DEMOKRASİNİN RESMİ…
Basından Seçmeler / 21 Ocak 2014 Salı Saat 10:19
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gündemdeki tartışmaları dinleyince N.Hikmet’in Saman Sarısı şiirindeki dizeleri düşüyor aklıma… Mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?

Gündemdeki tartışmaları dinleyince N.Hikmet’in Saman Sarısı şiirindeki dizeleri düşüyor aklıma…

Mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?

Evet, Nazım, Abidin Dino’ya bu soruyu soruyor ama kendisi sözcükleriyle devrim yıllarının Küba’sını öyle güzel anlatıyor ki!
Mutluluğun resmini zihinlerde çiziyor Nazım.

Boya kullanmadan, kağıt kullanmadan, zihinlerde…

Kelimelerle.

Bir süredir dinlediğimiz haberler ve açıklamalarda o kadar demokrasi kelimesi geçiyor ki; şu soruyu sorasımız geliyor:

Demokrasinin resmini çizebilir misin?

Hırsızlığın, adaletsizliğin ve bin beter şeyin gün be gün açığa çıktığı bir ortamda pek çok kimse demokrasiden bahsediyor ama demokrasiyi resmedemiyor. Bir demokrasi söylemidir almış başını gitmiş. Soyut ve salt propaganda içerikli!

Evet, kimileri halen Hegel gibi, devleti adaletle gücün birleştiği kurum olarak görüyor, etik bir varlık olarak tanımlıyor. Bunun sonucu da halen devletten adalet bekliyor.

Bu durum bize devlet gerçeği üzerinde durmayı dayatıyor. Halen yaklaşım sorunlarına işaret ediyor. Halen devlet, adaletin ve toplumun özgürleşme isteminin odak noktasında yer alıyor. Oysa devletin kendisi hem politikanın hem de ahlakın inkarı hatta imhası üzerinden gelişmiştir.

Bunu açıklayarak somutlaştıralım: İlk devletlere bakalım. Mısır Firavunları zamanında binlerce insan piramitleri yapmak için karın tokluğuna çalışırken, Firavun büyük bir lüks içinde yaşarmış. Günümüzün Erdoğan, Obama gibi devletlilerinin Firavunu aratmadığı gün gibi ortadadır. Günümüzde, firavun ve nemrutların sayıları çoğalmıştır bile. Firavunun kölelerinin, günümüz vatandaşlarından farkı firavunun kölelerinin zincirleriyken günümüzde olan zihinsel kelepçeler ve yaşama sızmış, bin bir şekle girmiş iktidarın varlığıdır. Her gün televizyonlarda yapılan her bir program, okullarda anlatılan her bir ders, dinlenilen her bir şarkı, izlenilen her bir futbol maçı bu zihinsel kelepçeleri daha da sağlamlaştırmaktadır. Bu zihinsel kelepçeler şu gerçeği gizler: 

Devlet ahlaksızdır.

Devletin çok bilinen politik yanına bakalım. Firavun dönemindeki kölelerle, günümüz insanlarının politik düzeylerini karşılaştıralım. Politikayı ihtiyaçlarını karşılamak için tartışma ve harekete geçme olarak değerlendirirsek politik alanda tüm bu şaşaya rağmen günümüzde daha geri konumda sayıldığımızı ifade edebiliriz. Çünkü günümüz politikası parlamentarizme saplanmış durumdadır. Tüm arayışlar egemenlerin verili sistemi içinde dönüp duruyor. En demokratım diyen bile devletçiliği aşamamıştır. İnsanların büyük bir çoğunluğu politikaya yabancılaşmıştır.

Firavun döneminin kölelerinin kendi ihtiyaçlarını karşılamaktan alıkoyan zincirleri ve acımasız firavun askerleri varken günümüz toplumunun kendi ihtiyaçlarını karşılaması önündeki en büyük engel düşünceleridir.

Firavunun köleleri özgürlüklerine kavuştuklarında kendi topraklarına, köylerine koşmuşlardır. Ancak günümüzde insanlar tam tersi yöne koşmaktadır. Eski köleler özgürlüğe koşarken, şimdi görece daha özgür insanlar köle olmaya doğru hızla koşmaktadırlar. Zengin olma umuduyla, o “muhteşem” kentlere koşma devam etmektedir. Bu kapitalizmin değer yargılarının içimize sızmasının sonucudur. Bu sızıntılar özgür beyinlerde pranga rolü oynar.

Bu pranga-düşünceler siyaset, güvenlik, ekonomi, eğitim gibi pek çok alanda örgütlülüğümüzle kendimizin yapması gereken şeyleri devletten beklememize neden oluyor. Devletliler de bu “hizmet ve yararlılıklar” karşısında ayakkabı kutularına paralar dolduruyor.

Vatanın, milletin menfaatleri adı altında vatanın, milletin anası ağlatılıyor.

Evet, Ahparig’in katilleri yıllardır halen bulunmamış…

Roboski katliamı davasında takipsizlik çıkmış…

Ve…

Sonrasında o aynı Roboskililerin…

O çocukları katledilen Roboskililerin…

Boyun eğmemeye devam ettiklerinden dolayı o katil devletin askerlerince evleri basılmış

Bir seher vakti darmadağın edilmişse evleri…

Böyle bir mekanizmadan halen adalet beklemek ona dayanmak…

???

Yanlıştır.

Peki, ne yapacağız?

Ben katil devlete vergi vermem diyeceğiz! O vergileri yerelde ortak bir kasada birleştireceğiz. Devletten iş-aş beklemeyeceğiz. Birkaç kişi belki de yüz kişi ne kadar ihtiyaç varsa emeğimizi birleştirerek, ortak iş alanları yaratacağız. Bir boş kamu alanını işgal ederek orada bir tarım kooperatifi kuracağız. Yanına evlerimizi inşa edeceğiz.

Ben katil devlete asker olmayacağım diyeceğiz! Askere gitmeyeceğiz. Çevremizdekilerinin de askere gitmemesi için örgütleyeceğiz.

Milyonluk mülteci kamplarını andıran metropollerden topraklarımıza döneceğiz! Nuh’un gemisinden inmişçesine atalarımızın yurduna koşacağız. Köklerimize… Köyün, tarımın geri, kötü olduğu yargılarına inat toprağa koşacağız!

Mahkemelerine gitmeyeceğiz! Hiçbir zaman adaletli olmadı ki zaten. Sorunlarımızı tartışarak, konuşarak çözeceğiz.

Böylelikle adım adım sökeceğiz o gereksiz şeyi aramızdan, kafamızdan…-Devleti!-

Kimileri söyleyedursun biz yaşayarak kuracağız onu…-Demokrasiyi!-

Nerede olursak olalım, köyde, kasabada, şehirde sokak sokak, mahalle mahalle kent kent her sorunumuzu kendimiz çözeceğiz. Bunun için örgütleneceğiz. Örgütleyeceğiz.

Bu kolay olmayacak tabi. Yıpransak da, zorlansak da, ne olursa olsun… Hırsla, inatla, aşkla yükleneceğiz. Bu resmi çizmeye…

Bu yaşamı kurmaya…

Birileri HSYK, hukuk, devlet, adalet, kumpas diye dursun.

Biz demokrasinin yalın ve net olduğunu biliyoruz. Demokrasinin tabandan, halkla inşa edileceğini, demokrasinin tavandan yaratılamayacağını, gelmeyeceğini bilerek yaşayacağız.

Rojava’ya bakacağız. İlham alacağız. Güç alacağız. Tüm güçlere inat adım adım kurulan, ilmik ilmik örülen sistemi, demokrasiyi…

Ortadoğu’da kurulan yeni şafağı, umudu görerek…

Rojava’ya, Rojava’da yaşanan devrime sarılarak yaşayacağız... 

Devrimi büyüterek; devrimi her yere yayarak,  koruyacağız…

Bunları bilerek, anlayarak yaşayacağız…

“Annelerin ninnilerinden
spikerin okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
anlamak gideni ve gelmekte olanı.”

G. Suat Tekin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER): demokrasi  nazim  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.