The New York Times: Irak Seçimi Kaos Getirebilir
Dış Basından / 28 Şubat 2010 Pazar Saat 15:20
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Irak'ta petrol gelirleri veya merkezi otoritenin gücü gibi varoluşsal konulardaki anlaşmazlık seçimle beraber bitecek gibi görünmüyor.

Irak'ta petrol gelirleri veya merkezi otoritenin gücü gibi varoluşsal konulardaki anlaşmazlık seçimle beraber bitecek gibi görünmüyor. ABD, tam da Iraklı liderler yeni bir hükümet kurmaya çalışırken çekilirse gerçekten de yeni bir iç savaş çıkabilir. Obama çekilmeyi ertelemeli

Irak’taki 7 Mart ulusal seçimi ve ardından yeni bir hükümetin kurulması, gerek Iraklıları gerekse Amerikan politikasını muazzam biçimde etkileyecek. Şu an göründüğü kadarıyla, seçim sonuçlarının ülkeyi mezhepçiliğe ve şiddete geri döndürebilecek kilit siyasi mücadeleleri çözmesi zor.

Böyle bir durumda ABD Başkanı Barack Obama savaşı sona erdirmek yönündeki seçim vaadini bir kez daha bozarak on binlerce askeri yıllarca Irak’ta tutup tutmamak konusunu düşünmek zorunda kalabilir. Şaşırtıcı olanı şu ki, bu belki de Obama ve Iraklı liderler için takip edilecek en iyi yol.

Seçimler uzun zamandır beklenen ve kavgayı gerçekten sona erdirecek siyasi kavşağı getirse de getirmese de, 2010 muhtemelen bir dönüm noktası olacak. İyi ya da kötü, işgal sonrası Irak’ın genel hatlarını görmeye büyük ihtimalle bu yıl başlayacağız. İlk işaretler de pek iyi değil; en sonuncusu önde gelen Sünni partisi Ulusal Diyalog Cephesi’nin hafta sonu seçimlerden çekilme kararı almasıydı.

 

‘Eylülde iç savaş veya darbe’

Siyasi durum Amerikalıların çoğunun düşündüğünden çok daha az kesin ve istikrarlı. Emekli Donanma albayı Gary Anderson Irak’tan daha yeni döndü ve eylül gibi bir iç savaş veya askeri darbe olacağı tahmininde bulunuyor. Bir başka dostum, gazeteci Nir Rosen, Irak’ın uzun vadeli barışçı bir rotada ilerlediğini iddia ediyor. 2005’ten bu yana uzman görüşleri arasında bu kadar büyük farklılığa hiç tanık olmamıştım.

2007’deki asker takviyesini kuşatan dönem yanlış hatırlanıyor. Bu basitçe 30 bin asker göndermekle ilgili bir mesele değildi; gücü farklı şekillerde kullanmayı, askerleri Iraklı birliklerle beraber çalışmaları ve halk arasında yaşamaları için üslerden çıkarmayı içeren bir strateji söz konusuydu. Belki daha da önemlisi, takviyenin Amerika’nın yaklaşımlarında bir değişimin sinyalini vermesiydi: Ne yapılabileceği konusunda daha fazla tevazu gösterildi, Iraklıları dinlemek konusunda daha fazla istek vardı ve amaçlar sessiz sedasız, fakat keskin bir biçimde törpülendi.

Bush yönetiminin Irak’ı Ortadoğu’yu değiştirecek ve terör bataklıklarını kurutacak bir demokrasi meşalesine dönüştürmeyi öngören şaşaalı vizyonu, ABD güçlerini çekmek ve geride istikrarlı, talih yaver giderse de demokratik ve insan haklarına saygılı bir ülke bırakmak biçimindeki daha gerçekçi bir hedefe

bıraktı yerini. Değişimin parçası mahiyetinde, General David Petraeus Sünni direnişini de fiilen maaşa bağladı.

Şimdi geriye dönüp bakınca asker takviyesinin doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Ancak takviyenin daha büyük hedefi, yani siyasi dönüm noktası sağlanması henüz gerçekleşmiş değil. Irak’ı asker takviyesinden önce sakatlayan bütün varoluşsal meseleler yerli yerinde duruyor. Petrol gelirleri ülkenin büyük grupları arasında nasıl paylaşılacak? Şiiler, Sünniler ve Kürtler arasındaki ilişkinin esası ne olacak? Irak güçlü bir merkezi hükümetle mi yönetilecek, yoksa gevşek bir konferasyon mu olacak? Ve bugüne kadar Irak savaşının en büyük kazananı sayılan İran’ın rolü ne olacak?

Ne yazık ki bütün bu sorular geçmişte şiddete yol açtı ve tam da Obama yönetiminin takviminin henüz sükunetten uzak bölgelerden birlikleri çekmeyi öngördüğü bir dönemde, bir kez daha şiddete tanık olabiliriz. Bu yılki plan, ilkbahardan başlayarak beş ay boyunca her ay 10 bin kadar askeri çekmek. Bu ABD’nin askeri varlığını yarıya indirecek; kalanlarınsa 2011’de çekilmesi planlanıyor. Çekilme planı seçimlerin 2009 veya 2010 başında düzenleneceği varsayımıyla yapıldı. Plan uyarınca bu hassas dönemde asker sayısı, bilhassa da Sünniler seçimin adil olmadığını düşündüğü ya da onlara yeni hükümette seçimlerdeki başarılarıyla orantılı rol verilmediği takdirde, istikrarı sağlayacak düzeyde tutulacaktı.

Fakat değiştirilen seçim takvimi göz önüne alındığında, tam da Iraklı siyasi liderler yeni bir hükümet oluşturma mücadelesindeyden, Amerikalı askeri liderler büyük asker sevkıyatlarını idare etmek gibi ağır bir göreve odaklanacaktır. Dahası, askerlerin çekilmesi yoğunlaştıkça, potansiyel olarak o oranda istikrarsızlaştırıcı etkilere yol açacaktır. İlk çekilmeler daha güvenli veya Irak güçlerinin

daha sağlam addedildiği bölgelerde gerçekleşecek. Fakat hazirana gelindiğinde Amerikan birlikleri çok güvenli olmayan ve seçimlerin sonucunda yeni gerilimlerin yükselebileceği bölgelerden de çekilecek noktaya gelebilir. ABD, sorumluluğu hazır olmalarından önce Iraklı yetkililere ve kurumlara yükleyerek Irak’ta bir kez daha başarısızlığa doğru hızla koşacaktır.

 

Amerikalılar Irak’a karşı sabırlı

Yaz sonuna doğruysa yönetim Irak’ta savaştan çıkma ve yıl sonunda da bütün birlikleri çekme vaadini gözden geçirmek zorunda kalabilir. Bu başkan için siyasi bakımdan zor olacaktır ama Irak’ı ele almak konusunda hayranlık verici bir esneklik sergiliyor. Amerikan halkı da artık keşke Irak’ın adını bile duymasaydık diyor, fakat durumun nasıl bir felaket olduğunu anlıyor ve süpriz bir biçimde başkana gereken zamanı tanımaya istekli.

ABD’nin askeri varlığını artırması Irak’ta siyasi bakımdan daha da tartışmalı olacaktır ve en iyisi Iraklı liderlerin güçlerin statüsü anlaşmasını (anlaşma ABD askerlerinin yıl sonuna dek ülkeyi terk

etmesini öngörüyor) tekrar açmak yönünde ilk adımı atmasına izin vermek. Fakat her iki ülkedeki liderler iç savaşa dönüşü önlemenin en iyi yolunun gelecek yıllar için 30 bin ila 50 bin ABD askerini tutmanın bir yolunu bulmak olduğunu idrak etmeye başlıyor belki de.

 

Türkiye de etkilenir

Bu birliklerin görevleri, takviye dönemine kıyasla çok daha dar kapsamlı olacaktır; başlıca hedef Irak güçlerine eğitim hizmeti vermek ve terörle mücadele görevlerini yerine getirmek şeklinde belirlenebilir. Böyle küçük bir güç bir savaşı yürütecek düzeyde olmayacaktır, fakat yeni bir savaşın patlak vermesini önlemeye de yetebilir. Irak’ta bir iç savaş muhtemelen üç veya dört taraflı bir olay şeklinde gelişecektir, zira Şiiler İran yanlısı ve karşıtı fraksiyonlara bölünecektir. Bu kolayca bölgesel bir savaş şeklini de alabilir. Türkiye ve İran gibi komşu güçler Irak’ın işlerine zaten karışıyor ve Sünni Arap devletleri de Bağdat’ta Şii egemenliğinde bir rejimin Sünni azınlığı katletmesini durup seyretmeyecektir. Dünyanın petrol kaynağının ortasındaki bölgesel bir savaş küresel ekonomiyi sarsabilir ve bugünkü resesyonu mumla arar hale gelebiliriz.

Irak işgalini uzun zamandır eleştiren biri olarak, oradaki askeri varlığın devamını savunmaktan hiç mutlu değilim. Ancak sırf bir ülkeyi aptalca işgal ettiniz diye aptalca çekip gidemezsiniz. Bazı Amerikalı askeri yetkililerin Irak’ta asker tutmaya karşı ortaya koyabildiği en iyi sav şu: Irak’ta iç savaş kaçınılmaz ve orada kalmakla tek yaptığımız bu savaşı ertelemek. Belki de öyledir ama neyin ne olduğunu görmek için kumar oynamaya değeceğini hiç sanmıyorum. (Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi’nin kıdemli öğretim görevlilerinden, 24 Şubat 2010)-Thomas E. RIcks   

 

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.lekolin.net - www.lekolin.info       

 

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.