KARAYILAN: SEÇİMDEN SONRA ADIM ATILMAZSA SÜREÇ BİTER
Haberler / 17 Mart 2014 Pazartesi Saat 07:58
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KCK Yürütme Konseyi üyesi Murat Karayılan yerel seçimlerden sonraki hafta AKP hükümetinin süreç konusunda bir adım atması gerektiğini belirterek “seçim sonrasında adım attılar, attılar; atmadılar süreç bitmiştir” dedi.

KCK Yürütme Konseyi üyesi Murat Karayılan yerel seçimlerden sonraki hafta AKP hükümetinin süreç konusunda bir adım atması gerektiğini belirterek “seçim sonrasında adım attılar, attılar; atmadılar süreç bitmiştir” dedi.

SterkTV’de yayınlanan Kürtçe özel programa katılan Karayılan AKP hükümetinin süreçle ilgili gerekli adımları atmadığını hatırlatarak devletin mevcut ateşkesi birçok defalar ihlal ettiğini söyledi. Karayılan, seçimlerden sonraki haftalarda AKP hükümetinin adım atması gerektiğinin altını çizdi: “Geçen yıl Newroz’da Önder Apo, tarihi bir deklarasyonla yeni bir dönemi ilan etti. Önderliğimiz, bu deklarasyonla birlikte Kürdistan’da demokratik siyasi çözümü geliştirerek hem Türkiye’de hem de Ortadoğu’da yeni bir dönemi başlatmak istedi. Çözüm süreci kendi içinde üç aşama olarak belirlendi: Birinci aşama olarak ateşkes yapılacak ve gerilla Kuzey’den geri çekilmeye başlayacaktı. Bu gerçekleşti. Ateşkes ilan ettik ve geri çekilmeyi başlattık. İkinci aşama ise yasal ve anayasal adımların atılması gereken bir dönemdi. Bunlar da Türk devletinin üzerine düşen görevlerdi. Ama Türk devleti ve AKP hükümeti ikinci aşamanın gereklerini yerine getirmedi. Yani bu dönemi başlatmadı. Bunun içindir ki süreç halen birinci aşamadadır. Yani birinci aşama bitmiş olmasına rağmen ikinci aşama başlamıyor. Niye? Çünkü AKP hükümeti bu konuda verdiği sözlerin gereklerini yerine getirmiyor. Yani üzerine düşen görevleri yapmıyor. Doğru, süreç bugün tamamıyla bitmiş değil ama tek taraflı olarak Önder Apo ve hareketimiz tarafından yürütülmektedir. Tabii ki bu süreç tek taraflı olarak sonuna kadar gitmez. Bundan dolayı da esas olarak süreç tıkanmış durumdadır. Son olarak seçim sonrasında adım attılar, attılar; atmadılar süreç bitmiştir. Yani bu adımlar seçimden hemen 1 gün sonra belki olmaz ama 1-2 hafta geçmesine rağmen adım atmazlarsa herkes bilsin ki bu süreç bitmiş olacaktır.

Nasıl adım atmaları gerekiyor? Mesela bu süreci yasallaştırmaları gerekiyor. Yani müzakerelerin başlaması için yasal bir çerçeve çıkması lazım. Yine birbiriyle müzakere edecek tarafların eşit olması lazım. Bunun oluşturulması lazım. Önder Apo’nun koşullarının değiştirilmesi gerekiyor. Yine biz, bu görüşmelerde, tarafsız olan üçüncü bir gücün de hazır olmasını istiyoruz. Kim sözüne sahip çıkıyor, kim sahip çıkmıyor, bunun tespiti için tarafsız bir gücün hazır olması gerekiyor.

Yine tırnak içinde belirtiyorum; “Terör”le Mücadele Kanunu yürürlükte olduğu sürece çözüm olmaz. Çünkü bu yasa Kürt karşıtı bir yasadır. Bu yasa kalkmalıdır. Yani şimdiye kadar AKP böyle adım atmış olsaydı, şu an 3. aşama olan normalleşme sürecini tartışıyor olurduk. Fakat Türkiye devleti ve AKP hükümeti Önderliğimizin ve hareketimizin bütün çabalarına rağmen hiçbir adım atmadı. Tersine faydacı yaklaştı. Süreci seçim hesabıyla kendi lehine kullanmak istedi. Yine karakollarını sağlamlaştırarak ve askeri yollar yaparak askeri olarak da hazırlıklar yaptı. Bunlar ateşkesin ihlal edildiği anlamına geliyor. İşte gördünüz, Haftanin’de ihlal ettiler, çatışmalar yaşandı, ölümler oldu. Bir çok yerde şimdiye kadar Türk devleti ateşkes şartlarını ihlal etti ama biz tek taraflı olarak şimdiye kadar devam ettirdik. Biz üzerimize düşen sorumlulukların gereklerini yerine getirdik, fakat bundan sonra devlet de adım atmalıdır.”

“ÖNDER APO ZİNDANDAYKEN GERİLLA SİLAH BIRAKMAZ”

Gerillanın silah bırakması ile ilgili bir soruya da cevap veren Karayılan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan özgürleşmeden gerillanın silah bırakmayacağına vurgu yaptı. Karayılan konuya şu sözlerle açıklık getirdi: “Bir de şunu herkes bilmelidir: Önder Apo ve tüm siyasi tutsaklar özgür olmadıkça, gerilla asla silah bırakmayacaktır. Gerillanın silah bırakmasının tek yolu, Önder Apo’nun da katılacağı büyük bir gerilla kongresinin toplanması ve bu kongrenin silah bırakma kararı almasıdır. Bunun başka yolu yoktur. Yani kimse Önder Apo zindandayken gerillanın silah bırakacağını düşünmesin. Bu mümkün değildir. Doğrudur, Kürdistan Özgürlük Gerillası, Önder Apo’nun talimatlarına bağlıdır. Fakat Önder Apo zindanda olduğu müddetçe silah bırakma talimatı verse bile gerilla yerine getirmez. Bu, gerillanın kararıdır. Önder Apo’nun tüm talimatları yerine getirilir, ancak bir talimat ancak Önder Apo fizikmen de özgür olursa gerçekleşir: O da gerillanın silah bırakmasıdır. Bu gerçekliği herkesin bilmesi gerekiyor.

Kürt halkı ve Kürdistan Özgürlük Gerillası Kürt sorununu siyasi yol ve yöntemlerle çözmek istiyor. Biz, halkların kardeşliği, eşitliği ve özgürlüğü temelinde sorunu çözmek istiyoruz. Bugün Kürt sorunu vardır ve artık kimse bu sorunu inkar edemez. Kürtler, dünyada yaşayan tüm halklar gibi doğal haklarını, yani dil, kültür ve özyönetim haklarını istemektedir. Eğer Türk devleti bu çerçevede yaklaşırsa, yani seçimden sonraki kısa zaman diliminde gerekli adımları atarsa süreç devam edebilir. Şayet atmazsa, o zaman süreç biter.”

SÜREÇ BİTSE DE KÜRTLERİN ÖZGÜRLÜK YÜRÜYÜŞÜ DEVAM EDECEK

Öncelikle şunu söyleyeyim: Bütün halkımızın bilmesi lazım, geçen yıl içerisinde bu süreci geliştirdiğimiz için pişman değiliz. Önder Apo’nun sunmuş olduğu perspektif doğruydu. Biz Newroz’da ilan edilen tarihi deklarasyonu şu anda da doğru görüyoruz ve bağlıyız. Ayrıca bu süreçte halk ve hareket olarak bir çok kazanımımız oldu. Öncelikle başta halkımız olmak üzere herkes gördü ki biz sorunu gerçekten siyaset ve diyalog yoluyla çözmek istiyoruz. Biz savaş  değil barış yanlısıyız. Ancak şeref ve onurumuza da bağlıyız. Şeref ve onurumuz için gerekiyorsa savaşırız. Bu bir kararlılıktır ve bugün tüm dünya tarafından bilinmektedir. Yine hareketimizin meşruiyeti artmıştır; Önderliğimizin eli güçlenmiştir. Kuzey Kürdistan halkımız bu süreçten istifade etti. Hatta Rojava halkımız da bu süreçten istifade etti, nefes aldı.

Yani genel olarak bu yıl içerisindeki kazanımlarımız fazladır. Önder Apo’nun kararı doğruydu. Biz de bu karar üzerinden çözümü geliştirmek istedik. Ama çözüm tek taraflı gerçekleşecek bir şey değildir. Çözümün oluşması için iki tarafın da adım atması gerekmektedir. Karşı taraf adım atmadığına göre süreç de biter. O zaman biz ne yaparız? Biz Kürt halkının kendi kendisini yönetmesini istiyoruz. İçinde bulunduğumuz yüzyılda, dünyada yaşayan tüm halklar ve kültürler özgür olarak kendi kendilerini yönetiyorlar. Bu meşru bir haktır. Biz de kendimizi yönetmeyi istiyoruz. Eşitlik olmasını istiyoruz ama adım atılmazsa, biz de 8 boyut ekseninde kendimiz demokratik özerkliği inşa sürecini başlatırız. Mücadelemizi böyle devam ettiririz. Yani eğer devlet adım atmazsa, biz, Önderliğimizin bu bir yıl içerisinde diyalogla gerçekleştirmek istediği şeyleri kendi öz gücümüzle gerçekleştireceğiz. Bu hususta hiç bir güç bizi durduramaz. Kürt halkının özgürlük yürüyüşü hep ileriye gidecektir.

CENEVRE’DE ANLAŞSALARDI BİLE SAVAŞ BİTMEZDİ

Rojava’daki durum konusunda da değerlendirmelerde bulunan Karayılan Cenevre-2 Konferansı’ndan tarafların anlaşması durumunda da savaşın devam edeceğine  dikkat çekerek, TEV-DEM öncülüğündeki Rojava siyasetinin öngörülerinin doğru çıktığına ve YPG’nin sömürgecilerin planlarını boşa çıkardığına vurgu yaptı. Karayılan şöyle devam etti:

“Şu an Suriye’de yaşanan savaş, aslında sadece Suriye’nin savaşı değildir. Kapitalist modernitenin hegemonik güçleri Ortadoğu üzerinde bir savaş yürütüyorlar ve bu savaş bugün Suriye’de tıkanmış durumdadır. Yani Suriye’deki savaşın evrensel, bölgesel ve mezhepsel yanı da vardır. Esas olarak iktidar savaşıdır. Yani bundan dolayı da kolay kolay bitmez. Siz de belirttiniz; ABD ve Rusya arasında, Suriye’de çözümün gelişmesi amacıyla görüşmeler yapıldı. Fakat anlaşılıyor ki, onların da perspektiflerinin temeli sağlam değildi. Evet, her iki tarafı bir araya getirip bir çözüme gitmek istediklerini belirttiler. Ama başarılı olmadı. Bunun bir çok nedeni var: Örneğin; hem muhalefet temsil edilmesi gereken tüm güçleri tam olarak içine almadı; hem de çözüm projesinin temeli güçlendirilmedi. Şu anda taraflar arasında bir denge oluşmuş durumda. Bu nedenle geri adım atmak istemiyorlar. Her ne kadar rejim şuan biraz güçlense de muhalefetin halen savaşla sonuç alma iddiası vardır. Bundan dolayı Suriye’de çözüm kolay kolay gelişmez. Taraflar Cenevre’de anlaşmış olsaydılar bile, Suriye’de yine de savaş bitmezdi. Çünkü Suriye’deki savaşta bir çok taraf oluşmuş durumda ve bu taraflardan örneğin, IŞİD, El Nusra, vb. kimi örgütler zaten Cenevre’yi kabul bile etmiyorlar. Kısacası, Suriye’de yaşanan savaş bir bölgesel savaştır ve erken bitmez.”

YPG SÖMÜRGECİLERİN PLANLARINI BOŞA ÇIKARDI


“Tabii burada Rojava Kürdistanı’nın çıkışı da çok önemlidir. Rojava Devrimi, her şeyden önce doğru bir çizgiye sahiptir. Yani kendisine üçüncü çizgiyi esas aldı. Yine daha sürecin başlangıcında “savaşla değil diyalogla sorunu çözelim” dedi. Şimdi herkes bu görüşü kabul edecek noktaya geldi. Yani şimdi herkes gerekli olan şeyin diyalog olduğunu belirtiyor. Ama Rojava Devrimi’nin öncülüğünü yapan TEV-DEM, bundan 3 yıl önce, yani sürecin başlangıcında bunu söyledi. Bu çizgi doğru bir çizgidir. Her ne kadar kimi kesimler muhalefetle olduğunu, kimileri de rejimle olduğunu iddia etseler de, bunlar gerçeği yansıtmayan propagandalardır. Kürt halkı bu anlayışını yani üçüncü çizgideki duruşunu korudu ve Kürdistan bölgesinin savaş sahası olmasına müsaade vermedi. Aynı zamanda kendisini örgütledi ve güçlendi. Savunma güçlerini oluşturdu. Siyasetini daha da derinleştirdi. Gerçekten akilane bir şekilde hareket etti. Ama üzerine saldırılar da gerçekleşti. Suriye’nin bir çok şehrinin düştüğü dönemde imkanlar oluşunca Kürdistan’da da Kürt halkı yönetime el koydu. Ancak sömürgecilik nasıl ki Rojava’da da Güney gibi bir statü oluşacağını fark etti, işte o zaman hemen devreye girdi. Özellikle Türk devleti hızlı bir şekilde devreye girdi.

Yani biz Kuzey’de ateşkes ilan ettik, savaşı durdurduk; onlar ise bazı çetelerin eliyle Kürtlere karşı Rojava’da savaş başlattılar. Kısacası, Rojava üzerine çok saldırı gelişti. Önceleri bu savaşın Kürdün Kürt’le savaşı olmasını istediler; bu gerçekleşmedi. Sonrasında bu savaşı Kürt ve Arapların savaşı yapmak istediler; bu da gerçekleşmedi. Tüm saldırılara karşı gerçekten Halk Savunma Birlikleri (YPG) kahramanca bir direniş yürüttü. Rojava halkı da bununla bütünleşti ve bundan dolayı da Rojava Kürdistanı’nın büyük bir çoğunluğunu özgürleştirdiler. Sömürgeciliğin yapmış olduğu planı boşa çıkarttılar. Bu başarı üzerine siyasi bir adım da atıldı. Sizin de belirttiğiniz gibi demokratik özerklik sistemi ilan edildi. 3 kantonda Kürt halkı resmi yönetimini kurdu. Kurucu meclisleri oluşturdular. Bu yönetimlere toplumun bir çok kesimi katıldı. Ardından ise yönetimlerini ilan ettiler.”

“ROJAVA’DA GEREKLİ OLAN ULUSAL BİRLİK VE KAZANIMLARI KORUMAKTIR”

Rojava’daki direnişe rağmen bazı kesimlerin PYD ve YPG’yi haksız olarak eleştirdiklerini kaydeden Karayılan, IŞİD ve diğer çetelerin saldırılarına karşı gerekli olanın ulusal birlik ve ‘devrim ruhuyla kazanımlara sahip çıkmak’ olduğunun altını çizdi. Rojava halkların demokratik temsiliyetine dayanan özerklik sisteminin önemine de değinen ve bu modelin Kuzey Kürdistan için de ‘açık bir örnek olduğunu’ söyleyen Karayılan şöyle dedi:

“Şimdi bazı Kürtler bunun vakitsiz olduğunu ve gerekli olmadığını söylüyorlar. Yani karşıt duruyorlar. Ancak bu kesimler yanlış yapıyorlar. Niye? Çünkü Rojava’nın ekmek su gibi yönetime ihtiyacı var. Eğer yönetim olmazsa bu halk kendini nasıl yönetecek! Nasıl gıda temin edecek, güvenliğini sağlayacak! Suyu nasıl temin edecek! Yaşamını nasıl geliştirecek! Tabii ki bir yönetimle bunları yapacak. Bunun için de “yönetimin vakti değil” diyerek katılmayanlar her gittikçe marjinal düşecek. Niye? Çünkü yanlışlar. Çünkü su yukarıya doğru akmaz, aşağıya doğru akar.

Bugün Rojava’da halkımızın yönetime ihtiyacı vardır. İşte yönetim ilan edildi ve toplumun bir çok kesimi de bu yönetimin içinde yer almakta. Kürtler, Araplar, Süryaniler, 9-10 siyasi parti ve birçok STK bu yönetimde yer alıyor. Bazı kesimler bu yönetimin tek bir parti yönetimi olduğunu belirtiyorlar. Bununla PYD’yi kastediyorlar. Ancak PYD projeyi sunandır, yönetimi oluşturan değil. Yönetimin içinde yalnızca 2 PYD temsilcisi vardır. Şimdi kanton yönetimlerine dönük dışarıda ve içeride bir karalama var ama bu karalamalar sonuç almaz. Niye? Çünkü bir hakikattir ve bu hakikatin arkasında halk var. Dışarıda kalıp, bunu gerekli görmeyenler halkın duygularını yaşamayanlardır. Diğer bir gerçeklik ise, her gün Rojava’da şehitler verilmektedir. İster siyasi olsun, ister olmasın, her şerefli ve yurtsever Kürdün görevi, Rojava’ya destek olmaktır. İşte her gün saldırı gerçekleşiyor.

Sizin de belirttiğiniz gibi YPG, kendisine saldırı olmadığı müddetçe kimseye karşı ateş etmeyeceğini ilan etti. “İleri harekat operasyonları gerçekleştirmeyeceğiz, yalnızca kazanımlarımızı koruyacağız ve de rejim, muhalefet ve çeteler arasında tarafsız kalacağız, aynı zamanda muhalefetle ilişkilere açık olacağız” dediler. Böyle bir açıklama yaptılar. Ama bakınız, bu açıklama üzerinden 2 hafta geçti, IŞİD, Kürt halkının kutsal bir mekanı olan Til Maruf’a saldırdı, viran etti. Yine Qamişlo’da 10 Kürt insanının katledildiği saldırı gelişti. Ve aynı zamanda Qamişlo Katliamı’nın yıldönümünde rejim de saldırdı ve bir YPG üyesini şehit etti. Bunun üzerine YPG de onlara karşı misilleme hakkını kullandı ve çatışmalar yaşandı. Yani Kürtler “kimseyle savaşmak istemiyoruz, kendimizi savunmak istiyoruz“ demelerine rağmen her iki taraftan da saldırı gelişti. Ama YPG’nin ve halkımızın vermiş olduğu cevap da yerindedir. Gerçekten halkımız kahramanca bir duruş sergiliyor. Bu vesileyle tekrardan halkımızı selamlıyorum ve onları kutluyorum. Onlar şehitlerinin çizgisinde gün geçtikçe kazanımlarını daha da güçlendiriyorlar. Ve her gittikçe daha da başaracaklar. Çünkü yolları doğru yoldur, çünkü davaları haklı bir davadır. Aynı zamanda kendilerini örgütlemişler. Belki halen katılmayanlar mevcuttur ama onlar da gelirler. Herkesin birlik içinde olması gerekiyor. Şimdi Rojava’da gerekli olan şey, ulusal birlik ve direniş ruhuyla devrimin kazanımlarını korumaktır. Devrim gerçekleşmiş. Görev, devrimin kazanımlarını korumaktır. İnanıyorum ki, yeni dönemde Rojava Devrimi bu çerçevede daha da güçlenecektir ve rol oynayacaktır.

“ROJAVA MODELİ KUZEY KÜRDİSTAN İÇİN AÇIK ÖRNEK”

Rojava’da kurulan sistem Suriye’de sorunların çözümü için örnek bir sistemdir. Suriye muhalefetinin bir parçası olan El Tensîq Heyeti de Suriye’nin her yerinde kanton sistemiyle çözümün gelişeceğine dönük karar almış durumda. Çünkü en makul çözüm budur. Bir de bu kantonların kabul etmiş olduğu toplumsal sözleşmeler, Ortadoğu’da yeni bir formül anlamına gelmektedir. İçeriği demokratik ulustur. Yani bütün kültürlerin bir arada devletsiz yaşamasıdır. İşte bakın, yönetimde kim var; Kürtler var, Araplar var, Süryaniler var. Bütün diller özgürdür. Yani kültürler ve halklar üzerinde baskı yok. Özgürlük var. Bu yeni bir fikirdir, yeni bir modeldir. Bu model bütün Suriye için bir çözüm perspektifi ve bir örnek olabilir.

Yine bütün Kürdistan için de bir örnektir. Mesela Kuzey Kürdistan için açık bir örnektir. Yani Kürt meselesini bir kez daha masaya getirmiştir. Artık Lozan Antlaşması geçersizdir. Rojava Devrimi bunu bir kez daha söylemiştir. Bunun için de Rojava Kürdistanı’nın başarısı, bütün Kürtlerin ve bütün Kürdistan’ın başarısıdır. Bazı partiler içinde olmadıkları için “iyi değil” diyorlar. Bu doğru değildir. Ulusal çıkar açıktır. Rojava Kürdistanı’nın oynamış olduğu rol, Kürdistan’ın bütün parçaları ve tüm Kürt halkı için büyük bir onurdur, büyük bir gelişmedir. Tabi bütün Kürdistan ve tüm Kürt halkı da Rojava Devrimi’ne destek olacaktır.”  

‘’BU SEÇİM SAVAŞ YA DA BARIŞ SEÇİMİDİR’’

 
AKP hükümetinin 2012 yılında PKK’yi tasfiye edemeyeceğini anladığı zaman sürece razı olduğuna değinen Karayılan, seçimlerde Kürtlerin devlet partileri yerine ‘kendi iradelerine’ oy vermesini istedi. AKP ve Tayyip Erdoğan’ın seçimlerde Kürt oylarını alması durumunda da Erdoğan’ın 2011 yılında olduğu gibi yine savaş çıkartacağı uyarısında da bulundu. Karayılan devamla şöyle dedi:

“Evet, bu seçimler çok önemlidir. Türkiye için önemlidir; çünkü biliyorsunuz, şu an Türkiye’de kriz ve sistem içinde çelişkiler var, bir iç savaş var. Bundan dolayı Türkiye’nin geleceğinin netleşmesi açısından seçimlerin önemli bir rolü olacaktır. Ama bu seçimlerin Kürt halkı ve Kürdistan açısından daha da önemli bir rolü vardır. Bir referandum niteliğinde olduğu belirtildi. Fakat referandumdan da önemli bir rolü vardır. Niye? Çünkü Kuzey Kürdistan’da şu an tıkanmaya doğru giden bir süreç var. Daha önce 3 yıl boyunca Oslo’da Türk devletiyle diyaloglar oldu, tartışmalar yaşandı. O zaman Önder Apo’nun yazmış olduğu protokolleri Türk devletine sunduk.

Ancak devlet, bu protokollere karşı cevap vermediği gibi bize karşı savaş ilan etti. 2011 ve 2012 yılları Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en büyük hava saldırılarının yapıldığı yıllardır. Özellikle 2012 yılında savaş çok büyüdü. Ancak açığa çıktı ki Türk devleti bizi savaşla tasfiye edemez. 2012 yılı bunu bir kez daha ispat etti. Onlar bizi Tamiller gibi yok etmek istediler ama onların kendi sistemleri felç oldu. Artık kendi yollarını kullanamaz oldular. İstikrar kalmadı. Kürdistan’da kontrolü kaybettiler. 2012’de bunlar oldu.

Bunun içindir ki Önderliğin yazmış olduğu mektuba olumlu yanıt verdiler. O zamandan şimdiye kadar geçen süreçte -ki süreç aslında yıl başında başladı- ateşkes ve siyasi çözüm çabaları var. Ama yine de Türk devleti az önce belirttiğimiz gibi ayak diredi ve adım atmadı. Bu neyi gösteriyor? Bu gösteriyor ki, Kürt özgürlük mücadelesi çok önemli bir aşamadadır. Ama bundan bir ay sonrasında ne olacağı da belli değildir. Savaş mı olacak, yoksa siyasi çözüm mü gelişecek? Yani herkesin gözü şu an bunda. Tüm dünya izlemekte. Diğer taraftan Rojava Devrimi başarılı oldu. Bir örnektir. Rojava, Kürdistan’ın en küçük parçasıdır ama bakın özerkliğini ilan etti. Güney’de zaten Kürt halkının bir statüsü vardır, federasyondur. Kuzey ise beklemededir. İşte tam da böylesi hassas, kritik ve önemli bir dönemde bu yerel seçimler yapılıyor. Şimdi burada Kürt halkı büyük bir çoğunlukla iradesini ortaya koysa, sistem ve devlet partilerine oy vermezse, kendisine, kendisi adına hareket eden ve çözüm isteyen partiye verse, bunun süreç üzerine büyük etkisi olur.”

AKP KÜRT OYLARINI ALIRSA YİNE SAVAŞ ÇIKARTACAK

“Bunun için değerli Kürdistan halkı, Araplar, Türkmenler ve Kürdistan’da yaşayan tüm halklar ve barış isteyen hiç kimse oyunu sistem partilerine vermemelidirler. AKP bugün Kürdistan’da devleti temsil etmektedir. O zaman oylarını devlete vermemelidirler. Niye? Çünkü devlet Kürt sorununda adım atmıyor. Eğer sen oyunu devlete veriyorsan, demek ki sen de çözüm istemiyorsun, savaş istiyorsun. Oyunu Kürde, Kürdün özgür iradesine ver. Eğer halkımızın çoğunluğu bugün oyunu Kürdün iradesini temsil eden BDP’nin adaylarına verirse dünya alem diyecek ki “Kürtler özerklik istiyor, o zaman Türk devleti adım atmalıdır. Devlet kendisi de mecbur bunu dikkate alacaktır. Önderliğin diyaloglardaki eli daha da güçlenecek. Yani bu tarihi dönemde eğer seçimler BDP açısından başarılı olursa sürecin demokratik çözüm sürecine evrilme olasılığı artar. Ama vasat olursa ortalıkta kalır. Eğer istenilen bir sonuç almazsa, o zaman AKP ‘zaten Kürt halkının çoğunluğu benimledir ve Kürt halkını ben temsil ediyorum. BDP ve Öcalan kimdir ki!’ der ve 2011 yılındaki gibi savaş başlar.”

“Ancak bu sefer savaş başlarsa durmaz” uyarısında bulunan Karayılan, bu nedenle de seçimlerin belirleyici bir role sahip olduğuna vurgu yaptı.

Karayılan devamla şunları söyledi:

“Şunu bilmek lazım: Eğer BDP’ye oy veriyorsan barışa oy veriyorsun, siyasi çözüme oy veriyorsun, anadiline oy veriyorsun. Oyunu huzurlu bir yaşama veriyorsun. Bunun için diyorum ki oyunuzu kendinize verin. Artık devlete vermeyin. AKP Kürdistan’da devleti temsil etmektedir. Kürtler artık kendilerine dönmeli. Bakın, devlet bize “teröristtirler, 3-5 kişiler” vb. dedi. Peki gerçekler şimdi açığa çıkmadı mı! Çıktı. Bizi tasfiye edebildiler mi? Hayır. Niye? Çünkü biz bir hakikati temsil ediyoruz, bir halkı temsil ediyoruz. Bizim dediğimiz şeyler yanlış şeyler değil. Bizim de dünyanın diğer tüm halkları gibi bu topraklar üzerinde anadilimizle özgür bir şekilde yaşamaya hakkımız var. Dilimizi Türk devleti vermemiş, Allah vermiş. Yasaklayamazlar. Çocuklarımız tarihlerini okuyabiliyorlar mı? Kültürleri üzerine yoğunlaşabiliyorlar mı? Eğitim görebiliyorlar mı? Anadilde eğitim hakları var mı? Hayır. Niye? Çünkü bir baskı var; sömürgecilik var ve zulüm var.

Hiçbir vicdanlı ve imanlı kimse ve barışsever oyunu devlete vermemeli. Kendine vermeli. Sen oyunu satarsan, bundan daha kötü bir şey yoktur. Bu konuda gerçekten bu kritik dönemde her Kürt ve her Kürdistanlı, Arap kardeşlerimiz, Türkmen kardeşlerimiz ellerini vicdanlarına koymalılar. Ellerini cüzdana atmasınlar. Çünkü diyorlar işte, AKP Urfa’da ve bir çok yerde para döküyor, oyları satın alıyor. Bu şerefsizliktir. Hiç bir vicdanlı ve imanlı insan oyunu parayla satmamalı. Ve hatır gönül rızasına da kimseye oy vermemeli. “

AKP’NİN ‘OYUNUZU VERİN BEN ÇÖZERİM’ SÖZLERİ YALAN

Karayılan, AKP’nin Kürt sorununu çözeceği vaadiyle 12 yıldır yalan söylediğini kaydederken, AKP’nin ne kendilerini ne de Öcalan’ı kandıramayacağını söyledi. Karayılan, AKP’nin İslam dinini kullanarak yaptığı toplumu nasıl kandırdığını şu sözlerle izah etti:

“Doğrusu, tarihin bu önemli döneminde gerçekleşen bu seçimler partiler arası seçimler değildir. Bu seçim, BDP, AKP ve CHP’nin arasında geçen bir seçim değildir. Devletle Kürtler arası bir seçimdir. Kürtlerin varlık seçimidir. Kürt halkının mücadelesidir. Kürtler tercihini yapmalı. Tercihleri kendilerine mi, değil mi? Yani şimdi bir tarafta devlet var, diğer tarafta ise Kürt iradeleşmesi var. Bunun için diyoruz ki, değerli halkımız, şimdiye kadar hangi partiden olursa olsun, fikri ne olursa olsun, bu önemli dönemde oyunu Kürt tarafına yani kendisine vermeli. Devlet partilerine vermemeli. Ne için? Çözümün gelişmesi için. Barışın oluşması için. Kürtlerin de bu topraklar üzerinde özgür yaşaması için. Bizim de hakkımız var. Bakın, ne kadar şehit verdik? 20 bin şehit vermişiz. Her gün çocuklarımız sokaklarda şehit ediliyor. Ayrımcılık var, bunu kimse gizleyemez. AKP yalan söylüyor; “ben İslami’yim, dindarım ve Kürt sorununu çözeceğim“ diyor. Yalan söylüyor. 12 yıldır bu AKP’yi izliyoruz. AKP yalan söylüyor. Türk devleti Kürt halkına karşı sabıkalıdır. Sabıkasını en çok kabartan şey ise yalan siyasetidir. Her zaman Kürtleri kandırmıştır. Şimdi de kandırmak istemektedir. Ancak bizi kandıramazlar. Önder Apo’yu kandıramazlar. Bunun için AKP’nin ‘oyunuzu bana verin, ben çözerim’ sözleri yalandır.

Diğer bir konu ise İslam’da dinine bağlı olan bir insan para çalar mı? Kendisi ve ailesi için başkalarının mülkünü, öksüzün yetimin hakkını çalar mı? Hayır. Bunlarda bu da var. Ortaya çıktı. Fethullah da, AKP de ne maldır ortaya çıktı. Yani dini olarak bunların söyledikleri şey doğru değil, sahtedir. Sahtelikleri ortaya çıktı. Halkımız bunu görmelidir. Biz dine dayalı siyaset yapmıyoruz ama dürüstlüğe, samimiyete ve dine en sadık olanlar da bizleriz. İddiamız budur. En dürüst, temiz, sözüne bağlı, inancı için de, halkı için de canını feda eden, dürüst davranan bu harekettir. Bu yüzden de halkımızın, bütün Kürdistan halklarının bu seçimde ellerini vicdanlarına koyup oylarını kullanmaları gerek. Sadece oy kullanmak da yeterli değildir; çalışmalara da katılmalıdırlar. Biz de artık uluslaşmanın reflekslerini gösterelim. Birbirimize sahip çıkalım. Dilimize, kültürümüze sahip çıkalım. Atalarımıza, toprağımıza sahip çıkalım.”

OYLAR SADECE ADAYLARA DEĞİL, SİYASETE VE HALKA VERİLİYOR

Murat Karayılan bu seçimlerin partiler arası bir seçim olmadığına, seçimlerde adayların değil siyasetin oylanacağına da vurgu yaparak halka şu çağrıda bulundu:

“Şunu bilmeliyiz ki bu seçim şahıslar arasında yapılacak bir seçim değil. Yine adayların bazıları isabetli olmayabilir. Bu hususta kırgın olan halkımız için söylüyorum, adayları istediği gibi olmayabilir ama bu saatten sonra kullanılan oylar şahıslara değil, halka veriliyor. Adaylar gönlümüzün istediği gibi olmayabilir ama şu bilinmeli ki verilen oy kişiye değil, Kürt davasına, kendisine veriliyor. Bu nedenle adayı sevmesen bile oyunu onun için vermelisin. Bütün halkımız, bütün aşiretler, hangi mezhepten, hangi inançtan olursa olsun bütün halklar demokratik bir çerçevede düşünmeli. Eğer ki Kürt sorunu çözüme kavuşmazsa demokratik bir Türkiye de düşünülemez. Türkiye’de demokrasi, istikrar, huzur, barış, özgürlük, refah mı istiyorsun? O zaman oyunu demokratik çözüme vermelisin. Oyunu, demokratik çözüm gücünü savunanlara vermelisin. Sadece Kürtler değil Türkiye’de yaşayan bütün halklar bu konuda tercihlerini doğru yapmalılar. Yani adaylara göre değil, siyasete göre halkımız yaklaşım sergilemeli.

Sistemdeki partilerde belediye başkanları ne yapıyor? Ailelerini ve kendilerini zenginleştiriyorlar. AKP’nin durumu göz önündeler. Kim belediye başkanı oluyorsa beş yıl sonra mal mülk sahibi oluyor. Kendileri için çalıyorlar. BDP’lilerin bazı eksiklikleri olabilir ama hırsız değildirler. Halkımızın bunu göz önünde bulundurması gerekiyor. Kendilerini zenginleştirmek için aday olmuyorlar; hizmet etmek için aday oluyorlar. Ayrıca BDP’nin bir sistemi ve kontrolü vardır. Kimse kişisel menfaat hesabı yapamaz. İstisnalar kaideyi bozmaz ama genel olarak öyle bir şey yok. Sonuç ortada. Mesela Osman Baydemir; on yıllık belediye başkanı; şimdi mal varlığına bakın. On yıl önce nasıl başladıysa şimdi de öyle. Demek ki dürüst, temiz çalışmış. Kendisi için çalışmamış, hizmet etmiş. Diğerleri hep kendilerini zenginleştiriyorlar. Halkımız bunu görmeli. Yine Van Belediye Başkanı Bekir Kaya’nın çalışma pratiği gözler önündedir. Kendisi ve ailesi için bir şey yaptı mı? Hayır. Hizmet için çalıştı. Bütün isimleri tek tek saymaya gerek yok; bu söylediklerimi de numune olarak söyledim ama halkımız bu hakikati görmeli. Eksiklikleri olabilir ama dürüsttür ve hizmet için çalışıyorlar. Hırsızlık yapmıyorlar. Şimdi Türkiye’de hırsızlık yapılmış. Eğer hırsızlara karşı tavır almazsan ‘ben mümin bir insanım’ diyemezsin. Hırsızlara ve ikiyüzlülere karşı tavır almalısın. Oyunu, temiz çalışanlara ve hakla hizmeti esas alanlara vermelisin.

Yurtsever adayların programları var; örneğin ekoloji programları var. Doğayı ve yeşili koruyorlar. Ekolojik şehirlerin gelişimine önem veriyorlar. Topluma hizmet götürüyorlar.

En önemlisi de bundan böyle BDP’de eşbaşkanlık sistemi var. Dolayısıyla bir diktatörü seçmiyorsun. Eşbaşkan seçiyorsun. İki kişiler. Özgür kadın Kürt halkının aynasıdır. Kürt kadını, Zilan, Beritan, Viyan ve Şilanların şahsında kendini ispat etmiştir ve bugün bir güce dönüşmüştür. Bu, Kürt halkı için bir onurdur. Önder Apo’nun paradigması Kürt kadınını yeniden yarattı ve güçlendirdi. Bugün ise Kürt kadını ve erkeği şehirlerini yönetmek için kendilerini aday olarak gösteriyorlar. Toplumu yönetmek için böyle bir girişime başvuruyorlar. Bundan daha iyi bir şey olabilir mi? Bu, dünyadaki en gelişmiş sistemdir. Eşitlikçi ve özgürlükçüdür. Bu yönü de vardır.

Kısacası; bu konuda şunu belirtmek istiyorum: Bu seçim, partiler arası bir seçim değildir. Bu seçimde ne parti seçiliyor ne de kişi. Bu seçim Kürt halkının özgürlük seçimidir. Savaş ya da barış seçimidir. Aynı zamanda Kürt halkının iradeleşme seçimidir. Bu yüzden Kürdistan’da yaşayan tüm halkların buna göre yaklaşması ve buna göre sandığa gitmesi gerekir. Halkımızın tüm Kürdistan bölgelerinde yeni dönemde bu hakikatleri gördüğüne inanıyor ve bu temelde büyük bir sonuç almalarını bekliyoruz.”

SERHAT VE URFA BÜYÜK BİR HAMLE YAPACAK

Serhat illeri ve Urfa halkının BDP’ye bu dönemde sahip çıktıklarını gördüklerini dile getiren KCK Yürütme Konseyi Üyesi Murat Karayılan, daha önce siyasette geri duran bölgelerin 30 Mart yerel seçimleri vesilesiyle büyük bir hamle yapacağına inandıklarını da kaydetti. Karayılan konuyla ilgili şöyle dedi:

“Öyle görünüyor ki seçim çalışmalarının en sıcak ve yoğun geçtiği iller arasında Serhat illeri ve Urfa var. Bu her iki bölge çok önemli. Yurtseverlikleri ve Kürtlükleriyle tanınıyorlar. Fakat kitlesel olarak Kürt siyasetine ve demokratik siyasete katılımda biraz geride kalmışlardı. Bunu bir eleştiri olarak da dile getiriyoruz. Şunu belirtmeliyim ki Serhat ve Urfa bölgesi şu anda bir hamle sürecindeler. İnanıyoruz ki bu hamle her bölgede şaşırtıcı sonuçlar alacaktır. Çünkü özünde bir yurtseverlik ve Kürtlük var. Fakat bazı sebeplerden dolayı şimdiye kadar bir adım gerideydi. Şimdi bu hamleyle öne çıkmak istiyor. Amed, Mardin, Batman bölgeleri gibi rolünü oynamak istiyor. Bu Kürt halkı için çok önemli. Bu mücadele Urfa’da başladı, tarihin bu eşiğinde final dönemindedir ve Urfa’da yapılacak hamlesel çıkışla başarıya gidecektir. Adayları da gerçekten tecrübeli ve değerli adaylardır. Urfa’nın güçlü bir sonuç alacağına ve başaracağına inanıyoruz. Özellikle bu belirttiğim hususlar Urfa halkı için geçerlidir ve çok önemlidir. Kürt davası için Urfa’nın da devreye girip rol oynaması gerekiyor.

Ağrı Direnişi ve Biroyê Heskî’lerin kahramanlığı biliniyor. Serhat  bölgemizin Kürtlüğü güçlüdür. Serhat kazanacaktır. Ağrı’da da Kürtler kazanmalıdır. En tecrübeli adaylar o bölgede. Bilindiği gibi Sırrı arkadaşın Kürt siyasetinde yıllara dayanan bir tecrübesi vardır. Ve bugün Ağrı halkının adayıdır. Ağrı halkı da bunu görmelidir. İnanıyorum ki Ağrı halkı da bunu görmektedir ve adaylarına sahip çıkacaktır. Kürt siyaseti büyük bir hamle girişimindedir. Serhat bölgesi de bu hamlede büyük adımlar atacaktır. Beklentimiz de budur. Özellikle bu bölgede bugüne kadar derinlikte bulunan halkımızın yurtseverliği su yüzüne çıkacaktır. Ve böylelikle bu hamle tüm Kürt halkının iradeleşme hamlesi olacaktır. Bu hususta Van’dan, Muş’a, Muş’tan Kars’a Serhat’ın tüm illeri, Urfa, yani Serhat’dan Botan’a, Dersim’e kadar herkes demokratik çözümünün gerekliliklerine göre hareket etmeli ve kendilerine yani ulusal gerçekliklerine sahip çıkmalıdır.

Kürt halkı Ortadoğu’da bir hakikattir. Şimdiye kadar bize dediler ki, ‘siz Kürt değilsiniz; Türk’sünüz.’ Özür dileyerek söylüyorum, bir eşeğe bile ‘sen eşek değilsin’ desen eşek tepkilenir. Bize açıkça Kürt olmadığımızı söylüyorlardı. Buna karşı bazı kişiler boyun eğiyordu. Fakat biz baş eğmedik; o yüzden yola çıktık. Eğer böyle olmasaydı, biz de öğrenim görüyorduk; Türkiye devletine memur olabilirdik. Niye bunu tercih etmedik? Bu şekilde bir yaşamı kabul etmedik. Önderliğimizin çıkışı böyledir. Biz kendimiz için çalışmıyoruz. Önder Apo kendisi için çalışmıyor. Önder Apo Urfalıdır. Bunu herkes biliyor. Önder Apo’nun köydeki babadan kalma bir kaç tarlası dışında bir malvarlığı var mı? İsteyen gidip görebilir. Biz bu halkın fedaileriyiz. Halk için çalışıyoruz. Bu yolda çok bedel ödedik. Bu tarihi dönemde Kürt halkının bu hakikati görmesini istiyoruz. Devletin bu partilerine ‘Artık Yeter’ denilmelidir. ‘Madem siz bizi tanımıyorsunuz, anadilimize saygı göstermiyorsunuz, Kürt halkının onurunu ayaklar altına alıyorsunuz; o zaman size karşı tavır alıyoruz’ denilmelidir.

Herkes bilmelidir ki bu dünya maddiyattan ibaret değildir. Hakikat bu değildir. Hakikat maneviyattır. Hiç kimse kendi menfaatini esas almamalı, herkes bu halkın menfaatlerini esas almalıdır. Eğer böyle yaklaşılırsa inanıyorum ki başta Urfa, Serhat, Garzan, Amed, Mardin, Botan ve Dersim olmak üzere tüm Kürdistan illeri büyük bir adım atacaktır. Büyük bir adım atılıp sonuç alındığı takdirde ise, Türk devleti Kürt sorununu çözmek zorunda kalacaktır. Çünkü tüm dünya bizi izliyor. Birçok kesimle alakamız vardır. Bu mesele sadece biz ve Türk devleti arasında cereyan etmiyor ki.

Artık biz bir hakikatiz. Bu hakikat yok edilemez ve tasfiye edilemez. Kürt halkı asimile edilemedi. 90 yıldır bizi asimile etmeye çalışıyorlar, bize Türkçe öğretmeye ve bizi Türkleştirmeye çalışıyorlar fakat biz Türkleşmedik. Bu yüzden bizi kabul etmek zorundalar; bu işin başka yolu yok. Türkiye devletinin önünde başka yol gözükmemektedir. Herkesin bunu bilmesi gerekir. Şimdiye kadar bizimle olmayanların bu hakikati görmeleri ve buna göre tercihlerini yapmaları gerekiyor.”

KORUCULARA ÇAĞRI: YENİ DÖNEM KÜRT HALKININ BİRLİK DÖNEMİDİR

Yerel seçimler vesilesiyle birçok aile ve aşiretin koruculuğu bırakarak BDP’ye katılmasının önemli olduğunu söyleyen Karayılan, korucuların son 25-30 yılda yaşanan hataların artık giderilmesinin zamanının geldiğini dile getirdi. PKK’nin korucular da dahil tüm Kürtlerin hakları için mücadele ettiğine önemle değinen Karayılan, şu sözlerle koruculara çağrı yaptı:

“Tabi, Kürdistan toplumunda bizi sevindirecek gelişmeler yaşanmaktadır. Bu konuya ilişkin şunları belirtebilirim: Başlangıçta gençtik, bu kadar tecrübemiz yoktu. İdeolojimiz ve çizgimiz doğruydu fakat tecrübelerimiz yetersizdi. Bunun yanı sıra herkes bizi tanımıyordu. Türk devleti bize karşı ciddi bir kara propaganda yürütüyordu. Birçok aile ve aşiret kandırıldı. Ve kimi yanlışlıklar oldu. Bunların sonucu olarak koruculuk sistemi gelişti. Düşman Kürdü Kürde kırdırmak istedi. İçimizi en çok acıtan şey de budur. Daha sonra bu hakikati daha iyi anladık. He ne kadar eksikliğe girmiş bir aşiret olsa da madem biz siyasetçiyiz ve bilinçliyiz, o zaman yanlış yaklaşmamalıyız ve onları kazanmalıyız diye düşünüyoruz. Uzun bir dönemdir böyle bir siyaset yürütüyoruz. Bu bir taktik değildir. Biz içimizde kanayan yarayı sarmaya çalışıyoruz. Eksiklikleri ve yanlışları ortadan kaldırmak istiyoruz. Bu konuda samimiyiz. Düşman bizi birbirimize düşürmek ve bununla bizleri zayıflatmak istiyor. Hayır. Bu oyuna karşı birbirimize kenetlenmeli ve birliğimizi sağlamalıyız. Biz bu doğrultuda bir siyaseti izliyoruz.

Önder Apo bu yeni süreci geliştirdi ve ‘Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa Hamlesi’ni başlattı. Herkes açık bir şekilde gördü ki biz bu sorunu Kürt halkı için, anadili için, kültürü için barışçıl yöntemlerle çözmek istiyoruz fakat devlet buna gelmiyor. Devlet çözüme gelmiyor. AKP yalan söyleyip dolap çeviriyor, her yöntemi deniyor. Gelin görün ki AKP bugüne kadar tek bir kanun dahi çıkarmamıştır. Şimdiye kadar resmiyet yok. Hatta ileride “çözüm girişimi diye bir şey olmadı” bile diyebilir. Niye kanun çıkarmıyor? Çünkü içinde çözüm isteği yok. Kürt sorununu resmileştirmek istemiyor. İşte tüm korucular bunu görüyor ve “daha ne kadar PKK’ye karşı savaşacağız” diyorlar. Çünkü PKK onların anadili için, kültürleri için mücadele ediyor. PKK militanları tüm Kürtlerin onuru ve şerefi için kendini feda ediyor. PKK kimsenin düşmanı değil. Bu hakikat birçok aile ve aşiret tarafından görüldü ve tutumlarını değiştirdiler. Bazıları açık etmeseler de biz biliyoruz.

Artık Kürt halkı birliğini oluşturuyor ve Kürt toplumunda bir değişim var. Yani Kürt halkı bir değişim yaşıyor ve ulusallık gelişiyor. Öncelikle biz kendi içimizde barış ve kardeşliği oturtmak istiyoruz. Biz kendi içimizdeki yanlışlıkları ve hataları kendi içimizde çözmek istiyoruz. Bunun için çağrıda bulunuyorum; tüm korucu aile ve aşiretler ile şimdiye kadar özgürlük hareketinden uzak duran bütün çevreleri davet ediyorum: Bizden korkmayın, biz resmi ve açık bir şekilde söylüyoruz. Sizi kandırmıyoruz. Sizi asıl kandıran devlettir. Gelin bu sorunu çözelim. Yanlışta ısrar etmeyin ve dönün. Bu aşamada hemen silah bırakın demiyoruz fakat içinizi arındırın. Yürekten katılın. Gelin halkınızla birlikte yer alın. Kendi halkınızın karşıtlığını yapmayın. Bu dağlara çıkan kız ve erkek çocukları sizin için kendilerini feda ediyorlar onlara karşıtlık yapmayın. Onlar senin davanı yürütüyorlar. Her korucunun bunu bilmesi lazım. Eskiden yapılan yanlışlıklar geride kaldı. Aradan 25-30 yıl geçti. Çeyrek asır geçiyor. O yanlışlıklar geride kaldı, daha ne zamana kadar sürecek? Bunun için artık yeni bir dönem başlıyor. Bu yeni dönem Kürt halkının birlik dönemidir. Yeni dönem Önder Apo’nun çizgisinde toplumsal birlik dönemidir. Kendini bir güç durumuna getirme ve kendini iradeleştirme dönemidir. Bu yürüyüşte herkesin yeri vardır. Bazı kişiler var eli gençlerimizin kanına bulaşmış ve güvenilmezler; onların durumu farklı. Böyleleri azlar ve tek tükler. Bunların dışında farklı sebeplerden (kimileri bizim yanlışlarımızdan kaynaklı, kimileri bilinçsizliklerinden, kimileri de kendi hatalarından) korucu olmuş kesimler var.”

ASIL TEHLİKELİ OLAN SİYASİ KORUCULUKTUR

“Biz bu konuda açığız ve herkesi kucaklamak istiyoruz. Tabi ruhunu satmış kişileri bunun dışında tutuyoruz. Onların dışında herkesi kucaklamak istiyoruz. Bunun için sadece dürüstlük yeter. Bu konuda çok mesafe aldık. İnanıyoruz ki Kürt halkının birliği bu seçimde kendini gösterecektir. Bu da Türkiye’nin işgalci sistemine karşı büyük bir baskı oluşturacaktır. Eğer kimse devlet yanlısı olmazsa devlet kendini Kürdistan’da nasıl barındıracaktır. Bu devlet yanlıları çekilirlerse devlet Kürtlerin özgürlük iradesini kabul etmek zorunda kalacaktır. Bunun için AKP’de yer alan herkes bilmelidir ki Kürt sorununun çözülmemesinde payları bulunmaktadır. Neden? Çünkü hem Kürt’türler, hem de kimi çıkarları nedeniyle gidip sistemin bir partisi içinde bulunuyorlar.

Elbette; bunlar siyasi koruculardır. Eski korucular fakir köylülerdi ve bilinçsizlerdi. Şimdi onların tutumları değişti ve iyileşti. Asıl tehlikeli olan siyasi koruculuktur. Onlar engel oluyorlar. Kendi çıkarları için devlet partilerinde yer alıyorlar ve kendilerine ‘Kürt’ diyorlar. Bu nasıl bir Kürtlüktür? Kürtlerin birlik olması gerekir. Kürtler tutum koymalıdır. Biz bu dönemde birlik olmalıyız. Herkes yurtsever-demokratik adayların etrafında kenetlenmeli ve iradelerini ortaya koymalı. Böyle olursa Türk devletine ve tüm dünyaya çözümü dayatabiliriz. Artık çözümün olması ve savaşın durması gerekir. Bunun da siyasi yöntemlerle olmasını istiyoruz. Eğer bu olmazsa, zaten dile getirdiğimiz gibi Türkiye devleti adım atmak istemiyor. Bu zaten gözler önünde olan bir gerçeklik. Bunun için tüm koruculara çağrım var. Zaten tutumları iyileşmiş olanlar var. Tutumlarını netleştirmemiş olanlar da bu dönemde tutumlarını netleştirsinler. Devletin yanında değil kendi halkının yanında yer alsınlar. ‘İlla içimize katılsınlar’ demiyoruz ama hiç olmazsa kendi halkının saflarında yer alsınlar. Tutumlarını bu şekilde göstersinler ve ulusal birliği geliştirsinler. Herkese çağrım budur.

Özellikle hiçbir siyasi görüşe bağlı olmayan Kürtler de bu dönemde tercihsiz kalmamalı ve rollerini oynamalıdır. Bu dönemde fikrin ne olursa olsun eğer barış, özgürlük ve demokrasi istiyorsan, bu sorunun siyasi yöntemlerle çözülmesini istiyorsan bu seçimde tutumunu ortaya koymalısın. Önemli olan budur.”

KÜRTLERE, ALEVİLERE VE EMEKÇİLERE ‘AYRIMCILIĞA KARŞI BİRLİK’ ÇAĞRISI


Halkların Demokratik Partisi (HDP)’ye yönelik faşist saldırıların, HDP’den duyulan korkunun göstergesi olduğunu belirten Karayılan, HDP’nin de BDP’nin de sahipsiz olmadığının altını çizdi. Karayılan, Kürtlerin, Alevilerin ve emekçilerin de ayrımcılığa karşı HDP çerçevesinde birlik olması çağrısı yaptı:

“Bildiğimiz derin ve asıl olan devletin amacı hep bu olmuştur; hiçbir zaman Kürt Özgürlük Hareketi’nin  Türk halkı ve Türkiye soluyla birleşmesini istememiştir. Türk halkı özgürlük hareketini desteklerse bu davanın kazanacağını biliyorlar. Bunun için devlet hiçbir zaman bu siyasetinden vazgeçmemiştir. HDP, demokratik, özgürlükçü ve solcu Kürt ve Türk halkının birleşimidir. HDP bir Türkiye partisidir ve çoğunluğu demokratik, özgürlükçü ve solcu Türk halkından oluşuyor. Bu oluşum Kürt halkını destekliyor. Kürt halkıyla ittifak içerisindedir. Bu yüzden HDP’den korkuyorlar. Kürt hareketinin karşıtları HDP’den korkuyorlar. Kürt ve Türk halkının HDP’de  birleşmesinden korkuyorlar. Çünkü HDP bir köprü gibi Türk-Kürt halklarını birbirine bağlıyor ve böylelikle Kürt sorununu çözmek istiyor. Bundan büyük bir korku duyuyorlar. Bunu kendi tecrübelerimizden de biliyoruz devlet her zaman açık veya gizli bir biçimde böyle bir oluşuma karşı olmuştur. Bu yüzden HDP’ye tepki gösteriyorlar ve HDP’nin gelişmesini istemiyorlar. Bu yüzden HDP’yi alt etmek istiyorlar ve bu saldırılar devlet tarafından örgütleniyor.

Öyle görünüyor ki gerginlik yaratmak istiyorlar. Dikkat ederseniz, Kürdistan’da da Hüda-Par’ı öne çıkardılar. Halbuki silahlı ve bıçaklı bir saldırıya gerek yoktu. Tabanları olmayan yerlerde gidip boy göstermelerine gerek yoktu. Bu cephede de bir gerginlik yaratmak istediler. Metropollerde ise şovenist, ırkçı kesimlerin elleriyle HDP’nin çalışmalarını engellemek ve gerginlik yaratmak istediler. Devletin veya derin devletin bir gerilim ve gerginlik siyaseti var. Gerginlikle kimi amaçlarına ulaşmak istiyorlar. Kürt sorununun Türkiye’de meşrulaşıp çözüme kavuşmaması için böyle bir yöntem ve siyaset izliyorlar.

AKP’nin ve devletin zihniyeti aynıdır. AKP devlettir, devlet AKP’dir. Kimse kendini kandırmasın ve yanıltmasın. Hep kendini farklı bir kılıfta gösterip mağdur pozisyonuna koyuyor fakat AKP, 12 yıldır devletin ta kendisi olarak iktidardadır. Bu konuda Alevilere, solculara ve Kürtlere karşı bir ayırımcılık söz konusudur. Fethiye’de Polis, Kaymakam ve Belediye başkanı hep birlikte gidip HDP’nin tabelasını indiriyor. Eğer HDP değil de başka bir parti olsaydı kıyamet kopmaz mıydı; gündeme girmez miydi? Ama bakıyorsun, gündemlerine bile almadılar. Açıkça bir ayırımcılık söz konusu. Bu yüzden ezilen halklar, Kürtler, Aleviler ve emekçiler bu ayırımcılığa karşı birlik olmalılar. Artık birlik olup mücadeleyi yükseltme zamanı gelmiştir. Bunun siyasi çerçevesi ise HDP’dir. İşte bu yüzden HDP’ye baskı uyguluyorlar.”

“AKP İKİYÜZLÜLÜK YAPMAMALIDIR”

“Bu saldırıda kimleri kullanırlarsa kullansınlar sorumlu AKP’dir. Öyle görülüyor ki bu planlı ve organizeli bir şekilde yapılıyor. Bunun dışında HDP Eşbaşkanlığı yaptığı açıklamada devletin bir özel savaş elemanının da bu saldırılarda yer aldığını belirtti. Bu da gösteriyor ki işin içinde bizzat devletin kadroları vardır. Ayrıca Polis neden Fethiye’de uysal dururken, Kürdistan’da ise hırçın ve düşmanca yaklaşım içindedir? Bunun sebebi nedir? Polisler neden Kürdistan’da ve Berkin Elvan’ı anma eylemlerinde her türlü silahı kullanıp düşmanca yaklaşıyor da, Fethiye’de böyle davranmıyor? Açık ki HDP’ye yapılan saldırılar devlet tarafından yapılmaktadır. Devlet kimi şovenistleri devreye koyup bu olayları yönlendiriyor. Bunun için bu olaylar kesilmeli ve durdurulmalıdır. Eğer durdurulmazsa bu bir tutumdur. AKP böyle ikiyüzlülük yapmamalıdır. Bakın, biz onlara karşı yeni bir dönemi başlattık ve savaşı durdurduk; onlar ise buna karşı Rojava’da savaşı başlattılar. Demokratik çözüm süreci kritik bir aşamadayken onlar HDP’ye saldırıyorlar. Bu bir tutumdur. Kısacası bir ikiyüzlülük var. Egemen devletin taktikleri ve planları söz konusu. Bu konuda kimseyi kandıramazlar. Bu saldırlar durdurulmazsa, bu, Türkiye için de Kürdistan için de daha kötü durumların çıkmasına neden olacaktır. Tabii ki saldırıya uğrayanlar da misilleme haklarını kullanabilirler. Bunun için bu saldırılar durdurulmalıdır. Bu, ateşle oynamaktır. Erdoğan bunu durdurabilir. Bütün emniyet ona bağlı, onlara talimat verip bu saldırıları durdurabilir. Bu nettir. Eğer bu saldırıları durdurmazlarsa bunu kendimize karşı bir tutum olarak algılarız. Çünkü bu bir ezme tutumudur. Farklı yöntemlerle Kürt ve Türk halkının birliğini kırıp ezmek istiyorlar. Bu tür tutumlar sürece zarar veriyor. Zaten süreç kritik bir aşamada; tüm bu olanlar da sürece ciddi zararlar veriyor. Bunun için de herkesin haddini bilmesi lazım. Bu saldırıya uğrayanlar sahipsiz değildir. HDP de, BDP de, Rojava da sahipsiz değildir. Onların da bir gücü ve iradesi vardır. Bundan dolayı herkesin haddini bilmesi gerekir.”

BERKİN, UĞUR VE CEYLAN’IN NE SUÇU VARDI?
Polislerce katledilen Berkin Elvan’ın ailesine başsağlığı dileyen Murat Karayılan, Berkin’in ailesinden özür dilemeyen zihniyetin Roboski için aynı tavrı gösterdiğini hatırlattı. “14 yaşındaki Berkin’in ne suçu vardı! Yine Uğur Kaymaz’ın ve Ceylan Önkol’un ne suçları vardı?” diye soran Karayılan, Türk Başbakanı Tayyip Erdoğan’a şu sert eleştirileri getirdi:

“Türkiye’de Berkin Elvan isimli bir çocuk polisler tarafından şehit edildi. Kürt halkı da Türk halkı da bu çocuğa büyük bir kitleyle sahip çıktı. Buradan Berkin Elvan’ın ailesine yürekten başsağlığı diliyorum. Umuyoruz ki Türk ve Kürt halkının mücadelesi çocukların katledilmesinin önünü alacaktır. Çünkü Türkiye’de şimdiye kadar birçok çocuk katledildi. İnsan hakları kuruluşlarının istatistiklerine göre 1988 yılından bu yana Türkiye ve Kürdistan’da 576 çocuk devlet terörüyle katledilmiştir. Bu bir vahşettir. Ancak faşist bir zihniyet böyle bir şey yapabilir. 14 yaşındaki Berkin’in ne suçu vardı! Yine Uğur Kaymaz’ın ve Ceylan Önkol’un ne suçları vardı! Erdoğan vicdandan bahsediyor. Mısırlı bir kız çocuğunun ölümü için çok şey söyledi. Biz buna bir şey demiyoruz; bir kız çocuğunun ölümü nedeniyle üzüntü dile getirmek yerinde bir şeydir. Ancak bir yandan Mısır’daki bir çocuğun ölümü için bu kadar şey söylüyorsun, ancak kendin de talimat vererek bir çok çocuğu katlediyorsun. Dikkat edin Erdoğan, Berkin’den hiç bahsetmedi. Hatta ailesine bir başsağlığı bile dilemedi. Halbuki tüm Türkiye Berkin için ayaklanmıştı. İşte bu zihniyet Roboskî için de özür dilemiyor.”

AKP VE SİSTEM PARTİLERİNE KARŞI BDP İLE İRADE BEYANI ÇAĞRISI


30 Mart seçimlerinin Kürt halkının iradesini ortaya koyması ve özgürlüğüne kavuşması için önemli olduğunu vurgulayan Karayılan, Kürtlerin çözüm için adım atmayan AKP ve diğer sistem partilerine oy vermemesi gerektiğini kaydetti. Newroz bayramını da kutlayan Karayılan son olarak Kürt halkına şu çağrıyı yaptı:

“Herkesin, içinde olduğumuz dönemin çok önemli ve tarihi olduğunu bilmesi lazım. Özellikle Kürdistan meselesinin kaderi açısından çok önemli bir dönemdeyiz. Bu dönemde halkımızın birlik olmasını istiyoruz. Mutlaka iradesini göstermelidir. Şunu iyi bilmeliyiz ki eğer bu seçimlerde güçlü bir tutum ortaya çıkarsa, bu, Kürt sorununun çözümü için bir dayatma olacaktır. Kürt sorununun demokratik çözümü açısından bu seçimlerin önemli bir rolü var. Eğer böyle güçlü bir irade ortaya çıkmazsa Türk devletinin ve AKP hükümetinin adım atmaması yüksek bir ihtimaldir. Yine, hatırlarsınız 11 Haziran 2011 seçimlerinde AKP seçimi kazanınca, Silvan’daki bir operasyonda çıkan çatışmada verdikleri kayıplar bahanesiyle hareketimize karşı saldırılar başlatmıştı. Bu seçimde de aynı şeyin olma ihtimali vardır. Bundan dolayı tüm insancıl ve barış yanlısı kesimlerin, özgürlük ve demokrasi taraftarlarının bu dönemde sistem ve devlet partilerine oy vermemesi gerekiyor. Oylarınızı BDP’ye ve demokratik çözüm yanlısı adaylarınıza verin. Hareket olarak biz de BDP’nin her şeyini onaylamıyoruz; eksiklikleri ve yanlışları olabilir. Fakat bir irade ortaya koydular ve demokratik çözüm için bir misyon yüklendiler. Bu yüzden bizim de onları desteklememiz ve önlerini açmamız gerekiyor. Bu yüzden umuyoruz ki tüm halkımız da bu hakikati göz önünde bulunduracaktır, önümüzdeki seçimlerde iradesini güçlü bir şekilde ortaya koyacaktır ve başaracaktır. Bu temelde bir kez daha tüm halkımızın Newrozu’nu kutluyorum, kendilerini selamlıyorum ve başarı dileklerimi iletiyorum.” - ANF

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.navendalekolin.com - www.lekolin.net – www.lekolin.info

   

Parveke

TAGS(ETIKETLER): KARAYILAN  SECIMDEN  SONRA  ADIM  ATILMAZSA  SUREC  BITER  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.