SAVAŞIN GANİMETİ KADINLAR…
Makaleler / 17 Ağustos 2014 Pazar Saat 14:49
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Şu an içerisinde yer aldığımız yüzyıl kadınlar olarak savaşlardan bolca nasibimizi aldığımız bir yüz yıl oldu. Savaşların tarihçesi çok öncesine dayanır. Güzel ve anlamlı toplumsallıklara müdahale ile başlayan bir sürece tekabül eder kadınlara karşı savaşlar. İlk saldırıya uğradığı zamanlar ve mekânlar bin yıllar öncesine gider...

Şu an içerisinde yer aldığımız yüzyıl kadınlar olarak savaşlardan bolca nasibimizi aldığımız bir yüz yıl oldu. Savaşların tarihçesi çok öncesine dayanır. Güzel ve anlamlı toplumsallıklara müdahale ile başlayan bir sürece tekabül eder kadınlara karşı savaşlar. İlk saldırıya uğradığı zamanlar ve mekânlar bin yıllar öncesine gider. Yani kadına karşı terörizm diye adlandırabileceğimiz dönemler, kadının her şeyinin elinden alındığı ve eril aklın, bencil, despot aklın harekete geçmesiyle nüvelerini attı. Kadına karşı bu yönelim insan doğasında ve toplumsallığında bir sapmaydı. Bu sapma büyüdükçe, eril kafa ve vicdan, kadın ve toplum üzerinde kendini her gün daha da büyüten bir canavara döndü. Tüm bu zamanlarda kadınlar bilgeliğini, toplumsallıktaki rolünü ve duygusal zekânın doğayı dengeleyen gücünü ayakta tutmak için çok mücadele etti. Yaşadığı her gün ve ilerleyen her yüzyılda büyük bedeller vererek, tüm bu zulme ve zorbalığa karşı durdu. Çoğu zaman kendini feda ederek, yakarak, emeğine emek katarak mücadele etti. Tüm gayesi doğasından sapmış, canavarlaşmış erkeğe karşı yeniden bir yaşam kurmak, çocuklarına ve doğaya, toplumsallığına insanı değerler üzerinden yaşam sunmaktır.

Zaman geçtikçe acıları daha da büyüdü, her an canından damla damla alınan kan ona her geçen gün biraz daha tutsak kılmasının yollarını araladı. Kadın yine durmadı, yine çepeçevre saran bu kanser hücrelerine karşı koruması gereken bir yaşamı, dünyası vardı. Eril erkek yapıları ve sistemleri gün geçtikçe topluma o kadar içerildi ki kadınlara düşen bir ateş topu olmak ve yeniden küllerinden yaratılmaktı. Kendisine değil egemen zihniyetin bu kirlenmiş eril akıl ve vicdana karşı koyabilmekti.

Savaşlar tarihini her kes az-çok bilir. İktidar savaşları birçok kılıf, isim, gerekçe, çoğu zaman sudan gerekçelerle, bazen de açık ve net olarak egemenliklerini ortaya koymak, egolarını tatmin etmek için yaparlar. Ama bir şey var ki hiç değişmenden sonuçları kadınlara aynı biçimde yaşatılır. Her zaman aynı duyguda, aynı acıda, aynı işkenceye, aynı sürgüne, tecavüze yol açar. Kadınlar için bu durumda ne tarih değişiyor, ne coğrafya, ne zaman, ne mekân ne de isim değişmiyor. Hangi egemenin şiddetine maruz kaldığı fark etmiyor, aynı zihniyetin ve baskının şiddetin, sorgusuz, sualsiz maruz kalanı oluyor.

Erkek egemenlikli sistem yüz yılımızda o kadar uç noktaya varmıştır ki, eril aklın normal insanların tasarlayamayacağı şiddet biçimleri uygulamasının sistemini oluşturmuş. Yaşam içerisinde şiddetin her biçimi çok normal görülür ve günlük yaşamımızın yaşanması gereken bir yanı gibi kanıksanır. Bu kanıksama erkeğin sırtını verdiği ve sistemi olarak kendini garanti altına aldığı devletle yapmaktadır. Devletler geliştikçe, sınırlarını aşmaya başladıkça egemen erkeği de kendisine her şeyi sınır tanımadan yaptırabileceği bir canavara dönüştürmektedir. Devlet aklı geliştikçe egemen erkek zihniyet sınırları da sınır tanımadan büyüyor.

Her çağın savaşında ortak yaşanan ve ne kadar zaman geçerse geçsin az değişime uğrayan sonuçları var. Yaşanan bu savaşların sonuçları her zaman için toplumun ezilen kesimlerine mal olduğu gibi özelde de kadınlara mal oluyor. Tarihte ganimet, mülkiyet savaşları boyunca başta kadınlar olmak üzere halklar hep bu savaşların olumsuz sonuçlarına maruz kalır. Sınıflı toplumla gelişen barbarlık şiddetle sistemleştirdi kendisini. Tarihte hiçbir şey tekerrür etmez derler ama kadına şiddet tekerrürü aşan ve çılgınlaşan düzeyini korudu. Çoğu zaman biçimini bile değiştirmeden yaptı tüm saldırısını erkek şiddetiyle. Tıkanan her egemen sistemin önünde en büyük engel olarak kadın görüldü. Önce kadını kırmak gerekiyor denildi. Kuracakları her sistemde kadını önce vurmak, toplumun üzerinde denetimi geliştirdi. Kadınları öldürmek her toplumda suç olmaktan çıkmış durumda.

Nedir bu kör zihniyeti bu kadar yaygınlaştıran. Örneğin Batı Avrupa Ortaçağı’nda büyük ölçüde kadınlar katledildi.  Kadınları cadılar diye lanetleyip işkence yaparak katletmeleri kendiliğinden gelişen bir durum değildi. Bu yöneliğimde bir açıklaması vardı. 15. ve 16. Yüzyılda sistem büyük bir değişiklik geçiriyordu dünyada, toplumsal ve ekonomik olarak’ ta ciddi bir kaos yaşıyordu. Diğer taraftan bu boşluğu dolduracak, sistemi işler hale getirecek bir yönelime ihtiyacı vardı. İktidarı bir biçimde tüm topluma nüfus ettirmesi gerekiyordu. Yaşanan ciddi boşluk ve acılara bir de böyle bir gerekçe ihtiyacı duydu egemen eril akıl. Tüm bunları örtbas etmenin yöntemi yüzbinlerce kadının, milyona varan insanın katliamı oldu. Her katliamın arkasında egemenlerin ciddi bir siyasi çıkarı gizliydi.

Yine aynı zihniyet, yine aynı yöntemlerle el değiştirerek, halklara diz çöktürmek için kadına saldırdı. Bir kültürü ve tarihi kökten kaldırmak için kadınlara karşı savaş açtılar. Batıda olduğu gibi Ortadoğu’da da tüm savaşlarda diğer bir ülkeyi sömürgesi yaptığında, ya da etkisiz kılmak istediğinde ilk önce tüm kadınları esir alır, tecavüz eder, ailesinden, aşiretinden, ülkesinden, kopararak kendi ülkelerine götürürler. Saraydaki kadınları da kendilerine, diğer kadınları da aynı biçimde savaşın ganimeti olarak götürülür. Bir toplumun kadınlarını esir ve köle yapmak, istediği gibi kullanım inisiyatifini sağlamak karşıda ki güç, halkı bitirmek, toplumsal değerlerine, kültürüne, dinine, ahlakına hakim olmak demekti.

Kadına karşı tekerrürün en son örneklerinden biri de kendi yakın tarihimizde de gördüğümüz ve şahit olduğumuz Irak’ta yaşanan vahşetti. Halen de süren bu vahşet kadınların savaşın tüm acıları, açlığı, ölümü, tecavüzü, köleliğiyle yüz yüze kaldığı durum, genel itibariyle izleriyle birlikte yaşamaya devam ediliyor. Irak savaşında binlerce kadına tecavüz edilmiş, yüzbinlerce kadın da Arap ve Avrupa ülkelerine kullanılmak, parayla satılmak için götürülmüştür. Kadını pazarlamak ondan para kazanmak neredeyse resmi bir sektör haline gelmiş durumda. Geçmişte olduğu gibi şimdide egemenlik savaşlarında kadınlara en büyük ganimet olarak el konulur. Kadın bedeni üzerinden ülkelerine, devletlerine katkı sunarlar. İnsanlığın kutsalından lanetine böyle yaşanır. Tüm bu şiddet toplumun en büyük değer olan insanlığından, kadından başlanarak yürütülür. Toplumsallığın kökenine dinamit koyarak yapılır.

Tüm bu yönelimlerle birlikte Irak savaşında Amerikan askerinin yaptığı ilk yıkımların başında Ortadoğu’nun tarihini ortadan kaldırmakta vardı. Tüm tarihi, binlerce yılın kültürünü ve geleneğini tozla buz ettiler. Şimdi de benzer şeyler bu gün Şengal de yani Kürdistan’ın en kadim kültürüne karşı günümüz katliamcı çeteleri tarafından yapılmak istendi. Bin yılların köklerini yerinden söküp almak en büyük amaçlarıdır. Bin yılların Zerdüşt’ü kültürünü ortadan kaldırmak belli bir gaye üzerinden yapılmak istendi. Doğanın her türü ve canlısı, kültürü, toplumu kendi kökü üzerinden yükselir, yaşar. Yeşermesini engellemek ancak kökünden söküp almak ya da yok etmekle mümkündür. Tıpkı kadına bu gün yapmak istedikleri gibi kendi toplumsal kültüründen alıp, köleleştirmekte köklerinden sökmektir amaç. Bu gün yaşanan tüm bu savaşların bir karşı kültür ya da kültürsüzleştirme, tarihsizleştirme, topraklarından koparma savaşıdır.

Egemenler kendi karşılarında demokratik, ahlaki toplumun hiçbir değerini bırakmak istemezler. Onlar için en büyük tehlike, köklü tarih ve kültürdür. Onların gerçeğini ve geçmişini açığa çıkaracak, teşhir edecek, karşı mücadele yürütecek olanlar bu halklar ve kültürlerdir. Bunu bilerek yönelmekteler. Bu gün Şengal’deki katliamı yapanların siyasal politikalarının, çıkar nedenlerinin yanı sıra böylesi nedenleri de var.

Kapitalist uygarlığın ilk dönemlerinden bu güne kadar belli amaçlarla yürütülen çıkar savaşlarında böylesi sonuçlar yaşandı. Bunun yanı sıra da hiç gözden kaçırmayacağımız ya da üzerinde tartışma götürmez diğer bir boyut ise halkların ve kadınların tüm bunlara karşı duruşları ve savaşları var. Kadınlar tarihin bu çıkarcı, çirkin sapmalarına karşı mücadelelerini gerekirse devrimci şiddetle cevap vermekte. İyinin ve kötünün savaşı da diyebiliriz buna. Bu gün Şengal de yaşanan vahşete karşı bilinçli, özgürlükçü, ahlaki politik toplumun doğasal gelişiminde yürüyen savaşçılar bu egemen zihniyete karşı savaşmaktalar. Kadına karşı uygulanan şiddet tekerrürünü kadınlar boşa çıkarıyor. Örgütlü ve bilinçli, kendi elinde silahıyla karşı koyuyor. Bu gün Kürt kadınları tüm Ortadoğu’nun güvencesi haline gelmiştir. Tarihteki bu tekerrürü aşmayı, bir daha yaşanmasını engellemeyi tüm dünyanın gözü önünde, Kürt özgürlük mücadelesiyle özgürlük sevdalıları veriyor. Kadına karşı şiddet ve zulmün tekerrürü bu topraklarda bir daha tekerrür etmeyeceğini bu günkü muazzam mücadele herkese gösteriyor.

Didar Baran

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.navendalekolin.com - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  SAVASIN  GANIMETI  KADINLAR    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.