ROBOSKİ’Yİ VURAN MANŞETLERİNİZİ UNUTMADIK-CAHİT MERVAN
Basından Seçmeler / 28 Aralık 2013 Cumartesi Saat 12:55
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Roboski katliamının, yani 2011 yılı sona ererken hepimizin evine ve yüreğine düşen o ateşin yıldönümü. 34 Kürt ailesinin, onlarla birlikte bütün Kürdistan’ın ve soykırımlar karşısında halen vicdanını yitirmemiş tüm insanların feryatlarının bir kez daha yeri göğü inleteceği gün

Roboski katliamının, yani 2011 yılı sona ererken hepimizin evine ve yüreğine düşen o ateşin yıldönümü. 34 Kürt ailesinin, onlarla birlikte bütün Kürdistan’ın ve soykırımlar karşısında halen vicdanını yitirmemiş tüm insanların feryatlarının bir kez daha yeri göğü inleteceği gün.

Bugün samimi ve insani duygularla Kürtlerin bu kanayan yarasına dokunan ve o tarifi zor acıyı azaltmaya çalışanlar da olacak, ama aynı zamanda timsah gözyaşı dökerek Kürt soykırımının ziyafet sofrasına oturan, soykırımın teorisini yapan ve rant için kendisini bile satan vicdansızları da olacak.

Hatta Roboski katliamı sonrası yazdıklarını-çizdiklerini, attıkları manşetleri, ileri sürdükleri o vahşet düzeyindeki senaryolarını unutup veya kamuoyunun unuttuğunu düşünerek ‘adalet istiyoruz’ diyenler de çıkacak. Tıpkı şimdi Gülenci Network’a ait gazete ve televizyonların yaptığı gibi.

KİR-PAS İÇİNDEKİ MEDYA


Ancak bu kadar kir-pas içinde olan, iktidar kavgasında her türlü yolu mubah sayan, yalanı ve kara propagandayı bir hayat tarzı haline getiren bir medyanın şimdi söyleyeceklerinin ne önemi olabilir ki?

Günlerdir Kürdistan ve demokratik kamuoyu ibretle ve biraz da ‘şaşırmış’ halde ‘düşman kardeşlerin’ savaşını izliyor. Gazete manşetleri, televizyon haberleri, internet dünyası saat başı bir yeni skandalla hop oturuyor hop kalkıyor. Hakaret ve küfrün bini bir para: ‘Şerefsiz’, ‘alçak’, ‘komplocu’, ‘kumpasçı’, ‘tetikçi’, ‘ajan’, ‘işbirlikçi’, ‘vatan haini’, ‘satılmış’, ciğeri beş pare etmez’, ‘ahlaksız’ gibi sıfatlar her satır başı kullanılıyor.

Söz ve küfür düellosu bizzat Fethullah Gülen ve Tayyip Erdoğan arasında günlük bir ‘iletişim’ haline dönüşmüş urumda. Okyanus ötesinde oturan ‘tek şef’, okyanusunun bu tarafında oturan ‘tek şefe’ beddualar yağdırıyor.  Birkaç saat sonra bu taraftaki ‘tek şef’ cevabını yeni beddualarla veriyor.

Savaşın en çıplak biçimi ise her iki tarafın medyasının manşetlerinde, köşe yazılarında ve internet denilen ‘korkulu iletişim’ dünyasında kendisini gösteriyor. Gazetelerden bir bir ‘yıldızlar’ kayıyor. Biraz aykırı yazan gazeteci kapı önüne bırakılıyor. İşin daha nereye varacağını kestirmeyen ve her dönemin adamı olan tipler ise ıkınarak-sıkılarak bir şeyler yazmaya, yani durumu kurtarmaya çalışıyor.

Her iki tarafın medyası-ki Gülencilere ulusalcı-Ergenekoncu ve CHP medyası da her zaman açıktan olmasa da güçlü bir destek sunuyor-karşılıklı olarak birbirini ahlaksızlıkla, gerçekleri karatma ve psikolojik savaş yürütmekle suçluyor. Yıllardır Kürdistan halkına, demokrasi ve özgürlük isteyen herkese karşı en aleni psikolojik ve kirli savaşı yürütenlerin bugün bundan dert yanması ortaya trajikomik sahnelerin çıkmasına neden oluyor.

TÜRK MEDYASINDAN MAZLUMUN AHI ÇIKIYOR

Elbette ki Türk medyasının içine düştüğü bu duruma üzülecek değiliz. ‘Oh olsun’ demiyoruz ama ektiklerini biçiyorlar. O kadar yalan, kirli ve insanlığa karşı suç işleyen manşet attılar, haber yaptılar ki şu an içine düştükleri durumu hak ettiler.  Cumhuriyet tarihi boyunca rejimin dalkavukçuluğu dışında yaptıkları tek şey hak ve hukuk arayan herkesi, her etnik ve inanç topluluğunu açıkça infaz etmekti. Yaptıkları tek şey ceberut, ırkçı ve tekçi rejimi savunmak oldu. Bu nedenle o rejimin Kürdistan ve Türkiye coğrafyasında akıttığı her mazlumun kanının ahını taşıyor.

Katliamların, infazların,  köy yakmalarının, soykırımcı her politikanın, işkencecilerin suç ortağı, hatta KCK adı altında yapılan operasyonlarda olduğu gibi bizzat planlayıcısı ve uygulayıcısıdırlar. Bu medyanın günahlarını saymak, attığı kirli manşetleri sıralamak, yaptığı yalan haberleri yazmak için ne sabır yeter, ne de ömür.

Ancak Kürdistan ‘canlı bir organizma’ olarak, yaşayan ve mücadele eden bir coğrafya olarak bu kirli ve kanlı medyayı, onun manşetlerini hafızasına not etmiş durumda.  Örneğin şimdi ve daha önce birbirleriyle savaştıkları için Roboski’yi bir araç haline getirmeye çalışanları ve timsah gözyaşı dökenleri de iyi tanıyor.

ROBOSKİ’Yİ BİR DE GAZETE MANŞETLERİ VURDU

28 Aralık 2011 günü Türk savaş uçakları Roboski’de Kürt soykırımı gerçekleştirdikten sonra Türk medyasının bütün kanatları saatlerce sustular. Soykırımı görmemek, Roboski’den, Kürdistan’dan ve insanlıktan yükselen feryatları duymamak için duyu organlarını kör ettiler. Devletin ve hükümetin basit ve sıradan bir emir kulu gibi, gelen talimat üzerine katliama ilişkin haber ve görüntü paylaşmaya ancak 14 saat sonra başladılar. Bu basın ve insanlık adına yaşanan büyük bir utançtı. Bu utanç halen onların alnında yazılı duruyor. Roboski ve Kürdistan’dan açık özür dilemedikleri sürece, öylesine orada yazılı kalacak. Burada Türkçe çıkan Evrensel, Agos, Birgün gibi gazeteleri ve vicdan sahibi kimi yazarları ayrı tutmak gerekiyor. Çünkü onlar Türk medyasının aksine gerçeği yazmaya ve göstermeye gayret ettiler.

Türk medyasının bütün boy ve ebattaki gazeteleri iki gün sonra katliamı manşetten görmeye başladılar.  Ama bu kez de hiçbir vicdan ve ahlakı kaygı taşımadan katliamı örtbas etme, dahası katliamı PKK’nin üstüne yıkmaya ve masa altından yürüttükleri iktidar kavgasını Kürt kanı üzerinden yürütme gayretkeşliğine girdiler.  Roboski’yi manşetleriyle bir kez daha bombaladılar. 

Sözcü,  Akit, Zaman, Yeni Şafak, Star, Bugün, Aydınlık, Güneş, Hürriyet gibi Kemalist, Gülenci, ulusalcı, AKP’ci her boy ve ebatta gazete büyük bir pişkinlikle katili gizleme çabası ve telaşı içine girdi.

Mesela 30 Aralık 2011 günü, yani katliamdan iki gün sonra çıkan bazı gazetelerin manşetleri şöyle idi:

Sözcü:  Silah taşıyorlardı, Akit: terörist mi kaçakçı mı, Zaman: Ölümcül istihbarat, Yeni Şafak: Ölümcül hata, Vatan ve Star: Kahreden hata, Güneş: Asker ne yapsın, Hürriyet: 35 Ölü. Çok üzgünüz, Posta: Operasyon kazasıymış

TARAF’IN ‘BÖCEĞİ’, ZAMAN, AKİT VE SÖZCÜ KARDEŞLİĞİ

Bütün bu manşetlerin aksine Taraf gazetesi 30 Aralık günü ‘devlet halkını bombaladı’  manşetiyle çıktı. Doğru ve yerinde bir manşetti. ‘Bu ülkede vicdanlı insanlar da var’ dedirten bir manşetti. Ancak çok geçmeden niyetin hiçte iyi olmadığı anlaşıldı. Taraf bir gün sonra Akit gibi çok kirli ve şuan kıran kırana devam eden iktidar savaşının fitilini ateşleyen manşeti attı: ‘Bahoz kaçakçı kılığında gelecek’

Manşetin altındaki imza dikkat çekiciydi. Bu ‘özel haber’ kamuoyunda ‘özel tetikçi’ olarak adlandırılan Mehmet Baransu’ya aitti. Bu özel elemanın’ haberine göre güya 21 Aralık günü gelen istihbarat raporunda HPG Ana Karargah komutanlarından Dr. Bahoz Erdal ‘kaçakçı kılığında bir grup arkadaşıyla Türkiye’ye intikam eylemleri için giriş’ yapacakmış. Sözde MİT’in gönderdiği bu bilgi notu sonucu Türk savaş uçakları alanı bombalamış. Gelen kaçakçıları gerilla sanmış. Dahası bu istihbarat bilgisi MİT içindeki PKK’liler tarafından verilmiş! Nasıl bir kurgu ama!

Gülencilerin Network’unda hazırlanmış ve pazara sürülen bu kara propaganda Roboski katliamını gerçekleştirenler için can simidi oldu. Taraf katliama uğrayanları değil, attığı manşetle katilleri koruma altına almıştı. Büyük bir karartma yapmıştı. 

Bu kara propagandaya ilk destek beklenildiği gibi ‘her şeyi bilen adam’ olarak yutturulmaya çalışılan aynı gazetede yazan Emre Uslu adlı bir başka özel eleman tarafından geldi. Baransu’nun Roboski katliamı üzerinden MİT içindeki kavgayı ateşleyen yalan haberi daha sonra adı geçen gazetenin resmi yayın politikası haline geldi. Gazetenin o dönem genel yayın yönetmeni olan Ahmet Altan işini gücünü bir tarafa bırakarak bu yalan üzerinden Kürt hareketini vurmaya ve işin teorisini yapmaya başladı. Altan Türk başbakanı Erdoğan’ın ‘istihbarat böcekleri’ diye tanımladığı ‘Baransugillerin’ elinde bir oyuncağa dönüştü.

Elbette ki Taraf’ın ‘Bahoz kaçakçı kılığında gelecek’ manşetinin birden fazla amacı vardı: Katliamı gizlemek, perdelemek, katilleri korumak ve aklamak, PKK’yi katliamdan dolayı zan altında tutmak bu manşetin görünen hedefleriydi. Ancak şimdi daha çok net anlaşılıyor ki, o manşet o gün kamuoyunun haberdar olmadığı, ama kıran kırana bir kavganın merkezine dönüşen MİT ile alakalıydı. Bu manşet Oslo görüşme tutanaklarını yayımlayan, Türk hükümetinin PKK ile görüşmesine karşı çıkan, ayak direten, çözüm ve barıştan yana olamayan paralel devletin önemli bir hamlesiydi. Bir taşla birkaç kuş birden vurulmak istendi.   

Aslında Taraf gazetesindeki bu manşetin ilk işaret fişeği her şart ve koşulda Kürt düşmanlığında birleşen Sözcü, Akit ve Zaman gazetesinden gelmişti. 30 Aralık 2011 günü Zaman ‘PKK elebaşlarının toparlandığı yönünde yanıltıcı bilgi sonucu’ bombalamanın olduğunu üfürmüş ve ‘Ölümcül istihbarat’ manşetini atmıştı. Şuanda Zaman gazetesiyle gırtlak gırtlağa t savaşın Akit gazetesi ise o gün ‘terörist mi kaçakçı mı’ manşetiyle tıpkı Taraf ve Zaman gibi kafaları karıştırma ve genelkurmayı aklama çabası içine girmişti. Ulusalcı ve Ergenekoncuların yuvalandığı Sözcü gazetesi de aynı gün bu ‘iki düşman kardeşten’ geri kalmamış, tıpkı onlar gibi ‘Silah taşıyorlardı’ manşetiyle Türk savaş uçaklarının ‘sınırdan katır sırtında ağır silah taşıyan PKK’lilerin vurulduğu’ yalanını yayıyordu.

Bu böyle günlerce devam etti. Akit, Zaman, Sözcü ve daha sonra bunları takip edecek olan Hürriyet, Yeni Şafak, Sabah, Bugün, Aydınlık gibi gazeteler Kürt düşmanlığında yarışacak ve Roboski katliamını perdelemek için olmadık yalanların arkasına sığınacaklardı. Roboski’de bir kaymakamın protesto edilmesini günlerce manşetten indirmeyeceklerdi.  

TARAF’IN ‘ÖZELLİĞİ’ VE AKİT’İN APTALLIĞI

Ancak bu kara propagandada Taraf ‘özel’ bir yerde duruyordu. Taraf gazetesi ilk attığı manşeti yalanlamış MİT içinde devam eden Gülen Hareketi ile Erdoğan ekibi arasındaki kavgaya Roboski katliamını malzemeye yapmaya başlamıştı. Bu uğursuz ve kirli yayınıyla Taraf katillere ev sahipliği yapmakla kalmadı, kamuoyunun bilincini köreltmek, Kürt hareketini zan altında bırakmak gibi uğursuz işlere de bulaştı.

Çok geçmeden Taraf’ın başlattığı bu kara propaganda onunla kanlı bıçaklı ve hükümetin tetikçisi olan Akit gazetesine tümden sirayet etti. Adı geçen gazete Taraf’ın yalanını sürdürmek için bu kez iki hafta sonra ‘34 köylüyü PKK bombalattı’ manşetiyle çıktı.  Bu yalanına dayanak olarak bir kişinin Facebook hesabında yer alan ‘Türk uçakları Kürt köyünü vurdu’ haberini gösterdi.  Ancak Akit bu yalanına dayanak yaptığı ‘belgede’ tam bir aptallık örneği sergileyerek Facebook hesabı olan kişinin bulunduğu yer ile Türkiye arasındaki saat farkını hesaplamamıştı. Bu yalan da anında çöküp gitti.

ROBOSKİLİLERE ÖZÜR BORCUNUZ VAR

Taraf, Zaman, Sözcü, Aydınlık, Bugün, Akit, Sabah, Yeni Şafak, Hürriyet ve diğerlerinin Roboski’ye ilişkin yaptıkları onca haberin bir teki dahi doğru çıkmadı. Taraf’ın ‘böcekleri’, genel yayın yönetmeni, bazı yazarları günlerce ‘MİT içinde PKK’lileri’ arayıp durdular. Olmayan bir şeyi varmış gibi göstererek kirli bir rant kavgasına 34 Kürt insanının kanını, canını, malını, onların ailesinin acı ve feryatlarını malzeme yaptılar.

Aradan iki yıl geçti. İleri sürdükleri yalanlarına tek bir kanıt gösteremediler. Şimdi bu gazetelerin Roboski için gözyaşı dökmesi sahtekârlıktan, iki yüzlükten başka bir şey değil. Ve Baransu gibi ‘istihbarat böceklerinin’ ortaya attığı yalan üzerinden başta Ahmet Altan olmak üzere onca yazı yazanların Roboskililere, Kürdistan ve Türkiye kamuoyuna bir özür borcu yok mudur? 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info 


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.