IŞİD’E KARŞI ÖZGÜR KÜRT DURUŞU
Makaleler / 28 Haziran 2014 Cumartesi Saat 09:42
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
2011 yılı başından itibaren gelişen Arap baharı sürecinde Suriye’de iç çatışmalar başlayınca, bu sefer IŞİD adlı örgütün Suriye’de varlık gösterdiği görülmüştür. Burada da en temel karakteri uzlaşmazlığı ve saldırganlığı olmuştur.

Irak Şam İslam Devleti-IŞİD adlı örgütün Musul’dan başlayarak Bağdat’a doğru ilerleyen ve Irak’ın Sünni Arap bölgelerinin büyük kısmını ele geçirmesine yol açan saldırıları, Irak’ı üçe böldüğü gibi, Ortadoğu bölgesini de yeni ve tehlikeli bir mezhep çatışmasının eşiğine getirdi. Bu durum mevcut haliyle Suriye’nin de dört parçaya bölünmüş olmasıyla birleşince, artık Birinci Dünya Savaşının çizdiği sınırların aşıldığı, Ortadoğu bölgesinde siyasi haritanın yeniden çizilmeye başlandığı değerlendirmeleri yapılmaktadır.

Kuşkusuz IŞİD adlı örgütün bu başarısına Irak’ta istikrara kavuşan bir yönetimin bir türlü oluşturulamaması zemin sunmuştur. Bu konuda Bağdat ve Hewler yönetimlerinin uzlaşmaz tutumları ve Maliki yönetiminin Sünni Arap kesimi yönetimden dışlayan ve baskı altına alan politikaları söz konusu toplumu IŞİD örgütünün kucağına itmiştir. Dolayısıyla Maliki yönetiminin bu sonuçtan dolayı başkalarını suçlamaya hakkı yoktur.

Bilindiği gibi, Irak Şam İslam Devleti-IŞİD adlı örgüt, 2003’te ABD müdahalesi ile Saddam Hüseyin yönetiminin yıkılması ardından ve ABD işgal kuvvetlerine karşı direniş içinde kurulmuştur. Her ne kadar El Kaide’nin Irak kolu olarak şekillenmiş olsa da, Baas yönetiminin milliyetçi kalıntılarını da bünyesinde toplamıştır. Ayrıca ABD güçlerine karşı direnirken, başta İran, Suriye ve Türkiye yönetimleri olmak üzere birçok Arap devletinden de destek almıştır. Dolayısıyla IŞİD’i Irak’ta kitle tabanı olmayan ve destekçisi bulunmayan bir güç olarak tanımlamak doğru değildir.

2011 yılı başından itibaren gelişen Arap baharı sürecinde Suriye’de iç çatışmalar başlayınca, bu sefer IŞİD adlı örgütün Suriye’de varlık gösterdiği görülmüştür. Burada da en temel karakteri uzlaşmazlığı ve saldırganlığı olmuştur. Özellikle de 2013 Temmuz’undan itibaren Rojava Kürtlerine yönelik terör saldırıları ile dikkat çekmiştir. Bu süreçte El Kaide’nin Suriye kolu olduğu söylenen El Nusra örgütü ile arası açılırken, sınır üzerinde AKP’den destek aldığı görülmüştür.

Şimdi IŞİD adlı örgütün kimden destek alarak söz konusu Irak hamlesini yaptığı tartışılmakta ve anlaşılmaya çalışılmaktadır. Mevcut haliyle AKP ve KDP’nin yaklaşımları yumuşak ve uzlaşmacı gözükmektedir. Ayrıca ABD ile İsrail’in de fazla olumsuz tepki göstermedikleri ve belki de memnun oldukları anlaşılmaktadır. Hatta IŞİD’in söz konusu saldırıları ABD ve İsrail’in teşviki ile yaptığını söyleyenler bile vardır.

Görünen o ki, Irak’ta uzun süredir birçok çevrenin çözemediği bazı sorunları IŞİD saldırıları bir çırpıda çözmüş gibidir. Örneğin Bağdat ve Hewler yönetimleri arasındaki sınır sorunları önemli ölçüde çözülmüştür. Kerkük ve Xanaqin gibi şehirlerin Güney Kürdistan’a dahil olması sağlanmıştır. Yine yönetim dışı tutulan ve kendi yönetimini oluşturmasına izin verilmeyen Sünni Arap toplumu bu durumu aşma sürecine girmiştir.

Bazı çevrelere göre bütün bunların arkasında ABD ve İsrail vardır. ABD ve İsrail, IŞİD saldırılarına dayanarak Irak’taki bazı sorunları çözmüş ve Şii Maliki yönetimini daraltarak denetim altına almıştır. Fakat bu sefer de Irak ve Suriye’nin ortasında ve IŞİD yönetiminde yeni bir Sünni Arap devleti ortaya çıkmıştır. Eğer bu güç yeni bir devlet olarak şekillenirse, o zaman İsrail için Irak ve Suriye’den daha az bir tehlike olmayacaktır.

O halde ABD ve İsrail bu yeni tehlikeyi nasıl ve kiminle kontrol altına alacaktır? Şimdi en çok sorulan ve cevap aranan birinci soru budur. Bu noktada ilk elden akla Kürtler gelmekte ve birçok çevre bu soruya “Kürtler” cevabını vermektedir. Özellikle Rojava Kürdistan halkının geçen bir yıl içinde IŞİD güçlerine karşı başarıyla direnmiş olması hem bu görüşü güçlendirmekte ve hem de bu işi ancak Kürtlerin başarabileceği yargısını yaygınlaştırmaktadır.

Kısaca ufukta yeni ve daha kapsamlı bir IŞİD-Kürt savaşı gözükmektedir. İran gibi tüm IŞİD karşıtı güçlerin de bu savaşı teşvik ve tahrik edeceği ifade edilmektedir. Bu durum tüm Kürt toplumunu ve siyasal güçlerini ciddi biçimde rahatsız etmektedir. Özellikle IŞİD örgütünün Sünni mezhebine dayanmaya çalışması ve tüm Sünni toprakları kendi programı içinde sayması Kürtlerin endişelerini daha da artırmaktadır.

Bu noktada çeşitli senaryolar ve planların varlığı dile getirilmektedir. Özellikle şimdiye kadar IŞİD güçleri ile KDP peşmergelerinin hiç çatışmaya girmemiş olması ve KDP’nin savaşmadan Musul’un Kürt bölgesini IŞİD’e teslim etmesi dikkatleri çekmektedir. Bazı çevreler bunun aralarındaki bir anlaşmaya dayalı olduğu değerlendirmesini yapmaktadır. KDP’nin buna dayanarak Rojava Kürdistan’ın Cezire bölgesini ele geçirip ayrı bir devlet ilan etme hesabı yaptığı ifade edilmektedir.

KDP’nin Rojava Kürdistan’a yönelik bu hesabının gelinen noktada Kürtler açısından ciddi bir tehlike içerdiği açıktır. Ayrıca IŞİD-Kürt çatışması yaratmak isteyen güçlerin de KDP’ye fırsat vermeyecekleri ve kendi amaçları için kullanmak isteyecekleri ortadadır. KDP’nin Rojava’ya dönük hegemon yaklaşımı ve ayrı devlet tutkusunun bu güçler tarafından kullanılmaya açık kapı yarattığı da açıktır.

Özellikle ABD ve İsrail yönetimleri KDP’yi bu yönlü kullanmak isteyebilir. IŞİD’i KDP ile zayıflatıp denetim altına alırken, bunun karşılığı olarak KDP’nin ayrı devlet kurma isteğine destek verebilir. Yine Kürt karşıtlığı politikasından bir türlü kurtulamayan Türkiye yönetimi, IŞİD’in denetlenmesi ve PKK’ye karşı mücadele karşılığında KDP’nin ayrı devlet kurmasını kabul edebilir. İran da ayrı devlete destek karşılığında KDP’yi IŞİD ile çatışmaya yöneltmek isteyebilir.

Kuşkusuz Kürtlerin bu temelde IŞİD’e karşı bir çatışma içine sokulması çok tehlikelidir. Böyle bir çatışma Kürtlere herhangi bir yarar getirmeyecek, tersine söz konusu küresel ve bölgesel devletlerin çıkarına hizmet edecektir. Dolayısıyla Kürtleri böyle bir politikaya yöneltmek tehlikeli olacaktır ve KDP’nin bundan uzak durması, tüm halkın ise buna karşı duyarlı olması gerekir.

Oysa IŞİD saldırıları karşısında bir de Rojava Kürdistan’ın direnme tarzı vardır. Bu tarz, hem Kürtlerin birliğini esas almakta ve hem de Kürtlerin diğer halklarla ortak demokratik yönetimine dayanmaktadır. Bu konuda Kürt-Arap-Süryani demokratik ittifakına dayanan Cezire Kanton Yönetimi ciddi bir çözüm örneği oluşturmaktadır. Tabi söz konusu bu model, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın öngördüğü demokratik özerklik modeli olmaktadır.

Önder Abdullah Öcalan bu modeli özellikle Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de temel bir demokratikleşme modeli olarak geliştirmeye çalışmaktadır. Demokratik özerklik modeli ile Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayarak, Kürt sorununu da bu temelde çözüme kavuşturmak istemektedir. Böylece Kürt-Türk ilişkilerini Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü temelinde yeniden şekillendirmek istemektedir. Hem Türkiye’nin ve hem de Kürtlerin yararına olacak böyle bir durum, IŞİD saldırganlığını durdurarak bölgede mezhep çatışmasını önleyecek tek yoldur.

Demek ki bölgede yaşanan tarihi gelişmeler karşısında özgür Kürt duruşunun üç temel özelliği vardır. Birincisi Kürtler arası demokratik birlik, ikincisi Kürt-Türk, Kürt-Arap, Kürt-Fars ilişkilerinin demokratik birlik temelinde yeniden oluşturulması, üçüncüsü ise ilk iki hususa dayalı olarak başta IŞİD olmak üzere her türlü faşist-sömürgeci saldırganlığa karşı direnmektir. Bu duruş, Kürt halkına olduğu kadar diğer tüm komşu halklara da kazandıracaktır.

Duran KALKAN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.navendalekolin.com - www.lekolin.netwww.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER): ISID  OZGUR  KURT    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.