ABD, RUSYA, ORTADOĞU VE KÜRDİSTAN
Politik Analiz / 12 Mayıs 2014 Pazartesi Saat 07:10
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Uluslararası güçlerin Orta Doğu’yu kendi çıkarları doğrultusunda yeniden tasarlamak için yapmış olduğu müdahale, var olan krizi daha da derinleştirerek devam ettirmektedir. ABD ve İngiltere devletleri, Tunus, Mısır ve Libya’dan sonra Orta Doğu’daki statükocu güçlerin domino taşları misali arka arkaya devrileceğini sanıyorlardı. ABD ve ittifak yaptığı bölgesel güçler, Rusya ve İran gibi güçlerin bölgedeki etkilerini görmezden gelerek stratejik düzeyde bir yetmezlik içine girdiler.

Uluslararası güçlerin Orta Doğu’yu kendi çıkarları doğrultusunda yeniden tasarlamak için yapmış olduğu müdahale, var olan krizi daha da derinleştirerek devam ettirmektedir. ABD ve İngiltere devletleri, Tunus, Mısır ve Libya’dan sonra Orta Doğu’daki statükocu güçlerin domino taşları misali arka arkaya devrileceğini sanıyorlardı. ABD ve ittifak yaptığı bölgesel güçler, Rusya ve İran gibi güçlerin bölgedeki etkilerini görmezden gelerek stratejik düzeyde bir yetmezlik içine girdiler. Arka arkaya çok kısa süre içinde Tunus, Mısır son olarak da Libya’daki rejimlerin devrilmesi ve bölgedeki halkların bu durumdan cesaret alması, Libya’dan hemen sonra Suriye’ye müdahale edilmesi, İran rejimini çok ciddi anlamda tedirgin etmiştir. Şayet Suriye müdahalesi sonuç alırsa sıranın kendisine geleceğini çok iyi bilmektedir. Rusya ise, Suriye müdahalesi başarıya ulaşırsa bölgenin tümünü ABD hegemonyasına bırakacağı gibi kendi arka bahçesi olan Kafkasların da tehlikeye gireceğini ve uluslararası alanda ABD ile hegomonik mücadele noktasında yarışmanın mümkün olmayacağını ciddi anlamda hissetti. Bu nedenle Suriye müdahalesini hem İran hem de Rusya kendileri açısından ciddi bir sorun haline getirdiler. Suriye rejimini ayakta tutmak ve yapılan müdahaleyi boşa çıkartmak için hem diplomatik sahada hem de bizzat askeri alanda ciddi destekler sunuldu, sunuluyor. Rusya askeri, teknik, İstihbarat ve uluslararası diplomasi noktasında Suriye rejimine aktif destek sunarken, İran ise, Hizbullah ve kendi gönderdiği milis güçlerle Suriye’de muhalif güçlere karşı açıkça savaşmayı tercih etti. Suriye sahasında Esat askerlerinden ziyade İran milis güçleri ve Hizbullah rolünü oynadı. Sonuç olarak Suriye’nin rejim olarak İran devletinin eline geçtiğini ifade etmek çokta abartılı bir durum olmayacaktır.

Türkiye İttifakı ABD’nin Elinde Patladı…

ABD ise, Suriye müdahalesini Türkiye devletinin eliyle yürütmek istedi. İlk etapta uluslararası alanda Suriye’ye askeri müdahale kararı çıkartıp Libya gibi müdahale etmek istediyse de Rusya’nın açıkça tehditleri ve engellemeleri bu durumu engelledi. Böylesi bir kararın çıkartılıp müdahale edilmesinin çok ciddi sıkıntılara yol açacağı hatta savaşın bölgenin tümünü sarabileceği tehlikesini gören ABD bu tarz bir riski göze almayarak verdiği kararından geri adım attı. Ama diğer taraftan dünyanın birçok alanında toplamış oldukları çete gruplarla (El Nusra ve İŞİD) Suriye rejimine müdahale etmeye çalıştılar. Bu konuda Türk devletinin Kürt sorunu noktasında ki hassasiyetinin daha da ön plana geçmesi ve sürekli Kürtleri teğet geçen yaklaşımları bu tarz bir müdahaleyi de boşa çıkartmıştır. En son ABD’nin istihbarat raporlarında Suriye’de kaybetmemizin en temel faktörü Türk devleti ve AKP hükümetidir belirlemesi boşuna değildi. Son olarak ABD’nin önemli gazetecilerinden Seymour Hers’in ABD’nin istihbarat kaynaklarına dayandırdığı Şam’a yakın Guta bölgesindeki kimyasal silah kullanımının arkasında MİT’in olduğunu deşifre eden belgenin elinde bulunduğu açıklaması ve  Suriye rejimine yönelik müdahale gerekçesinin yaratılma noktasında bir AKP senaryosu olduğunu ortaya koyması da ABD ve AKP arasındaki iplerin gerilmesine neden oldu. Bu durumu fark eden ABD, İngiltere ve İsrail gibi hegemon modernist güçlerin Gülen cemaati üzerinden AKP’ye operasyon ve AKP’yi dizayn operasyonlarının kaynağında da bu somut gerçek yatmaktadır. En son ABD, bu tarz bir müdahalenin Türk devleti ile yapmanın mümkün olmayacağını fark ettikten sonra da Cenevre-2 toplantısı ile uluslararası alanda Suriye rejimini zora sokacak ve orada ki toplama muhalif güçlerinin konumunu güçlendirecek bir karar çıkartarak kendi konumunu güçlendirmeye çalıştıysa da Rusya ve Suriye rejiminin diplomatik manevraları bu stratejiyi de boşa çıkartmıştır. Çünkü son olarak ABD’nin başını çektiği bloğun aktif desteklediği Özgür Suriye Ordusu’nun Humus gibi kontrolünde bulundurduğu mevzilerinden geri çekilmesi Esad rejiminin dolayısıyla Rusya’nın başını çektiği bloğun elini güçlendirmiştir. Rusya’nın başını çektiği bloğun çok etkin bir biçimde Suriye ve İran üzerinden ABD’nin bölgede ki politikalarını boşa çıkartan yaklaşımlarını zayıflatmak için ABD yeni bir hamlede bulundu.

ABD’nin Yanlış Ukrayna Hamlesi…
ABD, Rusya’nın arka bahçesi olan Ukrayna’ya müdahale ederek Rusya’ya,  “Suriye ve Orta Doğu’dan el çekmezsen bu alanlar senin için krizli hale dönüşür” mesajı vermek istedi. Bu mesajı iyi okuyan Rusya uluslararası hiçbir gücü dikkate almayan çok sert bir tavırla ABD’nin bu müdahalesine karşılık vererek deyim yerindeyse Ukrayna’yı parçalayarak işgal etti. ABD ve uluslararası güçler Rusya’dan bu derecede sert bir tavır beklememiş olacak ki bu durum karşısında ciddi bir tavır sahibi olamadılar. ABD, Rusya’nın bu tavrıyla savaş dâhil her şeye hazır olduğu mesajı verdiğini görmek zorunda kaldı. Onun için her ne kadar NATO ve Avrupa’yı, Rusya’ya karşı bir yaptırım almak için toplanmışsa da Rusya’yı zora sokacak bir karar alamadılar. Ukrayna’daki durum Suriye sahasında süren bölgesel-küresel hegemonik mücadelenin ve bunun yarattığı kaos ve krizli durumun yayılması anlamını da taşımaktadır. Çünkü kaos ve kriz çözülmezse kendisini üreten bir virüs misali çoğalarak yayılıp,  derinleşecektir. Ama sonuç itibariyle Obama yönetiminin Suriye’deki müdahale ısrarından geri adım atması, ardından Suriye’de kaybettiği inisiyatifi yeniden ele alma operasyonu olan Ukrayna hamlesinin etkisiz kalması, ABD’nin söz konusu hegemonik mücadelede inisiyatifinin daha da zayıflamasına ve küresel anlamda prestij kaybına neden olmuştur.

Denge Kürt Halkının Elinde…

Önümüzdeki süreçte şüphesiz ki ABD ile Rusya’nın bölgesel düzeydeki hegomonik mücadeleleri daha da derinleşerek devam edecektir. ABD, Suriye’ye müdahale etme aşamasında İran için de bir hazırlık içinde olduğu görülüyordu. Hatta Suriye müdahalesi bir nevi İran’a yapılacak müdahalenin ilk adımı olarak değerlendiriliyordu. O günden bu güne gelindiğinde ABD, İran’a yapılacak bir müdahalenin o kadar kolay olmadığını anlamış olsa gerek. Şu an İran’a müdahale konusunda ABD’nin aynı noktada olmadığını kolaylıkla söylemek mümkündür. ABD müdahale bir yana, İran ile hem gizli hem de açıktan bazı diplomatik görüşmeler yaparak diyalog kapılarını açık bırakıp mücadele etmeyi tercih etti. ABD, bazen sert bazen yumuşatarak İran ile mücadele etmenin kendileri açısında daha iyi olabileceğini, yine İran’ı tümden Rusya’nın kucağına böylesine bir dönemde itmenin sakıncalı olacağını görmüş bulunmaktadır. Çünkü Orta Doğu’da Rusya’dan daha fazla etkili olan güç İran’dır. Irak, Suriye, Lübnan, Körfez ülkeleri ve İslami örgütler içinde etkili güç sahibi olan Rusya değil İran’dır. Rusya hem kültürel hem de dini inanç açısından bölgede ki halklar ve örgütlerin dokusu ile uyuşan bir yapıda değildir. Mevcut durumda ağırlıklı olarak Rusya’nın bölgede ki nüfuzu İran üzerinde gerçekleşmektedir. ABD bu durumu fark edip, Rusya ile bölgede mücadele etmenin İran’ı direk karşısına alan bir tarzda mümkün olmadığını, diyalog kapılarının açık bırakılarak mücadele etmenin daha uygun bir tarz olduğunu benimsemiştir. Bu tehlikeyi Rusya kendisi açısından fark etmiş bulunmaktadır. Onun için Rusya bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için tümden İran üzerinden bölgede güç arayışına girmekten ziyade İran’dan bağımsız bölgede bazı ittifak arayışlarına girmek zorunda kalmıştır. Çünkü yarın öbür gün İran ile yaşanacak küçük bir sorunda Rusya bölgede ki nüfuzunu tümden kaybetme tehlikesi ile yüz yüze gelebilir. Rusya bu durumdan kaynaklı bölgede Kürtlere daha sıcak ilişkiler içine girebilir ve ileri için daha stratejik ittifaklar da önerebilir. Kürtler bölgede Rusya için tam istenilen düzeyde bir güç haline gelmediği için İran ve Suriye’nin Kürt hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak Kürtlerle ilişkiyi yavaş yavaş geliştirmeye çalışacaktır. İran ve Suriye’yi dengeleyebilecek ve bu güçlerin Rusya’ya sırt çevirmemesi için denge rolü oynayabilecek tek güç Kürtlerdir.

Kürtlerin Durumu

Bölge de yaşanan bu çelişkiler Suriye sahasında yaşanan dünya savaşının merkezindeki Kürtlerin konumunu daha stratejik bir öneme taşımaktadır. Konjonktürel durum Kürtlerin jeopolitik konumunu hem Rusya, İran ve ABD için daha da önemli kılmaktadır. Kuzey Kürdistan’da AKP devleti Kürt Halk Önderiyle yürütmüş olduğu çözüm sürecini Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerine kadar oyalayarak götürmek istemektedir. Mevcut durumda sürecin bozulmasının AKP hükümeti için hiçte iyi bir durum olmayacağı bilinmektedir. AKP hükümetinin hem seçim sürecindeki Kürtlerin iradesini kırmaya yönelik gerçekleştirdiği hile, oyun ve planları ile seçim sonrasında Azerbaycan ziyareti öncesinde Kürt Halk Önderiyle yürütülen sürecin yasal statüye kavuşturulmayacağı noktasında yaptığı açıklama, AKP’nin sürece yaklaşımındaki samimiyetsizliğinin en somut göstergesidir. Ceylanpınar’da darbeyle daha önce Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik suikast planlarının içerisinde yer alan ve şimdi de Suriye’deki El Kaide çeteleriyle bağlantısı olan bir kişinin belediye başkanı yapılması da bunun kanıtıdır. Bu kısacası sayın Abdullah Öcalan’ın ifade ettiği gibi Kürtlere yönelik bir savaş ilanıdır. AKP hükümetinin önemli bir tabanı Türk milliyetçi kesimden beslendiği için Kürt sorunu gibi bir sorunu çözebileceğine inanmak saflık olacaktır. Bu hükümet hem taşıdığı zihniyet hem geldiği gelenek hem de taban açısından bu sorunla taban tabana zıtlık teşkil etmektedir. Onun için Kürt sorununu değil çözmek, sürüncemede bırakarak kendi konumunu güçlendirip Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etmeye yönelik planlar yaparak bu sorunu çözme dışında başka bir yönteminin olmadığını göstermiştir. Sayın Öcalan, AKP hükümetinin içine girdiği bu zor durumu fark ettiği için bu süreçte yapabildiği oranda derinliğine ve genişliğine örgütlenmeyi ve sistem olarak inşa çalışmalarını hızla başlatmamızı talep etmektedir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bu ara süreçte, yani AKP’nin üzerimize gelmeyi göze almadığı bu süreçte tüm alanlarda aktif savunmaya geçerek kendi sistemimizi inşa edip halk içinde derinlemesine örgütlenmeyi önümüze koymaktadır. Bu ara süreci bu biçimde değerlendirebilirsek AKP’nin oyalama taktiğini boşa çıkartmış olacağımız açıktır. Bunu yapmayarak sürekli devletten beklenti içinde olursak AKP’nin istediği oyuna gelerek onun elini güçlendirerek tasfiye için zemin hazırlamış olacağız.

Haber Merkezi

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.navendalekolin.com - www.lekolin.net – www.lekolin.info
   

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  ABD  RUSYA  ORTADOGU  VE  KURDISTAN  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.