BAKUR’DA ÇATIŞMASIZLIK, ROJAVA’DA SAVAŞ POLİTİKASI BİR ARADA YÜRÜMEZ - M.Karasu
Serbest Yazılar / 22 Eylül 2014 Pazartesi Saat 07:49
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto



Türk devleti, Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi'nin demokratik siyasal çözüm iradesini ve bu konudaki samimi tutumunu istismar etmektedir. Bu tutumuyla daha şiddetli çatışmaların yolunu döşemektedir. AKP hükümetinin iki yıla yakın süren çatışmasızlık ortamını kötüye kullanması ve Kürt Halk Önderi’nin tutumunu istismar etmesi, Önder Apo’nun dediği gibi sabır taşını çatlatmıştır. AKP'nin özel savaş ve psikolojik savaş yürütme, oyalama ve zaman kazanma dışında Kürt sorununda bir politikası olmadığı daha iyi anlaşılmıştır

İki yıldır çatışmasızlık sürdürülmüştür. Ancak AKP hükümeti bu süreçte hiçbir adım atmamıştır. Gerilla güçlerinin geri çekilme iradesi göstermesine bile bir değer verilmemiştir. Sanki çatışmasızlık sağlanmamış, gerilla güçleri geri çekilme iradesi göstermemiş gibi davranılmıştır. Zaten Bülent Arınç “cehenneme kadar yolları var” diyerek geri çekilmeye nasıl yaklaştıklarını ortaya koymuştur. Çatışmasızlık ve geri çekilmenin hiçbir siyasi ve pratik karşılığı olmamıştır. Tam tersine karakol ve baraj yapımlarına hız verilmiştir. Askeri amaçlı yol yapımlarına hız verilmiştir. Demokratik siyasal çözüm için adımlar atma yerine, savaş hazırlıkları olan ve Kürdistan'ı insansızlaştırmayı hedefleyen kalekol ve baraj yapımında ısrar edilmiştir. Türk devletinin bu pratiklerini protesto edenlere saldırılmış ve cinayetler işlenmiştir. Kürt halkının Türk devletinin ateşkesi bozan politikalarına karşı gösterdiği protestolara bile tahammül edilmemiştir.

Kürt Halk Önderi sürekli olumlu mesajlar vererek AKP hükümetini adım atmaya teşvik etmek isterken, AKP hükümeti bu olumlu yaklaşımları kendisi açısından sanki Kürt sorununun çözümünde bir şeyler yapıyormuş biçiminde psikolojik savaşın malzemesi yapmak istemiştir. Kürt Halk Önderi’nin Kürt sorununu demokratik siyasal yollardan çözme iradesini kendi iktidarını sürdürme yolunda bir toplumsal algı yaratma biçiminde ele almıştır. KCK’nin yaptığı uyarılar da dikkate alınmamıştır. Zaman kazanma ve oyalama politikalarında ısrar edilmiştir. Kürt Halk Önderi’nin deyimiyle sabır taşını çatlatmıştır.

Kürt Halk Önderi, artık diyalogun bittiğini, eski format ve ilişkinin sürdürülemeyeceğini, müzakere için adımlar atılmazsa bu sürecin eskisi gibi yürümeyeceğini defalarca hatırlatmıştır. Buna rağmen Kürt Özgürlük Hareketi ve halkıyla dalga geçer gibi “gerilla geri çekilecek, ondan sonra yol haritası devreye girecek” gibi bir şantaj politikasına başvurulmuştur. Yandaş basınla böyle bir durumun psikolojik ve siyasi ortamı yaratılmaya çalışılmaktadır. Geri çekilmenin olmayacağını bile bile “geri çekilme olacak, ondan sonra yol haritası açıklanacak” demenin iki anlamı vardır. Ya açıkça yapacakları savaşa bir gerekçe arıyorlar, ya da geri çekilme dayatması yapıp hiçbir adım atılmamış ortamda çatışmasızlığı sürdürmeyi düşünüyorlar.  Türk devleti şu anda savaşı başlatma politikasını kendi çıkarına görmediğine göre, çatışmasızlığın sürmesini hedefledikleri anlaşılmaktadır. Bunu da Kürt Özgürlük Hareketi'nin kabul etmesi mümkün olmadığına göre, AKP hükümeti bir çıkmaz içindedir, bir yol ayırımına gelmiştir.

Ya çok ciddi adımları kısa sürede atacaktır ya da mevcut tutumu ne Özgürlük Hareketi ne de Kürt halkı kabul edecektir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin gerillayı geriye çekmeyeceği açıktır. Ne Kürt halkını savunmasız bırakabilir, ne de çözüm olmadan böyle bir adım atar. Bunun herkes tarafından bilinmesi gerekir. Geri çekilmenin tartışması bile abesle iştigaldir. Ya adım atılacaktır ya da Kürt halkının direnişiyle karşılaşılacaktır. Çünkü iki yıllık zamanı bu kadar kötüye kullanan bir hükümet daha fazla zaman isteme şansını kaybetmiştir. Kürt sorununu çözmeyi değil de, psikolojik savaş yürütmeyi ve sanal algı yaratmayı esas alan hükümet sonunda sanal olan psikolojik savaş ve sanal algıyla yarattığı ortamın altında kalacaktır. Kürt sorununda çözüm için adım atmadığı takdirde bunun dışında bir durumla karşılaşması mümkün değildir.

Kürt halkı da, tüm demokrasi güçleri de kendini kandırmamalıdır. AKP'nin yarattığı siyasal algıdan kendini kurtarmalıdır. Kürt Halk Önderi’nin ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin atılmasını istediği adımlar sanki atılıyormuş gibi algılamak kendini kandırmaktır. Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi adım atıldığını, durumun iyi olduğunu söylemiyor. Hiçbir zaman da söylememiştir. Sadece atılması gereken adımların atılmasını istemiştir. Bu yönlü beklentilerini ortaya koymuştur. Bu konuda sabırlı davranmış ve teşvik edici olmuştur. Ancak gelinen aşamada AKP hükümeti sabredecek bir durum bırakmamıştır. Herkes durumu böyle görmeli ve ona göre pozisyonunu almalıdır.

AKP'nin bu durumunu kabul etmek mümkün değildir. Bu duruma karşı ya mücadele edilecektir ya da teslim olunacaktır. AKP'nin şu andaki politikalarını kabul etmek teslim olmak anlamına gelecektir. Çünkü AKP'nin mevcut politikalarına şimdiye kadar sabretmek bir politik tutum değeri taşırken, bundan sonra sabretmek mücadeleyi çürütmesine ve tasfiye etmesine göz yummak olur. Bunu da Kürt Özgürlük Hareketi kabul etmeyecektir. Kürt Özgürlük Hareketi bırakalım geri çekilmeyi, çatışmasızlığın bu durumda sürdürülemeyeceğini gündemine almış durumdadır. AKP'nin “gerilla geri çekilmeli” dayatmasıyla Kürt Özgürlük Hareketi'nin tutumunu kendine göre yönlendireceğini sanıyorsa, bu da AKP hükümetinin kendisini kandırması olacaktır.

AKP hükümeti Kuzey Kürdistan'da çatışmasızlık, Rojava’da faşist çeteler vasıtasıyla savaş politikalarını sürdüremez. Bu kadar kurnazlığı bir çocuk bile kabul etmez. Türk devleti Kürtlere karşı savaşı IŞİD faşistlerine ihale etmiştir. IŞİD çeteleri Türkiye adına Kürtlere karşı savaşmaktadır. Herhalde Davutoğlu’nun “Türkiye'de savaş yok, Türkiye'yi huzurlu tuttuk” dediği bu olmalıdır. IŞİD faşizmiyle anlaşarak onları destekleme karşılığında savaşı Türkiye dışında tutmayı bir başarı olarak değerlendirmektedir. IŞİD’le kirli bir ittifak sürdürmektedirler. Siz Türkiye içinde hiçbir hareket yapmayın, biz sizi Suriye’de ve Rojava’da destekleriz demişlerdir. Türkiye-IŞİD anlaşması bu temelde yürümektedir. Uluslararası güçlerin rahatsızlığına rağmen Türkiye'nin IŞİD’e tutum almaması bu işbirliği sonucudur.

Türkiye kendine iyi bir maşa bulmuştur. Ancak Kürtler bu maşayı tutan elin Türk devleti olduğunu biliyorlar. Bu nedenle sadece maşaya karşı değil de, bu maşayı tutan ele karşı da tutum alacaklardır. Ben maşayı kullanırım, elimi ateşin içine sokmam derken maşayla birlikte elinin ateş içinde kalmasıyla karşılaşması büyük olasıdır. Çünkü günümüz dünyasında hiçbir gizli ittifak ve kirli ilişki uzun süre gizlenemez.

AKP ya Kürtlerle bir çözüm ve barış içine girecektir ya da IŞİD’le ittifakını sürdürecektir. Her ikisini de sürdürürüm diyemez. Denilse de gereken cevabını hemen alır. AKP için zaman daralmıştır. Kürt Halk Önderi 30 Eylül tarihini vermiştir. IŞİD’le ittifakını bırakmaz ve Rojava Devrim düşmanlığını sürdürürse hiçbir lafın, sözde adımın da bir anlamı ve değeri olmayacaktır. Artık ölçü, Rojava Devrimine yaklaşımdır. IŞİD ile yürütülen ittifakın bırakılıp bırakılmayacağıdır. Tercih, Türkiye'nin önümüzdeki dönem siyasetini ve yaşayacaklarının yönünü de belirleyecektir.

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER): BAKUR  DA  CATISMASIZLIK  ROJAVA  DA  SAVAS  POLITIKASI  BIR  ARADA  YURUMEZ  -  M  Karasu  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.