ROJHACK PKK’YE YÖNELİK MİT RAPORUNU ELE GEÇİRDİ - 1
Dizi Yazı / 31 Ocak 2014 Cuma Saat 08:28
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Rojhack, PKK’ye karşı MİT tarafından hazırlanan “Terör Örgütüne Karşı Alınması Gereken Tedbirler” başlıklı bir raporu ele geçirdiğini duyurdu.

Rojhack, PKK’ye karşı MİT tarafından hazırlanan “Terör Örgütüne Karşı Alınması Gereken Tedbirler” başlıklı bir raporu ele geçirdiğini duyurdu.

Rojhack, Amed’de görevli Remzi Damar adını kullanan MİT personelinin bilgisayarına yönelik gerçekleştirdiği operasyonla MİT’in 2007 yılında PKK’ye karşı “Terör Örgütüne Karşı Alınması Gereken Tedbirler” başlıklı 6 sayfalık raporunu ele geçirdiğini açıkladı.

Rojhack, sitemize e-posta yoluyla yaptığı açıklamada,  6 ay boyunca sürdürülen takip sonunda MİT’in Amed sorumlularından olduğu tahmin edilen Remzi Damar ismini kullanan MİT personelinin bilgisayarını ele geçirdiğini duyurdu. Rojhack, operasyon gerçekleştirdikleri bilgisayarda birçok bilgi ve fotoğrafa ulaştıklarını bunlar içinde KCK adıyla gerçekleştirilen operasyonlar sonucu tutuklanan ve şuan siyasi alanda faaliyet yürüten Kürt siyasetçilerinin de aralarında bulunduğu birçok siyasetçiye ait fotoğraflar, telefon dinleme kayıtları, fiziki takip bilgi formları ve KCK davalarında kullanılan gizli tanıklara ait fotoğraf ve bilgilerin de olduğu 4 GB’lık veriye ulaştıklarını aktardı.

 MİT personelin bilgisayarından ele geçirilen bütün verileri kamuoyu ile paylaşacaklarını belirten Rojhack, MİT ve paralel devletin istihbarat birimlerine yönelik siber operasyonlarının devam edeceğini vurguladı.

Rojhack tarafından sitemize gönderilen, MİT’in 03/02/2007 tarihli Ek: İlgi yazısı eki girişli Dağıtım: Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genel Kurmay Başkanlığı Makamına “Terör Örgütüne Karşı Alınması Gereken Tedbirler”  başlıklı MİT’in özel yazım filigramıyla hazırlanmış raporunu 3 bölüm halinde fotoğraf çözümünü yaparak kamuoyu ile paylaşıyoruz. Yayınladığımız MİT raporunda, PKK’ye karşı alınması gereken tedbirler başlığı altında yapılan değerlendirmeler, 2007 yılından bu yana çeşitli yöntemlerle uygulanmaktadır.

1.    BÖLÜM

PKK’nın başarısı, Cumhuriyetin kuruluşundan bun yana sürdürülen “milli bütünleşme projesi” çerçevesinde henüz ulusal bütünlüğe tam olarak eklemlenememiş yurttaşlarımız ile ulusal bütünleşmeyi sağlamış olan yurttaşlarımızın bir kısmını ulusal bütünlük sürecinden kopararak, Kürt “etnik gruplaşması” sürecine sokmuş olmasıdır. Bölge insanının kafasında kendisine Kürt oluşundan ötürü farklı davranıldığı tezi oluşmuş olması, etnikleşmeyi güçlendirmektedir. Esasen milli bütünleşme projesi 1980’lerde GAP projesinin devreye girmesi ile dev adımlarla hızla sonuca doğru gidecek Türkiye Cumhuriyetinin milli bütünlüğü sosyolojik olarak tamamlanacaktı. PKK’nın bu dönemde ortay çıkması “ milli bütünleşme projesini” sekteye uğratmış ve toplumu “milli bütünleşme projesine” karşı harekete geçirmiştir. 

Devletin halkı kazanmak için yaptığı girişimler büyük ölçüde amatörce kalmıştır. Bazı çok başarılı çalışmalar kişisel olarak kalmış kurumsal bir kimlik kazanamamıştır. Türkiye’nin milli bütünleşme politikalarının sürdürülmesi konusunda en ufak bir komplekse kapılmasına gerek yoktur. Çünkü bütün milli devletler, tarihsel süreç içinde toplumsal bütünleşme, yerleştirme ve üretilen modern bir hakim kültür etrafında asimilasyona ve/veya bütünleşmeye öncelik vermişler, çatışma ve gerilimleri azaltıcı politikalar izlemişlerdir.

Şu nokta önemle göz önünde tutulmalıdır ki, Kürt kimliğinin sadece kendilerini Türklükten ayrı olarak Kürt hissedenler tarafından ifade edilmesi Türkiye’den kopuş anlamında başarılı olmaları için yetmez, ancak bu kimlik konusu Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından da teyit edilmesi halinde, kendi içinde sağlıklı bir zemine oturacak ve muhtemel kopuş için uygun zemin hazırlayacaktır. Etnik kimliğin devlet tarafından tanınması masum bir istek değildir “Etnik kimlik, adeta yeni siyasal toplumun tutkalı olarak hayal edilmiştir.” Bu yeni siyasi toplumun oluşmasında bir ara adımı teşkil edecek olan etnik milletleşmeyi zorlaştıran hususun devletin direnişi olduğu unutulmamalıdır.

Yapılması gereken, bölücü ideolojinin ulaştığı bütün başarıları ortadan kaldıracak bir politikayı bilimsel esaslara dayandırmaktır ve kendisini Kürt olarak tanımlayan bölge halkının eritilerek “milli bütünleşme projesine” dahil edilmesidir. Özetle, örgütün etnik tarih inşası engellenmeli, sosyolojik ve psikolojik bölünmeyi tamir edici, toplumsal bütünleşmeyi geliştirici politikalar geliştirilmelidir. Aşağıda bu konuda bazı somut öneriler getirilmiştir. 

Genel Çerçeve;

1.    Bölgede mağduriyetin ortadan kaldırılması için; psikolog, psikiyatrist, ve sosyal psikologların öncülüğünde bir çok kapsamlı araştırmanın yapılması şarttır. PKK’nın kurduğu psikolojik tuzak ve mekanizmalar iyi tespit edilmelidir. Toplumsal rehabilitasyon önlemleri için; 

a.    Bölgede rehabilitasyon 

b.    Bölge dışında göç neticesinde oluşan gettolarda rehabilitasyon olmak üzere iki genel çerçeve oluşturmak gerekmektedir.

2.    Başta öldürülen PKK’lıların aileleri olmak üzere yakın çevrelerine yönelik olarak kapsamlı rehabilitasyon çalışmaları başlatılmalıdır.  Bu insanlar düşman oldukları halde, düşman olarak görülmemeli kendilerine öyle davranılmamalıdır. Terör ile mücadelede terör sürecinin yaşandığı coğrafyanın insanlarının büyük çoğunluğu potansiyel suçlu olmakla birlikte, bunların potansiyel suçlu olarak görülmesi ve bunun onlara yansıtılması tepkilere yol açabilir. Özellikle PKK’lı gençlerin anneleri ve babaları kazanılmalı, çocuklarını PKK’dan geri almak üzere yönlendirilmelidirler. Bu çerçevede özellikle “ Cumartesi anneleri” gibi örgütün politikleştirerek istismar ettiği gruplar tahlil edilerek terör örgütünden koparılmalıdır. 

3.    Mevcut DTP seçmeninin siyasal, kültürel ve ekonomik profilini çıkararak, Türkiye’ye karşı içinde bulunduğu tutumu tespit edecek bir araştırma gerçekleştirilmelidir.  Bu insanların büyük bir bölümü Türkiye Cumhuriyeti devletinden kopmuş olmak ile birlikte “ Türkiye fikrinden” kopmuş değildirler. Türkiye Cumhuriyeti’ne tekrar kazandırılmaları mümkündür.

4.    Öncelikle insanların başına gelen her olumsuzluğun nedeninin “Kürt” oldukları fikrisabitinin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Böylece terörün sosyal zeminin ortadan kaldırılmasında veya zayıflatılmasında büyük rol alınacaktır.

Örgüt Tabanının Zayıflatılması;

5.    Güvenlik güçleri tarafından öldürülen PKK’lıların aileleri devlet tarafından dışlanmamalıdır. Bu ailelere yönelik olarak PKK’nın gerçekleştirdiği psikolojik operasyonunun etkisinin kırılması için karşı mücadele geliştirilmelidir. 

6.    Devletin PKK’nın kurduğu ve devletin sürekli düştüğü tuzakları bozmak için bir karşı strateji geliştirmesi mücadeleyi kazanmak için şarttır. Bu süreçte değerlendirilecek en önemli sivil toplum örgütlerinin başında şehit aileleri yardımlaşma dernekleri ile İslami kesimlerin kurduğu dernekler gelmektedir. Özellikle bölgedeki şehit aileleri ve yardımlaşma dernekleri bu konuda etkili bir işlev üstlenebilirler.

7.    Bu sürecin psikolojik zorlukları ortada olmak ile birlikte önemi kaçınılmazdır. Böylece örgüt şimdiye değin istismar ettiği en önemli taban ile doğrudan ilişkide zorlanacaktır. Devlet görevlileri bu aileleri ziyaret ederek, çocuklarının kaybına devletin değil, örgütün insanları istismarının yol açtığını anlatılmalıdır.
Devlet ile Halk Arasında Sıcak İlişkiler;

8.    Bölge halkı ile güvenlik güçleri arasında güçlü bir organik bağ oluşturmak gerekmektedir. Bunun için uygulanabilecek birçok yol vardır. Bunun için yapılması gerekenlerden birisi de dini bağın vurgulanmasıdır. Bir askeri birliğin bir köye girdiği zaman camide namaz kılması, Ramazan ayında komutanların iftar vermesi, Cuma namazlarına subayların katılması bu alanda olumlu bir örnek teşkil edecektir. Radikal dinciliğe karşı TSK tarafından zaman zaman sergilenen radikal laikçi uygulamalar sadece ve sadece radikal dincilerin zeminini güçlendirmekte, Türk ordusunu olduğundan farklı göstermektedir. 

9.    Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatına da toplumsal rehabilitasyon sürecinde çok önemli görevler düşmektedir. Ancak Başkanlığın mevcut yapısı ve klasik görev zihniyeti ile böyle bir görevin üstesinden gelmesi mümkün değildir. Başkanlığın bu noktada devletin ilgili kurumları ile daha etkili bir dayanışma içinde olunması gerekmektedir. Özel olarak yetiştirilmiş imamların bölgeye gönderilmesi ve bu imamların örgütün anti-propagandasını yapacak şekilde donatılması,  bölgedeki istihbarat güçlerimizle birlikte çalışmaları gerekmektedir.

10.    Özellikle silahlı kuvvetler veya emniyet teşkilatının örgütlediği toplu sünnet düğünleri, gençlik şölenleri, toplu nikah şahitlikleri, Mehmetçik dershaneleri, okul inşa projelerine katkılar, spor karşılaşmaları sistemli hale getirmelidir. Toplu olarak düzenlenen bu törenlere devletle işbirliği yapmış olan, bölge ileri gelenlerinin davet edilmesi ikana etmede daha belirleyici bir rol oynayacaktır. Bütünleşmenin sağlanmasında şimdilik mümkün olan yerleşim yerlerinde asker ve polis ailelerinin lojmanlarında halk ile iç içe oturacakları apartmanlara taşınmalarında büyük fayda olacaktır.

11.    Öğrencilerin Güneydoğu Anadolu’dan, Batı’ya Ankara, Bursa, Çanakkale, İstanbul’a düzenlenecek, bazı kasaba ve köyleri kapsayacak, tarihi ve sosyal gerçeklikleri görecekleri turlar, geleceğe yönelik olarak mağduriyet sorununun çözümüne yardımcı olacaktır. Bunu yaparken, bölge halkı tarafından tepki çekmeyecek olan kurumlar tarafından yapılması daha faydalı olacaktır.

 Hayatın Normalleştirilmesi

12.    Mağduriyet psikolojisinin aşılmasında en önemli önlemlerden biriside güvenlikten taviz vermemek kaydı ile günlük yaşamı herhangi bir batı ili gibi şekillendirmektir. 

Öncelikle; İsimleri değiştirilen yerleşim yerlerine eski isimleri verilmelidir. Esasen isim değiştirme işlemi daha ilk günden yanlış bir uygulamadır. İhtisası olmayan veya olduğu düşünülen kişiler Kürtçe zannettikleri yer isimlerini değiştirmişlerdir. Oysa yapılan bilimsel araştırmalar değiştirilen isimlerin Türkçe köklü isimler olduğunu göstermektedir. Esasen bu isimleri değiştirmek bölgenin tarihi Türk karakterini değiştirmek demektir.

13.    Alınan güvenlik önlemleri mümkün olduğunca istihbarati nitelikli olmalıdır. Asker ve polisin kamusal alanda görünümüne dayalı önleyici güvenlik anlayışı terk edilmelidir. Bunun için asker ve polis güvenlik güçlerinin profesyonel eğitim ve destek alması gerekmektedir. Yıllardır göz önünde kutsal görevlerini yerine getiren özellikle istihbarat güçlerimiz devlet kurumlarında ve camilerde istihdam edilmelidirler. Böylece bölge halkının tepkisini de çekmeden görevlerini daha rahat bir şekilde yerine getirmeleri sağlanır.  





Lekolin.Org Haber Merkezi

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.