İKİ PARTİLİ SİSTEMİN ÇIKMAZINDAN KURTULMAK
Makaleler / 14 Ocak 2014 Salı Saat 08:59
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye'de seçimler yaklaşıyor. Yine kimin bu seçimi kazanacağı ve ittifaklar konuşuluyor. Kuşkusuz bu seçim son yaşanan siyasi depremle birlikte daha önemli hale gelmiş bulunuyor. Ancak Türkiye'de geçmişten beri bir yaklaşım seçimlerin gerçek anlamı ve demokratik karakterinden uzaklaşmayı getirmektedir. O da halkın hep iki partiden birine mahkum edilmesidir.

Türkiye'de seçimler yaklaşıyor. Yine kimin bu seçimi kazanacağı ve ittifaklar konuşuluyor. Kuşkusuz bu seçim son yaşanan siyasi depremle birlikte daha önemli hale gelmiş bulunuyor. Ancak Türkiye'de geçmişten beri bir yaklaşım seçimlerin gerçek anlamı ve demokratik karakterinden uzaklaşmayı getirmektedir. O da halkın hep iki partiden birine mahkum edilmesidir.

Kuşkusuz seçim tek başına demokratikleşme ve demokratik siyaset değildir. Demokrasilerde seçim bir yöntemdir. Ancak bu seçim sisteminin hangi siyasal, sosyal, ekonomik projenin parçası olduğu ve seçimin ne için ve nasıl yapıldığı da önemlidir. Belki de Avrupa’da benimsenen ve aslında üst toplumun kendi sistemini güvenceye almasının modeli olan parlamenter demokrasi sistemde demokrasiye hizmet edecek seçimler en fazla da yerel yönetim seçimleridir. Ancak bu seçimler de Türkiye'de iki parti arasında sıkıştırılması nedeniyle gerçek demokratik seçenekler ortaya çıkaramamaktadır.

Türkiye'de daha baştan iki partili sistem hakimdir. İlk önce CHP-DYP, sonra CHP-AP, daha sonra CHP-ANAP, CHP-DYP, şimdi de CHP-AKP. Türkiye sürekli iki siyasi seçeneğe mahkum edilmek isteniyor. Zaten burjuvazinin hakim olduğu ülkelerde esas olarak böyle bir sistem hakim kılınmıştır. Her ikisi de kapitalist moderniteyi ve sömürü düzenini savunan ve meşrulaştıran partilerdir. Biri yıprandığında yerine sistemin diğer partisi getirilir. Tüm toplum da bu iki seçenekten birine oy kullanmaya zorlanır.

Amerika Birleşik Devletlerinde bu sistem tam uygulanır. İngiltere, Almanya ve Fransa’da benzer bir sistem vardır. ABD’de cumhuriyet partiyle demokrat parti arasında iktidar sürekli yer değiştirir. Biri en fazla sekiz yıl iktidarda kalır, sonra diğeri gelir. Bazen dört yılda bir de değişir. Böylelikle kapitalist modernist baskıcı ve sömürücü sistem sürdürülür. Cumhuriyetçiler toplumu sıkıştırınca, demokratlar getirilir, toplum biraz rahatlatılır. Sonra tekrar cumhuriyetçiler iktidar olur, toplum üzerindeki sömürü daha da arttırılır. Böylelikle sistem fazla zorlanmadan kendisini hakim kılmaya devam eder. Küçük partilere şans yoktur. ABD’de de” Diğer partilere oy verirseniz cumhuriyetçiler ya da demokratlar kazanır” propagandası yapılır. Bu propaganda etkili olur, diğer siyasi seçenekler bir türlü gelişme fırsatı bulamaz.

12 Eylül askeri faşist darbesinden sonra Kenan Evren “Türkiye'de fazla siyasi parti var, bunlara gerek yok, iki parti kalsın yeter” demişti. Diğer partileri lüks olarak değerlendirmiştir. Tam da Kenan Evren’in kafasına göre bir sistem. Zaten yüzde on barajını da bunun için koymuştur. Böylece küçük partiler silinsin, sadece iki parti olsun. Bu olamıyorsa iki buçuk parti de olur. Zaten birçok Avrupa ülkesinde de iki buçuk parti sistemi vardır. Bu buçuk da bazen birine, bazen diğerine yamalanır ya da koltuk değneği olur.

Türkiye'de her zaman CHP ve bir de çoğu zaman iktidarda olan başka bir parti olur. MHP ise Türkiye'nin buçuk partisidir. Zaten MHP’nin de olmasını bu devlet her zaman ister. MHP esas olarak da devletin derinlikleri ve istihbarat örgütleri tarafından ayakta tutulur. Hem milliyetçi duyguları ayakta tutmak için MHP’ye gerek duyulur, hem de diğer partiler MHP’yi tehlike olarak gösterip toplumu kendilerine razı etmeye çalışırlar. Amiyane deyimle ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibi! Türkiye'de iki ya da -MHP’yi de katarsak- iki buçuk parti sistemi olduğu ve toplum bunlara yöneltildiği müddetçe mevcut sistem içinde ne başka parti iktidar olur, ne de Türkiye'nin makus tarihi değişir. Çünkü bu iki parti demokratik partiler değildir. Devletin  mevcut düzenini ayakta tutmaya çalışırlar. Bu da esas olarak Kürtler üzerindeki kültürel soykırımcı sömürgeci düzendir. Dolayısıyla bu partiler, tahterevalli gibi bir o, bir diğeri iktidara geldiğinden Türkiye'de bir türlü demokratikleşme gerçekleşmez ve sorunlar çözülmez.

Türkiye'de bugün de halk için kurulan bu tuzak sürmektedir. AKP “Bize oy vermezseniz CHP kazanır”, CHP de “Bize oy vermezseniz AKP kazanır” demektedir. Her ikisi de demokrasiyi biz getireceğiz iddiasıyla demokrasi isteyen çevreleri yanlarına çekmektedirler. Yıllarca bu stratejiyle yeni partilerin tarih sahnesine çıkmasına ve alternatif hale gelmesine fırsat verilmemiştir. Bir düşünce ve politika ilk önce yüzde 2-3, sonra 5-7, sonra 15-20, sonra da yüzde 30-40 biçiminde yükselerek alternatif hale gelememiştir. Eğer bir parti sistem için anlamsız hale gelmişse egemen güçler onu bir tarafa atıp başka bir partiyi iktidar alternatifi olarak piyasaya sürmüşlerdir. Örneğin AKP'nin piyasaya sürülmesi gibi.

Şimdi yine bir seçim olacaktır. HDP alternatif bir demokrasi hareketi olarak kurulmuştur. İçinde çok farklı kesimleri barındırma karakteriyle alternatif olma özelliği ve gücü bulunmaktadır. Ancak yine CHP’ye oy verilmezse AKP kazanır gibi propagandalarla bu demokratikleşme hareketinin de önü kesilmektedir. Yıllarca demokratik ve devrimci hareketlerin önü böyle kesilmiştir. Kırk elli yıldır hep böyle söylenerek bugünlere gelinmiştir. Bu söylem sonucu Türkiye'de AKP ve CHP dışında bir siyasi alternatif hareketin ortaya çıkmasının önüne geçilmiştir. Bu yaklaşım ve propagandalarla bu durum süreklileştirilmek istenmektedir. Türkiye halkları için gerçek tehlike toplumların bu biçimde düzen içi iki siyasi oluşuma mahkum edilmesidir.

Türkiye'de bu algı kırılmadığı takdirde mevcut sistem içinde demokratik bir alternatif ortaya çıkartmak mümkün değildir. Hem “Herkes gelir demokrasi içinde siyaset yapar, adım adım güçlenir, alternatif olur” deniyor, hem de öyle bir seçim sistemi ve psikolojik ortam yaratılıyor ki, yeni alternatiflerin ortaya çıkmasının önü kesiliyor.

Artık buna bir son vermenin zamanıdır. Halklar, demokrasi güçleri orta ve uzun vadeli düşünmelidir. Her zaman böyle denilerek bugünlere gelinmiş ve kaybeden demokrasi güçleri ve halklar olmuştur. Hiç değilse bu seçimde bu durumdan kurtulmak gerekir. Tüm  rejim partilerinin, demokratik olmayan güçlerin teşhir olduğu; artık yeni bir hegemonya peşinde koşan partilerin sonuç alamadığı bir ortamda tam da demokrasi güçlerinin güçlenme zemini doğmuştur. Bu durumu yeniden CHP’ye ya da AKP'ye oy biçiminde havale etmek doğru değildir.

AKP yıpranmıştır. AKP ile birlikte Fetullahçılar da yıpranmıştır. Dini siyasete alet edenlerin yıpranması iyi olmuştur. Dinin gerçek ve doğru anlamda yaşanmasının ve toplumsal işlev görmesinin önündeki engeller böylece kalkacaktır. Ancak bundan yola çıkarak CHP’nin değirmenine su taşımak doğru değildir. CHP AKP’den farklı bir politika izlemeyecektir. O da demokratikleşmeye değil, kendi yandaşlarına rant dağıtmaya bakacaktır. Tabii CHP’ye oy verenler değil, sadece elit yöneticilere yakın olanlar nemalanacaktır. Nasıl ki AKP yolsuzlukta diğerlerini geçtiyse, CHP de yolsuzluk ve rantta diğerlerini geçecektir. Zaten CHP de böyle bir karakterde olduğu için 1990’lı yıllarda tüm yerel yönetimleri o zamanın Refah Partisi’ne, yani Tayyip’in içinde bulunduğu partiye kaptırmıştı. 

CHP’ye oy vermezseniz AKP kazanır, ANAP kazanır gibi eğilim en fazla da Alevilerde vardır. Bu mantık nedeniyle şimdiye kadar demokratik bir alternatif ortaya çıkarmada rollerini oynayamadılar. Devrimciler, radikal demokratlar, Aleviler ve tüm ezilen topluluklar hiç değilse bundan sonra bu tuzağa düşmemelidir. Yeni bir siyasi alternatif çıkarma doğrultusunda rollerini oynamalıdırlar.

HDP şimdi geniş yelpazede siyasi görüşleri bir araya getirmiştir. Belki hemen ilk seçimde birinci ve ikinci parti haline gelmeyebilir; ancak devrimcilerin, Alevilerin ve radikal demokratların oyunu alarak alternatif olduğunu gösterir. Bir başka seçimde ise Türkiye'nin demokratikleşmesini sağlayan  bir güç haline gelebilir. Türkiye koşulları artık böyle bir siyasi alternatifin ortaya çıkması için uygun hale gelmiştir.

Artık CHP’ye oy vermezsek şu kazanır yaklaşımı doğru bir tutum ve siyaset değildir. Bu, çok basit bir yaklaşımdır; çaresizliğin ifadesidir. Demokrasi güçleri ve halklar çaresiz olmamalıdır. İddialı olmalı ve kendi seçeneklerini ortaya çıkarmalıdırlar.

AKP'nin nasıl iktidar olduğu biliniyor. Erbakan hep ayrı seçimlere girdi. Bazen barajı aşamadı ya da yüzde 2-3 oy aldı. Ama hep kimliğini korudu. Siyasetini hep böyle canlı tuttu, alternatif olarak hazırladı. Sonunda iktidar oldu. AKP'yi iktidara getiren zemini bile bu yaklaşım hazırladı. Herhalde gerçek demokrasi güçleri ve radikal demokratların projeleri ve iddiaları bunlardan az değildir. Az olmamalıdır. CHP’ye oy vermezsek AKP kazanır demek, aslında ezilenler üzerindeki zulüm ve baskı düzenine mahkum olmaktır.

Kuşkusuz her zaman bazı ittifaklar olur, ama ittifaklar diğer partileri değil, radikal demokrasi güçlerini güçlendirmek için olmalıdır. Sanırız HDP CHP ile ittifak yapalım demiş, ama CHP “Sizinle kamuoyu önünde açıkça ittifak yapmam” diyerek bu teklifi reddetmiştir. Bu durumda tabii ki HDP kendi kimliğini koruyacak ve alternatif bir hareket olarak kendisi seçime girecektir. Bu, HDP’nin de, tüm demokrasi güçlerinin de hakkıdır. Demokrasi güçleri ancak böyle güçlenir ve alternatif hale gelir ve mevcut sistem partilerinden kurtulunur.

Mustafa Karasu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.