KAHROLSUN TÜRK SÖMÜRGECİLİĞİ!
Makaleler / 08 Haziran 2014 Pazar Saat 16:23
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Öncelikle Türk sömürgeciliğine karşı Lice’de kahramanca bir direnişin sonunda şehit düşen Ramazan Baran ve Haci Baki Akdemir isimli devrimci-yurtseverler, Kürdistan’da yeni bir dönemin sembolleri olarak tarihe geçmişlerdir. Onlar her zaman Kürdistan özgürlük mücadelesinin serhildan şehitleri olarak anılacaklardır. Kürdistan’da, tarihe, toprağa, kültüre ve bu kutsal topraklara ait olan her şeyi sahiplenmenin öncü kişilikleri olarak direniş tarihimizde yerini alacaklardır.

Öncelikle Türk  sömürgeciliğine karşı Lice’de  kahramanca bir direnişin sonunda   şehit düşen Ramazan Baran ve Haci Baki Akdemir  isimli devrimci-yurtseverler, Kürdistan’da yeni bir dönemin sembolleri olarak tarihe geçmişlerdir. Onlar her zaman Kürdistan özgürlük mücadelesinin serhildan şehitleri olarak anılacaklardır.  Kürdistan’da, tarihe, toprağa, kültüre ve bu  kutsal topraklara ait olan her şeyi sahiplenmenin öncü kişilikleri olarak direniş tarihimizde yerini alacaklardır.

Halkımızın Lice, Colemerg ve  Farqin başta olmak üzere Kürdistan da inşa edilmek istenen karakollara karşı büyük bir halk kahramanlığı pratiği sergileyen bu direnişi tamamlamak amacıyla yapılan eylemlere katılan, öncülük eden herkes yeni bir tarih yazmaya başlamışlardır.

Sömürgeci Türk devleti tarihine  ve şanına yakışır bir tarzda bir Kürt katliamına daha imza atmıştır. İki Kürt yurtseveri katledilmiştir. Çok sayıda da yaralanan yurtseverler vardır. Neden? Bir halk kendi topraklarına, kendi anavatanına sahip çıkmaktadır.  Çünkü Kürt halkı son bir buçuk yıl içinde belki de ilk kez kendi anavatanında, kendi topraklarında artık Türk sömürgeci devletinin  zulmünün, katliamının, soykırımının ve işkencenin birer sembolü olan karakolların yapımına açıktan karşı çıkmış  ve yapılmaması için kahramanca direnerek bu uğurda şehit de vermiştir. Medeni Yıldırım isimli  yurtsever Kürt genci  yine bir karakol yapımına karşı direniş içerisinde şehit düşmesi ve sonrası Gire Ramo ve benzeri yerlerde sergilenen direnişler, yeni dönemin direnişinin somut ifadesi olmuşlardır. Hem barajlara hem karakollara ve hem de Kürdistan’da derinleşen işgale, yolların yapımına karşıda ciddi bir direniş sergilenmiştir. Lice direnişi bu konuda kapsam, içerik, kararlılık ve ısrar bakımından yeni dönemin direnişini ortaya koymuşlardır.

Türk sömürgeciliği bütün ateşkes süreçlerimizde ilk yaptığı şey, “fırsat bu fırsat” diyerek stratejik alanlar keşfedip oralara modern askeri teknikle donanmış karakollar inşa etmek olmuştur.  Haftanin ve  Zagros  hattı  böyle dönemlerde inşa edilen  karakollarla doldurulmuştur. Kuzey Kürdistan’ın iç bölgelerinde aynı koşullarda karakollar inşa edilmiştir. Bu giderek Kürdistan’da kırılan ve meşruiyeti tartışılan, sorgulanan  ve red edilen sömürgeci Türk varlığını bir kez daha sökülmemecesine Kuzey Kürdistan’da inşa etmek anlamına gelmektedir. Bu karakolların yapılmasının bir nedeni de bütün Kürtleri yani sadece şehirdekini değil, kırsal kesimdekini de ve sadece askeri değil psikolojik olarak da denetim altına almak amacıyla böyle bir inşa başlatılmıştır. Yani hakimiyetini hem askeri hem de psikolojik olarak oluşturmak ve bunu derinleştirmeyi  amaçlanmaktadır.

Gelinen aşamada Kürt halkı kırk bir yıllık mücadele sürecinde kendini yeniden oluştururken bırakalım yeni karakollarına yapımını, Türk sömürgeciliğinin eski karakollarını  ve en önemlisi artık Türk sömürgeciliğine ait tüm idari kurumlaşmalarını da kabul etmemektedir. Ekonmik, siyasi, kültürel v.b  bu sömürgeci devlete ait hiçbir şeyi ama hiçbir şeyi kendi anavatanında kabul etmek istememektedir. Şehit Reşit SERDAR yoldaşın deyimiyle  “Türk sömürgeciliğinin değil varlığı,  Kürdistan’da gölgesi dahi kalmamalıdır”.  sözü giderek halklaşmaktadır. Şehit Reşit yoldaşın  o sözü Kürdistan halkının bütün duygu, düşünce ve özlemlerin en özlü tercümesini yapmıştır. Yani düşünce ve hislerine tercümanlık yapmıştır.

Türk sömürgeciliği ve onun şu an bir numaralı partisi AKP ve lideri Tayip Erdoğan faşisti, artık halkımızın kazandığı ulusal, kültürel, örgütsel ve  tarihsel uyanışını kırmak için bu katliamın emrini vermiştir. Dolayısıyla Lice katliamından Tayyip Erdoğan ve onun hükümeti sorumludur. Ancak Türk sömürgeciliği ve onun en azgın temsilcisi Tayyip Erdoğan döktüğü kanda boğulmaktan kurtulamayacaktır. Kelimenin  tam anlamıyla, Kürdistan  Türk faşizmine mezar olacaktır. 

Öyle sorun basına da yansıdığı gibi,  sömürgeci  Türk ordusunun bir subayının bireysel çıkışı değildir. Tıpkı Roboski’de olduğu gibi. Roboski’nin tescillenmiş katili nasil ki Tayyip Erdoğan ve onun ordu komutanlığı ise, Lice katliamının sorumlusu da Tayyip Erdoğan ve onun ordu yönetimidir. Bu Tayip Erdoğan’ın kendi ağzıyla ifade ettiği gibi “kadında olsa çocukta olsa gereği yapılacak” zihniyetinin ve en son B, C planının pratikte uygulanmasının bir sonucudur.

Sömürgeci AKP hükümeti,  Önder Apo’nun tüm iyi niyetli, yaratıcı ve samimi çabalarını  böyle bir katliamla karşılamıştır. En son kamuoyuna yansıyan ‘iyimser havanın da ne kadar sinsice ve alçakça hazırlanmış bir senaryo  olduğu daha iyi  açığa çıkmaktadır. Hatta “işte bu tür eylemlere gerek yoktur vb” ifadelerin kullanılmasına kadar iş vardırılmıştır. Bilerek  ve ya bilmeyerek AKP’nin yönlendirmesine açık bazı kişiler de ortaya çıkabilmiştir.

Artık takke düştü kel göründü misali AKP’nin özgür ve iradeli Kürde yani Apo Kürdüne karşı düşmanlığı açığa çıkmıştır. Aslında bu düşmanlık gerçeği Medeni Yıldırım, Şahin Öner başta olmak üzere bir çok Kürt gencinin katledilmesinde açığa çıkmıştı. Fakat “sürece zarar vermeme” adına bunlar bir tür sineye çekilmiştir. Ama asla ve asla unutulmamıştır, unutulamazlar da. Tüm bunlar AKP’nin gerçek yüzünü tüm iğrenç, katliamcı, sinsi yönleriyle açığa çıkarmıştır.

“bu işi çözse çözse AKP çözer”  algısı ve beklentisi içerisinde olan küçümsenmeyecek bir kesim oluştuğu bilinmektedir. AKP’nin sanki “bir şey yapacakmış, çözecekmiş” gibi kendisini algılatması böyle durumların ortaya çıkmasında önemli bir  rol oynamıştır. Bunda tarih bilincinden yoksunluk, Türk sömürgeciliğinin tarihinden ve özellikle de AKP’nin gerçek zihniyetini yeterince çözememiş olmanın da payını görmek gerekir. 

Herhalde bu katliamdan sonrada artık AKP’nin gerçek yüzünü görmezlikten gelecek tek bir onurlu Kürt ve Kürdistanlı kalmayacaktır. Bu kadar zulüm ve  katliamdan sonra hala AKP’den bir şeyler beklemek insani ve vicdani ölçüleri yitirmek anlamına gelecektir. Böyle birisinin insanlığı kuşkuludur.

AKP Kutsal İslam dinini kullanarak,  Ortadoğu’da ABD’nin  çıkarlarını  koruyup-kollamak, öte yandan da PKK’yi  tasfiye etmek ve  Kürtleri kontrol altına almak amacıyla görevlendirilmiş bir partidir. AKP Tansu Çiller’in silah ve şiddetle yapmak istediğini, yine silah ve şiddet gücünü arkasına alarak siyasal yöntemleri kullanarak yapmaktadır. Aralarında ki fark bu kadardır. Dolayısıyla artık AKP’nin Kürt düşmanlığı gerçeği açığa çıkmıştır. Kendi döneminde Kürdistan özgürlük hareketine ve Kürt halkına dönük hazırlanan ve şimdi açığa çıkmış planlara bakıldığında Şark İslahat planını güncellemek dışında bir şey ifade etmediği çok açıktır.

Tüm bu gerçekleri görerek artık Lice direnişinin açtığı yoldan ilerlemenin ve mutlaka sonuca gitmenin yani  Önder Apo’nun özgürlüğü ve Kürdistan’ın özgürlüğü sağlanıncaya kadar serhildanları yükseltmenin zamanı gelmiştir!

Daha ne bekleyeceğiz? Beklenecek bir şey kaldı mı? Daha ne kadar sabır edeceğiz?

Yani biraz daha bekleyerek AKP’nin Rojava devrimini tasfiye etmesini mi görelim?

Biraz daha sabır ederek asimilasyonun daha da derinleşmesini mi, Kürt soykırımının tamamlanmasını mı bekleyelim?

Kürdistan’ın her tarafının karakol ve kalekollarla donatmasını mı bekleyelim?

Biraz daha bekleyerek, AKP’nin Kürdistan’ın en zengin yer-altı ve yer-üstü kaynaklarını kendi çevresine peşkeş çekmesini mi seyredelim?

Biraz daha kulaklarımızı Tayip Erdoğan’a ve onun vaazcılarına çevirerek Kürtlerin daha fazla açlık yoksullukla terbiye edilmesini mi bekleyelim?

Biraz daha görmezden gelerek çocuklarımızın gençlerimizin ve kızlarımızın biraz daha kimliksizleşmesini, uyuşturucuya, fuhuşa bulaştırılmasını mı bekleyelim?

KDP ile stratejik işbirliğini biraz daha derinleştirmesini mi bekleyelim?

Ne bekleyeceğiz? Niye bekleyeceğiz?

Beklemenin sonuçları zamanında tavır koymamanın sonuçlarını Kürdün boynuna inen kılıçların nasıl keskinleştirildiğini görüyoruz. Acı sonuçlarını birlikte yaşıyoruz. Yani biraz daha  bekleyerek, Tayip Erdoğan’ın elindeki soykırım kılıcı daha fazla mı keskinleşsin? Hayır, artık yeter!

Êdi Bes e!

Artık Önderliğimize, anavatanımız Kürdistan’a, tarihe ve toprağa sahip çıkmanın zamanıdır!

Ramazan Baran  ve Haci Baki Akdemir yoldaşların açtığı direniş ve  başarma yolu artık açılmıştır. Halk olarak nasıl özgürleşeceğimizin  yolu açılmış, yöntemi belirlenmiştir. Artık beklemenin, tereddüt yaşamanın, acabalı düşünmenin, kulağımızı sömürgeci Türk devletinin her türden vaazcılarına vermenin  zamanı geçmiş, zemini de kalmamıştır.

Lice direnişi ve şehitleri hepimizi, herkesi Kürdistan’ın tüm şehir kasaba, köy ve mezralarını, kadınlarını, gençlerini, işçi ve emekçilerini serhildana çağırmaktadır.

Zaman, serhildan zamanıdır!

Ve bütün tarihi bilinç  ve öfkemizle “Kahrolsun Türk Sömürgeciliği” demenin ve serhildanlarımızla kahretmenin zamanıdır!

Kendi anavatanımızda demokratik ulusu kurmanın zamanıdır!

Özgürlüğümüzü tarihimize yaraşır inşa etmenin zamanıdır!

Durmak değil, özgürlüğe yürümenin zamanıdır!

Pasif değil, varlığımızı ve onurumuzu aktif  savunmanın zamanıdır!

Herdem Serhildan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.navendalekolin.com - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER): KAHROLSUN  TURK  SOMURGECILIGI    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.