HDP’YE SALDIRI TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİK BİRLİĞİ VE GELECEĞİNE SALDIRIDIR
Makaleler / 11 Mart 2014 Salı Saat 13:02
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Halkların Demokratik Partisi (HDP) seçim çalışması yaptığı birçok yerde saldırıya uğruyor. Buna rağmen ne HDP’nin seçim çalışması güvenliği sağlanıyor, ne de siyasal partiler bu saldırıları şiddetle kınıyorlar. Zaten saldırıyı devlet düzenlediği için devletten koruma beklemek de doğru değildir.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) seçim çalışması yaptığı birçok yerde saldırıya uğruyor. Buna rağmen ne HDP’nin seçim çalışması güvenliği sağlanıyor, ne de siyasal partiler bu saldırıları şiddetle kınıyorlar. Zaten saldırıyı devlet düzenlediği için devletten koruma beklemek de doğru değildir. Bu saldırılar sanki normal bir olaymış gibi sessizlikle karşılanıyor. Bu saldırılar karşısında kıyamet koparması gereken partiler bu sessizlikleriyle demokrasi kültürlerinin ne olduğunu da ortaya koymuşlardır. Bu durum Türkiye’de aynı zamanda demokrasi denen şeyin nasıl bir demokrasi olduğunu da gözler önüne sermiştir. Bir partinin seçim çalışmasını engellemenin o seçimin ne kadar adil, eşit ve meşru olduğunu da gösterir. Bu durum başka zamanlarda yapılan saldırılardan çok farklı anlamlar taşımaktadır. Bizzat Türkiye’de siyasal rejimin ve onun meşruiyeti olarak gösterilen seçimlerle oluşan “demokratik parlamenter” sistemin karakterini ifade etmektedir.

HDP neden bu kadar saldırıya uğramaktadır? HDP’nin hangi karakterine tahammül edilmiyor? Bu sorunların cevabı çok önemlidir. Türkiye’deki siyasal sistem açısından çok öğretici veriler sunar.  Türk devleti Kürtler üzerinde o düzeyde insanlık suçu işlemektedir ki, bu baskı ve uygulamaların ne Türkiye halkı ne de dünya kamuoyu tarafından bilinmesini ister. Bu nedenle Kürtler üzerindeki fiziki ve kültürel soykırım politikasını dünyaya kapatmak için her yol ve yönteme başvurmuştur. Kürtleri de sürekli geri, uygarlığa karşı çıkan, hukuk çiğneyen vahşiler gibi göstermeye çalışmıştır. Bunu da Jeo-politik konumunu pazarlayarak ve dış güçlere dayanarak yapmıştır. Böylece Kürtleri ezme ve kültürel soykırıma uğratma politikasını rahatlıkla yürütmüştür.

Türk devleti özellikle Kürtlerin hakları ve direnişleri konusunda Türkiye halkının doğru bilgi almaması ve Kürtlerin Türkiye’de nefes alacak hiçbir imkan bulamaması için Türkiye kamuoyunu Kürtler aleyhine oluşturmuş ve bunu temel politikalardan biri haline getirmiştir. Böylelikle Kürtler hak talep etme mücadelesinden tecrit edilip yalnız bırakılmıştır. Türk devleti böylece Türkiye cephesini sağlama alarak Kürtlerin üzerine pervasızca gitmiştir. Kürtleri fiziki ve kültürel soykırıma uğratmada Türkiye halkının desteğini alarak kültürel soykırımcı sömürgeciliğin işini kolaylaştırmıştır.

PKK’nin öncülük ettiği Kürdistan Özgürlük Mücadelesine de böyle yaklaşılmıştır. Kürdistan’da yürütülen kirli savaşın Türkiye halkı tarafından bilinmesinin önüne geçmek için dünyada görülmedik bir psikolojik savaş yürütülmüştür. Bu psikolojik savaşın en temel amaçlarından biri de Türkiye’de bir demokrasi hareketinin gelişmesinin önüne geçmek olmuştur. Türkiye’de gelişecek güçlü bir demokrasi hareketinin kültürel soykırımcı politikalarına engel olacağını çok iyi bilmektedirler. Türkiye’de demokratikleşme gelişirse bunun Kürt Özgürlük Hareketi’yle ortaklaşıp Türkiye’yi demokratikleştirmesinden korkmuştur. Çünkü demokratikleşme ve demokrasinin olduğu yerde Kürtlerin haklarını ve kendi kendilerini yönetmesini reddetmeleri mümkün değildir. Bu nedenle demokrasi ve demokratikleşme mücadelesini en büyük düşmanları olarak görmüşlerdir. Kürtler yararlanır korkusuyla her türlü demokratikleşmenin önüne geçmişlerdir. Bu nedenle Türkiye’yi şimdiye kadar demokratik olmayan hükümetler yönetmiştir.

Türk devleti görüneni ve deriniyle, istihbarat örgütleriyle Türkiye’de Kürt sorununa demokratik bakacak bir demokrasi hareketinin gelişmesinin önüne geçmek için her türlü imkanını kullanmıştır. Sol güçlerin ve bütün demokrasi güçlerinin Kürtlerle yakınlaşmaması için her türlü manipülasyon yapılmıştır. Türkiye solu ve demokrasi güçlerini Kürt Özgürlük Hareketi’nden uzak tutmak için bin bir türlü ideolojik ve siyasi argümanlar üretilmiştir. Bu nedenle tüm demokrasi güçlerinin Kürt Özgürlük Hareketi’ne önyargılı bakması ve uzakta durması için tüm psikolojik savaş yöntemlerini kullanmıştır.

Devlet bu politikasını bilinçli ve planlı sürdürmektedir. MİT, Genelkurmay istihbaratı, polis istihbaratı ve devletin derinliklerinin kontrolündeki yazarçizer takımı bu politikayı koordineli bir biçimde sürdürmektedirler. Türkiye’de Kürtlerin mücadelesine olumlu bakan tek bir kişi olmasın istiyorlar. Türkiye cephesinde Kürtlerin mücadelesine destek olunursa soykırımcı sistemin çözülmesinden korkuyorlar.

HDP’ye saldırılar, Türkiye’de Kürt sorununun çözümünü isteyen bir çevrenin olmasını engellemeye yöneliktir. BDP’ye Kürdistan’da baskı kuran devlet, Türkiye’de HDP’ye baskı kurmaktadır. Bu politikalar aslında Kürtlerin nefes alacağı bir demokratik ortamın olmayacağının açıkça ortaya konulmasıdır. Kürtlerle ilgili değilse, bu sorunu önceliğine almıyorsa o siyasal eğilime yaşam hakkı vardır; ama Kürtlerin mücadelesine destek verince ona yaşam hakkı yoktur. Kürtsüz demokrasi, Kürtsüz özgürlük, Kürtsüz insan hakları, Kürtsüz hukuk olabilir. Kürtler dışında herkes için bunlar uygulanabilir. Kürtlere ise baskıcı yasalar uygulanır. Bu da resmi olmayan, ama devletin Kürtlere yönelik uyguladığı tunç yasalarıdır.

HDP’ye saldırı, Türkiye’deki devlet gerçeğinin çıplak yüzüdür. Türkiye Kürtleri kültürel soykırıma uğratmaktan vazgeçmemiştir. Nasıl ki her saldırıyla HDP’ye bu davadan vazgeçin deniliyorsa, 90 yıldır da asker ve polis zoru ve mahkemeleriyle Kürtlere yaşam hakkı tanımayarak politikleşmiş Kürtlere bu davadan vazgeçin denilmiştir. Bu saldırılar gerçeğinde Kürtlerin neden silahlı direniş yapmak zorunda kaldıkları daha iyi anlaşılıyor. Türkiye’de demokrasi isteyen bir partiye tahammül edilmiyorsa, Kürdistan’da Kürtlerin haklarını doğrudan talep etmesine hiç tahammül etmezler.

Bu saldırıda MHP kullanılıyor. Ancak politika esas olarak devlete, derin devlete aittir. MHP’liler sadece kullanılıyor. MHP’liler de “Biz devletin sahibiyiz” diyorlar. Bu nedenle bu tür örgütlenme ve kışkırtmalara teşnedirler.  HDP’liler demokrasi ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için Kürt sorununun çözümünü istiyorlar. Ama bu siyasi anlayışın düşünce düzeyinde bile ortaya konulmasından korkulması Türk devletinin ve siyasetinin gerçek karakterini ortaya koyuyor.

Bu saldırılar ortamında seçim, sandık, parlamento hepsi şovenist, ırkçı Türk devlet sistemine örtü olmaktan başka bir anlam taşımıyor. Hani diyorlardı ya, gelin siyaset yapın! Bırakın dağdakilerin inip siyaset yapmasını, Türkiye’deki demokratların, aydınların, yazarların, öğretim görevlilerinin siyaset yapmasına ve fikrini söylemesine bile tahammül edilmiyor. Dolayısıyla “Neden silah eline alıyorlar, gelsinler siyaset yapsınlar” denilmesinin ne kadar anlamsız olduğu bir daha görülmüştür. Türkiye’de hala Kürt Özgürlük Hareketi’ne silah bırakın denilecek bir siyasi zihniyet ve ortam yoktur. Kürt Halk Önderi ısrarla böyle bir siyasi ortam yaratıp bazı adımlar attırarak silahların tümden devreden çıkacağı büyük adımlar atmıştır. Bu adımlara ne hükümet ne de devlet cevap vermiştir. Hükümetin topluma yönelik yüzü olduğu için oyalama ve aldatmaya öncelik verirken, devlet bu politikayı daha kapsamlı ve açık yürütmektedir.

Türkiye’de Kürtlerin haklı taleplerini dillendiren siyasete izin verilmemesi, halkların kardeşliği, demokratik ve özgür birliği diyenlere bu kadar saldırılması, kimin Türkiye’de birlikten, birlikte yaşamaktan yana olduğunu, kimin Kürtlerle birlikte yaşamak istemediğini göstermektedir. Kürtlere saldırı zihniyeti ve saldırı Türkiye’de birlikte yaşamayı imkansız hale getiren bir politikadır. Bu durumda Kürtler “Türkiye’de bizim haklarımızı savunanlara tahammül edilmiyorsa Türkiye ile birlikte nasıl yaşarız” derler. Yüzyıllık Kürt itirazı ve direnişi neden gerçekleşmiştir denilirse bunun çok net cevabı HDP saldırılarından öğrenilebilir.

Kürt Halk Önderinin 2013 Newroz’undaki demokratik siyasetle Kürt sorununu çözme politikasının neden tıkandığı daha iyi anlaşılıyor. AKP Hükümeti bu bir yılı karakol, yol ve baraj yapımlarıyla geçirdi. Bir iki göz boyama rötuşu yaptı. Devlet ve diğer siyasi partiler Kürt Halk Önderinin bu hamlesine hiçbir değer vermediler. AKP zaten Kürt Halk Önderinin başlattığı sürece ciddi yaklaşmayarak anlamsızlaştırmıştı. Bu durum Kürt Halk Önderinin demokratik siyasetle çözüm yaklaşımına ret cevabı verilmesi anlamına gelmektedir. Biz hiçbir biçimde bu sorunu çözmeyiz dediler, demektedirler. Zaten bazı çevreler “Silahla alamadıklarını siyasetle almak istiyorlar” derken, biz böyle bir sorun bilmiyoruz, bu nedenle siyasetle de çözülecek sorun yok diyorlar. HDP’ye saldırı da bu zihniyetin pratikleşmesi oluyor.  Kürtler demokratik siyasetten çekilmeyerek; demokratik siyasal yolları kullanmaya ve bu yönlü çözüme her zaman açık kapı bırakıyorlar. Ama bu anlaşılmıyor.

Öyle ki, Kürtlerin demokratik siyaset alanı bile bu soykırımcı politikaya örtü olarak kullanılıyor. 1990’lı yıllarda Kürtçe Azadiya Welat gazetesinin varlığını Kürt dili ve kültürü üzerinde baskı olmadığı biçiminde kullanıyorlardı. BDP’nin varlığını da böyle ele alıyorlar. Ama BDP’nin on bin civarında üyesi, taraftarı zindana tıkılmış, her gün Hüda Par’lılar saldırıyor. Bu gerçeklik ortadayken demokratik siyasetin özgür ortamda çalıştığından kim söz edebilir? 

HDP’ye derin devlet, MHP ve BBP’liler saldırtılıyor. BDP’ye de Hüda Par saldırtılıyor. Hepsini saldırtan ise Türk derin devletidir. Derin devlet hala Hizbul-kontra’nın devamı gibi olan Hüda Par’ı kullanıyor. Onları içten örgütlüyor ve kışkırtıyor. Kürt halkına geçmişte saldırtılan bu tayfa bugün de saldırtılıyor. Kuşkusuz MHP, BBP ve Hüda Par bir kılıftır, arkasında kesinlikle derin devletin kontra örgütlenmesi vardır. Arkasında da MİT ve Genelkurmay istihbaratı, polis istihbaratı vardır.  HDP’ye yönelik saldırılar ciddidir. Alçakça bir saldırıdır. Buna demokrasi güçleri ciddi cevap vermelidirler. Demokrasi mücadelesi, Özgürlük Mücadelesi ilk buradan başlar. Bu saldırılar karşısında HDP etrafında birleşip bu saldırıları püskürtmeyenler özgürlük ve demokrasi mücadelesi veremezler.  Devlet ve hükümet de bilmeli ki, bu saldırılar demokrasi güçleri ve Kürtler tarafından kabul edilmeyecektir. Ne demokrasi güçleri ne de Kürtler bu politikaya teslim olur. Bu politikaya karşı mutlaka direnen demokrasi ve Özgürlük Mücadelesi kazanacaktır.

M. Delila

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.navendalekolin.com - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER): Halklarin  Demokratik  Partisi  HDP  HDP  YE  SALDIRI  8200  TURKIYE  NIN  DEMOKRATIK  BIRLIGI  VE  GELECEGINE  SALDIRIDIR  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.