DEMOKRATİK TOPLUMUN ÖRGÜSÜ: KOMÜN VE MECLİSLER (5.BÖLÜM)
Ekonomi / 28 Nisan 2014 Pazartesi Saat 08:08
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Toplumsal yaşamın komünal değerler etrafında özgürce geliştirilebilmesi örgütlülük düzeyinin gelişkinliğine bağlıdır. Örgütlülük demek toplumun parçalı gücünün bir araya getirilmesi ve ortak değerler etrafında ruh, düşünce ve irade kazanması demektir. Bu amaçla yerel örgütlülüklerin tümünün ortak iradesini kent ve il konseylerinde buluşturması gerekir.

KENT VE İL KONSEYLERİ

Kentin Demokratik Kimliği: Kent Konseyi

Toplumsal yaşamın komünal değerler etrafında özgürce geliştirilebilmesi örgütlülük düzeyinin gelişkinliğine bağlıdır. Örgütlülük demek toplumun parçalı gücünün bir araya getirilmesi ve ortak değerler etrafında ruh, düşünce ve irade kazanması demektir. Bu amaçla yerel örgütlülüklerin tümünün ortak iradesini kent ve il konseylerinde buluşturması gerekir.

Kent merkezleri devasa nüfuslarıyla başlı başına toplumsal yaşamı ve ekolojiyi tehdit eden problem kaynağı haline gelmişken kentin çevresindeki kasaba ve köyleri de kapsayacak tarzda tek bir meclis oluşturmak hareket ve çözüm kabiliyetini hantallaştıracak ve daraltacaktır. Hatta merkezi devlet sisteminde olduğu gibi hiyerarşik bir merkez-çevre ilişkisine yol açma tehlikesi vardır. Bunun için kent merkezi için ayrı, kent çevresini de kapsayan il geneli için ayrı meclisler oluşturmak, aralarında da bir koordine sağlamak demokratik bir tedbirdir. Kimi durumlarda bu iki meclis birlikte düşünülebilir; örneğin henüz örgütlülüğün yeterince gelişmediği alanlarda kuruculuk rolünü oynayabilmesi için geçici tek bir meclis olabilir.

Aryen dillerinin kaynaklık ettiği ve Fransızcada kullanılan -Conseil- Konsey kelimesi yönetim görevi yüklenmiş kimselerden oluşmuş topluluk için kullanılır ve meclis kelimesiyle eş anlamdadır. Bu nedenle kent konseyi dediğimizde kent meclisi ifadesi ile aynı anlamda kullanmış olmaktayız.

Demokratik konfederalizm projesine dayalı olarak kent konseyleri gündeme getirildiğinde Türkiye’de AKP hükümeti devlet eliyle ve devletin denetiminde kent konseylerinin kurulması için kanun çıkarmıştır. Bu kanuna göre Kent Konseyi: Merkezi yönetimin, yerel yönetimin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve sivil toplumun ortaklık anlayışıyla, hemşerilik hukuku çerçevesinde buluştuğu; kentin kalkınma önceliklerinin, sorunlarının, vizyonlarının sürdürülebilir kalkınma ilkeleri temelinde belirlendiği, tartışıldığı, çözümlerin geliştirildiği ortak aklın ve uzlaşmanın esas olduğu demokratik platformdur.

Devletin tanımlamalarında ne kadar demokrasi kavramı geçse de el atmadığı ve içini boşaltmaya kalkmadığı neredeyse hiçbir alan kalmamıştır ki Kent Konseylerini de resmen tüzel kişilikle kurarak ve içine devlet kurumlarının temsilcilerini katarak yerel insiyatifleri denetimlerine almak istemişlerdir. Adeta ‘’kent konseyleri zaten var, biz kurduk, isteyen gelir katılır, başka bir kent konseyi oluşumunu tanımayız’’ demeye getirmiş ve demokratik bir halk meclisleşmesinin önünü almak istemişlerdir. Buna rağmen il valilerinin YEREL GÜNDEM 21 zeminini de kullanarak kent konseyi oluşturma ve insiyatif alma çabalarına devletçi kesimler dışında bir rağbet olmamış ve hedeflerine ulaşamamışlardır. Çünkü halka dayalı olmayan bir konsey çalışmasının başarı şansı yoktur. 

Devlet dışı tüm toplum kesimlerinin örgütlenmesine dayalı olan demokratik konfederal anlayış, kent konseylerini devletçi bir mantıkla ele almaz. Buna göre:

Kent konseyi kent merkezinin demokratik yönetim çatısıdır. Kentin dengeli gelişimi ve kalkınması yönünde tüm sorunlarını gündemine alıp politikalar geliştirir; görüş oluşturur, tavsiyelerde bulunur ve komiteler aracılığıyla kararlarını uygular. Birleşimi kapsamında çoğulculuk ve katılımcılık temel demokratik prensipler olmaktadır. Bu sayede merkeze karşı yerelin gücü açığa çıkacağı gibi içte de demokratik ve özgürlükçü eğilim toplumsallaşacaktır.

Kent konseyi farklı düşünce ve siyasi çizgilerin buluşma zeminidir. Bu nitelik sağlandığında toplumun bir kesiminin diğer bir kesimle karşı karşıya gelmesi, çatışması önlenir. Böylece egemenlerin toplumu bölme ve çatıştırma yöntemlerine de geçit verilmez.

Kent konseyi toplumsal sözleşmenin sağlandığı ve yerel birliğin temsil edildiği yerel siyasi merkezdir. KENTİN DEMOKRATİK BİRLİĞİ bir prensipler belgesiyle sembolize edilebilir. Prensipler metni KENT SÖZLEŞMESİ biçiminde hazırlanabilir.

Kent konseyi kentin tüm dinamiklerinin kendisini ifade edebileceği esnek bir yapıda olmalıdır. Konsey üyelerinin aralarındaki bağ özgür yurttaşlık temelindedir. “HALK İÇİN DEMOKRASİ, BİREY İÇİN ÖZGÜR YURTTAŞLIK’’ bu alanda da esas alınmalıdır. Yurttaşlık bağının ötesine taşan bir ilişki tarzı dernek, sendika, parti gibi örgütlenmelerde bulunur. Kent konseyi böylesi örgütlenmelerin de kurumsal temsiliyetine açık olur fakat konseyin kendisi herhangi dar sınırlardaki bir örgüt gibi hareket etmez, özgür yurttaşlığa dayalı kent sözleşmesi temel bağlayıcı unsur olur.

Örneğin   ‘1790 yılındaki Paris Komünü'nün 300 üyesi bulunur. 1792 Temmuz ayında Theatre-Français seksiyonu, tarafından alınan, 'aktif' ve 'pasif' yurttaşlar arasındaki ayrımın tümüyle kaldırılması kararıyla, Seksiyon (Bölge) meclislerinin kapıları ayrıcalıklardan yoksun tabakaların tümüne açılırken; İşçi sınıfı, görece vasıfsız zanaatkarlar, marangozlar, inşaat işçileri, tekstil ürünleri ile lüks mallar üreten atölyelerin doğum aşamasındaki proleterleri meclislere girerler.’ Bizdeki uygulamalara bakıldığında halen 1790 komününden ileri bir birleşim tutturulabilmiş değildir. Halen toplumsal iradenin tüm çeşitliliğiyle yansıması gereken bir alan olan konseyleri tam demokratik bir kimliğe kavuşturabilmiş değiliz. İçimizdekiler-dışımızdakiler ya da bizden olanlar-olmayanlar tarzındaki yaklaşımlar meclislere dayatılarak farklılıklar meclis dışında tutulabilmektedir. Halk meclisleri bu türden daraltıcı yaklaşımlarla halka ait olmaktan çıkarlar ve işlev kazanmazlar. Delegelik hakkı ve oranları kapsayıcı tarzda belirlenerek kentin demokratik kimliği açığa çıkarılmalıdır. Barıştan ve demokrasiden yana olan tüm toplumsal kesimler meclislerde yer alabilmelidir. Herkes tartışma ve karar süreçlerine katılabilmeli ancak sorumluluk ve görev paylaşımları da kent sözleşmesi çerçevesinde olmalıdır. Her konuda herkesten aynı şey beklenemez. Eğitsel ve düşünsel düzeyler, mesleki ilgiler, yetenekler ve kurumsal-bireysel katılımlar gibi farklılıkların göz önünde bulundurulması gerekir.

Kent konseyi toplumsal yaşamın her alanında devletsiz çözüm politikalarını geliştirmekten sorumludur. Sadece karar almaz aynı zamanda kararların hayata geçmesi için komiteler aracılığıyla çalışma yürütür. Kararların uygulanmasını daha küçük yerel birimlere havale etmez. Örneğin ‘’konseyde karar alıp uygulanması için alt birimlere iletiyoruz’’ denilebilmektedir. Oysa alt-üst ilişkileri tanımlaması komün ruhuna uymadığı gibi kendi işini başka yere havale etmek de işlevsizliğin sebebi olmaktadır.

Kent konseyi kendi içinden bir yürütme organını seçer, yürütme de konsey başkanlığı veya sözcülüğünü seçer, komisyonlar kurarak faaliyetlerini icra eder. Yürütme gücü konseyin tüm bileşen ve delegelerinin aktif katılımı için toplantı düzeni ve planlamaların takibini gerçekleştirir.

Kentin ortak yararı için en üst düzeyde kararlaşmalara giderken demokratik tartışma ve katılım zeminini güçlü tutmak temel bir prensip olmalıdır. Demokratik katılım güçlü olduğu oranda kent adına ortaya çıkan iradeyi devlet de dahil her kesim tanımak zorunda kalacaktır.

Kent konseyi kararlarını basın-yayın araçları ve halk toplantılarıyla duyurabilmali, politik iradesini güçlü yansıtabilmelidir. Aynı zamanda çalışmalarını halka rapor etmelidir.

Konseylerin en temel görevlerinin başında toplumun ekonomik, sosyal, kültürel vd. ihtiyaçlarına çözüm üretmek gelmektedir. Komisyonlar aracılığıyla yapılacak çalışmalar ile kentin ekonomik, sosyal, kültürel birikimi, sorunları ve ihtiyaçları tespit edilerek somut veriler üzerinden planlamalara gidilir. Potansiyel nasıl değerlendirilir, eksikler nasıl giderilir, ihtiyaçlara nasıl yanıt olunur soruları konsey gündeminde yanıtını bulmak durumundadır.

Kentin kültür potansiyeli en iyi şekilde nasıl değerlendirilir, teşvik, tanıtım, güçlendirme faaliyetleri hangi politikalarla hayata geçirilebilir? Kentin tarihine dair hangi çalışmalar yapılabilir? Turizm potansiyeli nasıl değerlendirilebilir? Ekonomisi nasıl geliştirilebilir? Eğitimden sağlığa, çevreden spora her alanda nasıl bir dinamik yaratılabilir? Kent üzerindeki devlet ve hükümet baskıları, saldırılar nasıl engellenebilir, tutuklanamalara ve her türlü hukuksuzluğa karşı hangi tedbirler geliştirilebilir, kentin demokratik hakları nasıl savunulabilir? Tüm bunlar kent konseyinin sorumluluğunda geliştirilmelidir.

Kent konseyi toplanıp fikir alışverişinde bulunulacak bir kulüp değil, tüm dünya karşısında kentin politik iradesidir. Politika alanı kent düzeyindedir. Geneli ilgilendiren konularda tutum açıklama hakkı bulunmakla birlikte kararları kent ile sınırlı olmak durumundadır. Temsil ettiği kentini bir yana bırakıp sürekli genel politikayla ilgilenmek kent konseyinin işi değildir. Kent iradesi kent adına konuşur, tartışır, karar alır ve uygular; kentini ilgilendirmeyen veya aşan konularda Demokratik Toplum Kongresi vardır, onu esas alır.

Faal olmayan bir kent konseyi düşünülemez. Eğer kendini kentin demokratik iradesi olarak görmezse faal olmaz ki zaten bu durum konseyleşme düzeyine gelinmemiş olduğunu gösterir.

Kent Konseylerinin öceliklerini belirleyerek pratikleşmesi için iç eğitim ve seminerlerle netleşmesi ve üstlendiği tarihsel misyona denk bir ciddiyet ve kararlılıkla hareket etmesi gerekir. Bunun için gerekli tecrübe ve imkanlar vardır. Doğru değerlendirldiğinde  her kent bir ÖZGÜRLÜK KENTİ’ne dönüştürülebilir.

İlin Tüm Komün ve Meclislerinin Çatısı: İl Konseyi

İl konseylerinin kuruluşu ve geliştirilmesi, demokratik ulusun temelden inşa edilmesi, tüm toplum tarafından sahiplenilmesi ve örgütlenmesiyle ilgilidir. Eğer köyler, kasabalar, mahalleler örgütlü değilse il konseyi oluşturulamaz. Çünkü konfederal mantık üstten alta doğru bir kuruluşu reddeder. Dolayısıyla en yerel olanın örgütlülüğü ve temsiliyetinden başlayarak il konseylerini adım adım kurumlaştırmak gerekir.

İl konseyleri köy, kasaba, mahalle ve kent dinamiklerinin temsilcilerinin katılımıyla oluşur. İl genelindeki politikaları belirler ve çözümler üretir.

İl konseyleri kent ve kır arasındaki denge ve ortaklaşmanın sağlanacağı zemindir. İl konseyleri aynı zamanda, yerel alanlar ile genel meclis arasındaki konfederal bağların kurulduğu organdır.

İl konseyleri hem yerelin tamamen içe kapanmasına hem de genelin merkezileşmeye meyletmesine karşı demokratik bir tedbirdir.

İl konseylerinin kapsamı kent merkezinden daha geniş olduğu için nicel olarak daha fazla sayı ile oluşturulabilir. Konseyler toplumsal inşa gücüdürler. Buna göre de yeterli bileşime sahip olmalıdırlar. Kürt Halk Önderi Öcalan bu konuda da ortaya bir ölçü koymuştur: “Kent Konseyleri barışın gerçekleştirilmesi için oluşturulması, işlevselleştirilmesi gereken bir çalışmadır… Kent Konseyleri Kentin içinde, Kentte, Kent merkezinde barış isteyen bütün kesimlerin kendisini içinde ifade edebileceği, ST֒lerin, esnafların vb. birçok kesimi kapsayan 200–300 kişiden oluşan yapılardır... İl Konseyleri 500–600 olabilir"

Mahalle Meclisleri bir kaç mahalle ile sınırlı kalırsa, kasaba ve köyler örgütlenmezse İl Konseyi delegeliği halka dayalı gelişmez ve demokratik nitelik kazanmaz. 500-600 delegeli bir il konseyi için bir kentin mahalle sayısının en az yarısından fazlasında mahalle meclisi kurulmuş olmalıdır, kasaba ve köyler için de bu oranda örgütlülük gerçekleşmeden toplumsal iradenin yansıdığından bahsedilemez.

Örneğin ‘seçimlerde meclislerin iradesi esas alınsın, bu irade belirleyici olsun’ denilmektedir. Elbette doğru ve yerinde bir istemdir. Olması gerekendir. Fakat 50-60 mahallesi olan bir kentte sadece 10-15 mahallede meclis kurulmuşsa bir milletvekili veya belediye başkanı seçiminde sadece bu meclisleri esas almak ne kadar demokratiktir, ne kadar adildir ve bunu siyasi partiye ne kadar kabul ettirebiliriz? Bu örgütlülükler de mahallesini temsil eder ve mutlaka dikkate alınmalıdır fakat tüm kent adına belirleyici olamaz. Örgütlenme gelişir, toplumun büyük çoğunluğu katılırsa halk iradesi o zaman her konuda belirleyici olur. Milletvekilini de Belediye Başkanını da kendi içinden çıkarır. Zaten bu düzeyde bir halk örgütlülüğünü sağlamadan siyasetin kısmen elit olan ve üstten belirleyici tarzını aştıramayız.

Yerellere yayılım geliştikçe il konseyleri tamamen gerçek ve demokratik bir temsil ile şekillenir. Örgütlenme seferberliği ile mahalle, kasaba, köylerin yarısı da değil tamamı komün ve meclislere kavuşturulmalıdır. Bunu da uzun yıllara yayan bir anlayışla ele almak çalışmayı tasfiye etmek anlamına gelir. Dönem örgütlenme seferberliğini aylara, haftalara sığdırma ve hızla sonuç alma dönemidir.

Ayrıca il konseyleri geliştikçe ve işlevine kavuştukça genel meclis ile yereller arasında bir ara kademe olarak BÖLGE KONSEYLERİ oluşturulabilir. Böylece daha kapsamlı ve güçlü bir örgütlenme ve koordineleşme düzeyi yakalanabilir.

Konseylerin inşası toplumu devlete muhtaç olmaktan çıkarıp öz güç ve öz yeterlilik ilkesiyle özgür yaşamasının yolunu açmaktadır. Demokratik özerklik statüsünü devlet kabul etsin veya etmesin konseyler bunun hayat bulmuş alanını oluşturmaktadır. Bu durumda konfederal örgütlülük ve konfederal yaşam devletle müzakere edilecek bir konu olmaktan çıkıyor. Bir talep değil bir örgütlenme ve yaşam biçimi oluyor. Halk şunu diyor: “Toplumsal yaşamımızı kendimiz belirleriz, kendimizi de kentimizi de biz yönetiriz!’’ Bu sözün toplumsal temeli güçlüdür, içinin doldurulması gerektiği de açıktır. Bunun için toplumsal yaşamın her alanında örgütlenmek kaçınılmaz olmaktadır. Radikal demokrasi burada devreye giriyor, toplum her alanda kendini örgütlüyor, söz ve karar yetkisini kendi eline alıyor.

 Konseyler sayesinde en kapsamlı ve iradeli şekilde ulus demokratikleştirilir; çoğulcu sistem hâkim kılınır. Konseyler sayesinde bireysel ve kolektif haklar birbirinden koparılmadan dengeli şekilde gelişme şansını bulur. Sınırsız kar, tekelcilik ve endüstriyalizm bu şekilde önlenir. Cinsiyetçi politikalar konsey uygulamalarıyla geriletilir. Her inanç ve kültür kendisini özgürce ifade edebileceği zemine kavuşur. Devlet demokrasi sınırlarına çekilir. Toplumun öz örgütlülüğü, demokratik özerkliği vücut bulur. Radikal demokrasi budur işte.

Toplumun kendine yeterli hale gelmesini sağlayacak olan yaşam alanlarının örgütlendirilmesi komiteler eliyle gerçekleştirilir. Projelendirilmiş somut iş ve belirlenmiş sürelerle çalışan her komite sonuç alıcı olabilir. Eğer bu alanda yeterince hızlı ve güçlü gelişme yaratılmamışsa sebebini devletçi, bürokratik çalışma ve örgütlenme tarzında aramak gerekir. Konsey halkın öz örgütüdür. Komitelerini denetlemek ve başarılı sonuçlar istemek halkın en temel hakkıdır.

Radikal demokrasi rejimi nerede bir tıkanma, aşınma ve işlevsizlik varsa ona müdahale eden ve alternatif geliştiren bir sistemdir. Kendini hiçbir konuda çözümsüz bırakmaz. Ne içten ne de dıştan yönelen tehdit ve saldırılar halk konseylerini geriletemez. Çünkü radikal demokrasi çizgisi en üst çıtadır ve her konuda kendisini savunabilecek donanıma sahiptir. Bu donanım halkın kendi demokratik birikimi ve donanımıdır. Siyasidir, kültüreldir, ekonomiktir, eğitseldir, özcesi toplumsal yaşamın gerektirdiği her şeydir. Bu nedenle konseyler radikal demokrasinin kaleleri olmaktadırlar. Stratejik bir yaklaşım yerine günlük çıkarcı bir yaklaşımla kimse konseylere yaklaşamaz. Toplum ahlaki-politik bilinç ve tutumuyla rantçılığa geçit vermez. Devlet baskılarına boyun eğmediği gibi içten dayatılan geriliklerle de mücadele edecek güce sahiptir. Ahlaki-politik niteliklerini kazanmış bir toplum baskılara karşı direnebilir. Burada politika bir direniş sanatı olarak devreye girer.

Karakterinde direniş olmayan bir politika tarzı ve anlayışı uzlaşı sanatında da başarılı olamaz. Dolayısıyla konseyler halkın politik uzlaşı sanatını icra edeceği organlar olmaktadır. Politik sanatta gerekli olan esneklik ve yaratıcılık bir halk meclisinde anlamlı sonuçlar yaratarak toplumu barışçıl bir yaşam düzeyine kavuşturabilir.

Halkın Örgütlenmiş Barış Gücü

Ülkemizde yaşanan savaşın onurlu barışını yaratmak adına sergilenen her çaba değerlidir. Fakat barış mücadelesi çok büyük bir örgütlülük gerektirmektedir. Barış mücadelesinin savaştan kolay olmadığı yaşanan deneyimlerle açığa çıkmıştır. Halka dayalı gelişecek barış çabaları örgütlü olmazsa amacının tersine özgürlük mücadelesine zarar verir hale de gelebilmektedir. Bu anlamda halk meclisleri veya konseyler en örgütlü barış mücadelesini yürütebilecek durumdadırlar.

Halk meclisleri halkın söz ve karar mercileridir. Barışın sağlanmasında halkın sözü ve kararı kadar etkili başka bir mekanizma bulunamaz. Tarih boyunca halk meclisleri savaş ve barış konularının karara bağlandığı en temel kurumlar olmuşlardır.

Halk barışın ve demokrasinin gelişmesi için tavrını meclis yoluyla ortaya koyduğunda toplumun tümünü temsil etme gücüyle hareket etmiş olacak ve aynı oranda da dikkate alınacaktır. Bu yolla tüm kesimler barış mücadelesine çekilecektir.

Bu perspektife göre Kent Konseylerinin barış için oynayabileceği rolü de şu şekilde yorumlayabiliyoruz; Kent konseyi kentin tüm dinamiklerini kapsayacak kadar geniş bir temsiliyete sahip olacak ve barış koşullarını ortaya koyarak bunun takipçiliğini yapacak. Konseylerin ortaya koyacağı prensipler ve alacakları tutum barışın inşasında bir eylem kılavuzuna dönüşecektir. Özellikle de kritik olan ateşkes ve diyalog süreçlerinde meydana gelebilecek kışkırtma ve tehditlerin sonuç alıcı olmasını önlemede konseylerin tutumu tarihi önem kazanacaktır. Konseyler hakikatleri araştırma başta olmak üzere barış için çeşitli çalışma gurupları çıkararak sürece daha aktif müdahil olabilirler.

Toplumsal dayanağı güçlü olmayan diyalog süreçlerinin akamete uğraması ve hatta kolaylıkla bir tasfiyeye dönüşmesi tarihin en öğretici dersleri arasındadır. Herhangi bir aşamada geliştirilecek diyalogların başarılı sonuçlar doğurması toplumsal dayanaklarının çok güçlü olmasına bağlıdır. Bu anlamda konseyler bir toplumsal inşa gücü olduğu gibi barışın tesisinde de bir baskı gücüdür. Konseyler çözüm kabiliyetini göstermesi bakımından da siyasal sürecin önünü açmada büyük rol oynarlar. Devletin konseyleri kabul etmesi ve halk iradesine saygılı yaklaşması çözümün gelişmesi açısından önemli bir gösterge olacaktır. Konsey veya diğer bir adlandırmayla meclis inşalarının hızla gerçekleştirilmesi gerektiği yaşanan bu tarihsel dönemle de bağlantılıdır.

“Barış istiyorsan savaşa hazır olmalısın” sözü belki de en çok günümüz için geçerlidir. Hiç bir savaş sadece silahla ve cephelerde yürütülmediğine göre toplumun öz savunmasını yapabilmesi şarttır. Örgütlü olmayan bir kent kendini savunamaz, örgütlü olmayan bir köy kendini savunamaz, örgütlü olmayan bir insan da kendini savunamaz. Savunmasız olan bir toplumla kimse barış yapmaz, sadece ezmeye, bastırmaya, tasfiye etmeye çalışırlar. Bu anlamda her şey sadece çözüme endeksli olamaz, aynı zamanda direniş gücünün yükseltilmesi ve toplumsal inşaya yansıtılması zaruridir.

Her türlü tasfiye girişimine karşı barışın politik dili ve gücü kendisini en iyi şekilde halk konseylerinde cisimleştirebilir. Kent ve il konseyleri rolünü oynadıkça tarihe radikal demokrasinin yıkılmaz kaleleri olarak geçecek ve çözüm kabiliyetiyle ülkemizde olduğu kadar tüm Ortadoğu’da çığır açacaktır.

Konseyler Demokratik Anayasa Çözümünde de en etkili kurumlar durumundadır. Yaşadığımız her devlet sathında, demokratik bir anayasanın oluşturulması, Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşmenin vazgeçilmez bir ilkesi durumundadır. Demokratik bir anayasaya kavuşmadan demokratikleşme yönünde yapıldığı iddia edilen her yasa değişimi, kanun ve kararname sadece devlet ve iktidar otoritesini pekiştirmeye dönük hamlelerdir ve vaat edilip de tutulmayan sözler gibi gelip geçicidir.

Demokratik anayasa çalışmasını ilkesel düzeyde ele almak hükümetlerin baskıcı, oyalayıcı ve ikiyüzlü politikalarını deşifre etmede yeni bir aşama olacağı gibi her türlü oyalama, çürütme ve tasfiye taktiğini boşa çıkarıp demokratikleşmenin ve demokratik çözümün önünü açabilecektir. Genelde kamuoyunun anayasanın toplumsal konsensüsle oluşturulması gerektiği yönündeki tavrı bu anlamda önemlidir. Toplumsal konsensüse dayanmayan bir anayasa demokratik olamaz; olsa olsa iktidarların Anayasası olarak tanımlanabilir.

 Bu nedenle demokratik bir anayasanın dayanması gereken prensipler topluma kavratılmalı ve toplumsal dayanakları güçlü olmalıdır. Yöntem, bir anayasa taslağı hazırlamak ama bu taslağın en geniş bir toplumsal uzlaşıyı esas almasını sağlamaktır. Anayasa Konferansı bu yolda önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak konseyler anayasa konusunda tutum belirleyip konferanslara yansıtabileceği gibi kentin özerkliği adına kampanyalar da yüyütebilir. Demokratik olmayan ve özellikle de kent özerkliğini engelleyen her yasa ve uygulama karşısında konseylerin tavır geliştirmesi temsil ettikleri toplumun demokrasisini savunmak adına zaruridir. Konseyler kent adına tavır geliştirdiğinde toplumun taleplerini karşılamayan hiçbir yasa çalışması kent halkından onay görmez. Konseylerin ortak tutumu ise DTK zemininde genel bir tavra dönüşür. Hakları tanınmayan halkın tavrı meşrudur. Dolayısıyla DTK sadece uyarıcı olmaz aynı zamanda halkın kendi yolunu belirleyip karara ve eylem planına dönüştürdüğünü beyan edip arkasında durabilecek bir güce kavuşur. Konseyler ve komünlerin birleşik iradesini temsil eden DTK de bu örgütlülük sayesinde çözüm gücüne kavuşur.

Barış adına Demokratik Ulus Çözümü ile Demokratik Anayasa çözümünü birbirinden koparmamak gerekir. Yani bir yandan toplumsal inşa pratiğini geliştirmek bir yandan da anayasal sürecin işlemesini sağlamak gerekir. Bu temelde konseyler çözümün dilini ve eylemini yarattığında barış adına rolünü en etkili şekilde oynayabileceklerdir.

SONUÇ

 Demokratik toplum çalışmaları yürütülürken halk bildirilerinde belirtildiği gibi ‘egemenler ne denli örgütlü zorba güçleriyle saldırı halinde olsalar da toplumsal bilinç ve kültür karşısında ebedi değillerdir.’

“Doğayı ve toplumu yok oluşa sürükleyen bir soykırım çağında yaşıyoruz. Fakat aynı zamanda bir bilimsel aydınlanma, bir evrensel insan hakları, iletişim ve toplumsal örgütlenme çağında yaşıyoruz. Bu gerçekliğin bir yanı kâbus, bir yanı düşlerimizin lokomotifidir. Düş ya da kâbus: Tercih bizim elimizde!

Bir insandan başlayıp, tüm insanlığa ses olmak; bir ağaçtan başlayıp tüm doğaya can olmak istiyoruz!
Çocukların hayal dünyalarını hançer soğukluğuyla kesen sistemleri değiştirip, onlara, hayallerine göre yaşayacakları çocuk bahçesine dönmüş bir dünya bırakmak istiyoruz!

Eskinin saygı gören kutsal bilgesi iken sistem için yük sayılan, acımasızca gereksiz nesne gibi görülen yaşlılarımıza hak ettikleri değerin verildiği, tecrübelerini paylaşmakla mutlu oldukları, huzurlu ve sağlıklı bir yaşam sunmak istiyoruz!

Gençlerimizin uyuşturucu, hırsızlık, fuhuş, işsizlik, eğitimsizlik, inançsızlık ve umutsuzluk batağından kurtulduğu, coşku, heyecan, bilinç ve atılganlıklarıyla hayata damgalarını vurdukları; gençlik ruhuyla gençleşmiş bir dünya görmek istiyoruz!

Kadınların toplumsal statülerinin tartışılmaz olduğu; kadın oldukları için şiddete maruz kalmadıkları, güzelliklerin yaratıcı, birleştirici ve toparlayıcı gücü olarak saygıyla-sevgiyle yüceldikleri bir dünya görmek istiyoruz. 

Devletlerin, iktidarların baş etmek bir yana, kaynağı halinde oldukları toplumsal sorunları toplumun özgücü ile çözmek, devlet dışı tüm toplum kesimlerinin örgütlülüğüne dayanarak yeniden inşa ile var olmak istiyoruz.

Kâbus gibi çöken sahte uygarlık değerlerine göre tek gerçek, değerli olan tek şey hiyerarşi ve iktidardır. Gerisi güdülmesi gereken sürüdür! Geleneksel toplum da buna bir hayli inandırılmış ve suç ortağı haline getirilmiştir. Doğa tahribatlarının, yoksulluğun, savaşların, kadın katliamlarının, her türlü felaketin tetikleyicisi olan bu zihniyete karşı devlet ile geleneksel topluma karşın demokratik, ahlaki ve politik toplumun inşasını gerçekleştirmek istiyoruz…”

Tarihin öğrettiği en büyük derslerden birisi özgürlük adına mücadele yürütürken özgürlüğü sağlayacak yöntemlerin kullanılmaması durumunda kendi karşıtına dönüşmenin kaçınılmaz olduğudur. Toplum lehine kalıcı sonuçlar elde etmek devlet ve iktidar mantığından uzaklaşıp kendi özgür alanını oluşturmayı gerektiriyor. Tarihin büyük kahramanca direnişlerinin bıraktıkları mirasa rağmen tam başarıya gidememelerinin temel sebebi alternatiflerini her yönüyle oluşturamamalarıdır.

Ülkemizde 35 yılı aşkın bir süredir devam eden özgürlük mücadelesi büyük bedellerle bugünlere getirilmiştir. Mücadelenin başarıları çoktur ancak tam sonuca gidebilmek için toplumsal zeminde mücadele etrafında kenetlenmiş olan milyonlarca halkın kendi örgütlü sistemine kavuşturulması gerekmektedir. Bunlar da komün ve meclisler olup toplumun gündemine girmiştir ve adım adım geliştirilmektedir. Bu çalışmamızda daha çok yetmezliklere vurgu yaptık. Fakat tarihsel perspektifin ve örneklerin öğreticiliğinde başarının yakalanmasının da zor olmadığı ortaya konuldu. Soykırım kıskacından çıkış için toplumsal örgütlenmemizi kalıcı bir sisteme taşırmak istiyoruz.

Günümüzde dünyanın birçok bölgesinde toplum kendi özgürlüğünü komünal örgütlülükle sağlamak ve korumak istiyor. Örneğin Zapatista hareketi bu niteliğiyle devletle bağını kesmiştir. Devletle olan ilişki sadece devletin operasyon yapmasıdır, çatışma ilişkisidir. Egemen devletler ya özgürlüklerimizi tanımak zorundadır ya da ilişkimiz olmayacak, savunmamızı yapacağız; saldırı olursa savunma yapmak dışında devlet gücü ile bir temasımız olmayacak, başka bir seçenek kalmayacaktır.

Devletlerin her türlü saldırısı karşısında savunma gücünü büyütmek kadar toplumsal alanda komün ve meclislere dayalı olarak öz örgütlülüğümüzü geliştirmek zorundayız. Başka türlü özgürlük ve onurlu yaşam olanağı bulunmamaktadır. Komün ve meclisler eşit ve özgür yaşamın yaratılmasında birer mücadele mevzisidir fakat basamak araçları değil kalıcı, stratejik ve yaşam tarzı olarak amaçla iç içe geçmiş ekonomik ve sosyal organlardır.

Toplumsal rolünü anlama düzeyine bağlı olarak komün ve meclisler gelişme ve yaygınlık kazanmaktadır. Eksik ve hatalı yaklaşımlar gelişmeyi sekteye uğratmaktadır. Ne anarşistçe bir yaklaşım ile kuralsız, şekilsiz, örgütsüz ve kendi başına buyruk bir tutum ne de devletçi, iktidarcı bir yaklaşımla hiyerarşik, kalıpçı bir tutum komün ve meclisleri özgürlükçü kılabilir. Komün ve meclislerin özgürlük düzeyi demokratik olmaları ölçüsünde mümkündür. Gücünü demokratik niteliğinden ve konfederal bağlarından alır.

Komün ve meclislere şekilci bir yaklaşımdan ziyade ekonomik, ekolojik ve sosyal olarak toplumun ihtiyaçlarını eşitlikçi, özgürlükçü tarzda karşılayabilmesi yönüyle yaklaşmak gerekir. Bu anlayış temellerini kültürel olarak coğrafya ve toplum tarihimizden almaktadır. Komünalite toplumsallığın özünde bulunuyor. Bu özü yeni bir ruh ve anlayışla örgütleyip kapitalist sömürgeci sistemler karşısında gerçek alternatifimizi yaratabiliriz.

SON

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.navendalekolin.com - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  DEMOKRATIK  TOPLUMUN  ORGUSU  KOMUN  VE  MECLISLER  5  BOLUM  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.