AKP URFA ADAYI CELALETTİN GÜVENÇ KİMDİR?
Kim Kimdir? / 21 Şubat 2014 Cuma Saat 07:52
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
1989 yazının Kürdistan’da yerini nispeten daha sakin bir güze bırakması beklenirken, Türk ordusuna bağlı binlerce komando ve özel harekat timinin bir güz şafağı Setkar köyünün etrafını sarmasıyla dağlardan ovalara beklenen sükunet yine hayal olmuştu.

Celalletin Güvenç Kimdir?

1989 yazının Kürdistan’da yerini nispeten daha sakin bir güze bırakması beklenirken, Türk ordusuna bağlı binlerce komando ve özel harekat timinin bir güz şafağı Setkar köyünün etrafını sarmasıyla dağlardan ovalara beklenen sükunet yine hayal olmuştu.

Setkar, Elkê veya değiştirilmiş adı Hisarkapı… Kato dağının eteklerine kurulmuş bir köy. Beytüşşebap’ın bu yüzü dağlara dönük köyünü biz Kürdistanlılar Kazan vadisi şehitlerinden Çoli Temel ile bir kez daha hafızamızdan silinmezcesine hatırlayacaktık.

Kürdistan’ın en yüksek, en dik zirveli dağlarından olan Kato’nun, Yunancada lanet, lanetlenmiş anlamında olduğu söyleniyor.

Ksenophon’nun “Anabasis veya Onbinlerin Dönüşü” kitabında Pers-Grek lejyonerleri savaşı anlatılırken Kürdistan’nın bu sarp coğrafyasından da söz edilir. Sarp kayalıklarda mahsur kalan yüzlerce Grek askeri aman vermez bu iklimde Perslere yenilmişlerdi, tarihi hatırlatmasını yapalım.

Tarih belki bir Pers-Grek savaşını tekrar etmeyecekti, ama yüzyıllar sonra bu coğrafyada yaşayan bir halkın uluslaşma sancılarıyla özgürlük talep ederek modern Rumi orduya karşı savaşacak gençlere tanıklık edecekti. Ve işte 25 yıl önce bir sabah vakti yüzlerce zırhlı araç, eli tetikte binlerce komando ve tüm kinleri, nefretleri adeta sarkık bıyıklarına vurmuş yüzlerce Türk güvenlik görevlisi, Setkar’ın etrafını sardı.

Daha bir sene öncesinde TC’nin “yurtsuzlaştırma, köksüzlestirme programı” çevresinde köyden bazı aileler göç ettirilmişti. Sadece 20 hane kalmıştı.

Türk ordu güçleri köyde yaşayan yaklaşık 100 insanı önce bir meydanda topladılar.

Ve her zamanki gibi ‘rütbeli biri’ sesinden, bakışlarından, parmak sallayışlarından Türklük ve sömürgeci kibri akarcasına köylülerin karşısına geçip “yabancısı oldukları bir dilden” tehditler savurdu.

“Köyü terk etmeleri gerektiğini, aksi durumda başlarına birçok şeyin gelebileceğini” söyledikçe coşuyor, hakaretin, tehditin dozunu arttırıyordu. Çocuklar ve kadınlar o gün Kürt olmanın bu “beyaz ırk” kibirli ordunun kendilerinin yaşadıkları topraklarda bir işgalci olduğunu gördüler. 20 civarında genç, tartaklanarak gözaltına alındı. Yolda binbir ırkçı nefret dolu hakaretler, dayaklar…

Gözaltına alınan gençlerin evlerinden bir şey almalarına izin verilmedi. Kadın, çocuk ve yaşlılar ilçe merkezi yakınlarındaki köylere sığınmak orada geceyi geçirmek zorunda kaldılar.

Devlet terörünün tüm çıplaklığıyla yaşandığı o yıl, Naci Temel 7 yaşında bir çocuktu ve diğer yaşıtları gibi annesinin eteğine yapışmış Türklerce “lanetlenmiş sayılan akrabalarının” evlerinin ateşe verilmesini izliyordu.

İlçe kaymakamı, evleri yakılmış insanlara kapıyı açmamaları, onları barındırmamaları için civar köy sakinlerini tehdit ediyordu.

Yusuf Temel ise 20′li yaşlarındaydı, 20 arkadaşı, akranı, akrabası ile gözaltına alındı. Önce Beytüşebap’a, oradan Şırnak’a ve oradan da Diyarbakır kol orduya götürüldüler.

Sorgu süresince akla gelebilecek her işkenceye maruz kaldılar. Onlar, köyde geride bıraktıkları aileleri, kardeşleri ve evlerini düşünüyorlardı. Aileleri ise bir yandan evsiz kalmalarının verdiği yoklukla bir yerlere göç etme telaşına kapıldılar diğer yandan ise gözaltındaki çocuklarının akıbetini düşünüyorlardı.

Bazılar Adana ve Mersine, bazıları ise daha uzak kentlere göç etmek zorunda kaldılar. Bu göçün elbette bir geri dönüşü olacaktı. TC devlet aklının yetmediği ise bu hicretti…

Setkar köyü ise deyim yerindeyse haritadan sildirildi adeta…

1991’de ise Türk ordusu iki yıl önce yarım kalan işini tamamladı: Bir önceki yangında arta kalan kalasları, evleri yeniden yaktı, bağ bahçeleri ateşe verdi… İnsanın toprağıyla vedalaşması Kürdistan’da böyle işliyordu. O yıllardan sonra binlerce Kürt köylüsü bu “velveleye” tanık olacaktı.

Aynı tarihlerde Pirosan, Germo ve civardaki bir kaç köyün akıbeti de aynı Setkar gibi oldu.

Yusuf Temel ve gözaltına alınan diğer köylüleri bir süre sonra serbest bırakıldı. Ama geride gidebilecekleri bir evleri yoktu ve dağılan aile üyelerinin her biri başka yerlere göç etmişti.

Naci Temel ise ailesi ile Adana’ya göç edenlerin arasındaydı.

Ve devamındaki yıllarda tüm Beytüşşebap’ta olduğu gibi Kürdistan’ın diğer “tehlikeli kodlu” köyleri aynı muameleye tabi tutulacaktı. Sadece Faraşin bölgesinde 55 köy haritadan silindi.

Çocuklar Naci Temel, gençler ise Yusul Temel ile aynı akıbete maruz kaldı.

O tarihten bugüne kadar Setkar köyünden 29 kişi gerillaya katılıp yaşadıkları trajedinin acısını soracaklardı. Bazıları yaşamını yitirdi, bazılarının yüreği hala “özgür vatan” çarpmakta…

Naci Temel’de 18 yaşında Adana’dan ülkesinin daglarina geri döndü.

2010 tarihinde çocukken ayrılmak zorunda kaldığı Beytüşebap’a gerilla olarak geri döndü.

Ve aynı yılın 5 Haziran’ında girdiği bir çatışmada yaşamını yitirdi.

Yusuf Temel devletin her türlü baskı mekanizmasına rağmen Beytüşşebap’ta ayrılmadı.

2009 Mart seçimlerinden oyların ezici çoğunluğu ile BDP’den belediye başkanı seçildi ve hala bu görevi yürütüyor.

Dönemin içişleri bakanı Abdulkadir Aksu daha sonra yine aynı göreve devam etti, şimdi AKP Genel başkan yardımcılığıyla “siyasi koruculuğun” en üst mevkiinde…

Faraşin’deki 55 köyün haritadan “silinmesi” emrini veren dönemin OHAL Valisi Mehmet Necati Çetinkaya şimdi AKP Genel Başkan yardımcısı.

Ve o dönem Beytüşşebap’ın bağlı olduğu Hakkari ilinin Valisi olan Şahabettin Harput ise 2003 yılında AKP tarafından içişleri bakanlığı müsteşarlığına getirildi, şimdi Merkez valisi.

Ve 1989 yılında yani Setkar köyünün yakıldığı dönemde Beytüşşebap kaymakamı olan Celalletin Güvenç aynı yerde iki yıl daha görev yaptı. Daha sonra vali yapıldı. Şimdi AKP Urfa Belediye Başkan Adayı…

Normal bir ülkede savaş suçu ve “insanlığa karşı işlenen suçlar” ile yargılanacak Türk bürokrasi aygıtının elemanları şimdi daha konforlu, daha güvenli görevlerdeler. Setkar köyü trajedisi aynı zamanda Kemalist-laik oligarşi ile muhafazakar-Türk oligarşisinin birbirini bütünlediğine dair bir fotoğraftır.

Kürtler barışını arıyor, Kürtler kötülerle de barış olabileceğini biliyor; bu, onların öz dinamiklerinin, öz savunmalarının geldiği noktayı işaret eder. Bu, onların binlerce trajediyle kazandıkları müzakere masasının bir sonucu… AKP’nin lütuf hanesine değil, kalıcı bir barış da Kürtlerin savaş ve politika gerçekliğine yazılmalıdır.

Amed Dicle

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.