veremiyorsan ne konuşuyorsun? Öyle ki Türkiye yasalarına göre çalışan Belediye Başkanları bile hoşlarına gidilmediğinde görevden alındılar.

Kürt Özgürlük Hareketi çatışmasızlık yaratıp ortamı yumuşattığı halde, toplumun büyük çoğunluğu bu sorunu çözün dediği halde, Kürt sorununun çözümsüzlüğünde ısrar ediliyor ve adım atılmıyorsa orada zihniyet sorunu vardır. AKP'nin zihniyet sorunu vardır, kişilik sorunu vardır, karakter sorunu vardır. İktidar ve rant dışında düşündüğü bir şey yoktur. Yaptığım dediği şeyler de tamamen iktidar ve rant düzenini sürdürmek içindir. Ne halkın ne de ülkenin geleceğini düşünüyor. Bu nedenle günlük yaşıyor. Zaten özel savaş durumu ve psikolojik savaş karakteri de günlük yaşamayı ifade ediyor.

Demagoji ve yalan bu hükümetin kimliğidir. Yalçın Akdoğan diye bir psikolojik savaş kafası çıkmış, bazı Kürtlerin hoşlanacağı laflar söyleyerek kendi yüzünü gizlemeye çalışıyor. Biz çözümsüzlük en iyi çözümdür diyenlere karşı çıktık; çözümsüzlük politikalarına her yerde son verdik diyerek çözümsüzlük politikasını gizlemeye çalışıyor. Her yerde çözümsüzlük politikasından vazgeçmiş, çözüm politikasını kabul etmiş, ama hiçbir sorun da çözmemiş! Kıbrıs’ta da çözümsüzlük politikasını bıraktık diyor, ama ortada çözüm yok. İşte AKP'nin çözüm dediği çözümsüzlükte farklı biçimde ısrar etmesidir. Yöntem ve söylem değiştirmesini sanki politika ve strateji değiştirmiş gibi yutturmaya çalışıyor.

AKP hükümeti eski hükümetlerden daha tehlikelidir. Kırk yıllık mücadelenin ortaya çıkardığı ve kendini dayatan çözüm zeminini ortadan kaldırıyor. Böylece sorunun on yıllarca daha sürmesine neden olacak bir politika izliyor. Çözümü yakınlaştırmıyor, öteliyor. Hatta çözüm ortamını ortadan kaldıracak tek devlet, tek millet, tek vatan ve tek bayrak, tabii ki tek dil politikasını sürdürmek istiyor. İşte bizim çözümsüzlük politikalarını bıraktık dediği de sürdürülemeyen bu politikaların yeni koşullarda sürdürülmesi koşullarının yaratılmasıdır. Bu açıdan çözümsüzlüğü bıraktık demesi külliyen yalan ve demagojidir. Kırk yıl önceki söylemi bırakmak çözümsüzlük politikalarını bırakmak değildir. Kırk yıl önceki politikayı bırakanlar tek millet, tek vatan, tek devlet, tek bayrak, tek dil demez. Kürt kimliği anayasal ve yasal güvenceye alınır, anadilde eğitim kabul edilir, demokratik özerklik tanınır, Kürtlerin bu temelde kendisini örgütlemesinin önündeki engeller kaldırılır. Bunlar yapılmıyorsa biz çözümsüzlüğü bıraktık demek kırk yıl önceki politikadan daha tehlikelidir.

Türk devleti, egemenler kırk yıl önceki politika iflas ettiği için AKP iktidarına onay vermişlerdir. AKP'nin Kürtleri oyalayıp aldatacaklarını düşündükleri için AKP hükümetini kabul etmişlerdir. Zaten AKP hükümeti de en iyi ben aldatır, ben oyalar, ben etkisizleştiririm diyerek iktidarını on iki yıldır sürdürmektedir. Bu açıdan Türkiye halklarını ve Kürtleri değil, Kürtleri siyasi egemenlik ve kültürel soykırım altında tutmak isteyenlerin isteklerini karşılayarak ayakta kalmayı tercih etmiştir. AKP bu tercihin adıdır. Klasik devlet zihniyetinin yeni yüzüdür. Zaten Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin çıkarlarını en iyi biz temsil ediyoruz, Türkiye'nin etkinliğini, egemenliğini en iyi biz sağlarız iddiasındadır. Bu iddia, Kürtlerin haklarını kabul ederek Türk-Kürt ilişkilerini düzelterek değil, Kürtler üzerinde kültürel soykırımı tamamlama temelinde ileri sürülmektedir.

AKP hükümeti tehlikeli bir konumdadır. Eski çökmüş sistemi restore ederek sürdürmek istiyor. Kürtlerin on yıllardır büyük bedeller vererek yürüttüğü mücadeleyi etkisizleştirmeyi hedefliyor. Kırk yıllık mücadelenin Kürt sorununun çözümünü dayatması karşısında bundan nasıl kaçınacağının politikasını yapıyor. Mücadele birikimini de, mücadele eden halk gerçekliğini de ortadan kaldırmak istiyor. Eskinin maskesi düşmüştür. Artık eskiyle Türkiye yürümez. Eski politikada ısrar etseydi şimdiye kadar dağılırdı. Bu nedenle eskiyi bırakmak marifet değildir. Eskinin kabul etmediği Kürt haklarını tanıyor musun, yoksa cilalama mı  yapıyorsun? Buna bakmak gerekir. Eskinin bile açıkça her gün savunamadığı tek millet tekerlemesini amentü haline getirmek tüm gerçekliği göstermeye yeter.

Aslında gerçek yüzlerini son zamanlarda daha fazla gösterdiler. Çatışmasızlığı nasıl anladıklarını ortaya koydular. Ne yapsalar da Kürtler sesini çıkarmamalıdır; evlerinde dizlerini kırıp kuzu kuzu oturmalıdırlar. Karakol, askeri amaçlı yol ve baraj yapıyor, buna karşı çıkılınca “asayişi bozuyorlar” deniliyor. Kültürel soykırım amaçlı baraj yapımına karşı çıkılınca “ekonomik kalkınmayı engelliyor” diye suçluyor. Yani hem suçlu hem de güçlü!

IŞİD faşistlerini destekliyor, saldırtıyor. Buna karşı Pirsusluları, Rıhalıları, Kürdistanlıları ise asayişi bozmakla suçluyor. Aysel Tuğluk’a hakaret ediliyor, hedef gösteriliyor. Tam da ağa-köle ilişkisini belirleyen zihniyet. Kendisi her şeyi yapacak, köle olan da sadece boyun eğecek! Bu devletin asayiş anlayışı da budur. Zaten halklar ve toplumlar egemenlerin bu asayiş anlayışını ortadan kaldırmak için mücadele ediyor. Bu nedenle bu hükümetin asayiş anlayışı kabul edilemez. Bu asayiş anlayışını kırmak ve bozmak en büyük demokratik eylemdir.

AKP hükümeti bilsin ki çatışmasızlık ortamı Kürt halkının her şeye boyun eğmesi ve demokratik eylemsiz kalması değildir. Direnmeyen ve hak aramayan bir toplum haline gelmesi değildir. AKP hükümeti niyetini açıkça ortaya koymuştur. Ben direnen bir toplum, hak arayan bir toplum istemiyorum, eylemsiz, sadece bir açıklama yapsın, sesini duyursun, yeter diyor. Böylece Demirel’den daha geri bir anlayışa sahip olduğunu gösteriyor. Hiç değilse Demirel “sokaklar yürümekle aşınmaz” diyordu. Siz yürüyün, biz bildiğimizi okuruz anlayışındaydı. AKP ise “yürümeniz de suçtur, sadece bir yerde konuşursanız yeter” diyor. Kırk yıllık mücadelenin yarattığı özgürlüğü için mücadele eden halk gerçeğini ortadan kaldırıp her türlü baskı karşısında boyun eğen ve sessiz kalan bir halk gerçeğini arzuluyor. Yani Kürtlerin 1970’li yıllar öncesi gibi olmasını arzuluyor. Çatışmasızlık ortamında özel savaş yöntemleri ve psikolojik savaşla böyle bir toplum ve birey yaratmayı hedefliyor. Çatışmasızlığı esas olarak bunun için istediği daha iyi anlaşılıyor.

Biz de vurgulayalım, çatışmasızlık böyle bir toplum yaratmak ve bu temelde Kürt sorununu çözümsüz bırakmak için sağlanmamıştır. Çatışmasızlık böyle kötüye kullanılıyorsa orada çatışmasızlığın sürmesi de söz konusu olamaz. Nitekim AKP'nin bu demagojik ve kendine göre kurnaz politikaları sonucu çatışmasızlık sona ermiştir. Zaten bu kafayla çatışmasızlık bir arada yürüyemezdi.

Öte yandan Kürt Halk Önderine büyük bir yanılgıyla yaklaşılmıştır. Kürt Halk Önderi anlaşılmamış, çatışmasızlığın sürmesinde bir araç olarak görülmüştür. Bir zamanlar PKK zayıfladı ya da yenildi diyerek yaklaşanlar şimdi de psikolojik savaşla, konuşmayla kandırıyoruz gibi kendilerini kandıran bir yaklaşım göstermişlerdir. Önderlik ve Hareket defalarca “böyle yaklaşmayın” biçiminde uyarsa da, Önderliğimizin ve Hareketimizin niyetini, sabrını ve makul yaklaşımını zorlayarak bugüne kadar bu politikayı sürdürmüşlerdir. Ancak bu politika için deniz bitmiştir. Bu politikayı sürdürenler tam da çok demagojik olarak gönderme yaptıkları eskiye dönmekten kurtulamazlar.

Eski dönemde soykırım zihniyetine karşı çıkıldığı için çok kirli bir biçimde Kürtlere bir saldırı oldu. Şimdi de AKP politikalarına karşı çıkılınca pabuç bırakmayız diyorlar. Yine 2011 gibi konuşuyorlar. Zaten 2011 ve 2012’deki politikalar Davutoğlu, Yalçın Akdoğan gibilerinin kafasının altından çıkmıştır. AKP bu politikalarla kendim ettim kendim buldum türküsünü söyleyecektir. Ben devletim, ezerim diyenler kıç üstü oturacaktır. Eşekten düşmüşe dönecektir. Biz 2011 yılında da bunu hatırlatmıştık, ama dikkate almayınca AKP'yi düşürmenin eşiğine getiren 2012 yılı yaşanmıştır.

Yalçın Akdoğan Mardin’e açılımın ekonomik boyutu denilen bir toplantıya katılmış. Buraya yatırım gelecek demiş. Biz de “batsın bu yatırımlarınız, gelmesin bu yatırımlarınız” diyoruz. Baraj yapmış, karakol yapmış, yol yapmış. Yani siyasi egemenlik ve kültürel soykırıma hizmet eden işler yapılmış. Bunları da bir yatırım gibi göstermek nasıl bir egemenlik zihniyetinin hakim olduğunu gösteriyor.

Kürt halkı devletten ya da işadamlarından yatırım yapılmasını istemiyor. Kürtler demokratik özerklik içinde ekonomik özerkliklerini istiyorlar. Ekonomik sömürgeciliğe son verilmesini istiyorlar. Kürdistan’la Türkiye arasında tarihin en ağır ekonomik uçurumu yaşanıyor. Amed’le İstanbul, Van’la İzmir arasındaki uçurum yüz yıl öncesinden katbekat fazladır. Bu bile Kürdistan'da nasıl bir ekonomik sömürgecilik uygulandığının kanıtıdır. Aslında Kürtler ve Kürdistan sömürge koşullarında bile yaşamıyor. Kürtler ve Kürdistan tümden yok edilmek isteniyor. Kürtleri ve Kürdistan'ı sömürge bile kabul etmeyenler şimdi utanmazca konuşuyorlar. Türkiye'nin enerjisi Kürdistan’dan gidiyor, ama bu enerji yine de Kürtlere satılıyor. Türkiye Kürdistan'a ekonomik anlamda bir yatırım yapmıyor; yaptık dediği şeylerle Kürtleri ve Kürdistan'ı her bakımdan soykırım altında tutuyor. Buna ekonomik soykırım da dahil.

Türkiye şu anda ucuz Kürt işgücüyle ekonomik değer yaratıyor. Türkiye ekonomisi ucuz Kürt işgücü sırtından yükseliyor. Enerjisi Kürdistan'dan gidiyor. Buna bir Güney Kürdistan'dan giden on milyardan fazla gelir de eklenince kimin kimin sırtından yaşadığı ortaya çıkmaktadır. Kürt işgücü olmasın, Güneyden gelen kaynaklar kesilsin, Türkiye dünyanın en ağır ekonomik krizini yaşar. Zaten bu nedenle Güney Kürdistan’la “iyi” ilişkiler sürdürülüyor. Hem PKK'yi etkisizleştirerek hem de ekonomik olarak imkan bulmak için KDP ve Barzaniler Türkiye için iyi Kürt’türler.

Bazı işadamları gelecekmiş Kürdistan'da yatırım yapacaklarmış. Bazıları da köle gibi çalışacakmış. Hiç kimse bunu da nimet olarak sanmasın. Kürdü köle yapmak nimet olarak sunulacak. Bu da kabul edilmemelidir. Kürdistan'da amaçlanan “liberal ekonomiyle” Kürdün toplumsallığını dağıtmak ve bu temelde Kürdü köle kılmaktır. Kırk yıllık direniş toplumsallığın dağıtılmasına izin vermedi; şimdi sırada ekonomik yatırım adı altında Kürdün toplumsallığı dağıtılıp Kürtlük bitirilmek isteniyor. Hiç bir Kürt bu oyuna gelmemelidir, bunu nimet olarak görmemelidir.

Bugün Kürtler için istenmesi gereken demokratik özerkliktir. Bu temelde komünal ekonomiyi kurmalı, toplumsallığı dağıtan değil, güçlendiren bir ekonomik model yaratılmalıdır. Yoksa Kürdü bitirmeyi başka türlü yapamayanlar; bu tür ekonomik modellerle, daha doğrusu ekonomik soykırım yapan sözde yatırımlarla Kürdün toplumsallığını dağıtıp bitireceklerdir. Kürtler gözünü açsın, bu özel savaş ekonomisi ve ekonomik soykırıma karşı dursun. Çünkü bu toplum kırımdır, kültürel soykırımdır ve Kürdün direncinin kırılıp bitirilmesidir. 

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): COZUMSUZLUKTE  ISRAR  YENI  TARZLA  SURDURULUYOR  -  Mustafa  Karasu  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.