PARALEL DEVLET DARBESİ
Makaleler / 19 Aralık 2013 Perşembe Saat 07:53
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bu kararı kim verdi ve darbe kokan böylesi bir kararla neyi amaçladı? Bu kararın arkasında paralel devlet var, efendileri ile iştişare halinde bu karara ulaşan Pensilvanya’da mukim zat var, Türkiye’yi hızla yeni bir savaş ortamına sürüklemeye çalışan dış güçlerin taşeronluğunu yapan Fetullah Gülen Cemaati var.

Resmen 2013 Newroz’u ile başlayan ‘çözüm süreci’ tıkanmaya girmişken ve barış umutları suya düşmek üzereyken, kanımca birçok insan “Nihayet iyi bir şey olacak” diye düşünmüştü. Anayasa Mahkemesi’nin tutuklu CHP Milletvekili Mustafa Balbay’ın tahliyesine karar vermesi ve ardından Balbay’ın serbest bırakılmasının böylesi iyimser bir kanıya yol açması doğaldı. Parlamentodaki tüm siyasi partiler bu gelişmeyi olumlu karşılamışlar ve tutuklu diğer vekillerin de serbest kalması gerektiğini ifade eden açıklamalarda bulunmuşlardı. Kamuoyunda oluşan genel kanı AYM kararının ilgili mahkemelerce emsal alınacağı ve BDP’li tutsak vekillerin de serbest kalacağı doğrultusundaydı. Ama böyle olmadı, beklenen tahliye kararı çıkmadı. Diyarbakır 5. ve 6. Ağır Ceza Mahkemesi AYM’nin bu kararına uymadı ve milletvekillerinin rehine konumunun devamına karar verdi.

Yerel seçimlere kısa bir süre kala tutsak vekillerin tahliye edilmeleri özellikle Kürtler arasında yükselen gerilimi önemli ölçüde azaltacak ve siyasi tansiyonu düşürecekti. Bu gelişmeden en fazla da AKP Hükümeti yarar sağlayacaktı. Çünkü pratikte elle tutulur bir karşılığı pek gözükmese ve zevahiri kurtarmanın ötesine geçmese de, AKP’yi ‘çözüm süreci’ne sahip çıkmaya yönelten en önemli neden silahların sustuğu bir ortamda seçimlere gitmekti. Ancak Kürt tarafının tüm iyi niyetine rağmen, AKP çatışmasızlık sürecinin devamına hizmet edecek olumlu hiçbir adım atmadı. Böylece süreci tıkanma ile yüz yüze bıraktı ve toplumun ezici çoğunluğunun sürmesini dilediği çatışmasızlık ortamını iyice zora soktu. AYM’nin kararını hiçe sayan bu denli küstahça bir hukuksuzluk Kürt cephesinde elbette bir infiale yol açacak ve Kürtler söz konusu olduğunda düşman hukukunun işletildiğine ilişkin kanıyı iyice pekiştirecekti. Vekillerin tahliye talebinin reddedilmesi sonrasında yapılan değerlendirmeler de bu çerçevede oldu.

Kürdistan’da hâlâ düşman hukukunun uygulandığı inkâr edilemez. Kuşkusuz sömürge yönetimi keyfi bir yönetimdir ve bu keyfilik yaşamın bütün alanları için geçerlidir. Keyfiliğin kendisini en çarpıcı tarzda ortaya koyduğu alan hukuk alanıdır. On binin üzerinde Kürt insanının siyasi soykırım operasyonları çerçevesinde zindanlara doldurulması ve seçilmişlerin bunların azımsanmayacak bir kesimini oluşturması bu keyfiliğin dolaysız kanıtıdır. Seçilmişler bağlamında sorun elbette sadece tutuklu altı milletvekili ile sınırlı değildir; birçok belediye başkanı ve belediye meclisi üyesi de hâlâ tel örgülerin ardında siyasi rehine olarak tutulmaktadır. ‘Çözüm süreci’ne samimi yaklaşım en azından bu seçilmişlerin serbest bırakılmasını gerektirirdi. Hukuki mevzuatın buna cevaz vermediği iddiası bu konuda hükümeti sorumluluktan kurtaramaz. AKP isteseydi en azından tutsak seçilmişlerin salıverilmeleri için ilgili yasalarda gerekli değişikliklere gidebilir ve Türk-Kürt barışına hizmet edecek mütevazı bir adım atabilirdi.

Çıplak gerçeklik bu olsa da, AYM kararını çiğneyip Kürt vekillerin rehine konumunun devam etmesinden yana tutum belirle-yen gücün AKP Hükümeti olmadığı ortadadır. Balbay’ın itirazı üzerine, AYM, Kürt vekillerin de salıverilmesine emsal oluştura-cak bir karar aldı. Bu karara bağlı kalınıp sözü edilen vekiller serbest bırakılsaydı, bu durum seçimlerde AKP için bir risk teşkil edebilir miydi? Başka bir deyişle milliyetçi oyları kaybetme kaygısı yüzünden AKP’nin Kürt vekillerin tutuklu kalmalarından yana tavır aldığı iddia edilebilir mi? Bu sorulara hayır cevabını vermek gerekir. Gerçekte bunun tersi daha doğrudur. Balbay’ın tahliyesi toplumun hemen her kesiminde hoşnutlukla karşılandı. MHP dahil tüm siyasi partiler bu gelişmeyi olumlu buldular ve tutuklu diğer vekillerin de salıverilmesi gerektiğini dillendirdiler. Hemen herkesin üzerinde hemfikir olduğu bu gelişme belli ki en çok da AKP’nin işine yarayacak ve sonuçlarını en çok bu parti derleyecekti. Tutsaklığa devam kararı bir bakıma AKP’ye de darbe vurdu.

Sorulması gereken soru şudur: Bu kararı kim verdi ve darbe kokan böylesi bir kararla neyi amaçladı? Bu kararın arkasında paralel devlet var, efendileri ile iştişare halinde bu karara ulaşan Pensilvanya’da mukim zat var, Türkiye’yi hızla yeni bir savaş ortamına sürüklemeye çalışan dış güçlerin taşeronluğunu yapan Fetullah Gülen Cemaati var. ‘Hizmet’ kavramının arkasına sığınan bu oluşumun bu kavramla neyi anlatmaya çalıştığı son gelişmelerle iyice açığa çıkıyor. Kürt sorununun barışçıl çözümüne karşı tavır alan bu oluşumun özellikle yargı alanında ve emniyet teşkilatında sıkı bir biçimde örgütlendiği ve tam bir kurumlaşmaya gittiği iyi biliniyor. AKP’nin daha çok da Kürdistan’da emniyet ve yargıyı Cemaat’in emrine verdiği kesindir. Vali ve kaymakam kadroları da dahil edildiğinde, Kürdistan’ı esas olarak paralel devletle özdeşleşen bu oluşumun yönettiği netlik kazanıyor. Kürdistan’da siyasi soykırım operasyonları için fetva çıkaran da, bu operasyonları halen sürdüren de, halkın vekillerini zindanlara atan da, AYM’nin kararına rağmen zindanlarda tutmaya devam eden de yine bu karanlık oluşumdur.

Cemaat adı verilen bu yapılanmanın, diğer bir deyişle paralel devletin amacı Kürt sorununu çözümsüz bırakmak ve buna bağlı olarak Türk-Kürt çatışmasının sürüp gitmesini sağlamaktır. Hedeflenen esas olarak ‘çözüm süreci’nin sabote olmasıdır. Bu oluşumun ‘çözüm süreci’ni dinamitlemeye yönelik ilk hamlesi eski ve yeni MİT Müşteşarlarını gözaltına alma denemesi oldu. Bunun özünde hükümete yönelik bir darbe girişimi olduğu açıktı. Paralel devlet bu darbe girişimiyle hükümete gözdağı veriyordu. Söz konusu darbe girişimini boşa çıkartan aslında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan oldu. Önder Öcalan BDP-HDP heyetleriyle her görüşmesinde bu paralel devlete ve tehlikeli oyunlarına dikkat çekti. Bu tehlikeyi bertaraf etmek için ‘çözüm süreci’nin yasal bir temele dayandırılması gerektiğini belirtti. Ancak AKP Hükümeti bu işi savsakladı ve sürecin ikinci aşamasının gerektirdiği yasal düzenlemeleri yapmaktan imtina etti. ‘Çözüm süreci’ gibi tarihsel bir gelişmeyi ucuz seçim hesaplarına kurban etme yoluna saptı. Sonuç ortadadır: Paralel devlet meydan okumayı sürdürüyor ve yeni bir darbe girişimiyle iktidarı devirmeye çalışıyor.

Mevcut durumda AKP’nin önünde iki yol var: Ya paralel devletin meydan okuması ve darbe teşebbüsü karşısında geri çekilip zamana yaydığı ‘çözüm süreci’ne son noktayı koyacak, ya da bu sürecin halklarımız açısından tarihsel önemini bilince çıkararak bir an önce gerekli anayasal ve yasal düzenlemeleri yapma yoluna gidecektir. Birinci seçeneği tercih etmekle AKP’nin kurtarabileceği hiçbir şey olmayacaktır. AKP Hükümeti bu seçenekte karar kılarsa kendi iktidarını bile koruyamayacaktır. İlk seçenek bir Türk-Kürt savaşına davetiye çıkarma anlamına gelecektir. Bunun ise komploculara teslim olmayı ve komplonun uzantısı haline gelmeyi ifade edeceği aşikârdır. İkinci seçenek ise farklılıkların kabulüne dayanan ve bu temelde halkların özgür birlikteliğini esas alan Demokratik Türkiye’nin kapılarını ardına kadar açmaktır. Daha açık bir ifadeyle bir Türk-Kürt çatışması ihtimalini ortadan kaldırmak ve bunun yerine Türk-Kürt dostluğuna dayanan Demokratik Türkiye’nin inşasına girişmektir.

Ne kadar haklı gerekçelere dayanırsa dayansın, paralel devletin rüşvet ve yolsuzluk operasyonu ile yaptığı şey de yine yeni bir darbedir. Tutsak Kürt vekillerin tahliye taleplerinin reddedilmesiyle bu operasyonun aynı sürece denk getirilmesi manidardır. Cemaat bu operasyonla hem hükümeti hizaya getirip teslim almaya çalışmakta, hem de dikkatleri bu operasyon üzerinde yoğunlaştırıp tutsak vekillerin serbest bırakılmamasının Kürt toplumunda yol açtığı tepkiyi sınırlandırmayı öngörmektedir. Yaşanan şey darbenin yeni bir eylemle sonuç almak üzere ilerletilmesidir. Yolsuzluk ve rüşvet AKP’nin bir diğer adı olabilir. Buna rağmen bu gelişmenin bir darbe olduğunu ve esas olarak çözüm sürecini bitirmeyi hedeflediğini görmemek, hangi niyetle yola çıkılırsa çıkılsın, sadece darbecilere hizmet eder ve bir Türk-Kürt çatışmasının kapısını aralamaya yarar.

Ali H. Yerkan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info



Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.