KÜRT KIRIMINDAN KÜRT AŞKINA
Makaleler / 30 Haziran 2014 Pazartesi Saat 10:30
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Modernite ve son harikası ulus devlet nihayet iki eliyle dayanmıştı Kürt’ün boğazına. Kendi dilini bile unutmayı yaşamak için çare gören Kürt’ü bağlamıştı koca yobaz gövdesine.

Bir zamanlar Kürt olmaktan ne kadar da utanır olmuştuk. Kürt olmak ne de zordu, ne de belalıydı. Kahrını çekmek, gerçeğine dayanmak ne de katlanılmazdı. Katledile katledile, boğula boğula, kırıla kırıla, yenile yenile, öle öle böylesine bir ruh haline ulaşmayı başarmıştık. Ne yazık ki modernite bizde, kişiliklerimizde büyük kazanmıştı. Çünkü Kürt artık kendiden kaçıyor, utanıyor, sıkılıyor, ürküyor, korkuyordu. Modernite ve son harikası ulus devlet nihayet iki eliyle dayanmıştı Kürt’ün boğazına. Kendi dilini bile unutmayı yaşamak için çare gören Kürt’ü bağlamıştı koca yobaz gövdesine.

Hele bir düşünelim, sadece ve sadece Kürt olduğu için kurşunlara dizilenleri. Küçücük bir an. Bir an hissedelim onları; katledilenleri, boğazlananları, karınları yarılanları, boğazları kesilenleri...

Mitralyözlerin mermileri altında kalanların gitmeden önce ne düşündüklerini hissedecek kadar kendine ait midir yüreğimiz? Neler hissettiler vurulurken, acaba bizlere de bir söyledikleri var mıydı, hele bir duyumsamaya çalışalım. Yağmur gibi yağan mermilerin altında kopan korkunç çığlıkları, figanları, ürkütücü inlemeleri, verilen son nefesleri bir nebze hissedelim. Demem o ki bizim tarihimizi, kıyım tarihimizi hissedelim. Şah damarımız kadar bize yakın olan onca soykırımı duyalım, görebilelim. Öyle soykırımlara tanık ki tarihimiz, dünümüz örtüsüz, kan renginde… Bir soykırım ki şahadet bile getiremeden ömürlerine düştüler toprağa Geliye Zilan’da da…

Ölüyorlardı. Öldürülüyorlardı. Neden mi? Kürt’tüler. Bazılarının başka hiçbir suçu bile olmadı, çünkü o kadar ömürleri olmadı, çocuktular, bebeydiler. Dilleri Kürtçe, anne-babaları Kürt’tü hepsi bu. Neden kıyım kıyım kıyılmışlardı, neden üstlerine yağardı mermiler? Hele bir an anlamaya çalışalım, kapanmadan önce gözleri bu dünyaya, ne söyledi? O çocuk gözlerinde neler bıraktılar bizlere?

Ya genç bedenler, vurulup düşmeden toprağa neye kahırlandılar, neyde kaldı yürekleri? Gençtiler. Kim bilir neleri neleri sığdıracaklardı yüreklerine; ne umutlar, güzellikler, niyazlar, sevdalıklar. Ve kurşunlanmıştılar. Onlardan geriye hiçbir şey kalmamalıydı, hiçbir şey kalmamalıydı. Ama kim bilir onlar neleri neleri yaşamak istediler. Kim bilir neleri bırakmak istediler bizlere. Kim bilir neleri neleri…

Gözler, gözleri, gözlerimiz o kadar zorda ki; kırılmış, öldürülmüş, ölmüş ki. Gözleri arkada kalanlar… Gözleri açık gidenleri düşünecek kadar derinliğinde Kürt olmanın hissini acaba taşıyor mu yüreğimiz? Bir bakabilsek o gidenlerin, vurulanların gözlerinin içine içine. Bir başara bilsek duyumsamayı. Belki o zaman başlarına gelenleri, başımıza gelenleri fazlasıyla, fazlasıyla anlamış ve hissetmiş olurduk. Ve kendimiz olurduk. Ötekisi olmazdık hiç kimsenin ve ötekileştirmezdik hiç kimseyi de. Peki, şimdi neresindeyiz kendimizi öldürmenin, kendi kendimizi kırmanın, kendimizden uzaklaşmanın? Neresindeyiz yaşamın, kendimizi yeniden diriltmenin, kendi özümüze dönmenin?

Kürt olmak Geliye Zilan idi. Zilan katliamında köy köy, hane hane, ev ev vurulmaktı. Yok olmaktı. Dereleri kanla sulamaktı; kanlarıyla ve kanlarımızla.

Kürt olmak Dersim’de bebek bebek, çocuk çocuk, ana ana, ayrımsız gayrımsız katlolmaktı. Kürt olmak vurulmaktı. Kürt olmak zor bir işti. Dünyaya geldiğine pişman olmaktı. Artık engellenemez bir baş aşağı gidişti. Gayrı teslim olmaktı, teslim olmayı iyi bellemek, ezberlemekti. Bozmamak için ezberleri tir tir titremekti. Tanrıdan değil ama devletten korkmaktı. Sinmekti. Palavralarla yaşamaktı. İşlerin alaveresini öğrenmekti. Kendi kendine lanet okumak, yani Allahın her günü kendi kendini vurmaktı. Bitmekti. Çaresizleşmekti.

Görebilirsek tarihimizi, yenebilirsek makûs talimizi elbette yenilecek zulüm gibi kıyımda, Kürt kıyımı da. İşte Zilan, Tanrıçamız Zilan; Önderliğimizin o benim komutanım, ben de onun emir eriyim dediği Tanrıçamıza.

Tanrıça Zilan, Malatyalı, Alevi, Kürt bir kadın. Ailesi her ne kadar Kürt kültürel özelliklerini bir bütünen kaybetmemiş olsa da, Kemalizm bölge üzerindeki etkileri ile iç içedir. Zilan yoldaşta bu etkilerle büyür, şekillenir. Böylesi bir yaşam daracığında sistem okullarıyla tanışır. Üniversite okur. Bu yıllarda Kürt Ulusal Mücadelesiyle tanışır. Yani PKK ile tanışır. Yani Önderlikle tanışır. Arayışlarında netleşir, nasıl yaşaması gerektiğinin cevabını bulur. Zerre yalan yoktur duygularında, bağlılıklarında. İnanır Önderliğin yoluna, yolun gerekliliklerine göre olmayı bilir bir içtenlikle özgürlük mücadelesi içinde yer alır.

Adı neden Zilan diye, hiç sordunuz mu kendinize? Ya da biliyorsanız adını neden Zilan koyduğunu, bunu anlayacak incelikli adaleti var mı yüreğinizin? Yüreğinde ki hakikiliği, kapsayıcılığı duyumsuyor musunuz? Geliye Zilan deresinde katledilen on binlerce Kürt’ün ağıtını, haykırışını, narasını, gözyaşını, çırpınışını, bağırışlarını, ağlayışlarını bebelerin, feryat ve isyanlarını onun gibi görüyor, duyuyor mu yüreğiniz? Onun kadar özümüzle duyuyor, özverimizle yürüyor; özümüzün dile gelen, yücelen gücüyle vuruyor muyuz kırımı, çirkinlikleri. Yani düşmanı, düşmanımızı!

Yıl 1995. Zeynep olan adını Zilan koyar. Çok az, kırpıntı tarih bilgileriyle bile bildiği kadar biliyordu, belki de sadece duymuştu Zilan katliamını. Zilan katliamı; 220 köyün yok edildiği, 47 bin Kürt’ün yakıldığı, boğazlandığı, süngülendiği, Zilan deresinin günlerce kan aktığı eşi benzeri az bulunan katliamlardan biri.

Yıl 1996. Zilan Kürt halkının yüreğine bir Tanrıça olup tahtını kurar. O artık bir Tanrıçadır. O artık bir kudrettir. Öyküsü binlerce yıl dilden dile dolaşacak mütevazılığin, özlülüğün, yaratıcılığın, sorumluluğun, sadakatin, kendi tarihiyle kurulan empatinin, bağlılığın, vuruş gücünün, düşmanı vurmanın taktikselliğinin hakçasıdır. Yani Zilan, kıyılan bilincin dışına çıkıştır. Soyu kırılan, kırımlarda geçirilen Kürt’ün baş aşağı gidişine dur deyiştir. Başarmaktır. Kürt kırımından Kürt aşkının doğan şafağıdır. Zilan zafer Tanrıçasıdır. Zilan aşk Tanrıçasıdır. Zilan soyluluk Tanrıçasıdır. Kendi soyunu korumayı bilen mükemmel bir savaş Tanrıçasıdır. Zilan Kürt aşkıdır.

Zilan “Kürt kadınının dirilişinin sembolü olmak istiyorum… Yaşam iddiam çok büyük, anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum. Yaşamı ve insanları çok sevdiğim için bu eylemi gerçekleştirmek istiyorum” diyen ve dediğini kusursuz yapan doğru yaşam Tanrıçasıdır.

Zilan ulusal bir destandır, bir ulusun kendini dile getirişidir. Kendini ulusallaştıran bir kadının başarı çizgisini hakiki kılışıdır. Yenilemez bir çizgiye yani zafer çizgisine ulaşandır.

Zilan ülkemizin en çok asimilasyon ve kırıma uğradığı bir bölgesinden gelip, bir diğer bölgesinde soykırıma uğrayan bir alanın adını alarak, Kürt’ün kanayan yarasına derman olandır. Yol olandır. Kürdün bölge bölge, mezhep mezhep bir birinden kopartılmasına paramparça olarak cevap verendir. Öylesine kusursuz, öylesine zafer dolu, binlerce zafere analık edercesine! Malatya’dan Geliye Zilan’a kendini ulaştıran, ülkeleşen, ülkesine dönen bir Tanrıça’dır. Kürt kırımından Kürt aşkına koşuyu yaratan Tanrıçadır, Tanrıçamızdır. Zilan ülkemizdir. Zilan Kürdistan’dır. Ve şimdi Kürdistan aşktır bize.

Yıl 1938. Geliye Zilan katliamı dünyanın gözü önünde sessiz sedasız tamamlandıktan sonra sıra Dersim’e gelir. Dersim’de bir jenosit bütün hüneriyle sergilenmiş, tamamlanmıştır. İkinci bir Geliye Zilan bütün derinliğiyle gerçekleştirilmiştir. İlginç, kırımı gerçekleştiren komutanın en önemli bir kısmı Geliye Zilan’da üstün rol oynadığı düşünülenlerden oluşmaktadır. Tarihin oyunu bu ya, Tanrıçamız Zilan’ da 30 Haziran 1996’da düşmanın kalbinde patladığı yer Dersim’dir. Yücelik bu olsa gerek, düşmanını vurmak bu olsa gerek. Kürt aşkına koşuda en büyük ilke böylesi gerçekliğe ulaşmak olsa gerek. Ve kendisi de o zaman bıraktığı mektubunda şunları belirtir;

“Partimiz PKK öncülüğünde gelişerek, tüm insanlığa mal olan ve giderek ezilen halkların yüce sosyalizm yolundaki tek umudun haline gelen mücadelemiz, bir bütünen ulusal yok oluş sürecini yaşayan, soysuzlaşmanın eşiğine getirilen bir halkı tarihten ilk defa yücelerek hak ettiği yere getirmiştir. Böylesi ulusal değerlerini, beynini, ruhunun özlemliğini düşmana kaptıran bir halkı yeniden diriltmenin ağır görev, sorumluluk, tarihi bilinç ve üstün öngörü, büyük cesaret ve fedakarlık, yüce azim gerektirdiği açıktır. Yurtseverlik rolünden uzak, düşmana tabi, vatansız, tarihi egemenler tarafından yok edilen gerçek aydınlarını ve önderlerini istenilen düzeyde çıkaramayan, yitik bir ülke ve halk gerçekliği karşısında PKK ve onu var eden Başkan APO, aleyhte gelişen bu gelişmeyi tersyüz ederek, sadece kimliği değil, beyni de egemenler adına çalışan, ona hizmet eden, onun için savaşan ve giderek hayvanlaşmanın eşiğine getirilen ve emperyalizmin de hizmetine sunulan Kürt halkını ölüm uykusundan uyandıran, dirilten, kendi özgürlüğü için savaşan, savaştıran bir konuma getirmiştir.”

Okuyabilirsek tarihimizi, büyük öğrenmeyi başaracağız. Başarırsak eğer yüreğimizde ki Sema, alevlerini daha bir büyütecek. Semalaşacak ömrümüz, yenilmeyecek hiçbir ihanetin, hiçbir kırımın karşısında. İşte Sema, Tanrıçanın izinde yaman yürüyen kabına sığmaz kadın yoldaşımız. “Unutmamalıyız ki ulus olarak tarihte belki de tek şansımızı yaşıyoruz. Bu şansı iyi değerlendiremezsek, insanlığın serserileri olacağımızdan, oradan oraya herkesin elinde basit bir piyon olacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın” diyen Sema yoldaş zafersiz Tanrıça Zilan’a yoldaş olunamayacağının ölçüsü oldu. Tanrıça Zilan’dan büyük öğrendi.

“Başkan APO'nun öğretisi ve Zilan yoldaşın vasiyeti bizlere yürümemiz gereken yolu göstermiştir. Bize düşen görev anlamak, kavramak ve uygulamaktır. Bunun yolu günlük Parti içi sınıf mücadelesini yürütmek, kadın savaşçılar olarak bu mücadelenin öznesi haline gelmektir” diyen Sema yoldaş büyük uygulayıcı oldu. Özgür bir ses, duruş oldu.

Önderlik ise; “her savaş, özellikle bizim gibi çok ağır katliamı durdurma savaşı, militan, Sema gibi bir kişiliği gerektirir. Sema gerçeği; aşka, güzelliğe, iddialı kimlik sahibi anlamına geliyor. Büyük özgürlük savaşçısı, erkeğe, aşksızlığa teslim olmamış kadın anlamına geliyor” dedi.

Şimdi yüreği rahattır genç yaşta katlolanların, ömrünün baharında vurulanların, çocuklarının mürüvvetini göremeden gözü açık gidenlerin. Çünkü seslerini duyan, çığlıklarına yetişen, gözlerini onların gözlerinden ayırmayanlar var. Kürdistan’ da kırım değil, aşkta var. Şehit aşkı var artık. Şehidine duyulan büyük aşk var.

Şehit şehitten öğrendi. Öğrenme yüceldi. Öğrenenler yüceldi. Her şehit kendinden önce yücelenlerin yüceliklerini sahiplendi. Aydınlandı yeryüzü, bilinç ölümsüzleşti. Kendini bilen ölümsüzlük suyundan içti, sırla buluştu.

Şehit ölümsüzlük kaynağı olup aktı. Akan bütün ırmaklar, çaylar, dereler okyanusta bütünleşti. Okyanussa derya güzellikleri taşıdı bizlere. Ona koşanlar, akanlar eksilmedi. Eksilmedi, duraksamadı, beklemedi, azalmadı okyanusta. Hep taşıdı evrene, insanlığa. Büyük öğretti. Büyük verdi. Kutsallaştı.

Her şehit bir parçası oldu okyanusun, Önderliğimizin.

Öğrenememek, büyük yetişememek, ömürlerimize zaferlere ortak edememek, başarılar sığdıramamak darağaçlarında sallanan yanlarımız olarak bizlerle yürüyor. İçimizde ki soykırım şehide uzak düşürüyor bizleri. Zilanlar, Semalar büyümüyorsa yanı başlarımızda, yüreğimizde, bilincimizde soykırım bitmemiş demektir. Artık örtülüdür soykırım, beyazdır ölümün rengi. Kansızdır. Ama bitmemiştir. Devam ediyor Zilan’ın, Sema’nın kavgası, özgürlük haykırışı da.

Ağır aksak yürüyenler, öz niteliklerini güçlendiremeyenler, gelişemeyenler, konuşurken diken gibi batanlar, küçümseyenler, kendini beğenenler, kendine sevdalılar, savrulanlar, dağılanlar say say bitmeyecek kadar özellik, hepsi de soykırımın ürünü değil mi? Kültürel ve fiziki soykırımdan geçmiş bir halkın çocuklarına kalan meşum yadigârlar değil mi?

Tanıdıkça kendimizi daha bir ikna olduk büyük bir soykırımdan geçtiğimize ve gördük kırımı, kırılmışlıkları. Soykırım soysuzluklara belemektir ömürlerimizi, ömürleri. Doğru yaşama saygının ve özverili katılımın bittiği yerde soykırım vardır. Derinleşerek, incelerek devam ediyordur. Bu kadar soykırımla iç içeyiz aslında.

İçe atılan öfkeler, tıkanmış yaratıcılıklar, büyümeye cesaret edememekten kaynaklı oyalanmalar, kendi etrafında dönüp durmalar… Önderlikle ideolojik yoldaşlık edememeler, şehide bağlılığı her gün bir başarıya dönüştürememeler... Kendini anlatamamalar, kendini tarif edememeler... Düş kırıklıkları içinde kala kalmalar, kaba inatçılıklar, tutuculuğuna hayranlıklar, başarısızlığa bahaneler üretmekteki ustalıklar. Kendini çekici kılıp güzelleştirememeler…

İçin için ağladığımız beklentilerimiz ama gerçekleştirmek için çok az kendimizi yormuşluklarımız… Kendimizi açığa çıkartma yerine kendi içimize gömülmelerimiz… Kendi öz değerini takdir edememelerimiz, karşımızdakinin özsaygısını zedelemelerimiz, büyük tarihi görevler karşısında çocuksu kalışlarımız. Kontrolsüz duygu patlamalarımız, marazi duygu ve fikirlerden kendini kurtarmayı bilememelerimiz… Dünyaya gücenmiş ve kızgınlıklarımızla yaşam ufkumuzu çizmelerimiz…

Kürt kırımının, soykırımının temsil ettirdiklerini bırakıp, Kürt aşkının sembolleşen, modelleşen Zilan’ıyla, Sema’sıyla yola devam etmeye var olmalıyız, uyanmalıyız, besmelemizi bu aşk ile çekmeli, yüzümüzü Zilan aşkıyla kendi topraklarımıza sürmeliyiz. Her zamankinden daha çok, şimdi bu aşka açılmalıyız, bu aşkla yeşertmeliyiz ufkumuzu, ağartmalıyız karanlıkları.

Zilan, Sema; Zilanlar, Semalar “öldürülmüş Kürt aşkının yaratıcıları” olmayı armağan ettiler bizlere. Yüreklerimize büyük sevgiyi, jest ve mimiklerimize sevecenlikleri serpiştirdiler. Özgürleşen sadece geleceğimiz değil, geçmişimiz de özgürleşti. Çünkü kendi kahramanlarına, destancılarına ve gerçek tarif edicilerine ulaştı artık. “Kültürel soykırım kıskacından*” geçen bir halk olarak özgürlükte yüreklerimizde, yanı başımızdadır gayrı. Aşk taşıdığımız zaferlerde, verdiğimiz direnişlerimizde biteviye çoğalıp yürümektedir.

Özgürlüğün ve aşkın katıksız çocukları olabiliriz, çünkü Zilan ve Sema’nın; Zilanların ve Semaların, binlerce şehidin yol arkadaşı olabiliriz. Olmalıyız. Aşkı yüreklerimizde hiç ama hiç eksiltmemeliyiz.

Aşkla kalın, Zilan’ca kalın, Sema’ca kalın… Eksiltmeyin şehidi yüreğinizden. Eksilir Önderlik sizde ve azalırsınız kendinizden…

 

Nupelda ENGİN

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.navendalekolin.com - www.lekolin.netwww.lekolin.in

Parveke

TAGS(ETIKETLER): KURT  KIRIM  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.