BALYOZ DAVASININ PERDE ARKASI
Makaleler / 23 Haziran 2014 Pazartesi Saat 09:40
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Anayasa Mahkemesi kararıyla Balyoz davasında tutuklu bulunan 230 darbeci serbest bırakıldı. Buna gerekçe olarak da, ‘yargılama sürecinde, sanıkların hukuki haklarının ihlal edilmesi’ olarak gösterildi. Türkiye’nin darbeler ülkesi olduğu ve oluşturulan iç politik krizlerin merkezinde hep ve her zaman generallerin olduğu biliniyor.

Anayasa Mahkemesi kararıyla Balyoz davasında tutuklu bulunan 230 darbeci serbest bırakıldı. Buna gerekçe olarak da, ‘yargılama sürecinde, sanıkların hukuki haklarının ihlal edilmesi’ olarak gösterildi. Türkiye’nin darbeler ülkesi olduğu ve oluşturulan iç politik krizlerin merkezinde hep ve her zaman generallerin olduğu biliniyor. Bu bakımdan, generallerin yargılanmasının ‘hak ihlali’ olarak değerlendiren karar ne kadar politikse, daha önce bu davanın başlaması da bir o kadar politiktir. Dava özünde hukuki olmuş olsa bile, AKP ve Cemaat bu davayı en üst noktada politikleştirdiler.

Esas mesele darbelerin önlenmesi değil, kendi politik iktidarlarını sağlamlaştırmak için başlatılan bir operasyondur. Darbeye dair çoğu oluşturulan ve ya ileri sürülen askeri tatbikat senaryoları olduğunu biliyoruz. Ancak bir önceki yazımda da bahsi konu ettiğim gibi, şu andaki Türk genelkurmay başkanlığı da ayni biçimde, Simülasyon planları adıyla bu tür senaryoları hazırlıyor, bunu yapmaktan geri durmuyor. Bu konuda yazar Günay Aslan’ın, bir makalesinde bu simülasyon planını kaleme aldığını bir kez daha belirmek isterim. Hem de çok korkunç olasılık senaryosundan bahis ediyoruz.

Öyle ki, tümüyle sivil olduğu belli olan Kürdistan’ın birçok köyü, şehir ve kasabalarının hedef gözetmeksizin bombalanmasından söz ediliyor. Bu simülasyon savaş senaryosu, normalinde hukuki olarak ülkenin bir parçası olarak kabul edilen sivil halktan insanların katledilmesi üzerine kurgulanmıştır. Buna rağmen, ne hikmetse bırakalım bu adı geçen simülasyon planı hakkında her hangi bir soruşturma ve davanın açılması, hiçbir tartışmanın konusu bile olmadı. Demek ki, mesele özünde çok farklıdır. Yani tepeden tırnağa bu davalar ve bunların arka planında yürüyen bir iktidar mücadelesi, siyasi hesaplar yatıyor. Kaldı ki, Erdoğan ve AKP, normal hukuki ölçülere göre her gün sivil hukuki darbeler yapıyordur.

Açıkçası, Türk devlet geleneğinde ve Türk egemen sınıf dünyasının siyaseti çok acımasızdır. Bütün bir Devletleşme tarihsel geleneğinin resim kareleri, pratik silsilesi bu konuda çok kirlidir. Bunun için mesele, tarihsel bir geleneğin zihinsel ve ruhsal oluşum kodlarına oturuyor. Bunlardan koparsak, Türk egemen sınıf siyasetinin özgün geçiş denklemleri iyi çözemeyiz. Dolaysıyla bu günkü 230 darbecinin serbest bırakılmasını da, ha keza siyasi hesap ve onun denklemlerinde aramak gerekiyor.

Örneğin, gerek Ergenekon ve gerekse de Balyoz davalarının ilk süreçleri de, tamı tamına bu günkü gibi çok yönlü politik hesaplar üzerine kurgulandı ve bina edildi. O zamanda, AKP ve Cemaat, generallerin yargılanması için başlattıkları süreci, bu defa tersten CHP ve MHP de aynı derecede ‘darbeci’ olan o generalleri çok aktif olarak savundular. O kadar ki, Baykal, darbecilerin avukatlığını yaparken, karşı taraftan Erdoğan’da, kendisini davanın bizzat savcısı ilan etti. Sadece bu tablo bile, bu davanın ne kadar siyasi olduğunu ve bir iktidar davası olduğunu açıkça gösteriyor.

Bu bakımdan sistem içi güçlerin açık bir çatışmasına dönüşen süreç, hukuksal olarak ele alınmadı. Söz konusu generaller darbeci bir ordu geleneğinin en üst düzeyde temsilcileri oldukları biliniyor. Ancak ne AKP ve Gülen cemaati, ne de MHP ve CHP, hiç bir şekilde 17 bin faili meçhul cinayetten sorumlu olan orduyu tartışmaya açmadılar. Tersine bunu bütünlüklü olarak savundular. Onun için, bu davaların hukukla uzaktan yakından hiçbir ilişkisi bulunmuyor.

Bugün generallerin arka arkaya bırakılması, doğrudan sistemin iç politik dengeleriyle ilişkilidir. Bunun en somutlaşmış halinin de yaşanan ve yaşanacak olan seçimlerdir. Acaba CHP ve MHP’nin Cumhurbaşkanlığı için, ortak ‘çatı’ adayı olarak gösterilen Ekmeleddin İnsanoğlu’nu,Erdoğan’ın şansını artırmak üzere bir perde arkası operasyon durumu olmasın mı? Bunu derken, CHP ve MHP’nin sübjektif olarak, bir gizli pazarlık içerisinde bunu yaptıklarını kast etmiyorum. Daha ziyade, TC Devletinin derin güç odakları bunun objektif zeminini, ortamını oluştururlar diye akıl yürütüyorum.

Ben her zaman AKP ve MİT’in en kirli işleri yaptığına ve bu yönlü ilişkileri kotardığına inanırım. Besbelli ki, bu Balyoz davası tutuklularının serbest kalmasıyla bitecek bir hadise değildir. Yine daha önceki bir yazımda belirttiğim gibi, mesele TC’nin AKP’lileşmesi ve de AKP’nin de Kemalist TC’leşmesi meselesidir. Artık eski TC Kemalist Devlet ruhu ve zihinsel geleneğinin, doğrudan AKP üzerinde yaşamsallaştığını çok iyi okumak gerekiyor, bilmek gerekiyor. Diğer bir değişle, devletin gözeneklerinde bulunan çok önemli bir Kemalist kadro gücü, AKP elbisesini giyerek, şu anda TC Devletine yön veriyor. İşte en çok da buradan hareketle adı geçen davaları, hukuksal muhteva ve politik ilişkileri çözümlemek gerekiyor.

Özellikle şu noktayı bir kez daha belirtelim ki, hem Ergenekon, hem de Balyoz davası gibi durumlar, tamı tamına siyasi bir intikam alma operasyonu olarak açıldı ve yürütüldü. Her ne kadar davanın hukuki gerekçeleri çok geniş bir şekilde ortaya konulsa da, özünde bu davaların esasen siyasal gerekçelerle açıldığını ortadan kaldırmıyor. Balyoz ve Ergenekon davalarından bir kısım haksız uygulamalar söz konusu olabilir, yine doğrudan davayla ilgisi olmayan bazı insanlar tutuklanmış olabilir. Ancak sorun bunun çok ötesinde olup, generallerin insanlığa karşı işledikleri bunca suçlardan değil de, AKP ve Cemaate karşı olmalarından dolayı tutuklanmalarıdır. Generallerin demokratik bir geleneği temsil etmedikleri, işkenceci olarak oligarşik bir iktidar gücü oldukları için sorgulanmadılar. Böyle olmuş olsaydı, en başında şu anki Türk genelkurmay başkanı Necdet Özel de, çoktan tutuklanmış olması gerekiyordu. Bu zatın, birçok kimyasal silahları kullandığına dair somut pratik veriler, kanıtlar vardır.

Bu bakımdan generallere davaların açılıp, ömür boyu cezaların verilmesi, AKP-Cemaat ittifakına dayanan politik kararken, aynı şekilde AYM’nin davaları bozarak ‘hak ihlaline’ karar vermesi de bir o kadar politiktir. Çünkü Erdoğan ve AKP yeni bir politik evlilik seçeneğine yöneldiler.

Özellikle AKP-Gülen cemaatinin çatışması, Ergenekon ve Balyoz davalarının bozulması ve iç çatışmanın derinleşmesi anlamına geliyor. Bu bakımdan burada hukuk değil, hukuksuzluk konuşuluyor. Politik ilişkilerin hukuk üzerindeki etki gücünü ortaya koyuyor. Daha açık bir ifadeyle, Balyoz ve Ergenekon tutukluları doğrudan bir siyasi operasyon sonucu olarak serbest bırakıldılar. Özcesi, siyasi olarak başlayan bir dava, ayni şekilde siyasi olarak da sonuçlandı. Daha sonra bu davanın tekrardan görüleceği söylemi de, sadece işin hikâye kısmıdır.

Yani AKP, eskiden Cemaat ile ittifak ve koalisyon halindeyken, şimdi de ayni şekilde Ergenekon ve Balyoz darbecisi ve eski Devletçi güçlerle bir koalisyon kurmuştur, ittifak halindedir. Buna, Devletin ideolojik ve politik olarak yeniden örgütlenmesi, derlenip toparlanması operasyonu da diyebiliriz. Yani ben buna Din ile Kemalizm’in politik evliliği diyorum.

Dolaysıyla buradan hareketle barış ve çözüm sürecinin geleceği de daha iyi anlaşılır oluyor. Çünkü Devlet aklınca, kendi iç bünyesinde böylesi bir yeniden yapılanmaya giderken, doğal olarak Kürdistan tarafının biraz daha sakin olması gerekiyor. Ne de olsa AKP hükümetinin iki cephede bir savaşı yürütemeyeceği malumdur.

İstediği kadar bu konuda Abdulkadir Selvi şu haberi yazsın, yansıtsın: 1- Çözüm sürecinde görüşmeleri yürüten görevliler yasal güvenceye kavuşturuluyor. 2- Çözüm sürecinin yasal zemininin TBMM olduğu belirtiliyor. Yürütme görevi Bakanlar Kurulu'na aittir deniliyor. 3- Çözüm sürecinde görev üstlenen BDP ve HDP kadrolarının ileride bir yasal sorunla karşılaşmaması için önlem alınıyor."

Bu hususta bir kaç noktaya dikkat çekmekte yarar var: Birincisi, her şeyden önce böyle bir düzenlenmeyi resmi olarak yapması gereken AKP hükümetidir. Fakat AKP hükümeti de, hiç bir Bakanlar Kurulu Toplantısında ‘çözüm sürecini’ gündemine alıp tek bir kez bile tartışmış değildir. Dahası bu yönlü soru sorulması üzerine de, bizzat hükmet sözcüsü Bülent Arınç, böyle bir konun asla gündemlerinde olmadığını söylemiştir. İkincisi, Meclis 2 hafta sonra tatile giriyor ve meclis kapanmadan önce de, hiç bir yasa paketinin çıkacağına dair bir beyanat yok ve hatta daha ilerisi içinde gündemine almış değildir.

Üçüncüsü, Eylül ayında meclis açılacak ve bu arada da zaten Cumhurbaşkanlığı seçimleri bitmiş olacak. Ha keza bu süreçten sonra ise, zaten genel seçimler süreci başlamış olacak. Haliyle o zamanda, doğal olarak genel seçimlerin atmosferi devreye girecektir. Genel seçimlerin gerekçeleri ise her kesin malumudur. Bu halde, Abdulkadir Sevi’nin haberini duyurduğu, sözüm ona o yasal düzenlemeler yine olamayacaktır, genel seçimlerin sonrasına bırakılacaktır. Yani alavere- dalavere Kürd Mehmet yine nöbete. Binlerce faili meçhul yâda belli suçlusu darbeci general toplu halde serbest bırakılırken, insan özgürlük davası rehinelerini düşünmeden edemiyor. Bu yazıyı Hatip Dicle ve bütün sağlık sorunu olan politik tutsaklara atfediyorum

Cemil Kılıç

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.navendalekolin.com - www.lekolin.netwww.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER): BALYOZ  DAVASI  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.