ŞENGAL, BİZİ TARİHLE YARGILA!
Dizi Yazı / 22 Eylül 2014 Pazartesi Saat 07:51
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto


1.Bölüm

Dünya Şengal’den döndü. Kürtler nerden dönüyor?

Şengal bir milat mıdır? Yoksa tekrarın tekerrürü müdür? Bundan sonra Kürtler Şengal’den önce ve Şengal’den sonra diye yeni bir sayfa açabilirler mi? Bunun için ne yapılmalı? Kürtler kaçış ve ihanet dolu karanlık tarihlerine mi geri dönecek? Yoksa direniş dolu aydınlık geleceklerine mi doğru yol alacaklar? Acaba Kürtler gerekli dersleri alabildiler mi? Her acılı Kürt trajedisinden sonra sorulan buna benzer argümandaki politik soruları; net, açık ve kararlı bir şekilde hiçbir zaman yanıtları derinden aranmamış, üstenci kurtarıcı bir biçimde propagandaya dönüştürülerek bir ağa, bir bey ya da bir partinin çıkarlarına kurban edilerek Kürtler adeta kendi iç tarihlerini kendi elleriyle devşirmişlerdir. Kürt tarihini kendi devlet çıkarları için yazan düşman kuvvetleri gibi davranarak iç ihanetlerini sorgulamadan geçiştirmişler, tarihi devrimlerden, devletlerini savunmadan kaçışlarına kılıf uydurmuşlar, zafere kadar sürmesi gereken direniş savaşlarını bitirdiklerini ilan ederek Kürt halkının ulusal özlem ve umutlarını dumura uğratmışlar. Onlarca katliam ve soykırım denemesinden geçirilen Kürt halkının yaşamsal varlığı üzerinde adeta bir biçerdöver gibi tepinenler kurtarıcı Kürt gibi tekrar tekrar sahneye çıkartılmışlardır. Tarihin ayrıntısında gizlenmiş ihanet ve kaçkın parti, kişi ve liderlerini görmemiş, görse de bakmamış gibi davranarak tarihi çaresizliğin içinde başını kuma saklayarak hazırlanan ve devşirilen sahte kahramanlık destanlarına inanmak zorunda bırakılmıştır. Hala bu masalları büyük kahramanlık gibi görenler; bu aile eskiden beri peşmergedir, şehitleri çoktur, dağda bayırda Kürt halkına hizmet için baş vermişlerdir diye sayfa sayfa methiyeler dizmekten geri durmamaktadırlar. Devşirilmiş Kürt iç tarihinin ne kadar başarılı olduğu bunlardan anlaşılır. Oysa neden başarılı olmadı? Zaferi yakalamadılar. Ya da yakaladıkları zaferi neden bırakıp kaçtılar? Ve bundan sonra neden kendileri dışında gelişen her Kürt devrimine düşmanlık ettiler? Amaçları nedir? Eskiden iyi olanlar sonradan hiç kötü olmazlar mı? Bilimsel tarihin tahlilleri hangisini doğrulamaktadır, gibi soruları ise görmemezlikten ya da üstü kapalı bir şekilde utangaç yanıtlar verir gibi sıvışarak “tırşık” aradılar. Aslında tek dertleri bağımsız ve özgüce dayalı Kürt devrimini ve devrimcilerine karşı çıkmak onlara verilmiş bir görevdir; biz başarmadık kimse başarmasın, ya da kim başarsa da bize teslim etsin. Biz muhalefete kalamayız ve muhalefet etmeyi gururumuza yedirmeyiz. Ya da muhalefete düşersek biteriz gibi ilkel politik güdülerin iktidar savaşını sürekli başkalarının sırtında vermişlerdir ve Şengal’e kadar bunu yaptılar. İhaneti, kaçışı ve dışa bağımlılığı bir kumar gibi oynar gibi sürekli oynadılar. Balık hafızalı misali çabuk unutulan ihanet kaçışlarını ise Kürt halkı sürekli maruz gördü. Nedenlerini araştırmadı, araştıranlar ise yeteri destek görmedi. Ya da iktidarın parasal keskin çarkları arasında dövülerek özgür bilincine döneklik etmeyi bir meziyet saydı. Kürtler iç tarihlerini hiç sorgulamadı. Peki neden? Tarihlerini eleştirmekten çekiniyorlar. Parti ve liderlerin yaratmış olduğu ulusal travmaları neden açmıyorlar? En azından yakın tarihlerini eleştirisel analizlerle, çok taraflı derin araştırmalarla kendi içlerindeki ulusal suçlularını sorgulamak için gıyabında veya hazırda halk mahkemesini kurarak, bir daha Kürt ulusunu düşman güçlerin insafına bırakarak teslim olanların, kaçanların ve pazarlayanların kirli politikalarını cezalandıramazlar mı?

Kürt ulusal ve moral değerlerini tarihte ve bugün bırakıp kaçmak yada ihanet etmek bir ticaret biçimi midir? Eğer öyle ise kim hangi parti yada liderler bunda kazançlı çıkmıştır. Değilse niye Kürdistan halkı ve ben devrimciyim, yurtseverim, Kürt hümanistiyim veya Kürt dostuyum diyen kişiler ve partiler neden tarihi ihanetleri, kaçışları yeterli düzeyde sorgulamıyor, eleştirmiyor ve yargılamak için ulusal halk ceza mahkemesini kurmak, iddianameler hazırlayıp Kürdistan halkına ve tarihe not düşmüyorlar? Burada Kürdistan ulusal davasına ve halkına zarar vermediği müddetçe parti içi sorunları ve iç hesaplaşmaları partilerin iç sorunu olarak dipnot ederken ulusal anlamda Kürdistan halkına ve davasına zarar vermiş, ihanet etmiş ve ulusal değerleri savunmadan ve savaşmadan bırakıp kaçan partilerin ve liderlerin halka karşı suç işledikleri ve bunun bir parti sorunu olmaktan ziyade halka karşı işlenmiş ulusal suçlar olarak adlandırılması bugün olmasa da gelecekte cezalandırılması ve unutulmaması için gerçekçi ve halka açık her dört parça ve diasporada bulunan Kürtlerin a’dan z’ye, yediden yetmişe katılmak isteyenlerin suçlama, savunma hakları saklı tutulmak şartıyla ulusal jürinin gözetiminde ulusal halk ceza mahkemesinin kurulması gerekli ve elzemdir. Kürdistan'da hangi parti, dernek, kurum ve aydınlar, şahitler partilerin iç sorunlarından doğan suçları yargılamak yerine Kürdistan halkına ve ulusal değerlerine zarar vermiş, ihanet etmiş ve kaçkın pratikleri bir bir dile getirirken bir daha aynı ihanet dolu kaçkın pratiklerin kimsenin yanında kar kalmaması için acil olarak çalışmalara başlaması demokratik ulusal Kürt birliğinin mihenk taşını oluşturacaktır. Ulusal jüri karşısına çıkmak istemeyen Kürt örgüt, parti ve kişilerin daha başta ulusal ceza mahkemesinin sonuçlarını kabul ettikleri ve kamuoyuna duyurulacağını herkes bilmelidir. Kürtler arasında eleştiri düzeyinin ulusal demokratik ahlakına, zihniyetine ve sistemine hakimlik yapacak bir role dönüştürülebilir. Kürt demokratik birliğine gelmeyen partileri bile deşifre ederek Kürt halkının ulusal değerlerini temsil etmedikleri ilan edilerek gerekli pratik adımların bunlara karşı nasıl olması gerektiği yönündeki çağrılar somut karşılığını Kürdistan ulusal jürisine katılan partiler örgütler ve aydınlar verir.

İhanetin ve kaçışın Kürdistan tarihinde kazanç olarak geri dönmemesi için ve bir daha Şengalleri yaşamamak için böyle mekanizmalar hayati önem taşımaktadır. Çağımız ve teknik düzeyi bunu mümkün kılacak niteliklere sahiptir. Kürtler eski tarihlerde ihanet ve kaçışlar için bahaneler bulabilirdi, kimse farklı bir durumda bilmezdi, ihanet eden ve kaçan ise bunun teorisini yaparak Kürt tarihini devşirerek günümüzde bile inandıranları yaratabilmesini sağlamıştır. Bugün ise aynı durum söz konusu değildir. Güneş balçıkla sıvanmıyor, ihanet ve kaçış TV ekranlarında, canlı tanıkların söyleşilerinde ve bilcümle pratik sahada gözler önünde seyrediliyor. Bunu yüksek sözle dillendirenler her türlü şantaja ve çamur at izi kalır misali tehditlere rağmen insanlığa ve Kürt ulusal geleceğine karşı sorumluluğunu yerine getirmektedir. Ulusal birlik, ulusal kongre söylemlerine hapsedilemeyecek olan gerçekler ışığında ancak demokratik ulusal kongre yada konferanslar, birliktelikler kurtarabilir. Kendi hatasını, suçunu kabul etmeyen bunun için dersler çıkartması gereken güçler ise bahaneler üretmeğe gerçekleri ters yüz ederek adeta bırakın daha çok Şengalleri Kürdistan halkına yaşatacağım, siz bırakmıyorsunuz diyerek tepki duymakta ve kardeş savaşını-bırakuji-ihanet savaşını Demokles’in kılıcı gibi Kürt partilerin ve gerçek yurtsever Kürt aydınların başında sallandırmaktadır.

Kürt halkı ve bütün demokratik-yurtsever bileşenleri bu duruma ne zamana kadar izin vereceklerdir? Müdahale mi yoksa teslim mi olacaklar? Kürt halkının kaderi üzerinde etkili olan anlamsız argümanları kullanıp Kürt halkının ulusal ve moral değerlerinin sahte umutları üzerinde Kürt ulusal müdahale yöntemlerini daha ne zamana kadar erteleyeceklerdir? Ayrık otlarını ulusal tarlalarından ne zaman atmak için imece usulü nadasa duracaklardır? Ulusal ağaçlarının kurtçuğu olan kurdu ne zaman temizleyeceklerdir?

Bugün itibariyle bakıldığında ulusal ve uluslararası alanda birçok platformda Kürtler bütün bileşenleri ile bir araya gelebilmekte birlik ve demokrasi mesajları verebilmektedir. Bu birlik platformlarına Kürtler içinde katılmayan tek parti ne yazık ki KDP ve KDP’ye bağlı taşeron kesimler katılmamaktadır? Acaba neden? Bütün Kürt bileşenleri yanlışta tek doğru KDP mi?

Bu temel ayrıntılar üzerinde Şengal irdelendiğinde Kürtlerin son trajik durumu gözler önüne hemen gelmektedir. Herkes soruyor? Neden Şengal? Şengal’de ne oldu? Niye Şengal'deki güçler yani KDP peşmergeleri direnmedi? Kaçtı. Soruyu soruyla cevaplandırmak gerekirse neden KDP Şengal’de başka Kürt örgüt, parti ve kurumlarına serbest çalışma izni vermedi? Çalışmak isteyen Kürt güçlerini tutukladı? Yada kalmak isteyen güçleri ise sembolik binalara hapsederek susturdu? Sadece propagandada amaçlı kullandı. Yoksa KDP Şengal’de kimseye özgür çalışma imkanı vermeyerek Şengal’i DAİŞ’çilere peşkeş çekmek için mi nöbet tutuyordu? Bu nöbeti kimler ve kimin için tuttu? Bunlar gibi çok sorular sorula bilinir. Fakat gerçekler soruları öylesine aciz hale getirmiş ki KDP ve Şengal üzerine soru soranları bile şüpheli hale getirmiştir. Sorular bile Şengal’in trajedisinde utangaç hale gelmişken kendisine dönmüş bütün kaçkın ve ihanet oklarını farklı yönlere döndürerek gerçek kurtarıcıları katletmek için kullanmaya çalışmaktadır. Neden? Kürt halkı bunu görmeyecek kadar zayıf mı? Oysa Kürtler kendilerine karşıda eski Kürt değiller. Onun için hala eskide ısrar neyi kurtaracaktır? Oysa yaşanan eleştirisel hatalar ve suçlar yargılandığı ve gerçekçi tarzda halka açık mahkemelerde özeleştirisel tarzda özlü yaklaşımlar gösterildiği taktirde bu bütün güçleri ve kişileri büyütür. Halka açık ulusal özeleştirisel yaklaşım ve yargılamalardan korkmamak gerek. Bunun için gereken ve yapılan eleştirileri iyi anlamak lazım. Geçiştirmek, hakikati yalanla katletmeye çalışmak insanın kendisini kandırabileceği bir ruh halinden başka bir şey değildir. Hakikati yalan olarak göstermeyenlerle savaşmak ise tarihi olarak er yada geç ortaya çıkacak ama sonu daha büyük felaketlere yol açacak olan öz güçten yoksun, halka güvenmeyen ve halkta güven yaratmayan durumu arz eder. Onun için KDP, PKK ve KCK’nin ideolojik, politik ve askeri desteğini gördüğü halde kabul etmek zorundadır. Niye gerçekleri dile getiriyorsunuz? Hakikatleri görüntülüyorsunuz? Niye susmuyorsunuz? Beni deşifre ediyorsunuz? Kimse tarihte bizi böyle göstermedi? Oysa bu tür şeyleri çok yapmıştık sizler bozuyorsunuz tarzında ifade edilecek son yaklaşımlarını ve tepkilerini değerlendirirken tarihte ilk defa tümüyle deşifre edilen politik bir oyunun içinde battığını da bilmek lazım. KDP Şengel politikasının batağından kurtulmak istiyorsa bunu etraflıca bulunmaz hint kumaşı cinsinden kendisini farz etme yerine yeni siyasi bataklıklar kurma yerine bataklıktan çıkmak için Kürt demokratik ulusal birliğine ve özeleştirisel yargılamasına yönünü döndürmelidir. Bu durum KDP’yi zayıflatmaz aksine daha güçlü bir hale getirebilir. Yeter ki özlü, bağımsız ve özgür bir tarzda demokratik ulusal değerlere yaklaşılsın, süreklileştirilsin. Aksi halde KDP için; Kürt ulusu içinde yolun sonuna gelindiğini belirtmek gerekir. Kürtler ve Ortadoğu’da sadece ve sadece kapitalist modernite güçlerinin piyade gücü olmaktan başka bir rol almayacak ve verilmeyecektir. Bu durum belki ekonomik olarak güçlendirir, askeri olarak yeni fırsatlar verir. Ama ulusal anlamda Kürtlere yarar sağlamayacağı gibi KDP’yi de Kürt halkının vicdanında ve demokratik eylemlerle teslimiyet ve ihanet cephesinin baş yürütücüsü kılar. KDP bir dönüm noktasında ve büyük bir tercihle karşı karşıyadır. Umarız halktan yana demokratik ulusu yaratacak olan Kürt ulusal birliğinin içinde somut olarak yerini alır.

Kürtler Şengal'i takip ettikleri kadar KDP’ye de izliyorlar. Acaba Şengal’den sonra ne yapacak? Nasıl bir tavır takınacak? Ulusal suçunu görüp Kürt halkına ulusal özeleştiri verebilecek mi? Yoksa tarihte yaptıklarının tekrarı olan Şengal'i de Mahabad, 1975 Aşbetal, Halepçe, 1988 Enfal, 91 yılları, 1996’da Hewlêr katliamları gibi yaklaşıp olayları ters yüz ederek, çarpıtarak parti ve ailesel çıkarlarını yine Kürt halkının ulusal değerleri üzerinde mi tutacak diye merakla takip etmiştir. Görüldüğü kadar aynı durum Şengal’den sonrada devam ediyor. Yeterli dersler çıkartılmadığı ve çıkartılmayacağı adeta gösterilmektedir. KDP bu tarihi tekrarı neden yaşıyor ve politik olarak neden sürdürmek istiyor? Ancak ulusal değerlere karşıt olan ve Ortadoğu’da Kürt halkını ve Kürdistan'ın statüsüz olmasını isteyen güçler bu kadar körelmek ister ve Şengal hakikatinin derin derslerini almayarak eskide ısrar ederek Kürt ve Kürdistan’ı kullanarak sahte umutlarla ancak yeminli itirafçı, dönek ve kaçkınların ana merkezi olarak kendisini var etmeye çalışır. Kürdistan devrimi ve özgürlüğü yaklaştıkça yeni statülerle bunlar kullanılmak ve bu sistemin üzerine oturtulmak için kapitalist modernite güçlerine tek sahip olarak kendilerini göstermek ve üzerine oturmak isterler. Bunu da biz yaptık devlet bile kuracağız herkes etrafımızda toplansın diye veryansın serzenişlerde bulunarak her türlü ihanet ve ulusal suçlar örtünmek istenmektedir. Peki, ihanet ve ulusal suçlar üzerinde kurulacak Kürt devleti ne kadar temiz demokratik ve bağımsız olur? Kime ne hayrı olur? Gibi sorularla KDP ‘nin 1991’lerde kalma klasik politikalarla Kürtlere ve özelikle PKK’ye yaklaşımının yanlış olduğunu anlaması gerekir. Şuan KDP’ye bağlı bazı TV kanalları ve medya organlarında çıkan çarpıtılmış yalan-yanlış bilgiler sadece KDP kendi denetiminde bulunan kesimleri ve yerleri (Behdinan) elde tutmak için başvurulan dedikodu türü haberler olarak görmek gerekir. Bunlar Şengal'i kurtarmaz. KDP’nin ulusal Şengal suçunu örtmez, yada Rojava’ya yönelik hatalarını kamufle etmez. Üstüne çizgi çekmez. Belki kısmen yeminli PKK düşmanları ve taraftarlarına bir yem olur. Ama tarihi ulusal sorumluluğu kaldırmaz. Onun için çağa uygun adımlarla PKK’ye, KCK’ye ve Kürdistan ulusal sorunlarına eğilerek ortak demokratik paydalar etrafında partiler ve ailesel çıkarlar üstünde Kürdistan’a yaklaşmak mühim olmaktadır. PKK’de aynı hatalara girmeden resmi protokollerle Güneyli bütün güçlere yaklaşım göstermeli bunun için Şengal'in savunması için birlik protokollerini imzalamalıdır. KDP bu resmi protokolleri kabul etmese de Güneyli diğer güçlerle birlikte Şengal’in kurtarılması için bu protokolleri imzalamak ve içinde Êzîdî güçlerin imzasının da bulunduğu Şengal’in direniş ve zafer belgesini özgürlükler antlaşması gibi tarihe armağan etmelidir. Yine de en kısa zamanda ulusal halk mahkemesinin kurulması Êzîdî’lerin öncülüğünde Şengal’in temize çıkması için bütün taraflara çağrı yaparak somut adımlarının biran önce atılması büyük önem kazanmıştır. KDP ne yapar?  Önce onu bekleyelim? Yoksa tümüyle düşman güçlere sığınır? Anlayışını saklı tutarak yeni bir kardeş-bırakuji savaşı yaratır bunun için komplolar provokasyonlar yapar korkusundan ziyade ulusal suçlar karşısında ne olursa olsun Kürdistani seslerin yükseltilmesinde yarar vardır. Kaygılar bunun karşısında hiçleşmelidir. Bu Kürt halkını koruyacak en büyük zırh olabilir.

Bu temelde Şengal katliamı ve nedenlerini sadece bu günde aramak yanlış sonuçlara götürebilir. Tarihi olarak Şengal ve benzerini Kürt halkı özelikle Güney Kürdistan’da çok yaşamış ve ağır sonuçlarını görmüştür. 1946’da Mahabad Kürt cumhuriyetinin genelkurmay başkanı olan KDP başkanı Mele Mustafa Barzani savaşsız bir şekilde Mahabad’ı İran’a teslim ederken Qazi Muhammed ve arkadaşları Çarçıra meydanında idam edildikten hemen sonra 8 peşmerge komutanıyla tahrana giderek görüşmeler yapmaktaydı Mahabad’ı kuşatan ve işgal eden İran genel ordu komutanı Xumayini yazdığı anı kitabında, “eğer Barzaniler Mahabad’dan çıkmasaydı Mahabad'a giremez, askerleri silahsızlandırmazdık” diyerek tarihi Mahabad Kürt cumhuriyetinin en büyük yıkılış nedenlerini aslında sıralamaktaydı. Sormadan insan edemiyor, acaba DAİŞ komutanları Şengal için aynı şeyleri söylemişler midir? O zaman KDP’yi eleştirmek, hatalı olduğunu söylemek için Kürdistan’da bağımsız bir güç ve aydınlanma hareketi çıkmamıştı. Mahabad Kürt cumhuriyetinin tarihini istedikleri gibi devşirerek kendi lehlerine çevirmesini bildiler. Bu durum kâr olarak KDP’ye geri döndü. Biz bayrağı alıp Rusya’ya gittik diyerek emanete ihanet etmedikleri teorisini bazı Kürt aydınlarına bile kabul ettirmesini bildiler. Kürt tarikatların özerk isteklerle varlıklarını Osmanlı’ya kabul ettirmek için giriştikleri ailesel ve aşiretsel iktidarları için taleplerini göz önüne seren ve ailesel tarikat iktidarları için çeşitli acılar gören aşiretler bununla ancak yaşamsal değerlere sahip olabileceklerine ikna olmuşlardır. Kurak ve sarp dağlıklara sığınmış Barzaniler için ise yeni yaşam alanları bulmak çok önem kazanmıştı. Hewi ve Xoybun örgütünün telkinleri, mektupları ve çağrıları sonucu Zebari aşireti ve Barzan aşiretinin Banê köyündeki toprak anlaşmazlığı sonucunda Zebarilerin Barzanilerin askeri kuvvetlerini yenmemesi sonucu Irak’la ittifak kurarlar. Irak rejimiyle birlikte Barzanilere saldıran Zebarilerin ilk saldırıları aslında ulusal özelikler taşımayan aşiretsel, arazi ve sınır anlaşmazlığı tarzında gelişmiştir. Bunun sonucunda o dönemlerde faaliyet gösteren Kürt örgütleri Barzanilerin silahlı güçlerinden yararlanmak ve ulusal bir potaya çekmek için ulusal özelikler bahşederek büyütmüşlerdir. Barzan'ın gerçek sahibi olarak adlandırılan Şêx Ahmed’in adamlarını Irak’ta bırakarak Mahabad’a geçen mele Mustafa burada Kürt örgütlerin propagandist faaliyetleri sonucu çok değer verilir. Askeri gücünden yararlanmak için Mahabad Kürt cumhuriyetinin genel askeri komutanı yapılır. Barzaniler artık ulusal özeliklere bürünmüş fistanlarla yakın Kürt tarihine giriş yaparlar. Ama bugüne kadar kimse Mahabad’ı tam araştırmadı. Kürt güçlerinin yetersizliğini eleştirmedi. Nedenlerini cesurca ortaya koyarak Mahabad’ı ne olursa olsun savunması gereken askeri güçleri kimse yargılamadı. Suçu Rusya’ya vs. gibi dış güçlere atarak işin içinden çıktılar. Oysa Mahabad tam araştırılıp derinden yargılanıp çözülmüş olsaydı, bugün Şengal katliamını Mahabad'da aramayacak olacaktık.

“Tarih başlangıcında ve günümüzde gizlidir” sözünün emredici bağlantısında adeta hawar hawar diye bağırırken hala vicdanını bir diktatörde veya ağanın kadri kıymet gülüşünün hatırı içinde hayal ettiği maddi çıkarlar için tarihi Kürt gerçekliğini devşirmenin teorisini pazarlayan aydınlar, akademisyenler ve yazarlar ne kadar etik ahlaka sahiptir?

Mahabad’ı iyi çözemeyen ve ulusal mahkemede yargılamayan Kürtler; devesi kaybolunca oğullarına daha önce kaybolan horozu bulmasını isteyen baba misali gibi tarihlerine bakıp ders çıkartacaklarına KDP peşmergelerinin kahramanlık destanlarını masal gibi anlatarak nostaljik hayallerin eski fotoğraflarında Kürt tarihini tekrarlamak için yeniden canlı tutmaya çalıştılar. Bu defa ABD ve İran desteklerini çekti diye dört parça Kürdistan’ın büyük umutlar bağladığı ve destek sunduğu Güney Kürdistan devrimi 1975’te iptal edilerek devrimin sonunu ilan eden ve radyolarda bunu bildiren KDP’li Barzaniler ‘aşbetal’ olarak tarihte bir kez daha yerini aldı. Halk Saddam’ın zulmüne ve faşist insafına bırakıldı. Binlerce insan bugün Şengal’de olduğu gibi kendisini dağlara vurdu. Çoğunluğu İran’a, Avrupa’ya göç etmek zorunda kaldı. Güney devrimini adeta ABD’nin ve İran’ın hatırı için sonlandıran ve özgür Kürdistan'ın doğuş arifesinde ebeliği bırakarak ailesi ile birlikte güvenli limanlara gemilerini çektiler. 1975 Kaçışını ve devrimin sonunu kabul etmeyen bazı güneyli Kürt örgütleri toplanarak YNK’yi kurdular. Bugün Şengal’de kuruluşunu ilan eden Yekîneyên Berxwedana Şengalê (YBŞ) gibi çekirdek türü örgütlerinin ilk adımlarını birleşerek verdiler. YNK Soran bölgesindeki gücünü Behdinanla pekiştirmek ve KDP’nin Behdinan halkı üzerinde yaratmış olduğu zararları ve körelmeği kırmak yeni yol ve yöntemler deneyerek emperyalizmin piyonu ilan ettikleri KDP’yi Behdinan’da deşifre ederek, devrimi halka anlatmak için Ali Asker ve yönetiminde 700 YNK’li peşmerge Kuzey Kürdistan üzeri KDP’nin kalbi sayılan Behdinan bölgesine ulaşmaya çalıştı. Coğrafik olarak Kürdistan’ın en stratejik bölgesi sayılan Behdinan’da devrimci bir çıkış olur diye bu durum hem bölge ülkelerini hem ABD-batılı güçleri ve Barzanileri çok etkiledi. KDP bölgede bulunan ve kendisine bağlı aşiretler aracılığı ile bu güçleri durdurmak istiyordu. KDP kendi dışındaki Kürt örgütlerini tasfiye etmedeki marifetiyle Behdinan ve Kürdistan’da bir kez daha yeni oyun ve dolaplara başvurur. Behdinan ve kısmen kuzey Kürdistan’ın sınır bölgelerinde KDP’nin söylem ve provokasyonlarına inanan belli aşiretler yanında KDP’nin her dediğine yalanda olsa evet diyecek kadar köle ruhlu bağnaz insanlar vardı. Fakat bunun için birisine ihtiyaçları vardı. KDP güney devrimini sonlandırdığını ve aşbetala girdiğini beyan ettiği halde geçici yönetim ‘Qıyada muveked’ kurduğunu, başına da daha bağımsız hareket ettiği iddia edilen eski KDP’lilerden sayılan Şami Şengali, Sami Abdurrahman atadığı dilden dile dolaşmaya başladı. KDP provokasyon ve komplolar için birisini bulmuştu. Üzerinde çalışmaya başladı. Devrimi tekrardan başlatacak ve Kürtleri kurtaracak tek kişi olduğu, Barzani tarafından özel olarak görevlendirildiği Behdinan ve kuzey Kürdistan sınırındaki bölge halkı üzerinde propaganda edilir. Tıpkı bugün Şengal dağında bulunan Qasım Şeşo ve akrabalarından oluşan peşmergelerine benzer yaptığı gibi Sami Abdurrahman ve etrafında toplanan peşmergeler için Barzaniler ve dış güçler hazırlıklar yapmıştı. Çok geçmeden Behdinan’da Ali Asker ve peşmergeler için anti-propagandalar başladı. Behdinan’da Saddam’a bağlı eli silahlı peşmerge giyimli kişilerin geldiğini ve bunların Baas ajanları olduğunu KDP yöre halkına söyleyerek kirli ve gerçek dışı propagandalar yaptı. Tıpkı bugün KDP medyası Rudaw TV ve bağlantılı yazılı-görsel organlarının yaptığı gibi. Şengal’de PKK, HPG ve PYD’ye yönelik yapılan gerçek dışı kirli propaganda gibi. O dönem KDP’nin bu kirli yaklaşımlarını çözemeyen YNK, yeterli denetim, derin güvenlik, sürekli disiplin ve bunları boşa çıkartacak pratik adımlar içinde olmadığından dolayı Ali Asker komutasında bulunan peşmergelerine KDP’li Sami Abdurrahman peşmergeleri pusu kurar. 1978’de Beytüşşebap zozanların da bulunan Taştamergêde Ali Asker ve arkadaşlarının etrafı kuşatılır. Bu çatışmalarda 700 peşmerge katledilir. 300 peşmerge esir düşer. Ali Asker, Tahir Wali Beg, Dr. Xalit ve Êzîdî büyüklerinden olan Hüseyin baba Şêx KDP’ye esir düşer. Büyük yurtsever ve devrimci Ali Asker ve arkadaşları araya giren tüm Kürt örgütlerin çabalarına rağmen esir düştükleri halde KDP onları katleder. Êzîdî büyüklerinden olan Hüseyin baba Şêx ise katledildikten sonra intikam alır gibi başı hunharca ezilir ve bugün Şengal’in Koço köyünde teslim olmayarak DAİŞ’in çemberinde günlerce direnen ve son kurşundan sonra esir düşen Kürt Êzîdî yaşlı rûsipilerine DAİŞ’in ölü bedenlerine yaptığı insanlık dışı muameleler gibi yaptılar. Şengal’in Koço köyünde siz nasıl DAİŞ’e karşı çıkarsınız, Müslüman olamazsınız diyerek yaşlı Êzîdîler vahşice katledildi. Hüseyin baba Şêx ve arkadaşlarına ise adeta sizler nasıl KDP’ye karşı gelirsiniz. KDP’ye rağmen başka bir parti, devrimci bir çıkışı Behdinan’da yapmaya çalışırsınız diye aynı vahşiliğin Êzîdîler şahsında yapılması manidardır. Ey tarih sen nelere kadirsin! Seni ancak doğru okuyan bugün Şengal’i anlar.

İhanet yine doludizgindir. Umarız bu defa Şengal’de bulunan Êzîdîler Hüseyin baba şer’in mirasını çağdaş direniş tarihleriyle yad eder. Bir daha onlara esir düşmemek için çağdaş Kürtlüğün bilinç taşlarının zihniyet devrimini yaparlar. Qasım Şeşo veya tersi bir durumla Sami Abdurrahman pratiğine izin verilmez. PKK ve YBŞ ise YNK’nin 1978’deki liberalizmin savaş taktiklerinde sınırlı kalmazlar. Tarihten çıkarılması gereken tecrübeler ışığında Şengal'in öneminin Behdinanla ne kadar kader birliği içinde olduğu da anlaşılır.

Savaşacağım, savaşıp sonradan direnmeden kaçmak acaba Kürtlerin özgürlük mücadelesinde ölümleri azaltır mı? Yada çoğaltmış mı? Güney Kürdistan tarihi bunun örnekleriyle doludur. Onlar bizden daha güçlüdür! Savaşırsak çok ölüm olacaktı? Direnseydik halkımız dayanmazdı? Teorileriyle Kürt halkının özgürlük mücadelesini bırakıp kaçmak bunun için kılıflar uydurmak ulusal ahlaktan ve ulusal etik değerlerinden anlamamak demektir. Düşmana karşı direnmek hiç ölümleri getirmez denilemez. Ama kaçış kadar felaketleri ve katliamları doğurmaz. Aksine ölümleri daha çok yapar ve bir halkın mücadele umutlarının tasfiyesi ile sonuçlanır. Bu kaçışlar sınırlara kendini vurmalarla dünya bizi anladı diyerek yada tanıdı gibi safsatalarla Kürt devletinin önü açıldı diyerek halkı uyutmak umutlarıyla oynamak gibi cahil sınıfların edebiyat dersleri gibi sokaktaki insana şırınga etmek neyi kurtarır? Daha ne kadar bu ve benzer tarihi illüzyonist hayali öngörüsüzlükle Kürdistan halkının geleceğini inşa ediyoruz diyerek işin içinden çıkmaya çalışacaksınız? Güney Kürdistan tarihindeki katliamların ve özelikle KDP tarihindeki şehitlerin çoğu direnişin şehitleri veya mevzide düşmana karşı savaşılırken verilen kayıplar değil. Kaçarken yada devrimi düşmana teslim ederken verilen büyük kayıplardı. Bu kayıplarla başka ülkelerde on devlet kurulmuş bugün bağımsızlık bayrakları dünyanın her tarafında dalgalanıyor. Vietnam’dan Bosna’ya kadar. 4-6 milyonluk Güney Kürdistan’da 500 binden fazla şehit var. Bunların sorumluluğu, zaferi ve özgürlüğü getirmediği sürece kime ait olacak? Bunun için ön hazırlıklar özgür geleceğe nasıl teslim ediliyor? Aynı nakaratları yeni nesil Kürt gençlerine aktararak balık hafızalı bir millet mi yaratılmak isteniyor?

Yıl 1988 dünya Ortadoğu’da yeni denge ayaklarını oluşturmanın arifesindedir. İran ile Irak’ın hesapları yine Kürtler üzerindedir. Özgüce bağımlı politik adımlar yerine yine dışa bağımlı talepler çerçevesinde hareket eden Kürtler Güney Kürdistan’da hareketlenmeye başladılar. Bunun sonucunda Irak Baas rejimi daha büyük bir darbeyi Kürtlere vurmaya hazırlanıyordu. Kürtler ise buna karşı hazırlıksız ve öngörüsüzdüler. Irak faşist rejimi bütün dünyanın gözü önünde Enfal harekâtına başladı. Bir yıl içerisinde 182 bin Kürt tutuklanarak faili meçhul cinayetlere ve soykırıma uğradı. Kimyasal gazlarla Halepçe katliamı yapıldı. Binlerce insan zehirli gazlarla katledildi. Dünyadan tek bir kınama bile çıkmadı. Sahi KDP neredeydi o zaman? Diğer Kürt örgütleri ne yaptılar? Bu katliamlardan 12 bin Feyli Kürt katledildi. 80 binden fazla Germiyan Kürdü, 50 bine yakın Soran Kürdü, 32 bin Sindi ve Guli aşiretine mensup kişi katledildi ve soykırımdan geçirildi. Fakat ne yazık ki burada katledilen Kürtler arasında bile ayrımcılık yapıldığı ve şehitlerin sınıflandırıldığı acı bir gerçek gibi günümüzde konuşuluyor. Güney Kürdistan’da 1988’de katliamlarda sorumluluğu olanların açığa çıkartılması ve yargılanması gerekirken bu katliamlarda yer alan korucu başlarının ve müsteşarlarının çoğunun KDP üyesi olarak karşımıza çıkması bazı çevreleri şaşırtmıştı. Güney Kürdistan basınında zaman zaman gündeme gelen ve yargılanması için imzalı talepler sunulduğu halde KDP bunlara karşı çıkmış ve yargılanmalarını engellemiştir. O zaman bu yargılamalara karşı çıkanlar 1988’de Halepçe başta olmak üzere 182 bin Kürt'ün Enfal operasyonunda kaybedilmesine ortak olduğu anlaşılmaz mı? Sadece bir aşirete mensup şehitleri sürekli ön plana çıkartarak diğer şehit olan halkın değerli evlatlarını ikinci plana atar gibi politik çıkarlar için kullanmak ne kadar doğrudur? Yoksa onlar çok şehit vermiştir. Ne yapsalar hakları vardır? Kürtleri ancak onlar kurtarır algısını halkta yaratmak için mi sürekli 8 bin Barzani’nin şehit edilmesi olayı işleniyor? 8 bin Barzan şehidi bütün Kürdistan’ın şehitleridir. Bir partinin malı değildir. Diğer aşiretlere mensup on binlerce şehit var? Niye kimse onları dile getirmiyor? Yoksa onlar ikinci rütbe şehit midir? Bu nasıl sorular diye soranlar olacaktır. Bunu biz değil şu an KDP eksenli Güney Kürdistan hükümeti pratikte uyguluyor. Örneğin bütün şehitlerin maaşları aynı değildir. Barzanilere ödenen şehit maaşı ile başka aşiretlere mensup şehit maaşları farklı miktardadır. KDP’ye yakın kişi, sorumlu, ağa veya aşiret reisi yüksek şehit maaşları alırken halka ise düşük şehit maaşı veriliyor. KDP’ye yakın duran ve seçimlerde oy veren,  Enfal operasyonunda Saddam Hüseyin’le birlikte hareket eden müsteşarların Enfal operasyonunda ölen korucularına bile KDP şehit maaşı vererek gizli politik dünyasının şifrelerini soğukkanlı bir şekilde yürütmektedir. 1988’de Türkiye İran’a göç etmek zorunda kalan Güney Kürdistan halkı aynen Şengal halkı gibi dünyanın dört bir yanına dağıldılar. Kürtler içinde Halepçe ve Enfal sorumluları ise hala yargılanmadı. Ama her yıl üzerine ağıtlar yakılıyor. Halepçe katliamını yapan Saddam Hüseyin ve Hasan El-Mecit ise Kürtlere karşı yapılan Halepçe ve Enfal katliamları için değil mahkeme tutanaklarına göre Şiilere yaptığı katliamlar için Bağdat’ta idam edildiler. Ama şu soruyu sormak gerekirdi. Saddam bile ABD’nin kendisini idam edilmesine izin vermeyeceğine inanmışken kimler ABD’yi hemen idam etmesi yada önü açılırsa hepimizi deşifre eder, Ortadoğu’da ve Kürdistan'da politik yaşamımız son bulur diye ikna ederek intikam hırsı bürümüş Şiilere teslim etti?

Direnmeden tarihten kaçmak 1991’de Saddam’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle bir kez daha baş gösterir. Önce halk ayağa serhıldana kaldırılır. Sonra Saddam uçaklarla gelecek kimyasal atacak diye ilk önce peşmergeler kaçar. Silahlarını sınırda bekleyen Türk askerlerine teslim ederek Türkiye’de mülteci olurlar. Halk ise İran ve Türkiye sınırlarında ölüm kalım savaşı verir. Mültecilik Şengal gibi daha derinden sarsar. Tarihi müzik notaları gibi adeta gören Kürtler ise aynı nakaratı tekrarlar. Dünya bizi anladı. Tanıdı. Vs. vs. Direniş ederek özgürlüğünü kimseye minnet etmeyerek öz gücünle tanıtsan ve bu ulusal rezilliği Kürt halkına yaşatmadan ölümüne topraklarına sahip olsan dünya daha çok tanımaz mıydı? Ulusal birlik ruhuyla tüm Kürtlerin gücünü arkasına alarak dünya ve bölge daha çok değer vermez miydi? Devletlerine bütün Kürtleri mülteci olarak almayacaklarını beyan eden Avrupalı batılı ülkeler Fransa’nın önerisi ile en iyi çözüm olarak Kürtlere Irak’ta uçuşa yasak kendi bölgelerinde sınırlı bir alanda 36 paralel dedikleri bir plan içerisinde anlaşmaya vardılar. Yaralı kuşlar gibi Güney Kürdistan’a tekrar dönen güney halkını ise yeni sorunlar ve ulusal kavgalar bekliyordu. PKK’nin Ortadoğu’da Kürdistan sorununu devrimci bir çizgi temelinde tümden değiştirmesi ve özgüce dayanarak Kürt halkının özgürleşmesini hedefine koyarak avukatsız bırakılan, sahipsiz edilen ve kaçışlarla sürekli adlandırılan Ortadoğu’da Kürt kapanını kırmak için yeni projeler üretmeye başladı. Sürgünde Kürt parlamentosu ve sürgünde Kürt devletinin Güney Kürdistan geri cephesine dayanarak Kuzey Kürdistan’da ilan edebileceğini duyurması ve Botan-Behdinan savaş hükümetini olağanüstü bir durumla tartışmaya açması ortada kaybolan halkın arasında pek etkisi kalmayan KDP ve YNK’nin Güney Kürdistan’a dönüşünü hem bölge ülkeleri hem de uluslararası emperyal güçler tekrar gündeme getirdiler. Adeta yetişin PKK devlet ilan ediyor bunun için Güney Kürdistan’da temel atıyor. Bunu engelleyin böyle bir devlet bize hizmet etmez diyerek özelikle KDP’yi öne sürdüler. KDP ise Türk, ABD ve İsrail destekli olarak PKK’nin sürgünde Kürt devletinin PKK eliyle ilan edilmesine karşı çıkarak güney Kürdistan’da Türk devleti ve tanklarıyla birlikte Gerillalara karşı operasyon üstüne operasyona giriştiler. Kürtler bu tarihe ihanet savaşı adını verdiler. Bazıları bırakuji diye çarpıtmak istese de gerçek ismi ihanet idi. Çünkü bir Türk tankının üstüne çıkan KDP’li peşmergeler sürgünde Kürt devletini ilan etmek için Botan-Behdinan hükümetini kurmak için çalışmalara başlayan Gerillalara karşı savaşıyorlardı. Bunu Türk devleti kuzeyde korucular eliyle yapıyordu. Zaman zaman kuzeyde koruculara yardım etmek için KDP’li peşmergelerde katılıyordu. Sonuç itibariyle Türk devleti İsrail ve ABD-KDP eliyle amaçlarına ulaşmıştı. PKK’nin sürgünde Kürt devletini resmi olarak ilan etmesini engellediler. Ama PKK yeni stratejilerle, somut proje ve ideolojik yoğunlukla Ortadoğu’da çözüm modellerini geliştirerek sadece Kürdistan ve bölgede değil dünyada rüştünü kanıtladı. Hedeflerini kendisi kadar büyüten PKK zihniyete demokratik bağımsız komünal ve ekolojik Kürdistan’ı kurmasını bildi. Kürtlerin sahipsiz, avukatsız olmadığını direnen ve direnişiyle zaferler kazanmasını bildiğini tüm dünyaya göstererek ne kadar Şengal gibi Kürt kapanını yapsanız bile bundan sonra yıkabileceklerini hem Kürtlere hem de dünyaya gösterdi.

KDP ise tekerrürde ısrar ederek güneyi yeni mecralara taşıyordu. Saddam’ın iktidarını devirmek için YNK ile koltuk teması kuran ABD’nin yaklaşımları KDP’yi derinden etkiliyordu. Mesif'ten Hewlêr'e bakan Barzani Hewlêr’i YNK’den almak için planlar yapıyordu. Kendi bölgesi ilan ettiği Behdinan'ı Hewlêr’le taçlandırmak gayretindeydi. Bunun için PKK’den sonra YNK ile savaşı yeniden başlatacak girişimler ve görüşmeler yapmaktaydı. Bunun sonucunda 31 Ağustos 1996 yazında Saddam’a bağlı askerler eşliğinde KDP Hewlêre saldırdı. On binlerce insan aynen bugünkü Şengal gibi tekrar göç yollarına düştü. Hewlêr Süleymaniye’den İran’a kadar Kürt halkı bir kez daha kendisini sınırlara vuruyordu. ABD ise Zaxo’da bulunan çekiç göç merkezini Barzani Saddam’la anlaştı ne yapacakları belli olmaz diyerek Türkiye üzeri güçlerini ve taraftarlarını tahliye etmeğe başladı. KDP ile yaptığı anlaşmanın sınırlarını tanımamaya başlayan ve YNK denetiminde bulunan Soran bölgesine doğru gitme eğiliminde olan Saddam güçleri artık sadece Kürtler için değil bütün batılı güçleri ve ABD’yi etkilemeye başlamıştı. ISİD’e Şengal’e saldırısı ve Hewlêr sınırına doğru güçlerini kaydırarak Amman anlaşmasını bozduğu gibi, aynı döneme benzer şekilde ABD harekete geçti. YNK Soran bölgesinden çıkartılırsa mecburen PKK ile birleşmek zorunda kalır ve daha radikal bir devrim gücü doğar diye Saddam’a tehditler, bölge ülkelerine ve KDP’ye ise uyarılar yapmaya başladılar. Uçaklarla Saddam’ın güçlerini tıpkı şu anki gibi bombalayan ABD uçakları Barzani’nin tepkisiyle karşılaştı. 1996’da yerel TV’lere çıkan Mesut Barzani ABD’nin Irak’ta uçuşa yasak bölgelerdeki uçuşlarını ve Irak’a müdahalesini yasadışı ilan ediyordu. Aslında Saddam’la yapılan anlaşmanın gereklerini yerine getiriyordu. Hewler’de ise YNK’liler, PKK’li hastalar, Saddam muhalifleri ve komünist parti üyeleri hedefteydi. YNK’liler ve PKK’lileri Saddam’ın tanklarına binerek katleden KDP’li peşmergeler Saddam muhalifi Şiileri ise Baas rejimine teslim ediyordu. Aynı dönemlerde Hewlêr’de bulunan Maliki’nin dava partisi arkadaşları zor bela İran’a ancak kaçabildiler. Şuan bile muhalifler, YNK ve PKK’li şehitlerin aileleri akıbetleri sık sık sorulan fakat KDP tarafından daha cevaplanmayan faili mezarları bile gösterilmemektedir. Saddam’ın askerleri tıpkı bugünkü DAİŞ gibi ansızın saldırdıklarından dolayı kimsenin tahmin etmediği sonuçlar ortaya çıkmıştı. ABD ve batılı güçlerin sert tepkileri sonucu Hewlêr’i KDP’ye bırakan Saddam askerleri tekrar geri sınırlarına çekildiler. YNK ise Süleymaniye ve Soran bölgelerine geri dönerek sınırlandırıldı. KDP ise Saddam’la birleşerek Hewlêr’e girmediğini tek başına Hewlêr’e girdiği yalanını dilden dile dolaştırmaya başladı. El-Cezire’de yayınlanan görüntüler ve görsel muhalif medya organları ise çok sonradan bunları belgeleriyle vermeye başladı. Fakat artık KDP için bunlar önemli değildi. Amacına ulaşmıştı. İsterse ihanetçi isterse katil desinler onun için fark etmezdi. Çünkü ihanet tarihi olarak bir pazar haline getirilmişti ve bunda en kazançlı parti olarak çıkmıştı. Nitekim Hewlêr trajedisinde de öyle oldu. Bugün yapılan seçimlerde Hewlêr’de KDP bütün partilere göre birinci parti olarak geçmektedir. O zaman kardeşe karşı ihanete devam diyecektir. Bu durumda güneyli Kürt örgüt parti ve aydınların siyasi korkularını politik beceriksizliklerini ve esir olmuş öngörüsüz yapılanmalarını eleştirmeden geçmek istemeyiz. Bağdat mahkemesinde yargılanan Irak diş işleri bakanı Hristiyan asıllı olan Tarık Aziz savunmasında neden nasıl ve niçin Hewlêr’e girdiklerini sözlü ve belgeleriyle mahkemeye sundu. Irak devlet televizyonunda canlı olarak verilen mahkemeye ilişkin neden KDP Tarık Azizin savunması sırasında ülke güvenliğini ve Güney Kürdistan’ın istikrarını bozar diye canlı verilmemesini ve verilse bile Tarık Aziz ve arkadaşlarının seslerinin ekrana yansıtılmamasını talep etti? Saddam rejiminin dış işleri bakanı Tarık Aziz 1996 Hewlêr işgali ile ilgili ne söylemişti? Ne tür belge numaralarını mahkemeye vermişti? Tarık Aziz 1996’da Barzanilerin daveti üzerine Dohuk’a bizzat geldiğini, Duhok'ta Neçirvan Barzani’nin evinde Mesut Barzani ve Neçirvanla görüştüğünü burada Barzani’nin Irak’ın kendilerine yardım ederek Hewlêr’i almalarını talep ettiklerini söyleyerek bu kararın kendisine ait olmadığını bunu sayın Saddam Hüseyin’e bildireceğini söyleyerek yanlarında ayrıldım. Ardından Saddam bu tekliflerini kabul etti ve sayın Mesut Barzani’nin daveti üzerine Hewlêr’e girdiklerini belirterek suçlarının olmadığı yönünde savunmasını bitirdi.  Bağdat mahkeme kayıtlarında ve TV’de canlı olarak verilen mahkeme kasetlerinde bu savunmalar ve belgeler mevcuttur. Mesut Barzani ise Tarık Aziz’i tekzip edecek tek söz bile şu ana kadar bildirmiş değildir. KDP ise Saddam askerleri ile birlikte telsizlerle koordinasyon ve koordinatlar veren Dr. Roj Nuri Sawej’i partinin en üst düzeyine getirdi. En son Irak İbadi hükümetinde KDP listesinden maliye bakanı olacağı iddia ediliyordu. Saddam’dan sonra Irak başkan yardımcılığı yaptı ve şimdi KDP’nin en rütbeli kadrolarının başında geliyor. Hewlêr sokaklarında bir kasap gibi KDP’ye muhalif olan ve elinde listelerle bina bina sokak sokak dolaşan ve yurtseverleri katleden Cemal Mutke ise KDP’nin askeri komutanlığından terfi edilerek en son Kürt parlamento seçimlerinde KDP Hewlêr liste başı edilerek şu an Kürdistan parlamentosunda milletvekili yapılmıştı. Oysa Güney Kürdistan’da birçok parti, örgüt, kurum, kayıplarını arayan aileler ve bağımsız aydınlar 1996 Hewlêr katliam sorumlularının yargılanmasını talep etmiş bunun için çeşitli gösteriler ve dilekçeler bile vermişti. Fakat KDP hiçbirini dinlemeyerek düdüğünü çalmaya devam ediyor. Güneyli Kürt parti ve örgütlerin dışa bağımlı lakayt tavırları ve sorunlu ekonomik çıkarları hakikatlerin açığa çıkmasına neden olurken Kürt halkı yargılanmayan ve özeleştirisi verilmeyen her olayda olduğu gibi bununda ağır sonuçların tekrarını Şengal’de bir kez daha gördü.

Serkef Azadî

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Devam Edecek…                  

Parveke

TAGS(ETIKETLER): SENGAL  BIZI  TARIHLE  YARGILA    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.