UMUDA YÜRÜMEK
Okuyucudan / 05 Mart 2014 Çarşamba Saat 09:55
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Oslo süreci ile başlayan Gülen Cemaati- AKP kavgası, Mit Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasıyla tırmanmış, AKP’nin dershaneleri kapatmayla ilgili yasa tasarısıyla devam etmiş, 17 Aralık yolsuzluk operasyonuyla bu sefer ‘zafer yolunda her şey mubahtır’ sözü ile geri dönülmeyecek bir yola girmiştir.

Oslo süreci ile başlayan Gülen Cemaati- AKP kavgası, Mit Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasıyla tırmanmış, AKP’nin dershaneleri kapatmayla ilgili yasa tasarısıyla devam etmiş, 17 Aralık yolsuzluk operasyonuyla bu sefer ‘zafer yolunda her şey mubahtır’ sözü ile geri dönülmeyecek bir yola girmiştir.

AKP hükümeti ve Gülen Cemaati arasındaki bu danışıklı dövüş, ellerinde bulundurdukları yerel ve ulusal medyada çokça yazıldı çizildi, tartışıldı. Kendi medyaları üzerinde başlayan ‘soğuk savaş’ olarak tabir edeceğimiz olaylar, pratikte de kendini hissettirmeye başladı. Özellikle Cemaat merkezli 17 Aralık yolsuzluk operasyonuna AKP’nin cevabı, Gülen’e yakın veya sempati duyan tüm Savcı, Emniyet Müdürleri, Polis Amirlerinin yerlerini değiştirerek, veya farklı yollarla çoğunu pasifize etmişti. Aynı sırada AKP içerisinde Gülen destekli istifalar olmuştu. Akabinde Gülen’e ait ses kayıtları ortaya çıkmış, Erdoğan Gülen’e ‘sahte peygamber’, cemaate ise ‘Haşhaşiler’ benzetmesinde bulunmuştu.

Özetleyecek olursak Türkiye’nin son üç aylık suni gündemi bu çerçevede şekilleniyordu.

Fakat diğer tarafta Kürt hareketi, Rojava, AKP – El-Kaide ve Güney Kürdistan ilişkileri ve Gezi direnişi de önemli gündem konularıydı.

2012’ de başlayan HPG’nin alan kontrol savaşı AKP hükümetini adeta şaşkına çevirmişti. PKK gerillalarınca kontrol altına aldıkları yerlerde denetim sağlamış, vekilinden kaymakamına, polisinden askerine, korucusundan ajanına kadar gözaltına almaya başlamıştı. Denetim alanı içerisinde kalan karakollara havadan bile destek götüremeyecek duruma gelen AKP Türkiye’si çok acil önlemler almak zorunda kalmıştı. 1000 yıllık Kürtleri oyalama politikasını devam ettiren Devlet bu kez AKP iktidarı altında hamleler yapıyordu.

Oslo ile başlayan ve zaman zaman kesintiye uğrasa da Devlet ve Öcalan görüşmeleri devam ediyor, Öcalan her defasında Erdoğan’ın cesaretli olmazsa bu işi yürütemeyeceği, Gladyo-Nato ve derin odaklı merkezlerce darbe veya benzeri bir şekilde düşürülebileceğini dile getiriyordu. Keza her açıklamasında Türkiye halkları olarak beraber yaşanılabileceğini vurguluyordu.

2013’e girilmesiyle beraber Gladyo- Nato ve derin odaklı merkezler tekrar düğmeye bastı. Fransa’nın başkenti Paris’te içlerinde PKK’nin öncü kadrolarından Sakine Cansız da olmak üzere üç PKK’li kadına suikast yapıldı. Öcalan’ın bu olayla ilgili olarak yaptığı bir açıklamada ‘’Ne Paris katliamı AKP tarafından doğru görüldü, ne de ondan sonraki darbe girişimleri, hem AKP tarafından, hem de Türkiye Devleti tarafından doğru görülmedi, doğru okunmadı.’’

Bu olayla beraber Kürt Hareketinin masayı devireceği ve tekrar çatışma ortamının doğacağını varsayanlar anlaşılan o ki Öcalan’ı ve onun felsefesini tam olarak kavrayamamışlardı. Öcalan’ın ‘’Onların bütün bu olumsuzluklarına rağmen, biz kendi halkımıza, Türkiye halklarına karşı olan sorumluluğumuzun gereği olarak bu darbelerin amacına ulaşmaması için, tekrar tarihi bir Türk- Kürt savaşının başlamaması için elimizden gelen bütün çabayı gösterdik,’’ açıklamalarından sonra bu kez aynı merkez, İmralı tutanaklarını basına sızdırmıştı.

Bu tutanakların basına sızması, o güne kadar kamuoyu önünde inkar-red edilen, kabul edilmeyen PKK Önderliğiyle görüşmeler, TC Başbakanı Erdoğan tarafından ‘Bizden öncede görüşüldü, devlet sürekliliği esastır vb.’ gibi söylemlerle Öcalan ile görüştüklerini kabul etmek zorunda kaldı. Oslo’ da AKP’yi açığa çıkaran cemaat bu defa İmralı tutanaklarıyla AKP’yi bir kez daha kamuoyu önünde aciz duruma düşürmeyi planlıyordu.

Bir tarafta ‘yıllardır süren Kürt sömürüsünün, mazlum halkların birbirine kırdırma politikasının özelde Kürdistan olmak üzere tüm Ortadoğu halklarının bir kaos içine sürükleyerek kendi varlıklarını devam ettirebilme çabaları görüşüyle hareket eden Gladyo-Nato- Türk Derin devleti ve paralel yapı. Bir diğer tarafta ‘Ne olursa olsun Ortadoğu ve Türkiye halklarının bir arada, kardeşçe ve eşit bir şekilde yaşayabilmeleri için çaba sarf edeceğini belirten Abdullah Öcalan ve Hareketi.

Ortada ise son ses kayıtlarıyla beraber zaten çizilmiş olan karizmasının yerle bir olduğu, köşeye sıkıştığında Kürt hareketine sığınmasını iyi bilen, ama aynı zamanda kafa koparan, kelle kesen Kürt kadınlarına tecavüzü fetvalar yoluyla meşrulaştıran El-Kaide ve uzantılarıyla anlaşıp, onlara askeri, ekonomik destek ve Türkiye üzerinden güvenli geçiş izni veren, dış politikada herkesi kendine düşman edinmiş ve elinde kalan tek komşusu Barzani ile Rojava’yı boşa çıkarmaya çalışan, gezi eylemlerinde tankla, tüfekle, gaz bombası, jopla kendi vatandaşına saldırarak göz çıkaran, sakat bırakan, tutuklayan, fişleyen… Kürt insanını sadece zindanlarda yaşayabilen bir canlı olarak tanıyan,(onlar için durmadan hapishaneler yapan!!) çocuklarıyla, akrabalarıyla- bakanları, milletvekilleriyle, kendine biat etmiş iş adamları ve ihalecileriyle bu ülkeyi soyup, soyup ayakkabı kutularına koyan, en az üç çocuk, tecavüzcüsüyle evlenme, kadının yeri evidir söylemleriyle kadını toplumdan soyulama, kadını erkeğe hizmetçi olarak gören, özelleştirme adı altında ülkeyi talan eden, kadim Anadolu ve Mezopotamya topraklarını kendi yandaşlarına parselleyerek işletme adı altında bu toprakları yaşanmaz hale getiren bir Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’si.

Tüm bunların ışığında, rengiyle cinsiyetiyle, ırkıyla, düşüncesiyle kimden olursa, nerden olursa olsun hep beraber yaşayabileceğimiz bir toplum yaratmaya çalışan, bu uğurda her türlü bedeli ödeyen, ezilenden yana olan, halkların kardeşliği adına mücadele eden Abdullah Öcalan felsefesi eksenli Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ya da Halkların Demokratik Partisi (HDP)

Şimdi soruyorum Türkiye halklarına; savaşın olmadığı, insanların soğuktan ölüp, açlıktan kırılmadığı, herkesin söz hakkı sahibi olduğu ve daha yaşanılır bir toplumda mı yaşamak istersiniz, yoksa; Paralellerin cirit attığı, devletin vatandaşının parasını çaldığı, vatandaşın sokak ortasında polis tarafından öldürülebildiği, kadınların tecavüz edilip tecavüzcünün cezalandırılmadığı, Ceylan Önkol’ların Lice’lerde, Ali İsmail Korkmazlar’ın Eskişehir’lerde öldürülmesinin olağan görüldüğü, Roboski’lerin üstünün örtülüp Alevilere düşmanlık besletildiği bir toplumda mı yaşamak istersiniz?

Herkesin el-vicdan yapıp sandığa gideceği bir seçim ‘UMUD’uyla…

M.Dilbihar

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.navendalekolin.com - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER): UMUDA  YURUMEK    

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.