TOPLUMSAL DAYANIŞMAYA KARŞI KAPİTALİZM
Serbest Yazılar / 18 Ağustos 2014 Pazartesi Saat 07:01
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kapitalizmin toplumlar üzerinde en derinden yoğunluğunu yaşadığı ve her tür yöntemle zirvede kendini ayakta tutmaya çalıştığı bir çağda yaşıyoruz. Toplum çoğu yerde normal gelişim diyalektik gerçekliğinden ziyade kapitalist modernitenin yapay icatlarıyla yönetilmektedir. Ekonominin temelini oluşturan en önemli şey elbette emek ve üretimdir. Emek ve üretimden uzaklaştırılan bir toplum kaybetmeye ve dolayısıyla egemen güçlerin himayesine girmeye mahkûmdur.

Kapitalizmin toplumlar üzerinde en derinden yoğunluğunu yaşadığı ve her tür yöntemle zirvede kendini ayakta tutmaya çalıştığı bir çağda yaşıyoruz. Toplum çoğu yerde normal gelişim diyalektik gerçekliğinden ziyade kapitalist modernitenin yapay icatlarıyla yönetilmektedir. Ekonominin temelini oluşturan en önemli şey elbette emek ve üretimdir. Emek ve üretimden uzaklaştırılan bir toplum kaybetmeye ve dolayısıyla egemen güçlerin himayesine girmeye mahkûmdur. Her şeyin bir fiyatının olduğu, toplumsal değerlerin bireylerin ve kurumların kendi değer sisteminden (tekelinden) ele alındığı ve toplumun tüm insanlık tarihi boyunca bu ilişki ve değerlerle geliştirildiği varsayımının, teorilerinin çokça yapıldığı ve topluma içerilmeye çalışıldığı bir ilişkiler ağıyla iç-içeyiz. Toplum olarak her gün kapitalizmin yöneliminin altında yaşadığımız bir gerçek olarak önümüze çıkmakta ve yaşamımızda varlık bulmaktadır.

Kapitalizmin en önemli ayaklarından bir olan ulus devlet, ekonomiyi özünden boşaltıp nesnelleştirerek ve toplumun ahlaki politik değerlerini parçalayarak bunları birer ticaret ağına dönüştürmüştür. Batı Avrupa’nın pozitivist bilimciliği aynı ustalıkla toplumun tüm tarihsel birikimini hiçe sayarak Avrupa merkezli bir toplum yaratma uğraşısını yoğun vermektedir. Ulus devlet sistemleriyle kendine meşruluk sağlayan ve teminat altına alan kapitalist sistem, her gün kendisini reforme etme ve ömrünü uzatma yöntemlerini de geliştirmektedir. Toplumda ulaşılması gereken ideal sistem olarak çokluğun üretimde bulunması ve azınlığın tüketimde odaklanması olarak kabul ettirmeye çalışmıştır. Yani özünde tüketim biçimi olarak geliştirilmesi ve liberal ideolojiyle her kesin arzusunun özgürce yerine getiren kapsayıcı sistem olarak kendini ifade etmesi, toplumlar için dönem dönem zorunlu ilişkiler sağlamış olsa da bu gün yeniden karşı bilinçle doğal, toplumsal kominal ekonomiyle, karşı duruş ortaya konulmaktadır. Tarihsel değerlerinin bu anlamda düşürülmeye çalışıldığı toplumlarda, kapitalist üretim ve tüketim biçimi kutsanır.

Bu derece yüceltilen ve kutsanan bir sistemin (egemenliğin)daha dünü ve bunu görmezden gelinerek ve tarihin diğer akışı yani toplumsal, kominal-özgürlükçü değerlerden hiç bahsedilmeden yıllarca iktisat, finans kapital ve tekellerle her şey bu günle, onlarla başlamış ve sürdürülecek gibi ikna edilmeye çalışılmaktadır toplumlar.  Tüm bu yönelimlerle toplumların gündemine zorla enjekte edilmeye çalışılmış, her şey anlaşılmazmış gibi yansıtılmıştır. Yine doğal toplumun ve gerçek ekonominin asıl mimarı olan kadın günümüz dünyasında en derinden çok yönlü sömürülme durumuna düşürülerek kapitalist sistemin en büyük sömürü aracına dönüştürülmüştür. Yani ekonominin baş aktörlerinden olan kadın bu durumda olabildiğince yaşamsal ihtiyaçlardan uzak tutulmuş ve ona en anlaşılmaz ilişki ve çalışma biçimi olarak sunulmuştur ekonomi.  Kapitalist sistemin; yaşamda varlık bulan her şeyi kendisine göre uyarlama ve manipüle etme çabası, karakteri itibariyle pratikleştirdiği bir realite olarak yaşamımızın her anına ve mekânına sızdırmaktadır. Özelikle Toplum olarak günümüzde, yaşamımızın her alanında ve anında gözle görülecek biçimde yöntem ve biçimlerine maruz kalmaktayız. Yüzyılımızda bu yöntemlerle yani toplumla uçlaştırılarak kazanç sağlayan kapitalizm toplumun tüm doğasal ve toplumsal değerlerine de bir biçimde el koymuş ve kendine göre kara dönüştürmüştür. Tüm bu yöntemlerini yine anlaşılmaz olan kavramlarla kendine göre bir literatür ve finans kapital ile yapmaktadır. Ne kadar anlaşılmaz kılarsan o kadar topluma nüfus edebilirsin. Ne kadar yönlendirirsen o kadar doğasından uzaklaştırabilirsin. Ne kadar zor kullanırsan o kadar senin olur ideolojisiyle toplumlar üzerinden yaşam bulmakta, ideolojik bir savaş yürütmektedir.

Her türlü uçlaştırmaya kadar vardırılan yozlaşma daha çok ekonomik ve kültürel boyutta olmuştur. Tüm bu yönelimlere karşın toplumun bin yıllardır kendi kültürel, sosyo ekonomik yapısıyla yaşamını güzel, refah ve yaşanılır kılması bu günde Kürdistan’ın kırsallarında ve toplumunda somut olarak hala sürdürülmektedir. Üretimini kendi elleriyle ve dayanışma içerisinde gerçekleştirmesi kapitalist sistemin hiçbir zaman gerçekleştirmeyi başaramayacağı ve anlaşılmaz gibi gösterdiği temel bir yöntemdir. Bu gün dahi tarım ve hayvancılıkta ortaklaşma ve İMC usulü gittiğimiz her kırsalda gözle görülecektir. Katılımcı ekonominin doğalında kendi toplumsal gelişimi içerisinde var olduğu, doğal gelişim sağlayan toplumlarda, ekonomide çeşitlilik ürettiği seçeneklerle gelişmektedir. Yani toplum çalışmasında, ekonomisinde zevk, tercih ve seçimlerle gelişmektedir. Yaşamda her şeyin ortak bir karşılığının olduğu, paylaşımcı toplumla, bireyin optimal dengede güç birliği yaptığı bir sonuçla ilerler gelişimi. Çeşitlilik aynı zamanda dayanışmayla gelişir. Dayanışma toplumsal ekonomilerin en temel anlayışlarındadır. Bu gün dahi bu anlayış ve pratik Kürdistan toplumumuzda ağırlığını korumaktadır. Sadece tüketime dayalı olmayan üretimlerin hepsinden kendiliğinden gelişen, toplumsal sosyaliteyi geliştiren bir yaşam biçimine dönüştürür dayanışma kültürü. Kendisinin dışında, çevresinin de refahından kendisini sorumlu tutar. Kendi çalışmasını ve ürettiği değeri bir de kendi öz katılımıyla gerçekleştirir demokratik ekonomiler yapısı. Kendi ürettiğinin üzerinde söz sahibi olmak insanın her türlü sindirme ve itaate girmesini engeller. Kendi parçası saydığı ve kendi kol emeği ve düşünce gücüyle yarattığı her şeye karşı bir sorumluluk besleyerek, yabancılaşmayı değil bütünleşmeye sebep olur. Bu gün bu zihniyet biçimi yani dayanışmacı, katılımcı, öz ilişkiler toplumumuzda çok biçimde sürdürülmektedir.

Tarımda kendi toprağının ürünlerini kendi elleriyle ve dayanışmacı ruhla kendisinin bir parçası olarak yetiştirmesi kendisi ve doğa, toprak arasına ciddi bir ilişki ve karşılıklı ilişki ağını geliştirmesini sağlamaktadır. Animalist düşünce ve yaklaşım biçimi kendisini günümüzde de sürdürmektedir bu biçimde. Toprak ana ile olan bağını kendisinden öncesinin olduğunu ve kendisinden sonrasına devretmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Doğa, üretim, toplum ve birey arasında böylesi bin yıllara daha da ötesine giden bir tarihsel ilişki biçimi gelişmiştir. Bu ilişki sadece ekonomi ilişkisi üzerinden olduğuyla sınırlamıyoruz ama tarihsel bilincin doğa ve toplumla ilişkisinin üretim yani ekonomi yansısı böyle derinlere kadar gidebilmektedir. Kapitalist sermayecilerin her şeyi bir kere de ve kendisi için geliştirme bencillikleri toplumsal doğadan ve tarihinden kopuk olmasından, karı her şeyin üstünde görmesinden gelmektedir. Yani ekonomik lüteratürü bu kadar anlaşılmaz kılmalarının altında yatan şeyde bir nevi bu durum olmaktadır. Toplumları hem tarihinden koparmak, toplumsal hafızalarına bent kurmak, bunun üzerinden de ekonomiye ait her şeyin çok uzaklarda ancak ufuklarda görülüp, yaşanacak bir durummuş gibi izah etmek içindir. İş gücü olan insanların yapacakları tek şey bir tekelin ya da işverenin dışında iş alanı bulamayacağına inandırılır.

Ne kadar köksüzleştirirsen o kadar kaynaklarına inebilir, tüketiciye dönüştürebilir, kendi çarkın çıkarına, yararına çevirebilirsin diyor kapitalist sistem. Bu nedenle yaşama bu derece yönelme, sömürme, doğal toplum ve topluluklar üzerine en derinden geliştirilen ekonomik soykırımdır. İnsanları başında doğadan koparma, tüm doğada yalnız biçare bırakma, birey ve toplulukların evrensel gelişim diyalektiği zinciri içerisinde koparma gibi sonuçlara neden olmaktadır. Kendisini doğanın bir parçası olarak hissetmeyen insanların yalnızlık ve biricik olma duyusu her şeyin üzerinde kendisini görmesinin yanı sıra tarihsel toplumunun temel değerlerinden de onu soyutlar. Dününü bilmeyen ve an için yaşayan insan geleceğine de bir umut beslemez. Tüm bu sonuçlarla kapitalist sistem yalnız toplulukları ve bireyleri aç bırakarak, işsizlik potansiyelini ayakta tutarak insanları kendisine muhtaç etmez paramparça bir enkaza dönüştürür toplumu.
Bu gün anlaşılmaz şemalarla ve kavramlarla ifade edilen ve toplumu bu yönlü ekonomiden yabancılaştıran her şeye karşın toplumuzda güncel, pratik yaşamda her şeyin bir izahı vardır. Ortak değere dönüşen bir karşılığı vardır. Bu da toplumcu demokratik ekonomilerdir.

Didar Baran

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.navendalekolin.com - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER): TOPLUMSAL  DAYANISMAYA  KARSI  KAPITALIZM  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.